
Esas No: 2013/7643
Karar No: 2014/4356
Karar Tarihi: 13.03.2014
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2013/7643 Esas 2014/4356 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Lüleburgaz 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 01/03/2013
NUMARASI : 2012/337-2013/129
Davacı A.. Ş.. vekili Avukat D.. G.. tarafından, davalı Ü.. B.. aleyhine 20/07/2012 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 01/03/2013 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava, haksız şikayet nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, davalı ile arasında 07/06/2012 tarihine kadar herhangi bir problem bulunmadığını, bu tarihten sonra davalının eşinin apartman depo girişinin önüne dikmiş olduğu demir çubuklar nedeniyle kendisini uyarmaları üzerine aralarında bir münakaşa geçtiğini, bu olaylardan sonra davalının 08/06/2012 tarihinde kendisi hakkında cinsel taciz, hakaret ve tehdit suçlarından şikayetçi olduğunu, Lüleburgaz Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiğini, gerçeğe aykırı şikayet nedeniyle kişilik haklarının zarar gördüğünü belirterek manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Davalı, davacıya iftira atmadığını, yasal yollardan haklarını savunduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.
Dosya kapsamından; davalı vekilinin Lüleburgaz Cumhuriyet Başsavcılığı"na vermiş olduğu şikayet dilekçesi ile, davalının eşinin evde olmadığı zamanlarda davacının iç çamaşırları ile davalının evinin kapısına gelerek hakaretlerde bulunduğunu, geçen hafta kızının evde olduğu bir sırada terkrar kapıya gelip içeri girmeye çalıştığını, davalının kızını çağırması üzerine kaçarak uzaklaştığını beyan ettiği anlaşılmaktadır. Soruşturma kapsamında davalının kızı tanık olarak dinlenmiş ve şikayet dilekçesinde belirtilen olayları doğrulayıcı nitelikte beyanda bulunmuştur. Yapılan soruşturma neticesinde Lüleburgaz Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından olayla ilgili olarak kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiş ancak davalının itirazı üzerine dosyayı inceleyen Edirne 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından, davacı hakkındaki atılı suçların oluşup oluşmadığının yargılamayı gerektirdiği gerekçesiyle itiraz kabul edilmiş ve kamu davası açılması gerektiği belirtilmiştir.
Şikayet hakkı, diğer bir deyimle hak arama özgürlüğü; Anayasa’nın 36. maddesinde; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir” şeklinde yer almıştır. Hak arama özgürlüğü bu şekilde güvence altına alınmış olup; kişiler, gerek yargı mercileri önünde gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendilerine zarar verenlere karşı haklarının korunmasını, yasal işlem yapılmasını ve cezalandırılmalarını isteme hak ve yetkilerine sahiptir.
Anayasa’nın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, yine Anayasanın “Temel Haklar ve Hürriyetlerin Niteliği” başlığını taşıyan 12. maddesinde herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtildikten başka, 17. maddesinde de, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır. Türk Medeni Kanunu’nun 24. maddesinde, kişilik haklarına yapılan saldırının unsurları belirtilmiş ve hukuka aykırılığı açıklanmıştır. 25. maddesinde ise, kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı açıklanmış,olay tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı BK’nun 49. maddesinde ise saldırının yaptırımı düzenlenmiştir.
Hak arama özgürlüğü ile kişilik haklarının karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin bu iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Daha az üstün olan yararın, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Hak arama özgürlüğü, diğer özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmayıp kişi salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamaz. Bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için şikayet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların mevcut olması da zorunlu değildir. Şikayeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bunlara dayanarak başkalarının da aynı olay karşısında davalı gibi davranabileceği hallerde şikayet hakkının kullanılmasının uygun olduğu kabul edilmelidir. Aksi halde şikayetin hak arama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı, kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır.
Somut olayda davalı, bizzat maruz kaldığı bir olayı şikayet konusu yapmış, tanık olarak dinlenen kızı da şikayet konusu olayların bir kısmını doğrulamıştır. Davaya konu olayın özellikleri ve gelişim biçimi göz önünde tutulduğunda, şikayet hakkını kullanması bakımından yeterli emarenin varlığı benimsenmelidir. Yukarıda belirtilen ilke ve saptanan olgular ışığında, davalı yönünden hukuka uygunluk nedeninin gerçekleştiği kabul edilmeli ve dava tümden reddedilmelidir. Mahkemece, kısmen kabul kararı verilmesi doğru görülmemiş ve bu yön bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda gösterilen nedenle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 13/03/2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.