Abaküs Yazılım
Ceza Genel Kurulu
Esas No: 2015/498
Karar No: 2016/192

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2015/498 Esas 2016/192 Karar Sayılı İlamı

Ceza Genel Kurulu         2015/498 E.  ,  2016/192 K.

    "İçtihat Metni"

    Yargıtay Dairesi : 12. Ceza Dairesi
    Mahkemesi :Ağır Ceza

    Taksirle bir kişinin ölümüne bir kişinin de yaralanmasına neden olma suçundan sanık ..."in 5237 sayılı TCK"nun 85/2, 62, 50/1-a, 52/4 ve 53/6. maddeleri uyarınca 18.200 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına, taksitlendirmeye ve sürücü belgesinin bir yıl süre ile geri alınmasına ilişkin, Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 24.02.2011 gün ve 315-86 sayılı hükmün sanık müdafii ve katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 03.02.2014 gün ve 9644 - 2360 sayı ile;
    “..Diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
    Sanığın yönetimindeki çöp kamyonu ile meskun mahal sınırları içerisindeki orta ayırıcı ile bölünmüş yolu takiben seyir halinde iken, saat 12.30 sıralarında geldiği olay yeri okul geçidinin 7 metre sonrasında, seyrine göre sağ tarafta Ticaret Borsasına buğday getirmek için sıra bekleyen park halindeki araçların arasından karşıya geçmek istemiş olan 2000 doğumlu yaya ... ile 2002 doğumlu ..."ye çarpması sonucu ölümle sonuçlanan olayda; sanığa ait araca ait çarpma öncesi 13 metre, çarpma sonrası 28 metre olmak üzere toplam 41 metre fren izi tesbiti yapıldığı, olay yerinin okul geçidi yakını olduğu, sanığın ölenlerle birlikte eşdeğer oranda kusurlu olduğunun tespit ve kabul edildiği de gözönüne alındığında, iki sınır arasında temel ceza belirlenirken, suçun işleniş biçimi, failin taksire dayalı kusurunun yoğunluğu, maddede öngörülen cezanın üst sınırı, olayda iki kişinin öldüğü nazara alınmak suretiyle, adalet, hakkaniyet kurallarına uygun bir cezaya hükmedilerek alt sınırdan daha fazla uzaklaşılması gerektiği gözetilmeden, teşdidin derecesinde yanılgıya düşülmek suretiyle eksik ceza tayini" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
    Yerel mahkeme ise 02.07.2014 gün ve 234 - 229 sayı ile;
    “5237 sayılı TCK"nun "Cezanın belirlenmesini düzenleyen" 61. maddesinin 1. fıkrasındaki düzenleme "hâkim somut olayda; a) Suçun işleniş biçimi, b) Suçun işlenmesinde kullanılan araçları, c) Suçun işlendiği zaman ve yeri, d) Suçun konusunun önem ve değerini, e) Meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını, f) Failin kast veya taksire ayalı kusurunun ağırlığını, g) Failin güttüğü amaç ve saiki, göz önünde bulundurarak, işlenen suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezayı belirler" aynı maddenin 10. fıkrasındaki düzenleme ise; "Kanunda açıkça yazılı olmadıkça cezalar ne artırılabilir, ne eksiltilebilir, ne de değiştirilebilir" şeklindedir. Bu durumda; işlenmiş olan herhangi bir suç nedeniyle alt ve üst sınır arasında ceza belirlenmesi gerektiğinde belirtilen 61/1. maddenin 1. fıkrasındaki kıstaslara göre tespit yapmak gerekecektir. Taksirli suçlar açısından (g) bendi uygulanmayacaktır. Bu yasal düzenlemeler nazarı ile somut olayda birden fazla kişinin öldüğü ya da yaralandığı taksirli suçlar açısından temel cezanın belirlenmesinde failin kusuru ile ölü-yaralı sayısının ve yaralanma derecesinin birlikte değerlendirilmesinin zorunlu olduğu sonucuna varılmaktadır. Bununla birlikte suçun işleniş biçimi ile suçun işlendiği zaman ve yerin kusurun belirlenmesi sırasında suç konusunun önem ve değeri ile meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığının da ölü-yaralı sayısı ve yaralanma derecesinin saptanması sırasında dikkate alınacağında ise kuşku bulunmamaktadır. Nitekim, Yargıtay bozma gerekçesi de paralel düşüncelerle cezanın az olduğunu tespit etmiş. Oysa, mahkememizin önceki karar gerekçesinde de belirtildiği gibi her ne kadar olayda sanığın taksirli hareketi ile bir kişinin ölümü ve bir kişinin de yaralanmasına sebebiyet vermiş ise de; olayda sanığın meydana gelen kazada maktûl ve mağdur ile eşit kusurlu sayılması, her ne kadar Yargıtay ilamında birden fazla kişinin ölümünden bahsedilmişse de sadece ..."nin öldüğünün anlaşılması, sanığın suç tarihinde geçerli sürücü belgesi ile araç kullanması, kazadan sonraki maktûl ve mağduru hastaneye götürme gibi olumlu davranışları, onların maddi ve manevi zararlarını giderme çabaları birlikte değerlendirildiğinde; bu durumun alt sınırdan uzaklaşma sebebi kabul edilmesine rağmen en üst seviyeden ceza verilmesini gerektirmeyeceği, mahkememizce tespit edilen 3 yıllık teşdit ceza miktarının olayın oluş şekline uygun düşececeği, keza ilk derece mahkemeleri doğrudanlık ilkesi gereğince yargılama safahatında suçun işleniş biçimi yönündeki delillerin değerlendirilme şekli nazarı ile tespitlerinin doğru olduğu ve takdire de uygun düşeceği" gerekçesi ile önceki hükümde direnilmesine karar vermiştir.
