
Esas No: 2014/528
Karar No: 2016/152
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2014/528 Esas 2016/152 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 13. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Sanık ..."un; hırsızlık suçundan TCK"nun 141/1, 143/1, 168/1, 31/3, 62/1, 50/1, 52/2. maddeleri gereğince 1.540 TL, mala zarar verme suçundan ise 151/1, 168/1, 31/3, 62/1, 52/2, 52/4. maddeleri uyarınca 420 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye ilişkin, Seydişehir Asliye Ceza Mahkemesince verilen 02.12.2010 gün ve 164-310 sayılı hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 13. Ceza Dairesince 12.03.2014 gün ve 2365-8738 sayı ile;
"1) Hırsızlık suçundan kurulan hükmün temyiz incelemesinde;
Olay günü kaldırımın üzerinde bırakılan motosikleti çalan sanık hakkında TCK"nun 142/1-e maddesi yerine yazılı şekilde uygulama yapılması karşı temyiz olmadığından bozma sebebi yapılmamıştır.
Dosya ve duruşma tutanağı içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hâkimin takdirine göre, suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmış, diğer temyiz itirazları da yerinde görülmemiştir.
Ancak;
Olay tarihi itibarıyla onsekiz yaşından küçük bulunan sanık hakkında, ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrilmesine karar verilmek suretiyle 5275 sayılı Yasanın 106/4. maddesine aykırı davranılması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle bozulmasına, ancak bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi aracılığıyla 1412 sayılı CMUK"nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hüküm fıkrasından "on sekiz yaşından küçük olan sanık hakkında ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrilmesine" ilişkin bölüm çıkarılarak, diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün düzeltilerek onanmasına,
2) Mala zarar verme suçundan kurulan hükmün temyiz incelemesinde;
Hırsızlık fiilinin motosikletin mülkiyetine yönelik olması sebebiyle hırsızlık sırasında ya da çalınan malın kullanımı esnasında verilen zararların mala zarar verme suçunu teşkil etmeyeceğinin gözetilmemesi" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Seydişehir Asliye Ceza Mahkemesi ise 22.05.2014 gün ve 143-127 sayı ile;
"Sanığın suça konu motosikleti evin önüne park edilmiş vaziyette iken çalarak okulun civarına bıraktığı, sabah motosikletin karbüratörünü, tekerlerini, gaz kolunu ve bazı aksamını söktüğü, bu haliyle hırsızlık ve mala zarar verme suçunu işlediği, hırsızlık suçundan kurulan hükmün onandığı, mala zarar verme suçu yönünden, hırsızlık fiilinin motosikletin mülkiyetine yönelik olması nedeniyle hırsızlık sırasında veya malın kullanımı esnasında verilen zararların mala zarar verme suçunu oluşturmayacağı düşüncesi ile bozulduğu, mahkememizce bozmaya uyulmayarak ilk kararda direnildiği, zira sanığın üzerine atılı eylemin motosikleti bulunduğu yerden çalmak ve daha sonra parçalamak olduğu, motosiklete verilen zararın, malın çalındığı veya çalınan malın kullanımı esnasında verilen zarar mahiyetinde bulunmadığı, iddianamede motosikleti çaldığı esnada ya da çaldıktan sonra kullandığı sırada zarar verdiği yönünde bir fiil anlatılmadığı, çalınan malın olağan kullanımı nedeni ile meydana gelebilecek zararlardan ötürü sanığın mala zarar verme suçundan sorumlu tutulmaması kabul edilebilir bulunsa dahi, çalınan malın olağan kullanımı dışında eşyanın amacına ve mahiyetine uygun düşmeyecek bir tarzda kullanılması nedeniyle oluşabilecek zarardan sorumlu tutulması ve mala zarar verme suçundan mahkûmiyeti gerektiği, sanığın çaldığı motosikleti, olağanüstü kullanımın üzerinde olacak şekilde parçaladığı, olağanüstü kullanımın söz konusu olmadığı, malı çalıp zilyetliğine geçirmekle mülkiyet hakkını elde etmiş sayılmadığı, geçici bir süre zilyetliğinde bulundurduğu mala zarar verme hakkı olmadığı, malikin her türlü tasarrufu hukukça korunuyor iken, haksız zilyedin malda hiç bir tasarruf hakkı bulunmadığı, bu nedenle sanığa zilyetliğini haksız yere elinde bulundurduğu, motosikleti parçalama veyahut da olağan dışı kullanımı nedeniyle zarar verme hakkının hiçbir suretle tanınmaması gerektiği, bu nedenlerle sanığın iddianameye konu fiilinin hırsızlık suçunun yanında ayrıca ve tüm unsurları ile tamamlanmış mala zarar verme suçunu oluşturduğu" şeklindeki gerekçeyle ilk hükmünde direnmiştir.
Bu hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 03.09.2014 gün, 238771 sayı ve "kesin hüküm nedeniyle temyizin reddi" istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Direnme hükmünün ve temyizin kapsamına göre inceleme sanık hakkında mala zarar verme suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüyle sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eylemlerinin nitelikli hırsızlık suçunun yanında mala zarar verme suçunu da oluşturup oluşturmayacağının belirlenmesine ilişkin ise de, öncelikle direnme hükmünün temyizi kabil bulunup bulunmadığı hususunun değerlendirilmesi gerekmektedir.
İncelenen dosya kapsamından;
Suç tarihi itibarıyla onaltı yaşında olan sanığın, katılanın evinin önüne kilitlemeden bıraktığı motosikleti alıp yakınlardaki bir araziye gizlediği, ertesi gün motosikleti parçaladığı, motoru, karbüratörü, tekerleri, gaz kolu ve benzeri parçalarını aldığı, kalan kısmını ise arazide bıraktığı, olayın kolluğa intikal ettiği, yapılan araştırma neticesi motosikletin gövdesi ile aynı yerde bir adet mont ve eşarp bulunduğu, bu eşyalardan hareketle ulaşılan sanığın suçlamaları kabul edip motosikletin parçalarını katılana iade ettiği,
Hırsızlık ve mala zarar verme suçlarından açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucunda sanığın her iki suçtan da cezalandırılmasına karar verildiği,
Hırsızlık suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün onanmak suretiyle kesinleştiği, mala zarar verme suçundan verilen hükmün ise, hırsızlık eyleminin motosikletin mülkiyetine yönelik bulunması nedeniyle, hırsızlık fiili sırasında ya da çalınan malın kullanımı esnasında verilen zararların mala zarar verme suçunu oluşturmadığının gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulduğu,
22.05.2014 tarihli celsede bozma ilamına direnilmesine karar veren yerel mahkeme tarafından sanığın mala zarar verme suçundan temel ceza yüzyirmi gün adli para cezası olarak belirlenip, etkin pişmanlık, yaş küçüklüğü ve takdiri indirim hükümleri uygulandıktan sonra ulaşılan yirmibir gün adli para cezasının bir günü yirmi liradan paraya çevrilip, sonuç olarak 420 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına hükmolunduğu,
Anlaşılmaktadır.
1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi uyarınca yürürlükte bulunan 305/1. maddesi gereğince ceza mahkemeleri tarafından verilen hükümler temyiz kanun yoluna tâbidir. 5271 sayılı CMK"nun 223. maddesinde de hükümler; "beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkûmiyet, güvenlik tedbirlerine hükmedilmesi, davanın reddi, davanın düşmesi" olarak sayılmıştır.
Hüküm niteliğinde bulunmamakla birlikte bazı kararların da kanun yolu bakımından temyizinin mümkün olduğu kabul edilmiştir. Örneğin; adlî yargı dışında bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararları, geri verme talebi ile ilgili kararlar hüküm niteliğinde olmamakla birlikte temyizi kabildir.
Hükümlerin temyiz edilebilmeleri kural, temyiz edilememeleri ise istisnadır. Anılan istisna, hukuk devletinde kabulü mümkün ve meşru bir amaçla, Anayasanın 36. maddesinde düzenlenen "hak arama hürriyeti" ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin altıncı maddesinde hüküm altına alınan mahkemelere erişim hakkının özüne zarar vermeyecek şekilde ve orantılı olmalı, ayrıca kanunda açıkça düzenlenmiş bulunmalıdır.
1412 sayılı CMUK"nun 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca yürürlükte bulunan 305. maddesi gereğince ceza mahkemeleri tarafından verilen hükümler temyiz kanun yoluna tâbi olmakla birlikte maddenin ikinci fıkrasının birinci bendinin suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan haline göre;
1- İki milyar (iki bin) liraya kadar (iki bin-iki milyar lira dâhil) para cezalarına ilişkin hükümler,
2- Yukarı sınırı on milyar (on bin) lirayı geçmeyen para cezasını gerektiren suçlardan dolayı verilen beraat hükümleri,
3- Bu kanun ile sair kanunlarda kesin olduğu yazılı bulunan hükümler,
Kesin olup, bu hükümler hakkında temyiz kanun yoluna başvurulamayacaktır.
İki milyar (iki bin) liraya kadar (bu miktar dâhil) para cezalarına ilişkin hükümlerin temyiz edilemeyeceğine dair 1412 sayılı CMUK"nun 305. maddesinin ikinci fıkrasının birinci bendinin Anayasa Mahkemesinin 07.10.2010 tarihinde yürürlüğe girmiş olan 23.07.2009 gün ve 65–114 sayılı kararı ile iptal edilmesinden sonra, ister hapis cezasından çevrilen, isterse doğrudan verilen adli para cezasına ilişkin hükümlerin 14.04.2011 tarihine kadar hiçbir miktar gözetilmeksizin, 14.04.2011 tarih ve 27905 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6217 sayılı Yargı Hizmetlerinin Hızlandırılması Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 23. maddesi ile 5271 sayılı CMK"nun 272. maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendinde; "Hapis cezasından çevrilen adlî para cezaları hariç olmak üzere, sonuç olarak belirlenen 3.000 Türk Lirası dâhil adlî para cezasına mahkûmiyet hükümlerine karşı istinaf yasa yoluna başvurulamaz" şeklinde gerçekleştirilen değişiklik ve aynı kanunun 26. maddesi ile 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanuna eklenen; "Bölge adliye mahkemeleri faaliyete geçinceye kadar hapis cezasından çevrilenler hariç olmak üzere, sonuç olarak belirlenen üçbin Türk Lirası dâhil adlî para cezasına mahkûmiyet hükümlerine karşı temyiz yoluna başvurulamaz" biçimindeki geçici ikinci madde göz önünde bulundurulduğunda, 14.04.2011 tarihinden sonra doğrudan hükmolunan 3.000 Türk Lirasından fazla adli para cezasına ilişkin mahkûmiyet hükümlerinin temyizinin mümkün hale geldiği konusunda bir tereddüt bulunmamaktadır.
Ceza Genel Kurulunun 11.03.2014 gün ve 532–126 ile 05.04.2011 gün ve 262–35 sayılı kararlarında açıkça belirtildiği üzere, bahse konu iptal kararının, yürürlüğe girmesinden önce kurulmuş olan hükümleri nasıl etkileyeceği sorunu usul kanunlarının zaman bakımından uygulanması ile ilgilidir.
Usul kanunlarının zaman bakımından uygulanmasında asıl olan, aksi kanunda açıkça düzenlenmiş bulunmadıkça "hemen ve derhal uygulanma" ilkesidir. Anılan ilke uyarınca usul işlemleri yapıldıkları sırada yürürlükte olan muhakeme kanunu hükümlerine tâbi olacaktır. O halde ceza yargılaması sırasında, kanunlarda değişiklik yapılması veyahut dayanılan bir usul kuralına ilişkin kanun hükmünün Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi halinde, yeni kanun veya iptal sonucu ortaya çıkan usul prosedürü, devam etmekte olan işlemlere uygulanmalıdır. Ancak 5320 sayılı Kanunun 4. maddesinde ifade edilen bu durum önceki kanunun yürürlükte bulunduğu dönemde o kanuna uygun olarak gerçekleştirilen işlemlerin geçersizliği neticesini doğurmayacağı gibi, yenilenmesini de gerektirmeyecektir.
Bu ilkenin sonucu olarak;
a- Usul işlemleri kural olarak yürürlükteki kanuna göre yapılacaktır.
b- Yürürlükte olan kanuna göre yapılmış işlemler sonradan yürürlüğe giren bir kanun nedeniyle geçerliliğini yitirmeyecektir.
c- Anayasa Mahkemesinin iptal kararı veyahut da yeni kanunun yürürlüğünden sonra yapılması gereken usul işlemleri ise yeni kanuna ya da iptal kararıyla ortaya çıkan usule tâbi olacaktır.
d- Muhakeme usulüne ilişkin çıkarılan yeni kanunun uygulanmasında, bu kanun veya değişikliğin sanığın lehine ya da aleyhine sonuç doğurmasına bakılmayacaktır.
CMUK"nun 305. maddesinin birinci fıkrasındaki kesinlik sınırını, maddede belirtilen kesinlik sınırları içinde kalmak şartıyla başkaca hiçbir hak sınırlaması sonucunu doğurmayan para cezasına ilişkin hükümlerle sınırlı olarak yorumlamak gerekmektedir. Bu nedenle, gerek bir mahkûmiyete ek, gerekse bağımsız olarak hükmedilen güvenlik tedbirleri, kesin nitelikteki hükümlere de her yönüyle temyiz edilebilirlik niteliği kazandıracaktır.
Diğer taraftan temyizen incelenemeyen kesin nitelikteki bir hükümdeki açık hukuka aykırılıklar, söz konusu hükme temyiz edilebilirlik vasfı kazandırmayacaktır. Zira CMUK"nun 315. maddesi uyarınca temyiz istemi üzerine, hükmü veren mahkemece hükmün temyizinin mümkün olup olmadığı, yasal süresinde açılmış temyiz davası bulunup bulunmadığı, istemde bulunanların temyize hak ve yetkileri bulunup bulunmadığı değerlendirilerek, bu şartlardan birinin eksik olduğunun tespiti halinde öncelikle temyiz isteminin reddine karar verilecektir. Mahkemece bu hususlarda hatalı ya da eksik değerlendirme yapılması veya hiç değerlendirme yapılmaması halinde ise Yargıtay tarafından işin esasına geçilmeden önce bu üç husus, 1412 sayılı Kanunun 317. maddesi uyarınca değerlendirilip temyiz şartlarının bulunup bulunmadığı belirlenecek ve temyiz şartlarının varlığının tespiti durumunda temyiz incelemesi yapılacaktır. Aksinin kabulü, hukuka aykırılık taşıyan her hükmün temyizen incelenebileceği sonucunu doğuracaktır.
Diğer taraftan, kanun koyucunun kesin nitelikteki hükümlerin temyiz edilememesine ilişkin düzenlemesinin sebebi, bu kararların her zaman isabetli bulunacağı ve bünyelerinde bir hukuka aykırılık barındırmayacakları kabulüne dayanmamaktadır. Hukuk sistemi her sorunun çözümünü kendi içinde üretmiştir. Bir hükümdeki hukuka aykırılıkların olağan kanun yoluyla giderilmesi imkânının bulunmadığı ahvalde bu aykırılıkların 5271 sayılı Kanunun 309 ve 310. maddelerinde düzenlenen kanun yararına bozma yoluyla giderilmesi imkânı bulunmaktadır.
Ceza Genel Kurulunun 12.03.2013 gün ve 1515–202 ile 21.12.2010 gün ve 230–264 sayılı kararları başta olmak üzere birçok kararında açıkça vurgulandığı gibi, kesin nitelikteki hükümler ancak kesinlik sınırını aşar nitelikte yaptırım içermek şartıyla, suç vasfına yönelik ya da suç niteliği doğru belirlenmesine rağmen yanılgılı bir uygulama ile kesinlik sınırı içinde kalan cezaların verildiği hükümlere karşı yapılan aleyhe başvuru üzerine temyiz denetimine konu olabilecektir.
Bu açıklamalar ışığında ön soruna ilişkin uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Yerel mahkemece sanık hakkında mala zarar verme suçundan 5237 sayılı Kanunun 151/1, 168/1, 31/3, 62/1, 52/2. maddeleri uyarınca hükmedilen 420 Lira adli para cezası, karar tarihi de göz önünde bulundurulduğunda, 1412 sayılı CMUK"nun, 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi uyarınca yürürlükte bulunan 305. maddesi gereğince kesin nitelikte olup, suç vasfına ilişkin veya kesinlik sınırını aşacak nitelikte bir müeyyide içermesi gerektiği yönünde aleyhe temyiz bulunmadığı da nazara alındığında hükmün temyiz yeteneği bulunmamaktadır.
Bu itibarla, CMUK"nun 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca yürürlükte bulunan 305 ve 317. maddeleri uyarınca sanık müdafiinin temyiz isteminin reddine karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Sanık müdafiinin temyiz isteminin 1412 sayılı CMUK"nun 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca yürürlükte olan 305 ve 317. maddeleri uyarınca REDDİNE,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE 29.03.2016 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.
Bu alandan sadece bu kararla ilintili POST üretebilirsiniz. Bu karardan bağımsız tamamen kendinize özel POST üretmek için TIKLAYINIZ
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.