3. Hukuk Dairesi 2015/15963 E. , 2017/2005 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :AİLE MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki ziynet eşyası alacağı davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü.
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı vekili; tarafların 22/07/2011 tarihinde evlendiklerini, müşterek çocuklarının olmadığını, davacıya düğünde 8 adet 20 gram 3 burgulu bilezik ve 40 adet küçük altının takıldığını, düğünün hemen akabinde davalının altınları ben muhafaza edeyim diyerek kandisinden alıp götürdüğünü, iadeye yanaşmadığı gibi onları tükettiğinden bahisle bedellerini vermekten de kaçındığını belirterek düğünde davacıya takılan altınların toplam değeri olan 19.400,00 TL bedelin yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili; davacının evden ayrılırken kişisel eşyalarını müvekkilinin yokluğunda ve haberi olmadan götürdüğünü, davacının ziynetleri nerede sakladığı konusunda müvekkilinin bilgisinin dahi olmadığını, davacının ziynetlerini hiçbir zaman müvekkiline vermediğini, davacının tüm ziynetlerini annesine emanet ettiğini davacının o zamanlar müvekkiline söylediğini savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkememece; davacının, davalı ve annesi köyde iken ortak konuttan ayrılmış olup ayrılırken ziynet eşyalarının ortak konutta kaldığını veya dava dilekçesinde iddia edildiği gibi evlenmelerinin hemen akabinde davalı eş tarafından altınların muhafaza amaçlı kendinden alınıp iade edilmediği hususunda tarafsız, görgüye dayalı tanık beyanı sunamamış olup dinlenen her iki tarafın tanıklarının dava dilekçesi ve birbirleri ile çelişen beyanları karşısında davanın, sübut bulmadığı gerekçesi ile, reddine karar verilmiş, hüküm süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Kural olarak, evlilik sırasında ziynet eşyaları, kim tarafından takılmış olursa olsun, kadına bağışlanmış sayılır ve artık kadının kişisel malı sayılır.
Türk Medeni Kanunu"nun 6.maddesi hükmü uyarınca; Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatlamakla yükümlüdür. Gerek doktrinde, gerek Yargıtay içtihatlarında kabul edildiği üzere ispat yükü, hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer.
Somut olayda; davacı, davalının altınları kendisinden alıp götürdüğünü, iadeye yanaşmadığı gibi onları tükettiğinden bahisle bedellerini vermekten de kaçındığını iddia etmiş, dinlenen her iki taraf tanıkları da altınların davalı koca tarafından kadından alınarak evlilik birliği içinde bozdurulduğunu beyan etmişlerdir.Şu durumda; tanık beyanları ile davacı kadına ait düğünde takılan altınların davalı koca tarafından kadından alınarak bozdurulduğu kanıtlanmıştır.
Hal böyle olunca mahkemece; davacı kadının ziynet eşyalarına yönelik iddiasını ispat ettiği kabul edilerek, bozdurulduğu kabul edilen ziynet eşyaları (miktarı ve bedeli) bakımından inceleme yapılarak, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile, davanın, sübut bulmadığı gerekçesi ile reddi doğru görülmemiş olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince davacı yararına BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK"nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 23.02.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.