Abaküs Yazılım
Ceza Genel Kurulu
Esas No: 2015/680
Karar No: 2016/119

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2015/680 Esas 2016/119 Karar Sayılı İlamı

Ceza Genel Kurulu         2015/680 E.  ,  2016/119 K.

    "İçtihat Metni"

    Yargıtay Dairesi : 14. Ceza Dairesi
    Mahkemesi :Ağır Ceza

    Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve çocukların cinsel istismarı suçlarından sanık ..."nın 5237 sayılı TCK"nun 109/1, 109/3-f, 53, 62 ve 63. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay; 103/1-a, 103/2, 43/1, 53, 62 ve 63. maddeleri uyarınca 8 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin, Tekirdağ 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 02.12.2008 gün ve 99-205 sayılı hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 14. Ceza Dairesince 19.02.2013 gün ve 9423-1563 sayı ile;
    “Mağdureye ait 16.07.1992 tarihli doğum tutanağından tescil işleminin Tekirdağ Devlet Hastanesi Baştabipliği tarafından düzenlenen doğum tutanağına göre yapıldığının anlaşılması karşısında tebliğnamedeki mağdurenin yaşıyla ilgili olarak Adli Tıp Kurumundan görüş alınması gerektiği yönündeki bozma isteyen düşünceye iştirak edilmemiştir” açıklamasıyla onanmasına karar verilmiştir.
    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 24.05.2013 gün ve 91134 sayı ile;
    "...İtirazlarımız sanığın kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan TCK"nun 109/1. maddesiyle belirlenen temel cezadan aynı Kanunun 109/3-f maddesiyle arttırım yapılamayacağına ilişkindir.
    Yasal mevzuatımız incelendiğinde; 5237 sayılı TCK"nun 109/1. maddesi "Bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakan kişiye, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir" diyerek suçun tanımını yapmıştır.
    5237 sayılı TCK"nun 109/3-f. maddesinde ise "Çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı, işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza bir kat artırılır" diyerek temel cezanın artırım nedenlerinden birini belirtmiştir. Bu yasal düzenlemelere göre kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun oluşabilmesi için, mağdurun rızası olmaksızın bir yere gitmek ya da bir yerde kalmak hürriyetinin kısıtlanması gerekmektedir. Mağdurun bu eylemlere rızasının bulunması durumunda ise TCK"nun 26. maddessindeki düzenleme gözetilerek faili cezalandırmak mümkün değildir.
    Çocuk kavramı üzerinde de kısaca durmakta yarar vardır. 5237 sayılı TCK"nun 6/1-a maddesinde, "henüz 18 yaşını doldurmamış kişi" olarak tanımlanan çocuk, yasakoyucu tarafından cinsel dokunulmazlığa karşı suçların düzenlendiği bölümde, "onbeş yaşını bitirmiş" ve "onbeş yaşını tamamlamamış" olmak üzere iki ayrı şekilde ele alınmıştır. Buna göre "onbeş yaşını tamamlamamış" çocuklar ile "onbeş yaşını bitirmiş olup ta onsekiz yaşını tamamlamamış" olan çocuklara karşı işlenen cinsel suçlar ayrı ayrı değerlendirilmiştir. Kanun koyucu TCK"nun 103/1-a maddesinde, "onbeş yaşını tamamlamamış" olan çocuklara karşı her türlü cinsel davranış cinsel istismar olarak tanımlamışken aynı maddenin (b) bendinde ise diğer çocuklar ifadesiyle "onbeş yaşını bitirmiş olup da onsekiz yaşını tamamlamamış" olan çocuklar kastedilerek bunlara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışların cinsel istismar suçunu oluşturabileceğini kabul etmiştir. Bu anlamda cinsel amaçlı olarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu açısından da aynı değerlendirmenin geçerli olduğu yerleşmiş Ceza Genel Kurulu kararlarında da ifade edilmiştir.