    Bu hükmün de sanık müdafii ve katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının “onama” istekli 17.05.2015 gün ve 320507 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
    TÜRK MİLLETİ ADINA
    CEZA GENEL KURULU KARARI
    Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında iki yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasını gerektiren taksirle bir kişinin ölümüne bir kişinin de yaralanmasına neden olma suçundan hüküm kurulurken temel cezanın üç yıl hapis olarak tespitinin isabetli olup olmadığının belirlenmesine belirlenmesine ilişkin ise de, Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca öncelikle direnme hükmü kurulurken hazır bulunan sanığa son sözünün sorulmaması suretiyle savunma hakkının sınırlanıp sınırlanmadığı değerlendirilmiştir.
    İncelenen dosya kapsamından;
    Özel Dairenin bozma kararından sonra yerel mahkemece sanığın da hazır bulunduğu duruşmada, bozma ilamına karşı önce katılanlar vekilinin diyeceklerinin tespit edildiği, sonra sanık ve müdafiinin beyanı ile son olarak iddia makamının görüşünün alındığı, hazır bulunan sanığa "son söz" hakkı tanınmadan duruşmaya son verilip direnme hükmünün kurulduğu anlaşılmaktadır.
    1412 sayılı CMUK’nun 251. maddesine paralel düzenlemeler içeren 5271 sayılı CMK’nun 216. maddesinin son fıkrasında; “Hükümden önce son söz, hazır bulunan sanığa verilir” düzenlemesi yer almaktadır. Bu hüküm gereğince katılmış olduğu takdirde son söz mutlaka sanığa verilerek duruşma bitirilecektir. Ceza Genel Kurulunun 03.06.2014 gün ve 1207-309; 29.01.2013 gün ve 1406-30; 28.04.2009 gün ve 77-111; 29.01.2008 gün ve 193-7; 04.12.2007 gün ve 246-261; 25.04.2006 gün ve 3-124 ile 06.07.2004 gün ve 138-159 sayılı kararlarında da belirtildiği üzere, savunma hakkı ile yakından ilgili bulunan bu usul kuralı emredici nitelikte olup, uyulmaması kanuna mutlak aykırılık oluşturmaktadır. Ceza muhakemesinde sanığın en önemli hakkı savunma hakkı olup, hazır olduğu oturumda son söz sanığa verilmeden hüküm kurulması savunma hakkının sınırlanması sonucunu doğurmaktadır.
    Temyiz merciince verilen bozma kararlarından sonra ilk derece mahkemelerince yargılamaya devam olunduğunda dava henüz sonuçlanmamış bulunduğundan, ilk defa hüküm kurulurken “son sözün sanığa verilmesi” kuralı, bozmadan sonra başlayan yargılamada da kamu davasının kesintisizlik ve süreklilik ilkesinin doğal sonucu olarak aynen geçerlidir. Kovuşturmanın sona erdirilmesi ve hükmün tesis ve tefhimine geçilmesi öncesinde, son konuşan tarafın hazır bulunan sanık olması gerektiği şeklinde anlaşılması gereken “en son sözün sanığa verilmesi" kuralına uyulmaması, bu durumlarda da 5271 sayılı CMK"nun 216. maddesinin 3. fıkrasına aykırılık oluşturacaktır.
    Nitekim öğretide; "Son söz sanığındır. Son sözün sanığa verilmesi, müdafaa bakımından çok önemlidir. Bunun içindir ki son sözün hazır bulunan sanığa verilmemesi mutlak temyiz sebebi (hukuka kesin aykırılık) ve dolayısıyla bozma sebebi sayılmaktadır" (Nurullah Kunter, Feridun Yenisey, Ayşe Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku, 18. Bası, Beta Yayınları, İstanbul 2014, s. 1484); "Hüküm (karar) safhasına geçmeden önce son söz hazır bulunan sanığa verilmek zorundadır. Bu hüküm (CMK"nun 216/3) silahların eşitliği ve suçsuzluk karinesi ilkelerinin bir gereği olarak düzenlenmiş ve uyulması zorunlu emredici bir hükümdür... Son söz hakkının sanığa verilmesi, bozmadan sonraki yargılamada da uyulması zorunlu bir usul kuralıdır." (Yener Ünver, Hakan Hakeri, Ceza Muhakemesi Hukuku, 7. Bası, Adalet Yayınevi, Ankara 2013, cilt: 2, s. 146 ve 149) şeklinde görüşler ileri sürülmek suretiyle, duruşmada hazır bulunan sanığa mutlaka son sözün verilmesi gerektiği düşüncesi ittifakla benimsenmiştir.
    Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
    Bozmadan sonra yapılan yargılamada Cumhuriyet savcısının bozma ilamına ilişkin görüşünü açıklamasından sonra yargılamanın bitirilerek hükmün tefhim edildiği göz önüne alındığında, hazır bulunan sanığa son sözün verilmemesi 5271 sayılı CMK"nun 216/3. maddesine aykırılık oluşturduğundan, savunma hakkının sınırlanması sonucunu doğuran bu usule aykırılık nedeniyle yerel mahkeme direnme kararında isabet bulunmamaktadır.
    Bu itibarla, direnme hükmünün hazır bulunan sanığa son sözün verilmemesi isabetsizliğinden diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmelidir.
    SONUÇ:
    Açıklanan nedenlerle;
    1- Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 02.07.2014 gün ve 234-229 sayılı direnme hükmünün, hazır bulunan sanığa son sözün verilmemesi isabetsizliğinden diğer yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA,
    2-Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 12.04.2016 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.

    .

    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi