
Esas No: 2016/302
Karar No: 2016/222
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2016/302 Esas 2016/222 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
Yargıtay Dairesi : Ceza Genel Kurulu
Mahkemesi :Ceza Dairesi
Haksız mal edinme ve nüfuz ticareti suçlarından sanık ..."nın yapılan yargılanması sonucunda Yargıtay 5. Ceza Dairesince 04.12.2013 gün ve 14-12 sayı ile; haksız mal edinme suçundan, atılı suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması gerekçesiyle 5271 sayılı CMK"nun 223/2-e maddesi uyarınca beraatine, nüfuz ticareti suçundan ise 5237 sayılı TCK"nun 255/2, 62, 52/2 ve 5271 sayılı CMK"nun 231/5. maddeleri uyarınca 10 ay hapis ve 80 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir.
Sanık müdafiinin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yapmış olduğu itiraz Yargıtay 6. Ceza Dairesince 22.01.2014 gün ve 1-1 sayı ile reddedilmiştir.
Hükmün sanık müdafii ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Ceza Genel Kurulunca 21.04.2015 gün ve 97-114 sayı ile;
"Sanık hakkında haksız mal edinme ve nüfuz ticareti suçundan yapılan yargılama sonucunda haksız mal edinme suçundan beraatine, nüfuz ticareti suçundan ise hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen somut olayda Yargıtay Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;
1- CMK’nun 231/12. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarının temyiz değil itiraz kanun yoluna tabi olması karşısında, katılan vekili tarafından temyiz edildiği belirtilen nüfuz ticareti suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına yönelik inceleme yapılmasının mümkün olup olmadığı,
2- Sanığın üzerine atılı 3628 sayılı Kanuna muhalefet suçundan eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığı ve buna bağlı olarak sanığın suçunun sabit olup olmadığı,
Noktalarında toplanmaktadır.
İncelenen dosya kapsamından;
Banka müfettiş yardımcısı olarak memuriyet hayatına başlayan sanığın 1995 yılında idari yargı adaylığına, kura ile Aydın Vergi Mahkemesi hakimliğine, 2001 yılında Danıştay tetkik hakimliğine, 28.07.2008 tarihinde Ankara 16. İdare Mahkemesine, 17.10.2011 tarihinde Muğla İdare Mahkemesine atandığı,
Sanığın Ankara 16. İdare Mahkemesinde çalıştığı sırada, Batman Cumhuriyet Başsavcılığınca Tarım Bakanlığı tarafından gerçekleştirilen sübvansiyonlarda usulsüzlük yapıldığına ilişkin yapılan soruşturma sırasında, hakkında teknik ve fiziki takip yapılan ..."ün, Tarım Bakanlığının taraf olduğu 2009 yılı tarım uygulamalarıyla ilgili dosyanın Diyarbakır 1. İdare Mahkemesi tarafından Ankara 5. İdare Mahkemesine görevsizlik kararı verilerek gönderilmesi üzerine sanık ... ile kardeşi ... vasıtasıyla irtibata geçtiği, sanığın dosyanın lehe sonuçlanması için çalıştığını söyleyerek menfaat temin ettiğinin belirlenmesi üzerine Batman Cumhuriyet Başsavcılığınca HSYK’na ihbarda bulunulduğu, yapılan soruşturma sonucunda, sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nun 255. maddesinde düzenlenen nüfuz ticareti ve 3628 sayılı Kanunun 13. maddesinde düzenlenen haksız mal edinme suçlarından kovuşturma yapılmasına karar verildiği,
Sanık hakkında HSYK müfettişlerince yürütülen soruşturma sırasında sanığın haksız mal edinip edinmediğinin tespiti için mal varlığına ilişkin bilgiler ilgili kurumlardan istenilip dosyaya alındıktan sonra inceleme yapılmak üzere bilirkişi görevlendirildiği,
