Abaküs Yazılım
Ceza Genel Kurulu
Esas No: 2015/1160
Karar No: 2016/141

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2015/1160 Esas 2016/141 Karar Sayılı İlamı

Ceza Genel Kurulu         2015/1160 E.  ,  2016/141 K.

    "İçtihat Metni"

    Yargıtay Dairesi : 1. Ceza Dairesi
    Mahkemesi :Ağır Ceza
    Günü : 26.11.2013
    Sayısı : 233-372

    Kasten öldürme suçundan sanık ..."nin 5237 sayılı TCK"nun 81/1, 29/1, 62/1, 53, 54 ve 63. maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, mahsuba ve müsadereye ilişkin, Gaziantep 5. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 26.11.2013 gün ve 233-372 sayılı hükmün katılan ... vekili ve sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 25.06.2015 gün ve 441-4126 sayı ile onanmasına karar verilmiş,
    Daire Üyesi H. Kırca; "Maktul ve sanığın aynı köyde olup, evlerinin birbirine yakın olduğu, maktulün sürekli kendi arazisinden geçmesi nedeniyle aralarında tartışmalar olduğu, maktulün sürekli hakaret ve tehditlerde bulunduğu, hatta hakkında Gaziantep Asliye Ceza Mahkemesine 24.07.2013 tarih, 2013/7097 sayılı iddianame ile silahla tehditten kamu davası açıldığı, olay günü akşamı da tanık beyanlarına göre küfür ve hakaretlerine devam ettiği, mahkemenin gerekçesinde de belirtildiği gibi olay günü sabahı yine geceden itibaren alkol alıp, evlerinin kapısına doğru ...’yi kastedip "onu öldüreceğim" şeklinde beyanlarda bulunduğu, olay yerine çuvallar koyup burada mevzilendiği, sanığın babasının köy muhtarı ... ve tarafların akrabası da olan eski muhtar ...’i maktulü yatıştırması için çağırdığı, olay yerine önce gelen ...’in duruşmada 28.10.2013 tarihinde ve jandarmada 08.07.2013 tarihinde olayın hemen akabinde;
    "....’nın fazla miktarda alkol aldığını, ...’e küfürler ettiğini, daha sonra muhtar ...’ın geldiğini, muhtarın ....’yı "hadi git" diye iteklediğini, maktulün sonra ...’i gördüğünü ve orada bulunan dut ağacının arkasına siper aldığını, ...’in de elinde av tüfeğiyle evinden çıktığını, ....’nın dut ağacının arkasında iken belinden tabancasını çıkartıp sanık ...’e 5-6 el ateş ettiğini, aralarında yaklaşık 8 metre mesafe olduğunu, ...’in de kendisine dönerek "dayı ben yaralandım, kurşun bana değdi" dediğini, "hemen eve git, kaç" diye beyanda bulunduğunu, o anda da ...’in ....’ya en az iki el ateş ettiğini, ....’nın da vurulduğunu fark etmediğini, kendisinin zaten siperde olduğunu" beyan etmiş olup,
    Diğer görgü tanığı ... da 26.11.2013 tarihinde duruşmada alınan beyanında; "Sanık ...’in babasının kendisini sabahleyin 05.30 sıralarında telefonla çağırdığını, maktul ...’nın kendilerine musallat olduğunu, gelmesini istediğini, geldiğinde ise ...’in .... ile münakaşa ettiklerini, yaşlı olduğu için ona "sen git" dediğini, ....’ya 3-4 metre kala ...’in annesinin kendisini çağırdığını, "şunu tut" diye sanık ...’i tutmasını istediğini, arkasını döndüğünde ...’in kendi yanında havaya bir el tüfekle ateş ettiğini, "dur" deyip ellerini açtığını, ....’nın da elindeki tabanca ile ...’e doğru ateş ettiğini, bu atış esnasında ...’in vurulmuş olduğunu, kendisinin de korkudan bir tarafa çekildiğini, tarafların beşer altışar tane karşılıklı ateş ettiğini" belirtmiş olup,
    Mahkemede gerekçesinde bu hususları kabul etmiştir. Olay yerinde maktule ait silahtan atılan 7 adet 9 mm çaplı tabanca mermisi boş kovanı ile sanık ...’e ait av tüfeğinden atılma 7 adet boş kartuş bulunmuş olup, sanık ...’in Gaziantep Adli Tıp Kurumundan verilme 25.10.2013 tarih ve 2013/2892 sayılı raporda belirtilen şekilde; batına nafiz bir adet ateşli silah yaralanması ve kişide oluşun sol böbrek ileumdaki yaralanma neticesinde sol böbrek parçalanması sonucu ameliyata alındığı ve bu durumun basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte olmadığı belirtilmiştir. Maktulün ise yapılan otopsisinde; av tüfeği yaralanmasına bağlı saçma tanesi yaralanması ile oluşan kafatası kemik kırıkları sonucu oluşan beyin kanamasından, beyin doku harabiyetinden vefat ettiği tespit edilmiştir.
