Abaküs Yazılım
Ceza Genel Kurulu
Esas No: 2014/175
Karar No: 2016/210

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2014/175 Esas 2016/210 Karar Sayılı İlamı

Ceza Genel Kurulu         2014/175 E.  ,  2016/210 K.

    "İçtihat Metni"



    Kararı Veren
    Yargıtay Dairesi : 7. Ceza Dairesi
    Mahkemesi :Ağır Ceza

    Bankacılık Kanununa muhalefet suçundan sanığın, 5411 sayılı Kanunun 160/1, TCK"nun 43/1, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 6 yıl 3 ay hapis ve 2.080 lira adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin, İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 24.12.2009 gün ve 7-58 sayılı hükmün sanık müdafii ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 7. Ceza Dairesince 02.11.2011 gün ve 6196-18709 sayı ile;
    "Türkiye İş Bankası A.Ş"nin Cağaloğlu şubesinde vadesiz mevduat hesabı bulunan Halil Bat, hesabından rızası olmaksızın başkası tarafından 10.03.2006 günü para çekilmiş olduğunu öğrendiğini belirterek 15.03.2006 günü banka şubesine başvurusu üzerine yapılan inceleme ve araştırma neticesinde, mağdur Halil Bat dışında İstanbul Valiliği Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğünce ayni yardım kapsamında vadesiz mevduat hesabı açılmış başka kişilerin hesabından da 09.03.2004 ila 10.03.2006 tarihlerinde 44 ayrı işlem ve ayrı tarihlerde, bankada görevli sanık tarafından sahte imzalı fişlerle gerçekleştirilmiş işlemler çerçevesinde toplam 19.455 TL"yi zimmetine geçirdiğinin anlaşılması üzerine sanığın 21.04.2006 tarihinde bankadaki görevinden ayrıldığı ve soruşturma sonucunda sanık hakkında 25.01.2007 tarihli iddianame ile kamu davası açılmasından sonra yapılan yargılama sırasında, bu kez aynı bankada yatırım ve mevduat hesapları bulunan ...`nın hesabından rızası olmaksızın başka kişilerce para çekildiğini öğrenip 03.10.2007 tarihinde banka şubesine başvurusu ve şikayeti üzerine hem ilgili bankanın görevlilerince yapılan inceleme ve araştırma hem de Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan inceleme ve soruşturma neticesinde, sanığın müşteki Kadir adına ondan habersiz bankamatik kartı çıkartılmasını sağlayıp, çıkarttığı bu kartı müştekiye teslim etmediği halde imzasını bir şekilde aldığı belgedeki imza üzerine kendi eliyle teslim aldığını yazmak suretiyle uhdesine aldığı bankamatik kartını kullanarak müştekinin hesaplarından, 02.03.2005 ila 06.04.2007 arasındaki dönemde 171 adette toplam 106.800 TL"nin sanık tarafından çekildiği tespit edilerek hakkında 10.09.2008 tarihli iddianame ile açılan kamu davasının da bu dava ile birleştirilerek görüldüğü ve sanığın sahte oluşturduğu bankamatik kartını kullanarak 02.03.2005 ila bankadaki görevinden ayrıldığı 21.04.2006 tarihi arasındaki dönemde toplam 25.550 TL"yi zimmetine geçirdiği saptanmış olmakla;
    Tediye fişleri kullanılarak banka parasının zimmete geçirilmesinde fiilin, basit/ihtilasen zimmet suçunu oluşturup oluşturmayacağının değerlendirilmesi bakımından; mülga 4389 sayılı Bankalar Kanununun 22/3.maddesinin ikinci cümlesinde nitelikli zimmet suçunun kriteri "... suç, bankayı aldatacak ve fiilin açığa çıkmamasını sağlayacak her türlü hileli faaliyette bulunmak suretiyle işlenirse..." şeklinde iken, 01.11.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5411 sayılı Bankacılık Kanununun 160/2.maddesinde basit ve nitelikli zimmet fiillerinin ayırımında "suçun, zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlenmesi" kriteri kabul edilerek, "bankayı aldatıcılık" unsuru kaldırılmış bulunmaktadır.