    Bu itibarla on beş yaşından küçüklerin cinsel suçlar açısından rızalarına itibar edilmeyeceği hususunda bir tereddüt bulunmaması nedeniyle, TCK"nun 109/1. maddesindeki kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu oluşacaktır. Ancak, adı geçen suçun oluştuğunun kabulünden sonra, maddenin 109/3-f. fıkrasındaki arttırım nedeninin, suçun mağdurunun çocuk olması nedeniyle uygulanması hukuka uygun olmayacaktır. Zira suçun oluşumu için kabul edilen "çocuk olma hali" aynı zamanda temel cezanın arttırım nedeni olarak da kabul edilmek suretiyle sanığın ikinci kez cezalandırılması sonucunu doğuracaktır.
    Diğer taraftan, TCK"nun 109. maddesinin ikinci fıkrasının yani eylemin cebir, tehdit veya hile kullanılarak işlenmesi hallerinde de "çocuk olma hali" suçun unsuru olmadığından aynı maddenin 3. fıkrasının f bendinin uygulanması suretiyle cezanın arttırılması mümkündür..." görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurarak, Özel Daire onama kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesi isteminde bulunmuştur.
    CMK"nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 14. Ceza Dairesince 03.06.2013 gün ve 6329-6933 sayı ile; itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmek üzere Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmiştir.
    Yargıtay Ceza Genel Kurulu 12.11.2013 gün ve 511-449 sayı ile;
    "Olay tarihinde cinsel amaçlı olarak 15 yaşından küçük mağdureyi 15.03.2007 ile 02.04.2007 tarihleri arasında alıkoyan sanığın eyleminin hukuka aykırı olduğunda ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu oluşturduğunda tereddüt bulunmamaktadır. Eylemin gerçekleştirilmesine mağdurenin rızasının olması TCK"nun 26/2. maddesi kapsamında bir hukuka uygunluk nedeni olarak ileri sürülebilecek ise de; 15 yaşından küçüklerin cinsel amaçlı olarak alıkonulmalarına gösterdikleri rızanın bir hukuka uygunluk nedeni olamayacağı Yargıtayın istikrarlı kararlarıyla kabul edilmektedir. 5237 sayılı TCK"nun 109/1. maddesinde kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun; "Bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakılması" olarak tanımlanması ve bu suçun mağdurunun çocuk olmasının suçun unsurları arasında sayılmaması karşısında, 15 yaşından küçük olan mağdureyi rızasıyla ve cinsel amaçlı olarak hürriyetinden yoksun bırakan sanık hakkında TCK"nun 109/1. maddesinde tayin edilen temel cezanın, mağdurenin çocuk olması nedeniyle aynı maddenin 3. fıkrasının (f) bendi uyarınca arttırılmasına karar verilmesi isabetlidir." görüşüyle itirazın reddine karar vermiştir.
    Bu karar sonrasında ise Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca bu kez 16.04.2015 gün ve 2015/103138 sayı ile;
    "...İtirazın konusu, mağdurenin yaşının kesin biçimde tesbit edilip edilmediğine ilişkindir.
    Sanığın, evlenmek üzere buluştuğu ve 15.3.2007 ile 2.4.2007 tarihleri arasında rızasıyla birden fazla cinsel ilişkide bulunduğu mağdure ..."nün 11.7.1992 doğumlu olarak, nüfusa 16.7.1992 de tescil edildiği, 15.3.2007 de 14 yaş 8 ay 4 günlük olduğu anlaşılmaktadır. Mağdurenin suç tarihinde 15 yaşını doldurmasına 3 ay 26 gün kalmıştır. Yakalandıktan sonra sevk edildiği Tekirdağ Devlet Hastanesi Sağlık Kurulu tarafından hakkında düzenlenen 4.4.2007 tarih ve 645 sayılı raporda, röntgen filmlerine göre osseoz yaşının 18 ile uyumlu olduğu belirtilmiştir. Dosyada mevcut Mernis Doğum Tutanağı fotokopisinde tescil işleminin dayanağı olarak, "Tekirdağ Devlet Hastanesi Baştabibliğinin Doğum Raporuna göre" kaydı yer almaktadır.
    Yargılama sırasında, 14.11.2007 tarihli duruşmada, sanık müdafii mağdurenin sağlık kurulu raporunda 18 yaşında olduğunun belirtildiğini ifade etmiş, bu hususun araştırılmasını istemiştir. Mağdure de, sorulması üzerine, sanığa 16 yaşını doldurmak üzere olduğunu söylediğini beyan etmiştir. Hatta bu konuda şahit dinletmek de istemiştir. Mahkeme, konunun araştırılma talebinin kabul etmemiş, nüfus kaydındaki doğum tarihine itibar ederek yazılı şekilde hüküm kurmuştur. Karar gerekçesinde; sağlık kurulu raporuna bilimsel olmadığı için itibar edilmediği belirtilmiştir.
    Ceza yargılamasında, asıl olanın maddi gerçeğe ulaşmak olduğu malumdur. Nöroloji ve röntgen uzmanlarının da imzası bulunan resmi bir sağlık kurulu tarafından röntgen bulgularına dayanılarak düzenlenen, kemik yaşının 18 olduğuna ilişkin raporun bilimsel olmadığı gibi iddialı bir görüş belirtmek yerine, gerçeğin araştırılmasının daha doğru olacağı izahtan varestedir.
    Görüldüğü üzere, mernis doğum tutanağı fotokopidir ve ekinde doktor raporu bulunmadığı gibi, dayanıldığı söylenen raporun tarih ve sayısı da belli değildir. Yargılama sırasında tutanağa dayanak alınan raporun celbi ve görülmesi düşünülmemiştir. Ülkemizde, nüfusa kayıt işlemlerinde hassasiyet gösterilmediği bilinen bir gerçektir. Bazen, daha önce doğmuş ve kısa süre sonra vefat etmiş bir çocuğun kaydı, yeniden tescil işlemi yaptırılmaksızın sonradan doğan çocuğun kaydı olarak da kullanılabilmektedir.
    Sonraki aşamalarda da olsa, mağdurenin, sanığa 16 yaşında olduğunu söylediğine dair beyanı zabıtlara geçmiştir. Bu noktada yapılması gereken; mağdurenin yaşını araştırmak, bu meyanda Adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas dairesince tesbitini sağlamak ve sonucuna göre karar vermektir. Bu araştırma tereddütleri ortadan kaldıracak, hak kaybına yol açılması ihtimalini bertaraf edecektir." görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurarak, Özel Daire onama kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesi isteminde bulunmuştur.
    CMK"nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 14. Ceza Dairesince 04.06.2015 gün ve 3608-6877 sayı ile, itiraz nedeninin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
    TÜRK MİLLETİ ADINA
    CEZA GENEL KURULU KARARI
    Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve çocukların cinsel istismarı suçlarından mağdurenin yaşının tespiti noktasında eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığı, bu bağlamda Adli Tıp Kurumundan rapor alınması gerekip gerekmediği noktalarında toplanmakta olup, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu bakımından Özel Dairenin onama kararına karşı daha önce Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca başka bir nedene dayanılarak yapılan itirazın esastan incelenip reddine karar verildiğinin anlaşılması karşısında; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca aynı karara karşı farklı sebebe dayalı ikinci kez itiraz kanun yoluna müracaat edilmesinin mümkün olup olmadığı hususunun Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca ön sorun olarak öncelikle ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir.
    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı"nın itirazı kurumunun düzenlendiği 5271 sayılı CMK"nın 308. maddesinde itirazın konusu, itiraz nedenleri, itiraza başvurabilecek kişiler ve başvuru süreleri gibi hususlar belirtilmiş olmasına karşın önsoruna vücut veren Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının aynı karara karşı farklı sebebe dayalı ikinci kez itiraz kanun yoluna müracaat edip edemeyeceği konusunda bir açıklık bulunmamaktadır. Dolayısıyla mevcut önsorunun çözümü için bu kanun yolunun niteliği ve amacı ile kapsamına değinmek gerekmektedir.