    Gerek dinlenen tanık beyanları ve dosya kapsamından, sanığın ilk önce havaya ateş ettiği tespit edilmiş olsa dahi maktule yönelik bir eylemi olmadığı, maktulün yoğun küfür, hakaret ve tehditlerine dayanamayıp, uzun bir süre evinde bekledikten sonra dışarı çıktığı, tanık İsmail Işık’ın beyanına göre havaya bir el ateş ettikten sonra maktulün ...’e doğru iki el ateş ettiği, ilk önce kabulde belirtildiği şekilde, sanığın ateş ettiğini kabul ettiğimiz takdirde, maktulün vurulduktan sonra otopsi raporuna göre beyin kanaması ve beyin doku harabiyeti nedeniyle aynı anda vefat etmesi nedeniyle kendi tabancasından ateş etmesinin mümkün olmadığı, oysa olay yerinde maktulün tabancasından yapılan atış nedeniyle yedi adet boş kovanın mevcut olduğu,
    Maktulün akrabası da olan diğer tanık ...’in beyanının doğru kabul edildiği takdirde, ilk önce maktulün siper alıp, bulunduğu yerden bir iki el ateş ettiği, bunun üzerine de ...’in "dayı vuruldum" dediği ve ...’in de maktul tarafından kendisine yönelik 7 adet tabanca atışı karşısında 5237 sayılı TCK"nun 27/2. maddesi kapsamında maruz kaldığı saldırı karşısında içine düştüğü heyecan, korku veya telaş nedeniyle atışlarına devam ederek, meşru savunmada sınırı aşmak suretiyle maktulü öldürdüğü anlaşıldığından, hakkında 5237 sayılı Kanunun 27/2 ve 5271 sayılı Kanunun 223/3-c maddeleri gereğinde ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekirken adam öldürmeden hüküm kurulmasının yasaya aykırı olduğu" düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.
    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 21.10.2015 gün ve 26421 sayı ile;
    “...Sanığın savunması, tanık anlatımları ve diğer delillere göre; olaydan önceki tarihlerde ve olay günü maktul ..."un sanık ..."yi kastederek "onu öldüreceğim" şeklinde sözler sarf ettiği ve olay yerine çuvallar koyarak mevzi yaptığı, sanığın babasının, köy muhtarı ... ile eski muhtar ve aynı zamanda tarafların akrabası olan ..."i maktulü teskin etmeleri için telefonla çağırdığı, bunun üzerine olay yerine gelen bu tanıkların maktulü sakinleştirip olay yerinden uzaklaştırmaya çalıştıkları, alkollü olan maktulün tanıklara ters cevaplar verip tanıklarla tartıştığı, elinde tabanca bulunduğu, o esnada tartışmaları evinden izleyen sanığın, elinde av tüfeği ile olay yerine geldiği ve havaya bir el ateş ettiği, maktulün ise sanığı görünce bulunduğu yerden öldürmeye elverişli tabanca ile çok yakın mesafeden sanığı hedef alıp birden fazla ateş ettiği, sanığın da, yakın mesafeden tabanca ile kendisine birden fazla ateş edilmesi ve yaralanması üzerine içinde bulunduğu durumdan kaynaklanan heyecan, korku ve telaşla kendisine ateş edip yaralanmasına sebebiyet veren maktule karşı av tüfeği ile birden fazla sayıda ateş ederek maktulü öldürmek suretiyle meşru savunmada sınırı aştığı ve sonuç olarak sanığın, heyecan korku ve telaşa kapılarak meşru savunmada sınırı aşmak suretiyle ..."u öldürdüğü, bu nedenle sanık hakkında 5237 sayılı TCK"nun 27/2 ve 5271 sayılı CMK"nun 223/3-c maddesi uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
    CMK"nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 11.11.2015 gün ve 5371-5395 sayı ile, itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.


    TÜRK MİLLETİ ADINA
    CEZA GENEL KURULU KARARI
    Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nun 27/2. maddesinin uygulanma şartlarının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.
    İncelenen dosya kapsamından;
    08.07.2013 tarihinde saat 05.30 sıralarında aralarında husumet bulunan sanığın tüfekle, maktulün ise tabancayla birbirlerine karşılıklı olarak ateş etmeleri sonucu maktulün öldüğü, sanığın ise yaşamını tehlikeye sokacak şekilde yaralandığı,
    Kolluk görevlilerince düzenlenen olay yeri inceleme raporu ve krokisinde; olayın, çevresi taş duvarla çevrili dut ağacının bulunduğu alan ile İlyas Albayrak isimli şahsa ait kullanılmayan ev arasında gerçekleştiği, dut ağacının dip kısmındaki taşlarda ve aynı yerde bulunan kilimle örtülmüş mercimek çuvallarının üzerinde yoğun kan lekelerinin görüldüğü, bu bölgede toplam yedi adet 9 mm çapında kovan tespit edildiği, dut ağacı ile İlyas Albayrak"a ait ev arasındaki boşluk kısımda dut ağacına 8.40 cm ve 11.40 cm uzaklıkta, iki grup halinde, her grupta üçer tane olmak üzere toplam altı adet av fişeği kartuşunun bulunduğu, ayrıca dut ağacının güney batısında ağaca 8.40 cm mesafede bir adet av fişeği kartuşunun daha ele geçirildiği, sanığın evinin olay yerine mesafesinin 60 metre, maktulün evinin ise 50 metre olduğu bilgilerine yer verildiği,
    Otopsi raporunda; maktulün yüzünün sol yarımında saçlı deriyi de içine alan 22x20 cm"lik alanda çok sayıda saçma tanesi giriş delikleri, sol ve sağ omuz, sol sırt, sağ skapular, göğüs ön duvar ve sol elde saçma tanesi giriş delikleri ve sıyrıklarının olduğu, atışın bitişik atış mesafesi dışından olduğu, kişinin ölümünün av tüfeği saçma tanesi yaralanması ile oluşan kafatası kemik kırıkları, maksilofasiyel kemik ve hyoid kemik kırığı ile birlikte gelişen beyin kanaması ve beyin doku harabiyeti sonucu meydana geldiğinin belirlendiği,
    Sanık hakkında Gaziantep Adli Tıp Şube Müdürlüğünce düzenlenen raporda; sanıkta batına nafiz bir adet ateşli silah yaralanmasının mevcut olduğu, sol böbrek ve ileumdaki yaralanmanın kişinin yaşamını tehlikeye sokan bir durum oluşturduğunun ifade edildiği,
    Jandarma Genel Komutanlığınca düzenlenen ekspertiz raporlarında; olay yerinde ele geçirilen yedi adet av fişeği kartuşunun sanığın kullandığı yarı otomatik av tüfeğinden, yedi adet kovanın ise maktulün kullandığı tabancadan atıldığının ve sanık ile maktulden alınan svapların tümü üzerinde atış artıkları tespit edildiğinin belirtildiği,
    Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığının 2013/37992 sayılı soruşturma dosyası içeriğine göre; 05.07.2013 tarihinde sanık ..."in, maktulün kendisine silahla ateş ettiği ve silah doğrultarak hakarette bulunduğu iddiası ile şikayetçi olduğu, 25.07.2013 tarihinde maktulün ölümü nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği,
    Anlaşılmaktadır.
