13. Hukuk Dairesi 2016/23328 E. , 2019/740 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki maddi-manevi tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, arsa niteliğindeki taşınmazı için davalı adına satış yapma vekaletnamesini verdiğini, davalının bu taşınmazı 60.000,00 TL"ye sattığını ancak bedelini vermediğini, satış bedeli yerine dava konusu olan ve davalının adına kayıtlı bulunan 1 ile 3 nolu taşınmazları her biri 30.000,00 TL"den sayarak iki adet zemin katta bulunan daireleri sattığını ancak zemin katta 3 adet daire olup bir başka şahsa ait olan 2 nolu dairenin satılmak istendiği zaman bankaca yapılan ekspertiz araştırmasında 2 nolu dairenin odalarının kendisine ait olan dairelerin içerisinde, yine kendine ait olan dairelerin odalarının ise sığınak olarak göründüğünü, davalı tarafın müteahhit olduğunu ağır kusuru sonucu yapılan projeye aykırı yapılıp taşınmazlar alımından dolayı 10.000,00 TL manevi tazminat, taşınmazın değer kaybından dolayı fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 15.000,00 TL maddi zararın taşınmazların satın alındığı 28/03/2007 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte tahsilini istemiş davasını 26/01/2016 havale tarihli dilekçe ile ıslah ederek 34.251.38 TL"ye yükseltmiştir.
Davalı, taşınmazı eksiksiz ve kusursuz olarak belediyeden alınan yapı ruhsatına ve tasdikli projeye uygun olarak imal ettiğini, tasdikli projenin dışında yapılan tüm değişikler, yeniklik ve ilavelerin davacının sorumluluğunda olduğunu ve davanın öncelikle zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davacının manevi tazminat talebinin reddine, maddi tazminata yönelik açmış olduğu davanın 34.251,38TL yönünden kabulüne bu miktarın 15.000,00TL"sinin dava tarihi 23/01/2014 tarihinden itibaren bakiye kalan yasal faizi ile birlikte, bakiye kalan miktar yönünden ise ıslah tarihi olan 16/01/2016 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1-Davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 4822 sayılı yasa ile değişik 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun Amaç başlıklı 1. maddesinde yasanın amacı açıklandıktan sonra kapsam başlıklı 2. maddesinde “Bu kanun, birinci maddesinde belirtilen amaçlarla mal ve hizmet piyasalarında tüketicinin taraflardan birini oluşturduğu her türlü tüketici işlemini kapsar” hükmüne yer verilmiştir. Yasanın 3. maddesinde mal; alışverişe konu olan taşınır eşyayı, konut ve tatil amaçlı taşınmaz malları ve elektronik ortamda kullanılmak üzere hazırlanan yazılım, ses, görüntü ve benzeri gayri maddi malları ifade eder. Satıcı; kamu tüzel kişileri de dahil olmak üzere ticari veya mesleki faaliyetleri kapsamında tüketiciye mal sunan gerçek veya tüzel kişileri kapsar. Tüketici ise bir mal veya hizmeti ticari veya mesleki olmayan amaçlarla edinen kullanan veya yararlanan gerçek yada tüzel kişiyi ifade eder şeklinde tanımlanmıştır. Yine anılan yasanın 3/d maddesinde, “hizmet; bir ücret veya menfaat karşılığında yapılan mal sağlama dışındaki her türlü faaliyet” olarak tanımlanmıştır.
Bir hukuki işlemin 4077 sayılı yasa kapsamında kaldığının kabul edilmesi için yasanın amacı içerisinde yukarıda tanımları verilen taraflar arasında mal ve hizmet satışına ilişkin bir hukuki işlemin olması gerekir.4077 sayılı yasanın 23. maddesi bu kanunun uygulanması ile ilgili her türlü ihtilafa tüketici mahkemelerinde bakılacağını öngörmüştür.
Somut olayda taraflar arasındaki uyuşmazlık, tarafların da beyanları ve dosya içeriğinden de anlaşıldığı üzere davalının müteahhit olup davacıyla aralarında önceden gerçekleşen bir vekalet ilişkisinden kaynaklanan ve davacıya karşı borcu karşılığında dava konusu daireleri sattığı ancak dairelerin ayıplı olduğu noktasındadır. Davacı ayıplı imalat ve satımdan kaynaklanan; maddi talep olarak değer kaybına yönelik ve yine manevi tazminat istemine yönelik taleplerde bulunmuştur. Hal böyle olunca, davalı tüketici konumundadır. Bu halde taraflar arasındaki temel ilişkinin 4077 sayılı yasa kapsamında kaldığı ve eldeki davaya bakma görevinin Tüketici Mahkemesine ait olduğu anlaşılmaktadır. Mahkemenin görevi hususu kamu düzenine ilişkin olup, bunun mahkemece resen nazara alınması gerekir. O halde, mahkemece, müstakil Tüketici Mahkemesi var ise davaya bakmakla Tüketici Mahkemeleri görevli olduğundan görevsizlik kararı verilmesi, müstakil Tüketici Mahkemesi yok ise ara kararı ile uyuşmazlığa Tüketici Mahkemesi sıfatı ile bakılmasına karar verilmek suretiyle uyuşmazlığın çözülmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın Asliye Hukuk Mahkemesi olarak görülmüş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
2-Bozma nedenine göre davalının temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün BOZULMASINA, ikinci bentte açıklanan nedenlerle davalının sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/I maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 29/01/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.