    Bölge Adliye Mahkemeleri ile kanunda açık hüküm bulunması durumunda ilk derece mahkemeleri kararlarının temyizi sonucu Yargıtay ilgili Ceza Dairesi’nce incelenmesi ile olağan kanun yolları sona ermektedir. Bu aşamadan sonra 5271 sayılı CMK’nun 308. maddesi uyarınca olağanüstü kanun yolu olan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın itirazı gündeme gelebilecektir.
    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı"nın itirazı, 1412 sayılı CMUK’nun temyize ilişkin hükümler içindeki 322/4. maddesinde; “Ceza Daireleri"nden birinin kararına karşı Cumhuriyet Başsavcısı, ilamın kendisine verildiği tarihten itibaren otuz gün içinde Ceza Genel Kurulu’na itiraz edebilir” biçiminde yer verilmiş, 5271 sayılı CMK’nun olağanüstü kanun yolları arasındaki 308/1. maddesinde ise; “Yargıtay Ceza Daireleri’nden birinin kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, resen veya istem üzerine, ilamın kendisine verildiği tarihten itibaren otuz gün içinde Ceza Genel Kurulu’na itiraz edebilir, sanığın lehine itirazda süre aranmaz” şeklinde düzenleme yapılmış, maddeye 6352 sayılı Kanunun 99. maddesi ile itiraz üzerine dosyanın öncelikle kararına itiraz edilen daireye gönderileceğine ve bu incelemenin usulüne ilişkin 2 ve 3. fıkralar eklenmiştir. Görüldüğü gibi, 5271 sayılı CMK’nun 308. maddesinde yer alan “lehe itirazda süre aranmayacağına” ilişkin cümle dışında madde metinleri tamamen benzerlik arz etmektedir.
    Olağanüstü olmak, kesinleşmiş kararlara karşı istisnai bir denetim yolu sağlamak demektir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz yolunun “istisnai” nitelikte olması, eğer başka denetim yolu varsa, onun kullanılmasını gerektirir. Bununla birlikte 5271 sayılı CMK’nun olağanüstü kanun yolları bölümünde yer alan 308. maddesinde düzenlenen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı"nın itirazının, Özel Daire kararlarındaki hukuka aykırılıkların, Ceza Genel Kurulu tarafından giderilmesini isteme ve bu yolla içtihat birliğini sağlama işlevini görmesi ve ayrıca kamuoyunun tatminine yönelik bir yönü de bulunmaktadır.
    Ayrıntıları 09.05.1956 gün ve 1956/6-4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtildiği üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, bu olağanüstü kanun yolunda Özel Daire kararında tespit edilen hukuka aykırılıklara ilişkin bütün itiraz sebeplerini ileri sürmelidir.
    Öte yandan Yargıtay Ceza Genel Kurulu, Özel Daire kararını usul ve esas yönünden itirazda ileri sürülen sebeplerle bağlı olmaksızın inceleyecektir. Bu husus 5271 sayılı Kanun Tasarısının bu kurumu düzenleyen 343. maddesine ilişkin gerekçesinde de belirtilmiş olup Yargıtay Ceza Genel Kurulu 11.04.2006 gün ve 2006/55-115 sayılı kararında da aynı sonuca ulaşmıştır.
    Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 19.01.2016 gün ve 2015/911-1 sayılı kararında belirtildiği üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının gerek yerel mahkemelerce verilen direnme kararlarının temyizi, gerekse Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının Yargıtay Ceza Dairelerinden birinin kararına yönelik itirazı üzerine Ceza Genel Kurulunca verilen kararlara karşı CMK"nun 308. maddesi uyarınca itiraz kanun yoluna başvurma yetkisi bulunmamaktadır. Ceza muhakemesinin gerçeğe ulaşma amacına, hükmün Yargıtay Ceza Genel Kurulunca bütün yönleriyle değerlendirilmesi suretiyle ulaşıldığı kabul edilmelidir. Ceza Genel Kurulunca verilen kararlara karşı herhangi bir kanun yolunun öngörülmemiş olması da bu duruma işaret etmektedir.
