3. Hukuk Dairesi 2014/934 E. , 2014/9465 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : KONYA 4.AİLE MAHKEMESİ
TARİHİ : 17/09/2013
NUMARASI : 2011/1040-2013/669
Taraflar arasında görülen alacak davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davalı A.. D.. tarafından temyiz edilmiştir.
Y A R G I T A Y K A R A R I
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesi ile tarafların davalı Ali"nin ailesi ile birlikte yaşadıklarını, davacının evden kovulduğunu, çeyiz eşyalarının evde kaldığını,altınlarının ise araba almak için satıldığını belirterek çeyiz ve ziynet eşyalarının aynen teslimine mümkün değil ise fazlaya ilişkin hakları saklı olmak üzere 8.000.00 TL dava tarihinden yasal faizi ile tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar vekili cevap dilekçesinde ziynetlerin hepsinin kadında olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece davanın kısmen kabulüne, teslim edilen eşyalar yönünden karar verilmesine yer olmadığına, davalı Mehmet yönünden açılan davanın husumetten reddine, davalı Ali yönünden, 113 gr 22 ayar altın ve bir adet altın set takımının aynen iadesine mümkün olmazsa 13.274,36 TL"nin dava tarihinden yasal faiziyle davalı Ali"den alınmasına karar verilmiş, hüküm davalı A.. D.. vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, sair temyiz itirazları yerinde değildir.
TMK 6.maddesi hükmü uyarınca; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan herbiri hakkını dayandırdığı olguların varlığını kanıtlamakla yükümlüdür. Gerek doktrinde; gerek Yargıtay içtihatlarında kabul edildiği üzere, ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer. Öte yandan ileri sürdüğü bir olaydan kendi yararına haklar çıkarmak isteyen kimsenin, iddia ettiği olayı kanıtlaması gerekir.
Davacı kadın dava konusu edilen ziynet eşyasının davalı tarafından satıldığını ileri sürmüş, davalı koca ise onun tarafından götürüldüğünü savunmuştur. Hayat deneyimlerine göre olağan olanın bu çeşit eşyanın kadının üzerinde olması ya da evde saklanması, muhafaza edilmesidir. Başka bir anlatımla bunların davalı tarafın zilyedlik ve korumasına terk edilmesi olağan durumla bağdaşmaz.
Diğer taraftan ziynet eşyası rahatlıkla saklanabilen, taşınabilen, götürülebilen türden eşyalardandır. Bu nedenle evden ayrılmayı tasarlayan kadının bunları önceden götürmesi, gizlemesi her zaman mümkün olduğu gibi evden ayrılırken üzerinde götürmesi de mümkündür. Bunun sonucu olarak normal koşullarda ziynet eşyalarının kadının üzerinde olduğunun kabulü gerekir. Davacı, dava konusu ziynet eşyasının varlığını, evi terk ederken bunların zorla elinden alındığını ve götürülmesine engel olunduğunu, evde kaldığını ispat yükü altındadır.
Somut olayda mahkemece dinlenilen davalı tanıkları davacının evden giderken üç tane bileziğinin olduğunu gördüklerini belirttikleri halde ziynet eşyalarına ilişkin talebin tamamının kabulüne karar verilmesi isabetli bulunmamıştır.
Mahkemece gerekirse bilirkişiden ek rapor alınarak davalı tanıklarının davacının üzerinde görmüş olduklarını belirttikleri ziynetler yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekir iken yanılgılı değerlendirme ile ziynetlere ilişkin talebin tamamının kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir .
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 11.06.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.