2. Hukuk Dairesi 2014/22685 E. , 2015/5694 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : Ankara 8. Aile Mahkemesi
TARİHİ : 19/06/2014
ESAS-KARAR NO : 2014/419-2014/768
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, davacı tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle dava, evlilik birliğinin ölümle sona ermesinden sonra açılmış olup, "aile konutu" olarak özgülenen taşınmazın hak sahibi ölen (koca) tarafından Türk Medeni Kanununun 194/1. maddesine aykırı olarak diğer eşin açık rızası alınmaksızın devrine ilişkin tasarrufun iptali isteğine ilişkin olmasına, hükmün de bu çerçevede ve buna münhasır olarak kurulmuş bulunmasına, 194. maddenin "aile konutuna" sağladığı korumanın, evlilik birliğinin devamı süresince geçerli olacağına, evlilik birliğinin sona ermesinden sonra, sağ eşin yasal mal rejiminden ve miras hukukundan kaynaklanan haklarının bu korumadan yaralanamayacağına göre, yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı harcın temyiz edene yükletilmesine, peşin alınan harcın mahsubuna ve 123.60 TL. temyiz başvuru harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, işbu kararın tebliğinden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oyçokluğuyla karar verildi. 26.03.2015 (Prş.)
KARŞI OY YAZISI
Davacı kadın, dava konusu taşınmazın daha önce eşi (muris) adına kayıtlı ve aile konutu olduğunu, eşinin 10.07.2013 tarihinde öldüğünü, eşinin ölmeden önce, aile konutunu davalı babasına devrettiğini, ancak devir işlemiyle ilgili olarak, Türk Medeni Kanununun 194. maddesi gereğince rızasının alınmadığını belirterek, taşınmazın tapu kaydının iptal ve tescili ile aile konutu şerhi davası açmıştır.
Mahkeme, Türk Medeni Kanununun 194. maddesinin evliliğin genel hükümleri kapsamında yer aldığını, evliliğin sona ermesiyle,taşınmazın aile konutu niteliğini kaybettiğini,rızası gereken eşin, yapılan devir işleminin geçersizliğini ancak evlilik birliğinin devam etmesi durumunda ileri sürebileceğinden bahisle, davanın reddine karar vermiştir. Karar davacı tarafça temyiz edilmiştir.
.../...
Tapu kaydına göre, taşınmazın, davacının eşi (muris) tarafından 23.03.2012 tarihinde davalıya (babasına) devredildiği, davcının eşinin 10.07.2013 tarihinde öldüğü, taşınmazın davalı tarafından 24.07.2013 tarihinde dava dışı (üçüncü kişi) H. O. K. adlı kişiye devredildiği, bu davanın ise 27.03.2014 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır.
“Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz” (TMK.m.194/1).
“Sağ kalan eş, eski yaşantısını devam ettirebilmesi için, ölen eşine ait olup birlikte yaşadıkları konut üzerinde kendisine katılma alacağına mahsup edilmek, yetmez ise bedel eklemek suretiyle intifa veya oturma hakkı tanınmasını isteyebilir; mal rejimi sözleşmesiyle kabul edilen başka düzenlemeler saklıdır” (TMK.m.240/1). “Haklı sebeplerin varlığı hâlinde, sağ kalan eşin veya ölen eşin yasal mirasçılarının istemiyle intifa veya oturma hakkı yerine, konut üzerinde mülkiyet hakkı tanınabilir” (TMK.m.240/3).
“Eşlerden birinin ölümü hâlinde tereke malları arasında ev eşyası veya eşlerin birlikte yaşadıkları konut varsa; sağ kalan eş, bunlar üzerinde kendisine miras hakkına mahsuben mülkiyet hakkı tanınmasını isteyebilir (TMK.m.652/1). “Haklı sebeplerin varlığı hâlinde, sağ kalan eşin veya mirasbırakanın diğer yasal mirasçılarından birinin istemi üzerine, mülkiyet yerine intifa veya oturma hakkı tanınmasına da karar verilebilir” (TMK.m.652/2).
Evliliğin, boşanma veya iptal kararıyla sona ermesi ile eşlerin birinin ölümü sebebiyle sona ermesinin, hukuki sonuçları farklıdır. Zira, evliliğin ölümle sona ermesi durumunda sağ kalan eş mirasçı konumundadır. Diğer durumlarda ise eşler birbirine mirasçı olamazlar.
Bu sebeple, evliliğin ölümle sona ermesi durumunda sağ kalan eşin miras hakları devam etmekte, ayrıca Türk Medeni Kanunun 240 ve 652. maddesinde aile konutuyla ilgili kendisine tanınan yasal hakları bulunmaktadır.
Sağ kalan eşin, bu düzenlemelerde yer alan hakları için ayrıca bir dava açması zorunlu olmayabilir. Çünkü sağ kalan eş ve varsa diğer mirasçılar, dava açılmadan yasal düzenlemeye uygun şekilde mirası taksim edebilirler. Rızaya dayalı miras taksimi olmaz ise sağ kalan eş, yasal haklarını kullanmak için diğer mirasçılara karşı da her zaman dava açabilir. Bu sebeple, dava konusu taşınmazın aile konutu niteliği, davacı kadın eş açısından, davalı eşinin ölümünden sonra da devam etmektedir. Dolayısıyla, Türk Medeni Kanununun 194, 240 ve 652. maddelerindeki açık düzenlemelere göre, aile konutuna sağlanan koruma da sona ermemiştir.
Sağ kalan eşin, aile konutunu, terekeye döndürme ve bunun için de dava açma hakkı vardır. Aksi taktirde, sağ kalan eş, aile konutundan kaynaklanan yasal haklarını kullanabilme olanaklarından yoksun kalmış olacaktır.
Ancak, eldeki davada dava konusu taşınmaz, davalı tarafından davadan önce bir başka kişiye devredilmiştir. Sadece, tapuda kayden malik olmayan davalıya husumet yöneltilmesi doğru değildir. Davalı taraf eksik gösterilmiştir. Davanın niteliği dikkate alınarak, Hukuk Muhakemeleri Kanununun 124- (4) maddesi gereğince, davacı tarafa süre verilip, tapuda kayden malik gözüken H. O. K.a dava dilekçesinin tebliği ile davalı olarak husumet yöneltilmesi, bu kişinin varsa göstereceği delillerin toplanması, daha sonra, tarafların iddia, savunma ve toplanan delillere göre davanın esası hakkında olumlu olumsuz bir karar verilmesi gerekir.
Bu sebeplerle, temyiz edilen hükmün bozulması gerekirken, yazılı şekilde onanması yönündeki sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.