    Bu açıklamalar ışığında ön soruna ilişkin uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
    Sanığın üzerine atılı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu bakımından Özel Dairenin onama kararına karşı daha önce Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca itiraz edilip Yargıtay Ceza Genel Kurulunun Özel Daire kararını usul ve esas yönünden itirazda ileri sürülen sebeplerle bağlı olmaksızın bütün yönleriyle inceleyerek hükmün onanmasına karar verdiği anlaşıldığından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının aynı Özel Daire kararına karşı farklı nedenlerle de olsa tekrar itiraz kanun yoluna müracaat etmesi mümkün değildir.
    Ulaşılan bu sonuç karşısında sadece çocukların cinsel istismarı suçuna ilişkin uyuşmazlık konusu ele alınıp değerlendirilmelidir.
    İncelenen dosya kapsamından;
    Mağdurenin nüfus kaydına göre 11.07.1992 doğumlu olup, suç tarihi itibariyle 15 yaşını tamamlamadığı, 13.07.1988 doğumlu olan sanığın ise suç tarihinde 18 yaşından büyük olduğu,
    Mağdure ve sanığın aynı mahallede ikamet etmeleri sebebiyle birbirlerini uzun süredir tanıyıp yaklaşık 10 aydan beri de duygusal ilişki yaşadıkları,
    Sanığın, 15.03.2007 tarihinden 02.04.2007 tarihine kadar mağdureyi tehdit, cebir veya hile olmaksızın yakınına ait bir evde alıkoyduğu ve bu süre içinde mağdure ile birden fazla cinsel ilişkiye girdiği, 02.04.2007 tarihinde ise sanığın kolluk güçlerine telefon açarak teslim olmak istediklerini bildirmesi üzerine sanık ve mağdurenin bulundukları yerden alındıkları,
    Soruşturma evresinde tarafların mağdurenin nüfus kaydındaki yaşı ile ilgili bir anlatımlarının bulunmadığı,
    Kovuşturma evresinde ise mağdur Eyüp’ün 21.06.2007 ve 17.06.2008 tarihli celselerde kızı olan mağdurenin Tekirdağ Devlet Hastanesinde doğduğunu ve hastane raporuna göre nüfus kaydının yapıldığını belirttiği; mağdurenin de benzer şekilde nüfus kayıtlarında yer alan doğum tarihinin doğru olduğunu, büyüklerinin kendisine hastanede doğduğunu söylediklerini beyan edip 13.03.2014 tarihli BİMER başvurusunda da sanıkla 14 yaşındayken evlenmek amaçlı kaçtığını tekrar ettiği,
    Sanık ve müdafinin yargılama ve temyiz aşamalarında savunmalarını TCK"nun 30/1. maddesinde yer alan hata hükümlerine dayandırıp mağdurenin nüfus kaydında görünen yaşı ile ilgili bir itirazda bulunmadıkları,
    Soruşturma evresinde mağdurenin sevk edildiği Tekirdağ Devlet Hastanesinin içerisinde röntgen uzmanı da bulunan sağlık kurulunca düzenlenen 04.04.2007 tarihli raporunda yaşının 18 ile uyumlu olduğunun belirtildiği,
    UYAP’tan alınan nüfus kayıt örneğine göre 1989 ve 2003 doğumlu iki kardeşi olan mağdurenin nüfusa tescil işleminin doğumundan 5 gün sonra 16.07.1992 tarihinde gerçekleştirildiği,
    Hayrabolu İlçe Nüfus Müdürlüğü tarafından resmi üst yazı ile mahkemeye gönderilen mağdureye ait 16.07.1992 tarihli mernis doğum tutanağı suretinde mağdurenin sağlık personeli yardımıyla doğduğunun ve tescil işleminin Tekirdağ Devlet Hastanesinin doğum raporuna istinaden gerçekleştirildiğinin belirtildiği,
    Anlaşılmaktadır.