Ankara Emniyet Müdürlüğü KOM Şube Müdürlüğünde görevli polis memuru tarafından düzenlenen 09.01.2012 tarihli bilirkişi raporunda; iddianamede belirtildiği üzere 2005 yılından soruşturmanın başladığı tarihi kapsayacak şekilde inceleme yapılmış olup, ilgilinin banka hesap hareketlerinde hayatın olağan akışına uygun olmayan bir durum bulunmamakla birlikte, yatırım finansman hesabına büyük meblağlarda nakit giriş ve çıkışının olduğu ve bu işlemlerden kâr edilmemiş olmakla birlikte arada oluşan zararın yüksek miktarlardaki nakit girişleri ile korunmaya çalışıldığı, hatta artırıldığı, sadece nakit giriş ve çıkışlarının farkı alındığında 2005 yılından günümüze artı olarak hesaba 577.573 Lira para girişinin olduğu, ilgilinin maaş birikimi ve ek gelirleri ile sahip olduğu taşınır ve taşınmaz malvarlığına ulaşmasının mümkün olduğu, ancak bunun artırım ve birikim yapabilecek maksimum tutarlarla açıklanabileceği, fakat yatırım finansman hesabındaki portföy durumunu hisse senedi işlemlerinden zarar etmesine rağmen her yıl için korumaya hatta bazı yıllar için artırmaya çalışırken hesabına giren nakit değerlerinin gelirleriyle uyuşmasının mümkün olmadığı, yatırım finansmanındaki değerleri hariç diğer malvarlıklarına ulaşmada gelirleri ile bir açıklama yapılabilse de, yatırım finansmanındaki miktarın gelirleriyle açıklanmasının mümkün olmadığı bilgilerine yer verildiği,
Kovuşturma aşamasında 3 kişiden oluşan emekli Sayıştay Denetçileri tarafından düzenlenen 27.05.2013 tarihli raporda ise; sanığın Ankara İdare Mahkemesinde göreve başladığı 28.07.2008 ile Muğla İdare Mahkemesine atandığı 17.10.2011 tarihleri arası incelenmiş olup sanığın Diyarbakır’da varlıklı ve kalabalık bir aileye mensup olması, tarla ve ticari işletmelerden her yıl 10.000 ile 30.000 Lira arasında gelirinin olması, 1997 yılından beri borsada hisse senedi ve alım ve satımıyla ilgilenmiş olması, gelirlerini mal beyanlarında göstermiş olması dikkate alındığında sanığın beyanda bulunduğu ve kaynağı yukarıda çeşitli şekillerde açıklanan gelirleri ile halen sahip olduğu malvarlığına ulaşmasının mümkün olduğu, yani olağan gelirleri ile malvarlığı değerinin arasında bir uyumsuzluğun bulunmadığının belirtildiği,
Sanığın aşamalarda özetle; 21 yıllık memur olduğunu, varlıklı bir aileye mensup olduğunu, 1994 yılında mesleğe başlarken stajyer hakim maaşının 11.000.000 Lira olduğu dönemde babasından kalan malların bölüşülmesi nedeniyle kendisine 800.000.000 Lira gibi paranın kaldığını, bunu 1994 tarihli mal beyanında gösterdiğini, mal varlığının geliriyle uyumlu bulunduğunu, yatırım finansmanı hesabındaki girdilerin daha önce bu hesaptan çıkan paralardan kaynaklandığını savunduğu,
Anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlık konularının sırasıyla değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır.
1- Katılan vekili tarafından temyiz edildiği belirtilen nüfuz ticareti suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına yönelik inceleme yapılmasının mümkün olup olmadığı;
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 03.02.2009 gün ve 13-12 sayılı kararı başta olmak üzere bir çok kararında açıklandığı üzere; hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına karşı başvurulabilecek kanun yolu temyiz olmayıp, 5271 sayılı CMK’nun 231. maddesinin 12. fıkrasında da açıkça belirtildiği gibi itirazdır.
Bu itibarla, katılan vekilinin nüfuz ticareti suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına ilişkin temyiz talebinin itiraz olarak kabulü ile 5271 sayılı CMK"un 264. madde hükmü de nazara alınarak gereğinin yerine getirilebilmesi için incelenmeksizin iadesine karar verilmelidir.
2- Sanığın üzerine atılı 3628 sayılı Kanuna muhalefet suçundan eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığı ve buna bağlı olarak sanığın suçunun sabit olup olmadığı:
Haksız mal edinmenin tanımı 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet Ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanununun 4. maddesinde; "Kanuna veya genel ahlaka uygun olarak sağlandığı ispat edilmeyen mallar veya ilgilinin sosyal yaşantısı bakımından geliriyle uygun olduğu kabul edilemeyecek harcamalar şeklinde ortaya çıkan artışlar, bu Kanunun uygulanmasında haksız mal edinme sayılır" şeklinde yapılmış, yaptırımı da aynı yasanın "Haksız Mal Edinme, Mal Kaçırma veya Gizleme" başlıklı 13. maddesinde; "Kanunun daha ağır bir cezayı gerektirmediği takdirde haksız mal edinene üç yıldan beş yıla kadar hapis ve beş milyon liradan on milyon liraya kadar adli para cezası verilir" biçiminde gösterilmiştir.
Öte yandan ceza muhakemesinin amacı, her somut olayda kanuna ve usulüne uygun olarak toplanan delilerle maddi gerçeğe ulaşıp adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasının önüne geçebilmek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmektir. Gerek 1412 sayılı CMUK, gerekse 5271 sayılı CMK, adil, etkin ve hukuka uygun bir yargılama yapılması suretiyle maddi gerçeğe ulaşmayı amaç edinmiştir. Bu nedenle ulaşılma imkanı bulunan bütün delillerin ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir. Diğer bir deyişle adaletin tam olarak gerçekleşebilmesi için, maddi gerçeğe ulaşma amacına hizmet edebilecek tüm kanuni delillerin toplanması ve tartışılması zorunludur.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanık hakkında soruşturma sırasında düzenlenen bilirkişi raporuyla kovuşturma aşamasında düzenlenen bilirkişi raporları arasında farklılıklar bulunması, iddianamede eylemin sanığın 2005 yılından sonra verdiği mal beyanlarına konu malları ile bu sürede elde ettiği olağan gelir ve giderlerinin karşılaştırmasından soruşturma tarihi itibariyle ulaşmış olduğu mal varlığı değerinin 3628 sayılı Kanun uyarınca olağan gelirleriyle uyumlu olmadığı şeklinde anlatılması, ilk raporun 2005 yılı ile soruşturma tarihi arasındaki dönemin incelenerek düzenlenmesine rağmen ikinci raporun 28.07.2008 tarihi ile soruşturma tarihi arasındaki dönemin incelenerek düzenlenmesi karşısında sanığa atılı suçun oluşup oluşmadığının tespiti açısından bir bankacı, bir yeminli mali müşavir veya hesap uzmanı ve bir de borsa konusunda uzmandan oluşan bilirkişi heyetine yeniden inceleme yaptırılarak sonucuna göre sanığın durumunun belirlenmesi gerekirken iddianamede belirtilen suç tarihlerini kapsamayacak şekilde düzenlenen kovuşturma sırasındaki rapora dayanılarak eksik araştırma ile sanığın beraatine karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır.
Bu itibarla, Özel Daire kararının öncelikle eksik araştırma ile hüküm kurulması isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
Sonuç olarak; katılan vekilinin nüfuz ticareti suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin temyiz talebinin itiraz olarak kabulü ile CMK 264. madde hükmü de nazara alınarak gereğinin yerine getirilebilmesi için incelenmeksizin iadesine, Özel Daire kararının haksız mal edinme suçu yönünden eksik araştırma ile hüküm kurulması isabetsizliğinden bozulmasına" karar verilmiştir.
Özel Dairece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda 23.12.2015 gün ve 3-11 sayı ile; sanığın haksız mal edinme suçundan, atılı suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması gerekçesiyle 5271 sayılı CMK"nun 223/2-e maddesi uyarınca beraatine karar verilmiştir.
Hükmün sanık müdafii ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 25.02.2016 gün ve 3 sayılı “onama” istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Bozmadan sonra sanık hakkında haksız mal edinme suçundan yapılan yargılama sonucunda beraatine karar verilen somut olayda Yargıtay Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık;
Sanığın üzerine atılı haksız mal edinme suçunun sabit olup olmadığı ve Özel Daire beraat gerekçesinin isabetli olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.
İncelenen dosya kapsamından;
Banka müfettiş yardımcısı olarak memuriyet hayatına başlayan sanığın 1995 yılında idari yargı adaylığına, kura ile Aydın Vergi Mahkemesi hakimliğine, 2001 yılında Danıştay tetkik hakimliğine, 28.07.2008 tarihinde Ankara 16. İdare Mahkemesine, 17.10.2011 tarihinde Muğla İdare Mahkemesine atandığı,
Sanığın Ankara 16. İdare Mahkemesinde çalıştığı sırada, Batman Cumhuriyet Başsavcılığınca Tarım Bakanlığı tarafından gerçekleştirilen sübvansiyonlarda usulsüzlük yapıldığına ilişkin yapılan soruşturma sırasında, hakkında teknik ve fiziki takip yapılan ..."ün, Tarım Bakanlığının taraf olduğu 2009 yılı tarım uygulamalarıyla ilgili dosyanın Diyarbakır 1. İdare Mahkemesi tarafından Ankara 5. İdare Mahkemesine görevsizlik kararı verilerek gönderilmesi üzerine sanığın kardeşi ... vasıtasıyla sanık ... ile irtibata geçtiği, sanığın dosyanın lehe sonuçlanması için çalıştığını söyleyerek menfaat temin ettiğinin belirlenmesi üzerine Batman Cumhuriyet Başsavcılığınca HSYK’na ihbarda bulunulduğu, yapılan soruşturma sonucunda, sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nun 255. maddesinde düzenlenen nüfuz ticareti ve 3628 sayılı Kanunun 13. maddesinde düzenlenen haksız mal edinme suçlarından kovuşturma yapılmasına karar verildiği,
Sanık hakkında HSYK müfettişlerince yürütülen soruşturma sırasında sanığın haksız mal edinip edinmediğinin tespiti için mal varlığına ilişkin bilgiler ilgili kurumlardan istenilip dosyaya alındıktan sonra inceleme yapılmak üzere bilirkişi görevlendirildiği,
Ankara Emniyet Müdürlüğü KOM Şube Müdürlüğünde görevli polis memuru tarafından düzenlenen 09.01.2012 tarihli bilirkişi raporunda; iddianamede belirtildiği üzere 2005 yılından soruşturmanın başladığı tarihi kapsayacak şekilde inceleme yapılmış olup, ilgilinin banka hesap hareketlerinde hayatın olağan akışına uygun olmayan bir durum bulunmamakla birlikte, yatırım finansman hesabına büyük meblağlarda nakit giriş ve çıkışının olduğu ve bu işlemlerden kâr edilmemiş olmakla birlikte arada oluşan zararın yüksek miktarlardaki nakit girişleri ile korunmaya çalışıldığı, hatta artırıldığı, sadece nakit giriş ve çıkışlarının farkı alındığında 2005 yılından günümüze artı olarak hesaba 577.573 Lira para girişinin olduğu, ilgilinin maaş birikimi ve ek gelirleri ile sahip olduğu taşınır ve taşınmaz malvarlığına ulaşmasının mümkün olduğu, ancak bunun artırım ve birikim yapabilecek maksimum tutarlarla açıklanabileceği, fakat yatırım finansman hesabındaki portföy durumunu hisse senedi işlemlerinden zarar etmesine rağmen her yıl için korumaya hatta bazı yıllar için artırmaya çalışırken hesabına giren nakit değerlerinin gelirleriyle uyuşmasının mümkün olmadığı, yatırım finansmanındaki değerleri hariç diğer malvarlıklarına ulaşmada gelirleri ile bir açıklama yapılabilse de, yatırım finansmanındaki miktarın gelirleriyle açıklanmasının mümkün olmadığı bilgilerine yer verildiği,