    Şu hale göre; sanığın sabit olan zimmet fiillerinden, sahte imzalı tediye fişleriyle gerçekleştirilmiş olanlardan; 4389 sayılı Bankalar Kanunu döneminde olanların basit zimmet, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu yürürlüğe girdikten sonra bankadaki görevinden ayrıldığı 21.04.2006 tarihine kadar gerçekleştirilenlerin ise nitelikli zimmet olarak kabul edilerek sanığın mahkumiyeti ile cezalandırılması gerektiği düşünülmeden, sanığın tüm eylemlerinin basit zimmet olarak kabulü ile yazılı şekilde hüküm kurulması" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
    İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesi ise 12.06.2012 gün ve 13-36 sayı ile;
    "Tediye fişleri kullanılarak, banka parasının zimmete geçirilmesi fiilleri ile ilgili olarak değerlendirme yapılırken, tediye fişlerinin sadece sahte imzalı olarak düzenlenmiş olmasının, tek başına "suçun zimmetin açığa çıkmaması sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlenmesi" kriterini yerine getirdiği kabul edilemez. Sadece sahte imzalı tediye fişlerinin gerçekleştirilmiş olması yanında, başka kriterlerin de aranması fiilin işleniş şekil ve suretini değerlendirilmesi de gerekir. Özellikle yargılama konusu edilen hadise ile ilgili olarak, sanığın eylemlerinin banka müşterilerinden Halil Bat ile ..."nın bankaya müracaatı ile incelemeye başlandığı ve banka içinde yapılan müfettiş araştırması sırasında kolayca ortaya çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Teknik Bilirkişi Prof. Dr. Gürsel Çetin tarafından sahte tediye fişleri ile ilgili incelemeler yapılmış ve bunların sanık tarafından taklit olarak atılmış imzalar oldukları belirtilmiştir. Bu tespit karşısında sadece sahte imzalı tediye fişleri ile eylemin gerçekleşmiş olmasının zimmet fiilinin ihtilasen işlendiğini ortaya koyacak kapsam ve mahiyette olmadığı, sanığın bu fiilinin banka görevlileri tarafından yapılan basit bir kontrol ile ilk bakışta ve kolaylıkla anlaşılabilecek kapsamda bulunduğu, bu sebeple de iğfal kabiliyetine haiz olmadıklarının kabul edilmesi gerektiği, banka görevlilerinin basit bir kontrol ile hadiseyi ortaya çıkarmış olmalarının bu tespiti doğruladığı sonuç ve kanaatine varılarak, eylemler basit zimmet olarak değerlendirilmiş ve Bankacılık uygulaması bakımından elde edilmiş olan 3 kişilik bilirkişi heyetinin de, mahkememizin kabul ettiği oluş biçimini doğruladığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.
    4389 sayılı Bankalar Kanunu 22/3-2 cümlede nitelikli zimmetin unsuru olarak bankayı aldatacak ve fiilin açığa çıkmamasını sağlayacak her türlü hileli hareket derken 5411 sayılı Bankacılık Kanununun 160/2. maddesinde ise "suçun zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlenmesi" kriteri kabul edilmiş olup, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu 160/2. maddesinde "bankayı aldatacak ibaresi kaldırılmış ise de "hileli hareketler" ibaresi aynen muhafaza edilmiştir. Hile hukuki manada zaten maddi veya manevi nitelikli eylemlerle bir kimsenin hataya düşürülmesidir. Bir eylemin hileli olarak kabul edilebilmesi için aldatmaya elverişli olması gerekir. Hile kavramı aldatıcılık ile iç içe geçmiş kavramlardır, 5411 sayılı Bankacılık Kanunun 160/2. maddesinde "bankayı aldatacak" ibaresinin kaldırılmasına ancak şu şekilde yorumlanabilir; Müşterilere ait sahte imzaların ilk bakışta tespiti mümkün olmayıp iğfal kabiliyetine haiz ise 4389 sayılı Bankalar Kanunu 22/3-2 maddesine göre nitelikli zimmetten bahsedilebilmek için eylemlerin ayrı ayrı Bankacılık Kanunununda uzman bilirkişilerce de bankayı aldatıcı mahiyette olduğunun tespiti gerekli iken 5411 sayılı Bankacılık Kanununa göre müşteri adına atılan sahte imzaların ilk bakışta tespiti mümkün olmayıp iğfal kabiliyetine haiz ise "nitelikli zimmetten bahsedebilmek için ayrıca 4389 sayılı Kanunun aradığı kritere uygun olarak ayrıca bankacılık kanununda uzman bilirkişilere her bir eylemin bankayı aldatıcı olup olmadığını açıklatmak gerekmeyecek ve ilk bakışta tespiti mümkün olmayan iğfal kabiliyetine haiz işlemler "nitelikli zimmet" olabilecektir.