    Doğum tutanağının yasal temelini oluşturan Nüfus Hizmetleri Kanunun 15. maddesi;
    "(1) Sağ olarak dünyaya gelen her çocuğun, doğumdan itibaren Türkiye"de otuz gün içinde nüfus müdürlüğüne, yurt dışında ise altmış gün içinde dış temsilciliğe bildirilmesi zorunludur.
    (2) Bildirim; veli, vasi, kayyım, bunların bulunmaması halinde, çocuğun büyük ana, büyük baba veya ergin kardeşleri ya da çocuğu yanında bulunduranlar tarafından, doğumu gösteren resmî belgeye dayanarak yapılabileceği gibi sözlü beyana dayalı olarak da yapılabilir.
    (3) Yurt dışındaki doğum bildirimleri, yabancı makamlardan alınmış resmî belge veya raporun dış temsilciliğe verilmesi veya çocuğa konulan adın belirtildiği dilekçe ve ana ile babanın tam kimlik bilgileri ile nüfusta kayıtlı oldukları yeri gösteren belgelerle birlikte dış temsilciliğe gönderilmesi suretiyle de yapılabilir. Dış temsilcilik bildirim tarihi olarak evrakın postaya verildiği tarihi esas alarak düzenleyeceği doğum tutanağını nüfus müdürlüklerine göndermekle yükümlüdür.
    (4) Doğumla ilgili yapılan bildirimler nüfus müdürlüklerince doğum tutanağına geçirilir.
    (5) İlgilinin herhangi bir belge ibraz edememesi halinde sözlü beyanı esas alınarak bildirim tutanaklara geçirilir ve doğum tutanakları bildirimi yapan ile görevliler tarafından imzalanır.
    (6) Ölü doğan çocuklar aile kütüğüne yazılmaz. Bir doğumda birden ziyade doğan çocuklar doğuş sırasıyla yazılırlar." şeklindedir.
    Madde metninden anlaşılacağı üzere çocuğun sağ doğması şartıyla Kanunda gösterilen kişilerce ilgili kurumlara bildirim yapılması kişilere yüklenen kanuni bir yükümlülüktür. Bu bildirim resmi belgeye dayanılarak yapılabileceği gibi sözlü beyana dayalı olarak da yapılabilecektir. Ancak başvuran kişinin herhangi bir belge ibraz edememesi durumunda ise sözlü beyan esas alınıp durumun tutanağa geçirileceği hüküm altına alınmıştır.
    Uyuşmazlık konusu bu açıklamalar ışığında değerlendirildiğinde;
    Mağdureye ait 16.07.1992 tarihli mernis doğum tutanağında mağdurenin sağlık personeli yardımıyla doğduğunun ve tescil işleminin Tekirdağ Devlet Hastanesinin doğum raporuna istinaden gerçekleştirildiğinin belirtilmesi, bu hususu destekleyen mağdur ve mağdurenin birbirleriyle uyumlu anlatımları, sahteliği iddia edilmeyen doğum tutanağının ilgili Nüfus Müdürlüğü tarafından mahkemeye resmi üst yazı ile gönderilmesi ve ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 06.05.2014 gün ve 2012/1552-239 sayılı kararında da belirtildiği üzere sahtecilik iddiası bulunmayan onaysız suret belgelerin mahkemece nazara alınmasında bir hukuka aykırılık bulunmaması ile mevzuatımızda yaş tespiti ile ilgili Adli Tıp Kurumundan rapor alınmasına dair bir zorunluluğun bulunmaması karşısında haklı nedene dayanmayan itirazın reddine karar verilmelidir.
    SONUÇ:
    Açıklanan nedenlerle;
    1-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının;
    a) Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna dair ön sorun bakımından usulden,
    b) Çocukların cinsel istismarı suçu bakımından ise esastan REDDİNE,
    2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 08.03.2016 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.

    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi