9. Hukuk Dairesi 2021/1937 E. , 2021/7673 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : ALACAK
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, süresi içinde duruşmalı olarak temyizen incelenmesi davalı vekilince istenilmesi üzerine dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 06/04/2021 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davalı adına vekili Avukat ... geldi. Karşı taraf adına gelen olmadı. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor sunuldu, dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı isteminin özeti:
Davacı vekili, müvekkilinin davalıya ait restoranda 03.04.2013 tarihinde ön muhasebe ve kasa hesap sorumlusu olarak işe başladığını, davacıya aylık net 2.000,00 TL ücret ödendiğini, davacının 07.00-24.00 saatleri arasında günde 17 saat çalıştığını, mola verilmediğini, bir öğün yemek verildiğini, ikinci öğünü kendi parası ile yediğini, haftada 7 gün çalıştığını sadece 25 gün haftalık izin kullandığını, ücretlerinin ödenmemesi üzerine iş sözleşmesini haklı nedenle 17.04.2015 tarihinde feshettiğini beyanla kıdem tazminatı, hafta tatili, fazla çalışma, yıllık izin ücreti, ulusal bayram genel tatil ücreti, asgari geçim indirimi ve ücret alacaklarının davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı cevap dilekçesi ibraz etmemiştir.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna göre, yazılı gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Temyiz:
Karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Gerekçe:
Usul hukuku biçimsellik (şekilcilik, formalizim) üzerine kurulmuştur ve bu nedenle “şeklî (biçimsel) hukuk” olarak adlandırılır. Davalarda biçimsellik tarafların yargılamanın sonucunu hesaplayabilmesi, yasa yolları ile bunu denetleyebilmesi, keyfilikten korunma, eşit davranılma gibi güvenceler sağlamakla birlikte; sıkı sıkıya şekle bağlılık olarak görülmemeli, maddi gerçeği bulmak ve adaletli karar vermek adına hakkaniyete uygun olarak değerlendirilmelidir.
Biçimselliğin bu doğrultuda yorumlanmasında usul ekonomisi ilkesi devreye girmektedir.
Usul ekonomisi, medeni yargılama hukukuna egemen olan ilkelerden biridir. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası"nın 141’inci maddesinin dördüncü fıkrasında ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 30’uncu maddesinde ifade edilen emredici nitelikteki bu ilke, yargılamanın amacına hizmet eden araçlardan biridir. Usul ekonomisi, yasalarda öngörülen düzenleme çerçevesinde yargılamanın kolaylaştırılmasını, yargılamada öngörülen olağan zaman süresinin aşılmamasını ve gereksiz gider yapılmamasını amaçlar ve bunu hâkime bir görev olarak yükler (Yılmaz, E:, Usul Ekonomisi, AÜHFD, 2008, C. 57, S.1, s.243). Yargıtay’a göre de usul ekonomisi adaletin ucuz, çabuk ve isabetli olarak sağlanmasının temel kurallarındandır.
Temel bir usul hukuku kuralı olarak vakıa ve delillerin taraflarca getirileceği ve hukuki nitelendirmenin hâkim tarafından yapılacağı konusunda tartışma bulunmamaktadır. Fakat Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 24, 25, 26 ve 30’uncu maddelerinin hükümleri birlikte değerlendirildiğinde hâkimin bir davada sadece tarafların ileri sürdükleri maddi vakıalar ve neticei taleplerle bağlı olup dayandıkları kanun hükümleriyle ve onların hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmadığı ve kanunları resen tatbik ederek iddia ve savunmadaki talep sonuçlarını karara bağlamakla mükellef bulunduğu neticesine varılır. Bir başka ifade ile hâkim, tarafların sunduğu vakıaları ve talep ve cevap sonuçlarını incelemeli fakat dava ya da şikâyetin vasıflandırılmasında yalnızca onların beyanlarına bakmayıp, bu belirlemeyi kendisi yapmalıdır, zira hâkim Türk hukukunu resen uygulamakla yükümlüdür (HMK m. 33).
Diğer taraftan tebligat, hukuki bir işlemin veya durumun ilgili kişiye bildirilmesi amacıyla yetkili kurum tarafından yapılan yazı veya ilan yoluyla belgeleme işlemidir. Tebligatın teslim alınmasıyla birlikte tebligata konu olan hukuki duruma ilişkin süreler başlar. Nitekim 1086 sayılı Kanunun 432’nci maddesinin birinci fıkrası ve yine 6100 sayılı HMK’nın 361’inci maddesinin birinci fıkrasında temyiz kanun yoluna başvuru süresinin kararın tebliği ile başlayacağı hüküm altına alınmıştır.