    Mahkememizce de kabul edilen ve oluşa uygun olduğu anlaşılan, gerek teknik bilirkişinin gerekse üçlü heyet bilirkişilerinin raporunda belirtildiği üzere, sanığın usulsüz eylemlerinin adiyen zimmet olarak kabul edilmesi gerekmiştir. Söz konusu eylemler hileli nitelikte olmayıp, söz konusu sanığın attığı imzaların sahte olduğunun banka görevlileri tarafından yapılacak bir kontrolde ilk bakışta ve kolaylıkla anlaşılabileceğinden, iğfal kabiliyetine haiz olmadığı bu şekilde neticeten adiyen zimmet olarak kabul edilmesi gerekmiştir." şeklindeki gerekçeyle direnerek sanığın önceki hükümde olduğu gibi cezalandırılmasına karar vermiştir.
    Bu hükmün de sanık müdafii ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 13.03.2014 tarih, 202181 sayı ve "bozma" istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
    TÜRK MİLLETİ ADINA
    CEZA GENEL KURULU KARARI
    Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın Bankacılık Kanunu’na aykırılık eyleminin basit zimmet suçunu mu yoksa nitelikli zimmet suçunu mu oluşturduğunun tespitine ilişkin ise de, Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca öncelikle, direnme kararının yeni hüküm niteliğinde olup olmadığı değerlendirilmiştir.
    Ceza Genel Kurulunun süreklilik kazanmış uygulamalarına göre şeklen ısrar kararı verilmiş olsa dahi;
    a) Bozma kararı doğrultusunda işlem yapmak,
    b) Bozma kararında tartışılması gereken hususları tartışmak,
    c) Bozma sonrası yapılan araştırma, inceleme ya da toplanan yeni delillere dayanmak,
    d) Önceki kararda yer almayan ve daire denetiminden geçmemiş olan yeni ve değişik gerekçe ile hüküm kurmak,
    Suretiyle verilen hüküm, direnme kararı olmayıp, bozmaya eylemli uyma sonucunda verilen yeni bir hükümdür. Bu nitelikteki bir hükmün temyiz edilmesi halinde ise incelemenin Yargıtay"ın ilgili dairesi tarafından yapılması gerekmektedir.
    İncelenen dosya kapsamından;
    Özel Dairece hüküm; sanığın 4389 sayılı Bankalar Kanununun yürürlükte olduğu dönemdeki eylemlerinin basit zimmet, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu yürürlüğe girdikten sonra bankadaki görevinden ayrıldığı 21.04.2006 tarihine kadar gerçekleştirilenlerin ise nitelikli zimmet olarak kabul edilmesi gerektiğinden bahisle bozulmuş, mahalli mahkemece ise; "Tediye fişleri kullanılarak, banka parasının zimmete geçirilmesi fiilleri ile ilgili olarak değerlendirme yapılırken, tediye fişlerinin sadece sahte imzalı olarak düzenlenmiş olmasının, tek başına "suçun zimmetin açığa çıkmaması sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlenmesi" kriterini yerine getirdiği kabul edilemez. Sadece sahte imzalı tediye fişlerinin gerçekleştirilmiş olması yanında, başka kriterlerin de aranması fiilin işleniş şekil ve suretini değerlendirilmesi de gerekir. Özellikle yargılama konusu edilen hadise ile ilgili olarak, sanığın eylemlerinin banka müşterilerinden Halil Bat ile ..."nın bankaya müracaatı ile incelemeye başlandığı ve banka içinde yapılan müfettiş araştırması sırasında kolayca ortaya çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Teknik Bilirkişi Prof. Dr. Gürsel Çetin tarafından sahte tediye fişleri ile ilgili incelemeler yapılmış ve bunların sanık tarafından taklit olarak atılmış imzalar oldukları belirtilmiştir. Bu tespit karşısında sadece sahte imzalı tediye fişleri ile eylemin gerçekleşmiş olmasının zimmet fiilinin ihtilasen işlendiğini ortaya koyacak kapsam ve mahiyette olmadığı, sanığın bu fiilinin banka görevlileri tarafından yapılan basit bir kontrol ile ilk bakışta ve kolaylıkla anlaşılabilecek kapsamda bulunduğu, bu sebeple de iğfal kabiliyetine haiz olmadıklarının kabul edilmesi gerektiği, banka görevlilerinin basit bir kontrol ile hadiseyi ortaya çıkarmış olmalarının bu tespiti doğruladığı sonuç ve kanaatine varılarak, eylemler basit zimmet olarak değerlendirilmiş ve Bankacılık uygulaması bakımından elde edilmiş olan 3 kişilik bilirkişi heyetinin de, mahkememizin kabul ettiği oluş biçimini doğruladığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.
    4389 sayılı Bankalar Kanunu 22/3-2 cümlede nitelikli zimmetin unsuru olarak bankayı aldatacak ve fiilin açığa çıkmamasını sağlayacak her türlü hileli hareket derken 5411 sayılı Bankacılık Kanununun 160/2 maddesinde ise "suçun zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlenmesi" kriteri kabul edilmiş olup, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu 160/2. maddesinde "bankayı aldatacak ibaresi kaldırılmış ise de "hileli hareketler" ibaresi aynen muhafaza edilmiştir. Hile hukuki manada zaten maddi veya manevi nitelikli eylemlerle bir kimsenin hataya düşürülmesidir. Bir eylemin hileli olarak kabul edilebilmesi için aldatmaya elverişli olması gerekir. Hile kavramı aldatıcılık ile iç içe geçmiş kavramlardır, 5411 sayılı Bankacılık Kanunun 160/2. maddesinde "bankayı aldatacak" ibaresinin kaldırılmasına ancak şu şekilde yorumlanabilir; Müşterilere ait sahte imzaların ilk bakışta tespiti mümkün olmayıp iğfal kabiliyetine haiz ise 4389 sayılı Bankalar Kanunu 22/3-2 maddesine göre nitelikli zimmetten bahsedilebilmek için eylemlerin ayrı ayrı Bankacılık Kanunununda uzman bilirkişilerce de bankayı aldatıcı mahiyette olduğunun tespiti gerekli iken 5411 sayılı Bankacılık Kanununa göre müşteri adına atılan sahte imzaların ilk bakışta tespiti mümkün olmayıp iğfal kabiliyetine haiz ise "nitelikli zimmetten bahsedebilmek için ayrıca 4389 sayılı Kanunun aradığı kritere uygun olarak ayrıca bankacılık kanununda uzman bilirkişilere her bir eylemin bankayı aldatıcı olup olmadığını açıklatmak gerekmeyecek ve ilk bakışta tespiti mümkün olmayan iğfal kabiliyetine haiz işlemler "nitelikli zimmet" olabilecektir.
    Mahkememizce de kabul edilen ve oluşa uygun olduğu anlaşılan, gerek teknik bilirkişinin gerekse üçlü heyet bilirkişilerinin raporunda belirtildiği üzere, sanığın usulsüz eylemlerinin adiyen zimmet olarak kabul edilmesi gerekmiştir. Söz konusu eylemler hileli nitelikte olmayıp, söz konusu sanığın attığı imzaların sahte olduğunun banka görevlileri tarafından yapılacak bir kontrolde ilk bakışta ve kolaylıkla anlaşılabileceğinden, iğfal kabiliyetine haiz olmadığı bu şekilde neticeten adiyen zimmet olarak kabul edilmesi gerekmiştir" şeklindeki, önceki mahkûmiyet hükümde yer almayan ve Özel Daire denetiminden geçmemiş olan yeni ve değişik gerekçeyle hüküm kurulmuştur.
    Bu itibarla, yerel mahkemenin son uygulaması direnme kararı olmayıp, yeni hüküm niteliğinde olduğundan, Özel Daire denetiminden geçmemiş bulunan yeni hükmün doğrudan ve ilk kez Ceza Genel Kurulu tarafından ele alınması mümkün olmadığından dosyanın incelenmek üzere Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.
    SONUÇ:
    Açıklanan nedenlerle;
    İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 12.06.2012 gün ve 13-36 sayılı direnme kararı, yeni hüküm niteliğinde olduğundan, dosyanın temyiz incelemesi yapılabilmesi amacıyla Yargıtay 7. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 26.04.2016 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.

    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi