Ceza Genel Kurulu 2014/48 E. , 2016/414 K.
"İçtihat Metni"Yargıtay Dairesi : 7. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Ağır Ceza
Günü : 26.11.2013
Sayısı : 159-330
5607 sayılı Kanuna muhalefet ve resmi belgede sahtecilik suçlarından sanıklar ... ve ..."in beraatlerine ilişkin, Bakırköy 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 15.06.2010 gün ve 29-141 sayılı hükmün, katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 7. Ceza Dairesince 02.05.2013 gün ve 6833-10366 sayı ile;
“.... Tekstil Ürün Tur. Taah. İnş. San. ve Tic. Ltd. şirketi adına,...Gümrük Müdürlüğünce tescilli, 04.02.2010 gün ve ANO15221 sayılı antrepo beyannamesinde, kilogramında 40 Amerikan Doları gözetim kıymetine tabi dava konusu eşyanın 1500 kilogram taklit mücevher takı eşyası olarak beyan edildiği halde, gümrük idaresince şüphe üzerine yapılan tespitte eşyanın 12.800 kilogram olarak tespit edilmesi karşısında;
Eşyanın ağırlığının gerçeğinden eksik beyan edildiği cihetle, kilogramında 40 dolar gözetim kıymeti olan ve gümrük vergisinin hesaplanmasına bu değerin de dahil edilmesi gerekeceğinden, sanıkların beyan dışı bıraktıkları eşyaları söz konusu değeri ödememek amacıyla gümrük işlemine tabi tutmadan yurda sokmak kastı ile hareket ettikleri anlaşıldığından, eylemlerinin sahtecilik ve kaçakçılık suçlarını oluşturduğu gözetilerek mahkûmiyetine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, oluş ve dosya içeriğine uygun düşmeyen gerekçelerle yazılı şekilde hüküm tesisi” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel mahkeme ise 26.11.2013 gün ve 159-330 sayı ile;
“Cumhuriyet Başsavcılığınca sanıklar hakkında kaçakçılık ve sahtecilik suçlarını işledikleri iddiası ve cezalandırılmaları talebi ile kamu davası açılmıştır. Sanıklar hakkında kamu davası açılmasının sebebi, davaya konu teşkil eden Öz Taha Tekstil Ürünleri Turizm Taahhüt İnşaat San. ve Ticaret Limited Şirketi adına Ambarlı Gümrük Müdürlüğünce tescilli 02.02.2010/TR 003746 transit beyannamesinin üçüncü kaleminde beyan edilen 2000 kilogram taklit mücevherat eşyanın, 711.790.00.90.00 GTİP"de beyan edilen ve kilogramında 40 dolar gözetim kıymeti olması nedeni ile beyan edilenden fazla olabileceği şüphesi ile Halkalı Gümrük Müdürlüğünün 04.02.2010/AN 015221 gün ve sayılı antrepo beyannamesinde üçüncü kalemde 1500 kilogram olarak taklit mücevher eşyasının beyan edildiği, eşyaların yapılan sayım ve tartımında antrepo beyannamesinde 1500 kilogram olarak beyan edilen ve kilogramında 40 dolar gözetim kıymeti olan taklit mücevher eşyasının 12.800 kilogram olduğunun anlaşılmasıdır. Bu anlatım çerçevesinde sanıklar hakkında kamu davasına konu edilen beyannamenin, 04.02.2010 tarihli ve AN015221 sayılı antrepo beyannamesi olduğu anlaşılmaktadır. Sanıklara yüklenen suçlama yönünden hukuki durumlarının tespit edilebilmesi bakımından öncelikle, sanıkların üzerlerine atılı kaçakçılık suçunun yasal unsurları itibarı ile gerçekleşip gerçekleşmediğinin tartışılması gereklidir.
Davaya konu olan antrepo beyannamesi, 4458 sayılı Gümrük Kanununda öngörülen antrepo rejimi çerçevesinde eşyanın antrepo rejimine tabi tutulması için yapılan yazılı beyan niteliğindedir. Gümrük Kanununun 93. maddesi hükmüne göre bir eşyanın antrepo rejiminden yararlanabilmesi için, eşyanın ithalat vergilerine ve ticaret politikası önlemlerine tabi tutulmamış ve serbest dolaşıma girmemiş nitelikte olması gerekli olup, antrepo rejimi bu nitelikteki eşyanın bir gümrük antreposuna konulmasına ilişkin hükümleri belirlemektedir. Gümrük Kanununun 47 ila 50. maddesi hükümleri gereğince Türk Gümrük Bölgesine gelen eşya, gümrüğe sunulmasından sonra gümrükçe onaylanmış bir işlem veya kullanıma tabi tutuluncaya kadar geçici depolanan eşya statüsünde bulunur. Yine aynı Kanunun 58. maddesi hükmü gereğince bir gümrük rejimine tabi tutulmak istenen eşya bu rejime uygun şekilde yetkili gümrük idaresine beyan edilir. Bu kanun hükümleri çerçevesinde somut olay değerlendirildiğinde, davaya konu teşkil eden antrepo beyannamesi muhteviyatı eşya Türk Gümrük İdaresine sunulmuş, Türk Gümrük İdaresine sunulduğu andan itibaren geçici depolanan eşya statüsünü kazanmıştır. Dava konusu antrepo beyannamesi eşyanın gümrük kanununda öngörülen rejimlerden birisi olan antrepo rejimine tabi tutulmak üzere antrepo beyannamesi ile gümrük idaresine beyan edilmiş bulunmaktadır. Her ne kadar Gümrük Kanununun 61/3. maddesinde tescil edilmiş beyannamenin taahhüt niteliğinde beyan sahibini bağlayacağı öngörülmüş ise de, söz konusu beyanın ait olduğu eşyanın vergileri ve para cezalarından dolayı taahhüt niteliğinde beyan sahibini bağlayacağı öngörülmüş olup, cezai yönden herhangi bir sonuç bağlanmamıştır. Dolayısıyla mevcut durumda eşya halen geçici depolanan eşya statüsünde olup gümrük idaresinin gözetimi altında bulunmaktadır. Öte yandan sanıklarca eşyanın ithaline yönelik herhangi bir rejim beyanında bulunulmamıştır. Kaldı ki gümrüğe sunulan eşyanın gümrükçe onaylanmış bir işlem veya kullanıma tabi tutulması bakımından 46. maddede bir kısım süreler belirlenmiş ise de, eşyanın antrepoda muhafaza edilmesi süresizdir. Gümrük Kanununun 181. maddesine göre ithalatta gümrük yükümlülüğü, ithalat vergilerine tabi eşyanın serbest dolaşıma girişi için verilecek beyannamenin tescili tarihinde başlayacaktır. Oysa dava konusu eşya ile ilgili olarak bu yönde verilmiş ve tescil edilen herhangi bir serbest dolaşıma giriş beyannamesi de bulunmamaktadır.
Diğer taraftan 11.04.2013 tarihinde yürürlüğe giren 6455 sayılı Gümrük Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 13. maddesi ile 4458 sayılı Kanunun 236. maddesine eklenen 5. fıkrada; gümrük antrepolarındaki eşyanın antrepo beyannamesinde beyan edilenden belirgin bir şekilde farklı cinste eşya olduğunun tespiti halinde, bu eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı idari para cezası verileceği, eşyaya el konularak mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verileceği ve eşyanın 177 ila 180. madde hükümlerine göre tasfiyeye tabi tutulacağı öngörülmüştür. Söz konusu kanunun gerekçesinde de, getirilen bu düzenlemenin önceki mevzuatta bu hususta bir boşluk olduğunun tespit edilerek, tespit edilen iş bu yasal boşluğun giderilmesi amacı ile getirildiği belirtilmiştir. Bu kanun düzenlemesi karşısında, 11.04.2013 tarihinden önce antrepo beyannamesinde beyan edilen eşyanın, belirgin şekilde farklı cinste eşya olduğunun tespiti halinde uygulanacak müeyyide konusunda yasal bir boşluk olduğunun kabulü zorunlu olmaktadır.
Yukarıdaki paragraflarda yapılan açıklamalar çerçevesinde değerlendirme yapıldığında sanıklara yüklenen kaçakçılık fiilini işledikleri iddia edilmiş ise de, sanıklarca Türk Gümrük Bölgesine gelen eşyanın antrepo rejimine tabi tutulması hususunda beyanname tanzim edilerek tescil edildiği, ancak yukarıda açıklanan kanun hükümleri çerçevesinde beyanname konusu eşyanın halen geçici depolanan eşya statüsünde bulunduğu, bu niteliği itibarı ile gümrük idaresinin gözetimi altında bulunan eşya durumunu koruduğu, sanıklar tarafından eşyanın ithaline yönelik herhangi bir rejim beyanında bulunulmadığı, eşyanın serbest dolaşıma giriş rejimine tabi tutulması yönünde herhangi bir serbest dolaşıma giriş beyannamesi tescil edilmediğinden ilgili kanun hükmü gereğince gümrük yükümlülüğünün henüz başlamadığı ve özellikle 6455 sayılı Kanun ile yapılan düzenleme ve kanun gerekçesi nazara alındığında, antrepo beyannamesi muhteviyatı eşyanın belirgin bir şekilde beyandan farklı cins eşya olduğunun tespiti durumunda suç tarihi itibarı ile mevzuatta yasal boşluk olduğunun kabulü zorunlu olup, bu durumlar karşısında sanıklara yüklenen kaçakçılık suçu olarak nitelendirilen fiilin, mevzuatta suç olarak düzenlenmemiş olduğu ve bu sebeple sanıkların bu suç yönünden CMK"nun 223/2-a maddesi gereğince beraatlerine karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır.
Ayrıca her ne kadar dava konusu antrepo beyannamesinde beyan edilen eşyanın tespit edilenden farklı olması sebebi ile beyannamenin içerik itibarı ile gerçeği yansıtmadığı anlaşılmış olup, bu fiilin de sahtecilik suçunu oluşturduğu iddiası ile sanıklara suçlama yöneltilmiş ise de, eşyanın tabi tutulmak istendiği rejim yönünden henüz ithale yönelik rejim beyanında bulunulmamış olduğu ve yukarıdaki paragrafta açıklandığı üzere bu konuda uygulanacak müeyyide yönünden yasal boşluk mevcut oluşu karşısında, beyannamedeki aykırılık herhangi bir hukuki sonuç doğurmayıp faydasız hale gelecektir. Bu yönden sanıklara atılı sahtecilik suçunun da yasal koşullarının gerçekleşmediğinin kabulü zorunludur.
Yukarıda baştan beri yapılan açıklamalar doğrultusunda sanıklara isnat edilen suçların yasal unsurlarının gerçekleşmediği anlaşılmakla, sanıkların müsnet suçlardan ayrı ayrı beraatlerine karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır" gerekçesiyle, önceki hükümde olduğu gibi sanıkların beraatine karar vermiştir.
Bu hükmün de katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 16.01.2014 gün ve 9234 sayılı "bozma" istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçeyle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözülmesi gereken uyuşmazlık; sanıkların üzerlerine atılı 5607 sayılı Kanuna muhalefet ve resmi belgede sahtecilik suçlarının sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkin ise de; Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca öncelikle, yerel mahkeme kararının "yeni hüküm" niteliğinde olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.
Ceza Genel Kurulunun süreklilik kazanmış uygulamalarına göre, şeklen direnme kararı verilmiş olsa dahi;
a) Bozma kararı doğrultusunda işlem yapmak,
b) Bozma kararında tartışılması gereken hususları tartışmak,
c) Bozma sonrasında yapılan araştırma, inceleme ya da yeni delillere dayanmak,
d) İlk kararda yer almayan ve daire denetiminden geçmemiş olan yeni ve değişik gerekçe ile hüküm kurmak,
Suretiyle verilen hüküm, direnme kararı olmayıp, bozmaya eylemli uyma sonucunda verilen yeni bir hükümdür. Bu nitelikteki bir hükmün temyiz edilmesi halinde ise incelemenin
Yargıtay"ın ilgili dairesi tarafından yapılması gerekmektedir.
İncelenen dosya kapsamından;
Yerel mahkemece, sanıkların 5607 sayılı Kanuna muhalefet ve resmi belgede sahtecilik suçlarını işlediklerinin sabit olmadığı gerekçesiyle her iki suçtan beraatlerine ilişkin verilen önceki hüküm Özel Dairece, sanıkların her iki suçtan mahkûmiyetlerine karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmuş, yerel mahkemece bu defa ilk hükümden sonra 11.04.2013 tarihinde yürürlüğe giren 4458 sayılı Gümrük Kanununun 236. maddesinin 5. fıkrası da dayanak gösterilerek, sanıklara atılı suçların yasal unsurlarının oluşmadığı şeklinde, önceki kararda yer almayan yeni ve değişik gerekçeyle hüküm kurulmuştur.
Bu itibarla, yerel mahkemenin son uygulaması direnme kararı niteliğinde olmayıp, ilk hükümde yer almayan yeni ve değişik gerekçeyle hüküm kurulmuş olması nedeniyle yeni hüküm niteliğindedir. Özel Daire denetiminden geçmemiş olan bu yeni hükmün, doğrudan ve ilk kez Ceza Genel Kurulunca incelenmesi mümkün olmadığından, dosyanın temyiz incelemesi için Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Bakırköy 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 26.11.2013 gün ve 159-330 sayılı karar yeni hüküm niteliğinde olduğundan, dosyanın temyiz incelemesi için Yargıtay 7. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 08.11.2016 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.
.