Yargılamanın iadesi, kesin olarak verilen veya kesinleşmiş olan hükümlere karşı istenebilir (HMK m. 374/1). Kanun yolu denetimi açık ve henüz kesinleşmemiş olan kararlara karşı yargılamanın yenilenmesi istenemez. Çünkü kanun yolu açık ve kesinleşmemiş olan hükümdeki ağır yargılama hatalarının, kanun yolu denetimi ile giderilmesi olanağı mevcuttur. Bu bakımdan yargılamanın iadesi yolu, kesinleşmiş olan hükümlere karşı başvurulan istisnai ve olağanüstü bir yoldur.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından yukarıda belirtilen açıklamalar ışığında; temyiz yoluna başvurabilecek kişinin yargılamanın yenilenmesi olarak adlandırdığı talebi, usul ekonomisi ilkesi gereğince temyiz istemi olarak kabul edilmiştir. (YHGK. 06/11/2018 tarih 2017/14-2218 esas 2018/1590 karar)
Yargılamanın hukuka uygun ve sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, iddia ve savunmanın özgürce ileri sürülebilmesi ve delillerin eksiksiz olarak toplanıp tartışılabilmesi, öncelikle tarafların yargılamadan haberdar edilmeleri ile olanaklıdır. Hasımsız davalar hariç olmak üzere, dava dilekçesi ile duruşma gün ve saati karşı tarafa tebliğ edilmeden ve taraf teşkili sağlanmadan davaya bakılamaz ve yargılama yapılamaz.
Davanın tarafları ile vekillerinin davaya ilişkin işlemleri öğrenebilmesi için, tebligatın davanın taraflarına usulüne uygun olarak yapılması, duruşma gün ve saatinin kendilerine bildirilmesi gerekmektedir. Duruşma günü ile tebligatın yapıldığı tarih arasında makul bir süre olmalıdır. Aksi takdirde tarafların hukuksal hakları kısıtlanmış olur.
Somut olayda mahkemece 30.06.2016 tarihinde dava konusu işçilik alacaklarının kabulüne karar verilmiş, karar 30.09.2016 tarihinde kesinleştirilmiş, davalı ... vekili tarafından 31.12.2019 tarihli dilekçe ile davadan haberdar olunmadığı belirterek yargılamanın iadesi talebinde bulunulmuş, mahkemece 24.11.2020 tarihli ek kararla; “davalı vekilinin yeniden yargılama yapılması yönündeki talebinin usulsüz tebligata dayandığı anlaşıldığından Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 375 ve devamı maddeleri uyarınca yasal şartları bulunmayan yargılamanın yenilenmesi talebinin reddine, davalıya usulüne uygun tebligat yapılmaması sebebi ile 30.09.2019 tarihli kesinleşme şerhinin iptaline, davalı vekilinin yeniden yargılanma talepli dilekçesinin süresinde yapılmış bir temyiz dilekçesi olduğundan bahisle dosyanın Yargıtaya gönderilmesine karar verilmiş” ve davalı vekilinin temyize ilişkin harç ve giderleri yatırması üzerine dosya Dairemize gönderilmiştir.
Mahkemece verilen ek karara ilişkin temyiz itirazının incelemesinde; davalıya gerekçeli kararın ... İli Gaziemir ilçesinde bulunan bir adrese, Tebligat Kanunu 35’inci maddesine göre tebliğe çıkarıldığı, ancak söz konusu adrese mahkemece daha önce yapılan tebligatın da usulüne aykırı ve geçersiz olduğu görülmüştür. Bu durumda gerekçeli kararın davalıya tebliği usulsüz olup, kararın usulsüz olarak kesinleştirildiği anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca kararının henüz kesinleşmediği ve yukarıda yapılan açıklamalar ışığında davalının yargılamanın iadesi dilekçesinin de temyiz dilekçesi niteliğinde olduğunun kabulünde isabetsizlik bulunmamaktadır.
İşçilik alacaklarının kabulüne ilişkin kararın esası noktasında; mahkemece 30.06.2016 tarihli kararın gerekçesinde; davalıya dava dilekçesi ve duruşma gününü bildirir tebligatın “mernis adresi” olarak belirtilen adrese, Tebligat Kanunu 21’inci maddesine göre yapıldığı belirtilmiş ise de davalının Kıbrıs vatandaşı olduğu, davalıya yapılan tebligatların “bila tebliğ” iade edilmesi üzerine, mahkemece İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünden yapılan araştırmalar sonucunda; davalının mernis adresi “yoktur” şeklinde bilgiye ulaşıldığı halde aynı adrese “mernis adresi” olduğu açıklaması ile tekrar tebligat çıkarıldığı anlaşıldığından yapılan tebligatlar usule aykırı olup geçersizdir. Mahkemece davalıya usulüne uygun olarak dava dilekçesi ve ekleri tebliğ edilmeden, taraf teşkili sağlanmadan ve delillerini bildirmesi için süre verilmeden hukuki dinlenilme hakkını kısıtlayacak şekilde davanın esasının incelenmesine geçilmesi ve yazılı şekilde hüküm kurulması hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeple sair yönler incelenmeksizin BOZULMASINA, davalı yararına takdir edilen 3.050,00 TL duruşma vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 06.04.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.