19. Hukuk Dairesi 2015/4384 E. , 2015/7485 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
- K A R A R -
Davacı vekili, müvekkilinin akli melekeleri yerinde olmadığından vesayet altına alındığını, dava dışı ...ve ..."ün davalı banka ile akdettikleri kredi sözleşmelerinin teminatı olarak müvekkilinin taşınmazı üzerinde ipotek tesis edildiğini, davalının kredi alacağının tahsili için müvekkili aleyhine icra takibi başlattığını belirterek, müvekkilinin takip nedeniyle borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, alınan .... Kurumu raporu ile davacının kefalet tarihinde fiil ehliyetinin bulunduğunun tespit edildiği, sözleşme tarihinden sonra davacının kısıtlanmasının sözleşmenin geçerliliğini etkilemeyeceği, alınan bilirkişi raporu ile davacının 241.728,58 TL borçlu olduğunun anlaşıldığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davacının takip nedeniyle 37.910,24 TL borçlu olmadığının tespitine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Davacının ... Sulh Hukuk Mahkemesi"nin 2010/83 Esas 2010/127 Karar sayılı ilamıyla 11.05.2010 tarihinde vesayet altına alındığı, davacının taşınmazı üzerinde, 21.05.2007 tarihinde, dava dışı ... Şirketinin kullandığı ve kullanacağı kredileri teminen 260.000 TL. limitle davalı banka lehine ipotek tesis edildiği, ayrıca davalı banka ile dava dışı ... Tarım Şirketi arasında akdedilen 17.01.2008 tarihli, 400.000 TL. limitli genel kredi sözleşmesinde davacının müşterek müteselsil kefil olarak imzasının bulunduğu, 23.03.2007 tarihli genel kredi sözleşmesinde ise davacının kefalet imzasının bulunmadığı dosya içeriğiyle sabittir.
Hükme esas alınan 27.11.2013 tarihli ... Kurumu raporunda, davacının akit tarihi olan 23.03.2007 tarihinde fiil ehliyetine haiz olduğu tespit edilmiştir. Mahkemece de, bu tespit esas alınarak davacının kefalet tarihinde fiil ehliyetinin bulunduğu gerekçesiyle davacının ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip nedeniyle borçlu olduğu miktar tespit edilerek bakiye takip miktarı yönünden borçlu olmadığının tespitine karar verilmiştir. Oysa dava, davacının kefaleti nedeniyle yapılan takip değil, ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla yapılan takip nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkin olup uyuşmazlığın bu çerçevede çözüme kavuşturulması gerekmektedir. Bir başka deyişle davacının, kefalet tarihinde değil ipoteğin tesis edildiği tarihte fiil ehliyetinin bulunup bulunmadığı tespit edilerek sonucuna göre hüküm kurulmalıdır.
Yukarıda yapılan açıklamalar karşısında, mahkemece davacı ipotek verenin, ipotek tesis tarihi olan 21.05.2007 tarihinde fiil ehliyetinin bulunup bulunmadığı tespit edilmeksizin, anılan tarihten önceki ve davacının kefaletinin dahi bulunmadığı genel kredi sözleşme tarihi olan 23.03.2007 tarihinde fiil ehliyetinin bulunduğuna dair ... Kurumu raporunun esas alınarak hüküm kurulması isabetsiz olduğu gibi, somut olayda ipoteğin asıl borçlu dava dışı şirketin davalı bankadan kullandığı tüm kredilerden kaynaklanan borcun ipotek limiti dahilinde teminatı olduğu, davacının ipotek tesis edilen tarihte fiil ehliyetinin bulunması halinde, kullandırılan kredilerde kefaletinin bulunup bulunmaması gözetilmeden davalı bankanın dava tarihinde dava dışı şirketten kullandırılan krediler nedeniyle alacaklı olduğu miktar tespit edilerek hüküm kurulması gerekirken, davacının kefaletinin bulunmadığı 23.03.2007 tarihli genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan davalı banka alacağı hesaplamaya dahil edilmeden sadece davacının kefaletinin bulunduğu 17.01.2008 tarihli genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan davalı alacağının tespitine ilişkin 26.05.2014 tarihli hesap bilirkişi raporunun hükme esas alınması da bozmayı gerektirmiştir. Kabul şekline göre de davalı banka 492 Sayılı Harçlar Kanunu anlamında harçtan muaf olmadığı halde, muaf tutularak aleyhine karar ilam harcına hükmedilmemesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün temyiz eden taraflar yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 21.05.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.