10. Hukuk Dairesi 2016/8351 E. , 2018/7103 K.
"İçtihat Metni"Mahkemesi :İş Mahkemesi
Dava, yersiz ödenen alacağın yasal faizi ile tahsili istemine ilişkindir.
Mahkemece,ilamında belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Somut olayda, davacının dava dışı .... A.Ş."de 2003 ile 22.04.2008 tarihleri arasında görev yaptığını, görev yaptığı döneme ilişkin şirketin ödenmeyen tüm prim borçları ve fer"ilerinden sorumlu tutulmak suretiyle aleyhine yapılan takip sonucu tarafına gönderilen ödeme emrindeki borç muhteviyatını tamamen ödediğini, ancak yönetim kurulunda 22.04.2018 tarihi itibariyle sorumluluğunun son bulduğu dikkate alındığında, 2008 yılının 3. ve 4. ayları prim borçlarından sorumlu tutulamayacağının açık olduğundan bahisle haciz baskı altında ödediği ilgili dönem prim borcunun ve feri"lerinin toplam tutarı olan 46.150 TL.nin ödeme tarihinden itibaren yasal faizi ile istirdadına ilişkin olduğu, Mahkemece davacının dava dışı Anonim şirkette yönetim kurulu üyesi ve şirketi temsil ilzama yetkisinin olduğu ve ilgili dönem prim borçlarından sorumlu tutulacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği anlaşılmıştır.
Davaya konu istirdatı istenen 2008 yılının 3. ve 4. aylarına ilişkin prim borçlarının tahakkuk dönemlerine göre davanın yasal dayanağı olan 506 sayılı Yasa’nın 80’inci maddesinin irdelenmesi gereklidir.
Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Kanun"un 80/11. maddesinde, “Sigorta primlerini haklı sebepleri olmaksızın, birinci fıkrada belirtilen süre içerisinde tahakkuk ve tediye etmeyen kamu kurum ve kuruluşların tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri mesul muhasip, sayman ile tüzelkişiliği haiz diğer işverenlerin üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri kuruma karşı, işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludurlar” hükmü öngörülmüştür. Anılan madde hükmüne göre, tüzel kişiliği haiz özel kuruluşta görev yapan kişinin primlerin ödenmesinden işverenle birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olabilmesi için, primlerin tahakkuk ve ödenmesinde yetkili, üst düzey yöneticisi olması zorunludur.
Yerleşmiş Yargıtay uygulamaları ile öğretide kabul edildiği üzere "üst düzey yönetici" kavramından anlaşılan şirketin mali ve idari konularında tek başına emir ve tasarruf yetkisine sahip özel şekilde kendisine yetki verilen kişidir. ... Ticaret Kanunu"nun 317. maddesine göre anonim şirketlerde şirketi yönetmek ve temsil etmek yönetim kuruluna aittir. Anonim şirkette primlerin ödenmesinde müteselsilen sorumlu üst yönetici ve yetkiliden söz edebilmek için primlerin tahakkuk ve ödenmesinde yetkili üst düzey yönetici olması, yönetim kurulu başkanı, başkan yardımcısı gibi ünvan taşıması veya temsil ve ilzam yetkisine sahip yönetim kurulu üyesi olması gerekir. Bunun dışında kalan ve şirketin idare veya mali işlerinde doğrudan söz sahibi veya yetkili olmayan kişilerin işveren ile birlikte müşterek sorumluluğu düşünülemez.
Yukarıdaki düzenlemelerden anlaşılacağı üzere, 01.07.2008 tarihinde önce tahakkuk eden prim borçları bakımından, işveren ile birlikte müteselsilen sorumluluk koşullarının oluşması için, işveren kamu kurum ve kuruluşu ise, kamu görevlilerinin tahakkuk ve tediye ile görevli olması, tüzel kişiliğe haiz diğer yetkilisi ve kanuni temsilci sıfatıyla işveren tüzel kişiliği temsil ve ilzama yetkili bulunulması gerekir.
Dikkat edilirse yasa koyucu, 506 sayılı Kanunda üst düzey yöneticilerin kuruma karşı olan prim borçları nedeniyle şirket ile birlikte müteselsilen sorumlu olunacağı hususunu düzenlemiş ise de, bu sorumluluk, “haklı sebep olmaksızın” ödememe hali ile sınırlandırılmıştır. Haklı nedenlerin neler olduğu konusunda kanunda bir açıklık bulunmamaktadır. Hangi hallerin haklı sebep teşkil ettiği, her bir davadaki özel koşullar ile hukuki ve maddi olayların özelliklerine göre mahkemece belirlenecektir. Bu belirleme yapılırken; diğer Kanunlardaki düzenlemelerden yararlanılmalı ve bilhassa Sosyal Güvenlik ilkeleri göz önünde tutulmalıdır.
Diğer taraftan iflasın açılması hususu İcra İflas Kanunu 193. maddede düzenlenmiş olup, buna göre, iflasın açılması ile duracak takipler;
1)İlamlı (m.32) ve ilamsız (m.58 ve devamı) haciz yolu ile takipler.
2)Kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takip (m.167 ve devamı).
3)Genel iflas (m.155 ve devamı) ve kambiyo senetlerine mahsus iflas (m.167,171 v.d.) yoluyla takip.
4)Teminat gösterilmesine ilişkin takipler.
5)Amme alacaklarının tahsili için 6183 sayılı Kanun"a göre tahsil dairelerince yapılan takiplerdir (Prf. Dr.Baki Kuru, İcra ve İflas Hukuku, cilt.3, sahife 2885 ve devamı).
Eldeki davada, davacının Yönetim Kurulu üyesi olduğu Anonim şirkete karşı açılan iflas davasında 24.03.2009 tarihli karar ile şirketin 24.03.2009 tarihinden itibaren iflasına karar verildiğinin anlaşılması karşısında, verilen iflas kararı ile şirket üzerinde karar alabilme ve tasarruf yetkisi kalmayan davacı Yönetim Kurulu üyesi bakımından iflasın açılması ile oluşan tahsil imkânsızlığı durumunun da “haklı sebep” kavramı kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Bu yasal düzenlemeler ve açıklamalar ile dosya içerisinde bulunan 11.04.2008 tarihli davacının şirketin yönetim kurulundan istifa ettiğini belirten noter tasdikli istifaname ışığı altında inceleme konusu dava değerlendirildiğinde; taraflar arasında, davaya konu dönemde davacının, Kuruma prim ve ferileri borcu olan dava dışı şirkette 11.04.2008 tarihine kadar yönetim kurulu üyesi olduğu konusunda herhangi bir uyuşmazlık bulunmadığı anlaşılmakta olup, davacının sorumlu olacağı primlerin kapsamı belirlenirken, primlerin ait olduğu ayın sonunda tahakkuk edeceğinin ve buna göre 11.04.2008 tarihinde yönetim kurulu üyeliği sona eren davacının sadece 2008 yılı 4. aya ilişkin borçlardan sorumlu olmadığının, 2008 yılı 3. aya ilişkin borçlardan sorumluluğunun bulunduğunun anlaşılması karşısında yanılgılı değerlendirmeyle, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir ve bozma nedenidir.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
S O N U Ç : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinda davacıya iadesine, 26.09.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.