Kovuşturma aşamasında 3 kişiden oluşan emekli Sayıştay Denetçileri tarafından düzenlenen 27.05.2013 tarihli raporda ise; sanığın Ankara İdare Mahkemesinde göreve başladığı 28.07.2008 ile Muğla İdare Mahkemesine atandığı 17.10.2011 tarihleri arası incelenmiş olup sanığın Diyarbakır’da varlıklı ve kalabalık bir aileye mensup olması, tarla ve ticari işletmelerden her yıl 10.000 ile 30.000 Lira arasında gelirinin olması, 1997 yılından beri borsada hisse senedi ve alım ve satımıyla ilgilenmiş olması, gelirlerini mal beyanlarında göstermiş olması dikkate alındığında sanığın beyanda bulunduğu ve kaynağı yukarıda çeşitli şekillerde açıklanan gelirleri ile halen sahip olduğu malvarlığına ulaşmasının mümkün olduğu, yani olağan gelirleri ile malvarlığı değerinin arasında bir uyumsuzluğun bulunmadığının belirtildiği,
Bozmadan sonra hesap uzmanı, bankacı ve borsa işlemleri konusunda uzman 3 kişilik bilirkişi heyetince düzenlenen raporda; soruşturma sırasında alınan ilk raporda beyan edilen varlıkların reel değerlerinin ölçümünde güncel parasal değerlere mukayese edilmesine imkan verecek bir karşılık (dolar gibi) kullanılmadığı, bu nedenle yeni para birimine geçildiği 2005 yılına kadarki mal beyanlarında gösterilen servetindeki artış ve azalmanın net olarak anlaşılmadığı, 2000 tarihli mal bildiriminde 15.000 dolar alacağın bilirkişi raporunda borç gibi değerlendirildiği, ayrıca yatırım finansmanındaki hesap hareketleri incelenirken 312.000 Lira hisse senedi çıkışının dikkate alınmadığı, ikinci raporda da bir takım eksiklikler olmasına rağmen sonuç olarak doğru olduğu, sanığın varlıklı bir aileden geldiği, edinimlerinin büyük bir bölümünün miras yoluyla kendisine intikal eden para, taşınmaz ve bu taşınmazların gelirlerinden oluştuğu, aile bireyleri arasında zaman zaman destek ve yardım amacıyla para sirkülasyonunun da olduğu, kredi kartı harcamalarının maaşıyla uyumlu olduğu ve kredi kartı harcamalarına yansıyan şekliyle tutumlu ve mütevazi bir hayatının olduğu, Yatırım Finansman Menkul Değerler A.Ş. aracılığıyla yapmış olduğu işlemlerden, genel anlamda gelir elde etmediği, borsa işlemlerindeki kayıplarını bu hesaba sürekli nakit para aktararak telafi etmeye çalıştığı, söz konusu hesaba para giriş ve çıkışlarına ilişkin olarak sanığın ekonomik ve sosyal statüsüne uyumlu düşmeyecek bir harekete rastlanılmadığı, sonuç olarak sanık ...’nın beyan ettiği mal varlığının ve yatırım fonundaki hesabına ait paranın kaynağının, memuriyet hayatında elde ettiği maaş gelirinden yapılan tasarruf ile Vakıf Hayat Sigortası emeklilik gelirinden, babasına ait nakit sermayeden kendisine verilen paydan (stajyer hakim maaşının 11.000.000 TL olduğu dönemde 800.000.000 TL maaşının 72 katı), kendisine ait gayrimenkul satışından elde edilen gelirden, miras yoluyla kendisine düşen ancak paylaşılmayan tarladan elde edilen gelirlerden, Vakıfbank"tan kullanılan tüketici kredisinden ve babasından kalan taşınmazların kendi payına düşen kira gelirlerinden oluştuğunun düşünüldüğü, 2005 yılı ile soruşturma tarihleri arasındaki dönemdeki tüm gelir ve giderleri, mali durumuna ait kayıt ve belgeler ile dosya kapsamında oluşturulan belgelerin incelenmesi sonucunda hayatın olağan akışına uygun olmayan bir durumun gözlenmediği, sanığın borsadaki kayıpları ile beraber tüm giderlerini karşılayabilecek bir servete sahip olduğu, tüm edinimleri ve giderleri dikkate alındığında 3628 sayılı Kanuna aykırı olacak şekilde haksız mal edinme işlemine rastlanılmadığı bilgilerine yer verildiği,
Sanığın aşamalarda özetle; 21 yıllık memur olduğunu, varlıklı bir aileye mensup olduğunu, 1994 yılında mesleğe başlarken stajyer hakim maaşının 11.000.000 Lira olduğu dönemde babasından kalan malların bölüşülmesi nedeniyle kendisine 800.000.000 Lira gibi paranın kaldığını, bunu 1994 tarihli mal beyanında gösterdiğini, mal varlığının geliriyle uyumlu olduğunu, yatırım finansmanı hesabındaki girdilerin daha önce bu hesaptan çıkan paralardan kaynaklandığını savunduğu,
Anlaşılmaktadır.
Haksız mal edinmenin tanımı 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanununun 4. maddesinde; “Kanuna veya genel ahlaka uygun olarak sağlandığı ispat edilmeyen mallar veya ilgilinin sosyal yaşantısı bakımından geliriyle uygun olduğu kabul edilemeyecek harcamalar şeklinde ortaya çıkan artışlar, bu Kanunun uygulanmasında haksız mal edinme sayılır” şeklinde yapılmış, yaptırımı da aynı kanunun “Haksız Mal Edinme, Mal Kaçırma veya Gizleme” başlıklı 13. maddesinde; “Kanunun daha ağır bir cezayı gerektirmediği takdirde haksız mal edinene üç yıldan beş yıla kadar hapis ve beş milyon liradan on milyon liraya kadar adli para cezası verilir” şeklinde düzenlenmiş olup kaynağı fail tarafından gösterilemeyen ve geliri ile uygun olmayan harcamalar haksız mal edinme olarak kabul edilmiştir.
Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkumiyetine karar verilebilmesi bakımından gözönünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkan vermemeli, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer kısmı gözardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nun 255. maddesinde düzenlenen nüfuz ticareti suçundan ihbarda bulunulması üzerine nüfuz ticareti suçuyla birlikte 3628 sayılı Kanunun 13. maddesinde düzenlenen haksız mal edinme suçundan da kovuşturma yapılmasına karar verilen olayda, yargılama sonucunda nüfuz ticareti suçu sabit görülerek mahkûmiyetine karar verilip hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi, soruşturma sırasında düzenlenen bilirkişi raporunda haksız mal edinme suçunun oluştuğu yönünde görüş beyan edilmesi dikkate alındığında sanığa atılı suçun oluştuğu düşünebilir ise de; sanığın aşamalarda üzerine atılı suçu kabul etmemesi, kovuşturma sırasında ve bozmadan sonra alınan bilirkişi raporlarında da benzer şekilde, sanığın mal varlığı ile gelirinin uyumlu olduğunun belirtilmesi karşısında, sanığın üzerine atılı haksız mal edinme eyleminin şüphe boyutunda kaldığının kabulü gerekmektedir.
Bu itibarla, yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması gerekçesiyle CMK"nun 223/2-e maddesi uyarınca beraatine karar veren Özel Daire kararı isabetli olup onanmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Genel Kurul Üyesi: "sanığın eylemi sabit olduğundan Özel Daire kararının bozulmasına karar verilmesi gerektiği" düşüncesiyle,
Çoğunluk görüşüne katılmayan on iki Genel Kurul Üyesi ise; "sanığa atılı suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olması nedeniyle CMK"nun 223/2-b maddesi uyarınca beraat kararı verilmesi gerektiği" görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ :
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 23.12.2015 gün ve 3-11 sayılı hükmünün ONANMASINA,
2- Dosyanın, Yargıtay 5. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİİNE, 03.05.2016 tarihinde yapılan müzakerede tebliğnamedeki isteme uygun olarak oyçokluğuyla karar verildi.
Bu alandan sadece bu kararla ilintili POST üretebilirsiniz. Bu karardan bağımsız tamamen kendinize özel POST üretmek için TIKLAYINIZ
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.