    Maktulün eşi katılan ...; eşinin olaydan iki gün önce sanığa ateş etmediğini, eşinin tabancasını Suriyeli bir şahsa denemesi için verdiğini, bu şahsın da trafik lehvalarına ateş ettiği sırada sanığın ara yoldan çıktığını ve kendisine ateş edildiğini zannettiğini, bu olay nedeniyle eşi ile sanığın tartıştıklarını, eşinin sanığa “ben seni tanımadım, sana ateş etmedim” dediğini, sanığın ise eşini kastederek “ben öleceğime kendisi ölsün” dediğini, olay günü köyün dışındaki çiftliklerinde iken eşinin “ben gidip ekmek alayım, sen de davarları sağdıktan sonra gel” diyerek yanından ayrıldığını, eşinin olay yerinde ekmekçiyi beklediğini, alkollü olmadığını, sanığa pusu kurmadığını belirtmiş,
    Maktulün babası katılan ...; olay sabahı oğlu ile kendilerine ait mercimek çuvallarının bulunduğu dut ağacının yanına geldiklerini, oğluna sanık ile arasında geçen tartışmayı kastederek “araziden geçsin, konuyu büyütme, tapusu bize ait, boşver, kötülük olmasın” dediğini, daha sonra sanığın gelerek dört beş kez ateş ettiğini, önce sanığın ateş ettiğini, maktulün yaralandıktan sonra sanığa ateş etmiş olabileceğini beyan etmiş,
    Sanığın babası tanık ...; oğlunun iki sene önce maktulün patozunu çektikten sonra alacağını istemesi üzerine maktulle aralarının bozulduğunu, maktulün her gece saat: 01.00-02.00 sıralarında bağırıp çağırarak kendilerini rahatsız ettiğini, olaydan iki gün önce de maktulün, oğluna tabanca ile bir iki el ateş ettiğini, maktule “niye sıktın” diye sorduklarında ise maktulün “orada vuramadıysam, burda vururum aha” diyerek tabanca çektiğini, eşi ve kardeşinin maktule engel olup götürdüklerini, bu olaydan bir gün sonra ise maktulün geceleyin kapılarının önüne gelip, teybin sesini açarak kendilerine hakaret ettiğini, olay sabahı hayvanlarına bakmak için kalktığında maktulün dut ağacının altında pusu kurduğunu gördüğünü, yoldan geçmelerine izin vermeyerek “buradan geçemezsiniz” dediğini, bunun üzerine önce muhtar İrfan ile eski muhtar İsmail"i, daha sonra karakolu aradığını, jandarmanın “şu anda devriyemiz yok, bir saat sonra gelebiliriz” dediğini, oğlu ... dışarı çıkar çıkmaz maktul ile birbirlerine ateş etmeye başladıklarını, hangisinin önce ateş ettiğini bilmediğini anlatmış,
    Tanık ...; olay akşamı maktulle birlikte olduklarını, maktulün alkol alarak sanığa gıyabında sövdüğünü, maktule “bak dövüşme, alkollüsün, alkollü kafa ile bu işler olmaz” diyerek yatıştırmaya çalıştığını ve kafasına su dökerek biraz ayıktırdığını, sabah 05.00 sıralarında maktulü bıraktığını, maktul ile sanık arasındaki anlaşmazlığın araziden geçip geçmeme meselesinden kaynaklandığını söylemiş,
    Tanık ... kollukta; her iki taraf ile de akraba olduğunu, olay sabahı sanığın babası Hayri"nin telefonla arayıp, maktulün yine kendilerine küfür ettiğini söylemesi üzerine “sakın siz dışarı çıkmayın, ben geliyorum, ben hallederim” dediğini, olay yerine gittiğinde maktulün alkollü vaziyette sanığa gıyabında küfür ettiğini gördüğünü, maktulün kendisine “yaklaşma dayı, sakın gelme bak” diyerek sanık hakkında küfürlü sözler söylediğini, daha sonra muhtar İrfan"ın olay yerine gelerek maktulü “hadi git” diyerek iteklediğini, bu sırada sanığın elinde otomatik av tüfeği ile evinden çıktığını, maktulün sanığı görerek oradaki dut ağacının arkasına siper aldığını ve belinden tabancasını çıkartıp yaklaşık sekiz metre mesafeden sanığa beş altı el ateş ettiğini, sanığın kendisine dönerek “dayı ben yaralandım” dediğini, kendisinin sanığa “hemen eve git, kaç” dediği sırada sanığın maktule en az iki el ateş ettiğini, maktul siper halinde olduğundan maktulün vurulduğunu fark etmediğini ifade etmiş,
    Mahkemede; olay sabahı sanığın babasının telefonla arayarak maktulün yolu bağladığını söylemesi üzerine olay yerine gittiğini, amacının iki tarafı barıştırmak olduğunu, daha önce en az on kez tarafları yatıştırdığını, maktulün kendisini görünce “hiç boşa gelme” dediğini, o sırada muhtar İrfan"ın da geldiğini, maktulün sanığa gıyabında küfürler ettiğini, daha sonra sanığın evinden çıktığını, o esnada çuvalların yanında bulunan maktulün pusarak siper aldığını, silahların patladığını, önce kimin ateş ettiğini bilmediğini ancak önce sanığın vurulduğunu, çünkü sanığın “dayı, ben yaralandım, vuruldum” dediğini, sanığa “savuş evine git, jandarmayı ara” demesi üzerine sanığın “jandarmayı aradım, gelmedi” diye cevap verdiğini belirtmiş,
    Tanık ... soruşturma aşamasında; olay günü saat 05.00 sıralarında sanığın babasının telefonla arayıp, sanık ile maktulün kavga ettiğini söyleyerek yardım istediğini, olay yerine gittiğinde maktulün elinde tabanca, sanığın elinde ise tüfek olduğunu ve karşılıklı tartıştıklarını gördüğünü, “ayıp” diyerek sanığı ittirdiğini, bu sırada sanığın tüfekle bir el ateş ettiğini, bunun üzerine maktulün de tabanca ile ateş ettiğini, kendisinin ateş arasında kalacağını düşünerek tarafların yanından uzaklaştığını, her iki tarafın beş altı kez birbirlerine karşılıklı ateş ettiklerini, ateş kesildiğinde maktulün yere düştüğünü beyan etmiş,
    Mahkemede; olay sabahı sanığın babasının kendisini telefonla arayıp maktulü kastederek “akşamdan beri bu bize musallat oldu, şuna gel bir şeyler söyle” dediğini, olay yerine geldiğinde maktulün arabasının yolu kapatmış vaziyette durduğunu, maktul ile tanık ..."in münakaşa ettiklerini gördüğünü, tanık İsmail yaşlı olduğundan ona “sen git, ben ...."yı ikna ederim” dediğini, maktule üç dört mesafe kala sanığın annesinin kendisine sanığı kastederek “şunu tut” dediğini, arkasını döndüğünde sanığın elinde tüfekle geldiğini gördüğünü, kendisinin ellerini açarak sanığa “dur” dediğini, sanıkla maktulün arasında yaklaşık on onbeş metre mesafe bulunduğunu, sanığın tüfekle havaya bir el ateş ettiğini, o sırada maktulün tabancayla sanığa iki kez ateş ettiğini, bu atış sırasında sanığın vurulduğunu, sanık ile maktulün karşılıklı olarak birbirlerine beş veya altı kez ateş ettiklerini, maktulün düştüğünü anlatmış,
    Sanık ... soruşturma aşamasında susma hakkını kullanmış,
    Mahkemede; birkaç yıl önce maktulün patoz işini yaptığını, maktulden alacağını istediğinde parasını verdiğini ancak kendisine karşı tavır aldığını ve sürekli küfür ederek rahatsız ettiğini, olaydan iki gün önce traktörle araziden gelirken maktulün kendisine tabanca ile iki el ateş ettiğini, silahı görünce eğilmesi nedeniyle mermilerin isabet etmediğini, maktule niye ateş ettiğini sorunca aralarında ufak bir tartışma yaşandığını, maktulün tekrar kendisine silah çektiğini, ateş edeceği sırada maktulün ailesinin engel olarak evine götürdüklerini, kendisinin de karakola giderek şikayetçi olduğunu, olay gecesi maktulün yine evinin kapısına gelip kendisine küfür ederek “sen adam mısın, erkek misin, dışarı çık” dediğini, komşu oldukları için duymazdan gelerek cevap vermediğini, olay sabahı harmana gideceği sırada babasının, maktulün kendisine pusu kurduğunu, dışarı çıkmamasını söylediğini, karakolu aradıklarını ancak görevlilerin “aracımız yok, şu an gelemeyiz” dediklerini, maktulü yatıştırması için köy muhtarı ... ve eski muhtar ..."i çağırdıklarını, kendisinin pencereden baktığını, maktulün evine yaklaşık 30 metre mesafedeki harmanda çuvalların arkasına saklanmış vaziyette olduğunu ve kendisini kastederek “bu adamı bu gün vuracağım, bu iş bitecek” dediğini, olayı anlamak için evde bulunan babasına ait av tüfeğini tedbir amaçlı alarak aşağı indiğini, yola çıktığında İrfan"ın kendisine “dur” dediğini, bu sırada maktulün kendisini görür görmez tabanca ile üzerine doğru ateş etmeye başladığını, aralarında 30 metre kadar mesafe bulunduğunu, kendisinin de av tüfeği ile korkutmak amacıyla havaya ateş ettiğini, daha sonra kendisinin böbrek bölgesinden vurulduğunu fark edince paniğe kapıldığını, maktulün çuvalları siper alarak saklanmış vaziyette olduğunu, kendisinin de maktulün saklandığı çuvallara doğru yedi el ateş ettiğini ve eve döndüğünü, ateş ederken maktulün de kendisine ateş ettiğini, ilk atışı maktulün yaptığını, kendisinin ilk atışta değil daha sonraki birkaç el atışta yaralandığını, maktulü öldürme kastının bulunmadığını, tamamen kendisini koruma amaçlı hareket ettiğini savunmuştur.
    Meşru savunma, gerek 765 sayılı Kanunun 49/2. maddesinde, gerekse 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 25. maddesinde bir "hukuka uygunluk nedeni" olarak düzenlenmiştir. Meşru savunmanın şartlarına ilişkin olarak 765 ve 5237 sayılı Kanunlar arasındaki en önemli fark, "meşru savunma yoluyla korunan hakkın niteliğine" ilişkindir. Bunun dışındaki şartlar açısından her iki düzenleme ile yerleşik uygulamalar arasında ciddi bir fark bulunmamaktadır.
    765 sayılı TCK"nun 49/2. maddesindeki düzenleme; "Gerek kendisinin, gerek başkasının nefsine veya ırzına vuku bulan haksız bir taarruzu filhal def’i zaruretinin bâis olduğu mecburiyetle işlenilen fiillerden dolayı faile ceza verilmez" şeklinde olup, anılan düzenleme ile meşru savunmanın, kişinin kendisinin veya başkasının sadece nefsine veya ırzına yönelik saldırılarda söz konusu olabileceği hüküm altına alınmıştır. Uygulamada en geniş yorumla maddenin "diğer kişilik haklarına yönelik saldırılarda" dahi uygulanabileceği kabul edilmiş ise de, mal varlığına yönelik saldırıları önlemek maksadıyla işlenen fiiller bu kapsamda değerlendirilmemiştir.
    Buna karşılık, 5237 sayılı TCK"nun 25/1. maddesinde; "Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı, o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez" şeklinde daha geniş bir hükme yer verilmiştir. Anılan düzenlemeye göre, meşru müdafaanın kabulü için saldırının "korunmaya değer nitelikteki herhangi bir hakka yönelmiş olması" yeterli görülmüştür.
    Gerek öğretide, gerekse yerleşmiş yargısal kararlarda vurgulandığı üzere; 765 sayılı TCK’nun 49/2 ve 5237 sayılı TCK’nun 25/1. maddelerinde düzenlenen ve hukuka uygunluk nedenlerinden birini oluşturan meşru savunma, hukuka aykırılığı ortadan kaldırmakta ve bu nedenle de eylemi suç olmaktan çıkarmaktadır. Bir olayda meşru savunmanın oluştuğunun kabul edilebilmesi için saldırıya ve savunmaya ilişkin şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
    1- Saldırıya ilişkin şartlar:
    a) Bir saldırı bulunmalıdır.
    b) Bu saldırı haksız olmalıdır.
    c) Saldırı meşru savunma ile korunabilecek bir hakka yönelik olmalıdır. Bu hakkın, kişinin kendisine veya bir başkasına ait olması arasında fark yoktur.
    d) Saldırı ile savunma eşzamanlı bulunmalıdır.
    2- Savunmaya ilişkin şartlar:
    a) Savunma zorunlu olmalıdır. Zorunluluk ile kastedilen husus, failin kendisine veya başkasına ait bir hakkı koruyabilmesi için savunmadan başka imkanının bulunmamasıdır.
    b) Savunma saldırana karşı olmalıdır.
    c) Saldırı ile savunma arasında oran bulunmalıdır.
    Savunmanın, meşru savunma şartlarının bulunduğu sırada başladığı, ancak orantılılık ilkesinin ihlal edilmesi nedeniyle meşru savunmanın gerçekleştiğinin kabul edilmediği durumlarda, "sınırın aşılması" söz konusu olabilmektedir.
    Sınırın aşılmasını 765 sayılı TCK’na göre oldukça farklı şekilde düzenleyen 5237 sayılı TCK’nun 27. maddesinde; "(1)Ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılıyorsa, taksirli suç için kanunda yer alan cezanın altıda birinden üçte birine kadarı indirilerek hükmolunur.
    (2) Meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez" denilmektedir. Kanun maddesi ve gerekçedeki anlatımın aksine öğretide kabul edilen görüşe göre, "Ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması" ibaresini "Hukuka uygunluk hallerinde sınırın aşılması" olarak anlamak gerekir. (İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 9. Bası, Ankara, 2013, s. 413-425; Ersan Şen, Yeni TCK Yorumu, Vedat Kitapçılık, İstanbul, 2006, C.1, s.74-77; Mahmut Koca, Yeni TCK’nda Hukuka Uygunluk Nedenleri, Ceza Hukuku Dergisi, S.1, Ekim 2006, s.111 vd.; ..., Ceza Hukuku Genel Hükümleri, 2. Bası, s.615 vd.; Haydar Metiner-Ahsen Koç, TCK Genel Hükümleri, Ankara, 2008, C.1, s. 692 vd.) Nitekim 5271 sayılı CMK’nun hüküm çeşitlerini düzenleyen 223. maddesinin sistematiği de bu anlayışı desteklemektedir.
    5237 sayılı Türk Ceza Kanununda dört hukuka uygunluk nedeni düzenlenmiş olup, bunlar; meşru savunma, hakkın kullanılması, kanunun emrini ifa ve ilgilinin rızasıdır. Hukuka uygunluk nedeninin bulunması, eylemin suç olmasını engelleyeceğinden, fail hakkında 5271 sayılı CMK’nun 223. maddesinin 2. fıkrasının (d) bendi uyarınca beraat kararı verilecektir. Buna karşın, "sınırın aşılması" bir hukuka uygunluk nedeni olmayıp, TCK’nun 27. maddenin 1. fıkrasındaki durum itibarıyla kusurluluğu azaltan, 27. maddenin 2. fıkrasındaki durum itibarıyla da kusurluluğu ortadan kaldıran nedenlerden bir tanesidir. Başka bir deyişle, hukuka uygunluk nedenlerinde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde "beraat" kararı değil, anılan maddenin 1. fıkrasına göre indirimli ceza veya 2. fıkrasına göre CMK’nun 223. maddesinin 3. fıkrasının (c) bendi gözetilerek "ceza verilmesine yer olmadığı" kararı verilecektir.
    TCK’nun 27. maddesinin 1. fıkrasında, fail bir hukuka uygunluk nedeninin sınırını aşmakta ise de, bunu bilerek ve isteyerek yani kasten yapmamaktadır. Ancak, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılabiliyorsa, fail sınırı kast olmaksızın aşmış olması dolayısıyla taksirinden sorumlu tutulmaktadır.
    5237 sayılı TCK’nun 27. maddesinin 2. fıkrasında, hukuka uygunluk nedenlerinden sadece meşru savunma için sınırın aşılmasına ilişkin özel bir düzenleme öngörülmüştür. Buna göre bu hükmün uygulanabilmesi için;
    1- Meşru savunma ile korunabilecek bir hakkın bulunması,
    2- Saldırıya ilişkin şartların var olması,
    3-Savunmaya ilişkin şartlardan "ölçülülük ya da orantılılık" şartının, savunma lehine ihlal edilmesi suretiyle sınırın aşılması,
    4- Sınırın aşılmasının mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmesi gerekmektedir.
    Tüm bu şartların birlikte gerçekleşmesi halinde, meşru savunmada sınırı aşan faile CMK’nun 223/3-c maddesi uyarınca ceza verilmeyecektir. Bu durumda, kişinin, maruz kaldığı saldırı karşısında içine düştüğü heyecan, korku veya telaş dolayısıyla davranışlarını yönlendirme yeteneğinin ortadan kalkması söz konusu olacağından, meşru savunmada sınırın aşılmasından dolayı kusurlu sayılmayacağı kabul edilir. Dolayısıyla, belirleyici olan maruz kalınan saldırının kişiyi içine düşürdüğü psikolojik durumdur. Zira kişi sırf maruz kaldığı saldırının etkisiyle, "heyecan, korku veya telaşa" kapılarak meşru müdafaada sınırlarını aştığında bu maddeden yararlanabilecek, buna karşılık saldırının etkisinin yanında, saldırıdan kaynaklanmış olsa bile, öfke gibi nedenlerle sınır aşıldığında ise aynı korumadan faydalanılması söz konusu olmayacaktır. Başka bir deyişle, failin amacı, saldırının defedilmesinden çok, kin duygusunu tatmine yönelik ise meşru savunmada sınırın aşılması değil, ancak haksız tahrik söz konusu olabilecektir.
    Nitekim Ceza Genel Kurulunun 24.03.2015 gün ve 815-71, 06.05.2014 gün ve 1557-233, 05.10.2010 gün ve 175-182 ile 31.03.2009 gün ve 201-81 sayılı kararında da aynı hususlara vurgu yapılmıştır.
    Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
    Aralarındaki husumet nedeniyle maktulün sürekli sanığa hakaret ettiği ve sanık ile ailesine rahatsızlık verdiği, olaydan iki gün önce de sanığı silahla tehdit ettiği, olay günü ise görgü tanıklarınca alkollü olduğu söylenen maktulün harman yerindeki dut ağacının altında sanığa yönelik tehdit ve hakaretlerde bulunduğu, sanığın babasının maktulü yatıştırması için tanıklar İsmail ve İrfan"ı çağırdığı, tanıkların olay yerine gelmesine rağmen maktulün hakaretlerine devam ettiği, olayları evinin penceresinden izleyen sanığın babasına ait av tüfeğini alarak olay yerine gelmesi üzerine sanığın tüfekle, maktulün ise tabanca ile karşılıklı ateş etmeleri sonucu maktulün öldüğü, sanığın ise hayati tehlikeye neden olacak derecede yaralandığı anlaşılmaktadır.
    Bu şekilde gerçekleşen olayda, sanığın hukuka uygunluk nedenlerinde sınırı aşıp aşmadığının belirlenebilmesi için öncelikle meşru savunma şartlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesi gereklidir. Maktulün, sanığın evinde olduğu sırada, sanığın evine yaklaşık 60 metre mesafedeki harman yerinden sanığa yönelik hakaret ve tehditlerde bulunduğu sabit ise de, sanığın evine doğru saldırı amaçlı gittiğine veya evinde bulunan sanığa yönelik fiili bir eylem gerçekleştirdiğine ilişkin herhangi bir iddianın olmadığı, bu durumda sanığın savunmada zorunluluk bulunmadığı halde ve daha önceden silah taşıdığını da bilmesine rağmen evde bulunan av tüfeğini alarak maktulün bulunduğu yere gitmesi ve tanık İrfan"ın sanığın evden çıktığı sırada annesinin “şunu tut” dediği hususundaki beyanı karşısında, sanığın maktülle kavga etmek amacıyla hareket ettiği anlaşıldığından, sanığın, maktulün saldırısını defedecek şekilde savunma yapma mecburiyetinin bulunmadığı yani "savunmanın zorunluluğu" şartının gerçekleştiğinden bahsedilemeyeceği göz önüne alındığında meşru savunmanın şartlarının oluştuğundan söz edilemez.
    "Savunmanın zorunluluğu" şartının bulunmaması nedeniyle meşru savunmanın gerçekleştiği kabul edilemeyeceğine göre; bu durumda TCK"nun 27/2. maddesinde düzenlenen sınırın aşılmasının da uygulama yeri bulunmamaktadır.
    Bu itibarla, Özel Daire onama kararı isabetli olup, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
    Çoğunluk görüşüne katılmayan beş Genel Kurul Üyesi; "Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmesi gerektiği" düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
    SONUÇ :
    Açıklanan nedenlerle,
    1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
    2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.03.2016 tarihinde yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.

    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi