10. Hukuk Dairesi 2018/6743 E. , 2018/11291 K.
"İçtihat Metni"....
Dava, rücuan tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davacı Kurum, .....vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Dava; 06.08.2005 tarihli trafik- iş kazası sonucu vefat eden sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelir, cenaze masraflarının rücuan tahsili istemine ilişkin olup davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 26. maddesidir.
1-Somut olayda; mahkemeye.... verilen cevapta,......13/05/2013 tarihinde tasfiyeye girdiği ve 10/06/2014 tarihinde de terkinle kapandığı bildirilmiştir. Mahkemece şirketin ihya edilmesi için davacı ...... vekiline yetki verilmiş ise de ..... vekilinin bu davalı hakkındaki davasından feragat etmesi nedeniyle ek karar ile bu davalı hakkındaki davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmiştir.
.....terkinle tüzel kişiliğinin son bulması karşısında, anılan şirket yönünden bu aşamada feragat olmaz. Öncelikle ihya ile taraf sifatı sağlandıktan sonra feragat konusunda bir karar verilebilir. Kaldı ki bir taraftan davalı hakkında feragat nedeniyle davanın reddine karar verilirken, gerekçeli kararda davalı hakkında müştereken ve müteselsilen sorumluluğuna hükmedilmiştir. Mahkemece davalı ........ ihyasının sağlanmadan feragat nedeniyle davanın reddine karar verilmesi hatalıdır.
2-Davalılar, ........ tarafından ıslah zamanaşımı definde bulunulduğu ancak Mahkemece değerlendirilmediği anlaşılması karşısında; dairemizin 28/06/2016 tarih E.2016/4176, K. 2016/10770 sayılı bozma ilamı ile zamanaşımı def’inde bulunulduğu gözetilerek, bir karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedeni yapılmış ise de mahkemece zamanaşımı yönünden verilen karar eksik ve hatalıdır.
Öncelikle zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalabilmesini ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu “eksik bir borç” haline dönüştürür ve “alacağın dava edebilme özelliği”ni ortadan kaldırır. Bu itibarla zamanaşımı savunması ileri sürüldüğünden, eğer savunma gerçekleşirse hakkın dava edebilme niteliği ortadan kalkacağından, artık mahkemenin işin esasına girip onu da incelemesi mümkün değildir. Uygulamada, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması, dava açma tekniği bakımından, tümü ihlal ve inkâr olunan hakkın ancak bir bölümünün dava edilmesi, diğer bölüme ait dava ve talep hakkının bazı nedenlerle geleceğe bırakılması anlamında gelir. Kısmi davada fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmuş olması, saklı tutulan kısım için zamanaşımını kesmez. Zamanaşımı, alacağın yalnız kısmi dava konusu yapılan miktarı için kesilir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 23.10.2002 tarih, E: 2002/10-895, K: 2002/838; 05.03.2003 tarih, E: 2003/9-80, K: 2003/130; 12.07.2006 tarih, E: 2006/4-518, K: 2006/526 sayılı kararları)
506 sayılı Kanun’un 26’ncı maddesinde üçüncü kişiler aleyhine açılan rücu davalarının tabi olduğu zamanaşımı süresine ilişkin açık hüküm bulunmamaktadır. Üçüncü kişi ile sigortalı arasında akdi bir ilişki de söz konusu değildir. Ancak anılan maddenin ikinci fıkrasında Borçlar Kanunu’na yollamada bulunulmuştur. Hal böyle olunca; üçüncü kişiler aleyhine açılan davalar dava tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun 60’ıncı maddesinde gösterilen bir ve on yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Zamanaşımı başlangıcı ise; “zarar ve faile ıttıla” tarihidir. Bilindiği üzere zarar ve faile ıttılanın birlikte gerçekleşmesi gerekmekte olup, sadece birinin gerçekleşmesi bir yıllık zamanaşımı süresinin başlaması için yeterli değildir. Zarara ve faile ıttıla, Kurumun yetkili organının ıttılaı olduğundan, zararın ıttıla tarihi sigortalı ya da hak sahibine bağlanan gelirler yönünden tahsis onay tarihi, masraf ve ödemeler yönünden sarf ve ödeme tarihidir. Faile ıttılanın ise özel bir duyarlılıkla araştırılıp incelenmesi gerekmektedir. Uygulamada, devam eden ceza davasında verilen mahkûmiyet kararının kesinleştiği tarih, (hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi halinde kesinleşme tarihi)Kurum sigorta müfettişi veya ..... iş müfettişi raporunun Kurumun yetkili makamlarına intikal tarihi ya da ilk rücu davasının açıldığı tarih, faile ıttıla tarihi olarak kabul edilmektedir.
Şüphesiz Kurumun işveren aleyhine açtığı rücu davalarında zamanaşımı süresi Borçlar Kanununun 125. maddesi delaletiyle 10 yıl olup işbu zamanaşımı süresinin başlangıcı gelirler yönünden tahsis onay tarihi, masraf ve ödemeler yönünden ise sarf ve ödeme tarihleridir.
Borcu ortadan kaldırmamakla birlikte yerine getirmekten kaçınma yetkisi veren zamanaşımı defi, ancak bunu ileri süren taraf yönünden sonuç doğurmakta olup, bir başka anlatımla, mahkemece kendiliğinden gözetilemeyen ancak yasal süre içerisinde ileri sürüldüğü takdirde değerlendirilmesi gerekir.
Ayrıca özellikle belirtilmelidir ki, zamanaşımı defi davanın esası hakkında her türlü muameleye manidir. Bu sorun halledilmeden davanın esası incelenemez (11.1.1940 tarihli 15/70 sayılı İçt. Bir. Kararı) ve yargı kararları ile öğretide kısmi davada dava edilmeyen alacak kesimi için, fazlaya ilişkin hakkın saklı tutulmuş olmasının zamanaşımını kesmeyeceği kabul edilmektedir......... Kısmi dava açılması halinde zamanaşımı yalnız alacağın kısmi dava konusu yapılan miktarı için kesilir. ........sayılı ilamları da bu yöndedir.
Somut olayda; Mahkemece yukarıda yapılan açıklamalara aykırı bilirkişi raporunda belirlenen uzamış ceza zamanaşımını dikkata alarak hüküm kurması hatalıdır.
3- Mahkemece alınan 26/02/2018 tarihli kusur raporunda...... %30, ..."ın %5 kusuruda içinde olacak şekilde davalı .........%5 oranında kusuruda içinde olacak şekilde .........i. %25 oranında kusurlu olduğu rapor edilmiş ise de, kusur oran ve aidiyetinin %100 oran üzerinden yapılması gerekirken %95 kusura göre oran ve aidiyet belirlenmesi hatalıdır.
4- Rücu davalarında faiz başlangıcı, gelir ve aylıklar yönünden, gelir veya aylığın kurumun yetkili organınca onaylandığı, diğer ödemeler yönünden ise ödeme tarihidir. Bu nedenle bağlanan aylıklar yönünden onay tarihi esas alınarak faize hükmetmek gerekir, ancak sigorta şirketleri yönünden, 2918 sayılı Kanunun 99. maddesinde, sigortacıların, hak sahibinin kaza veya zarara ilişkin tespit tutanağını veya bilirkişi raporunu, sigortacının merkez veya kuruluşlarından birine ilettiği tarihten itibaren 8 iş günü içinde zorunlu mali sorumluluk sigortası sınırları içinde kalan tutarları hak sahibine ödemek zorunda oldukları belirtilmiş olup, bu tür rücu davalarında sigorta şirketleri yönünden faiz başlangıcına karşılık gelen temerrüt tarihinin belirlenmesi gerekmektedir. Kurumca şirkete başvurulmasına karşın 8 iş günü içerisinde ödeme yapılmadığı takdirde, anılan sürenin sonunda temerrüt olgusu gerçekleşeceğinden faiz başlangıcı 9. güne karşılık gelen tarih olarak kabul edilmesi gerekirken mahkemece 28/11/2007 tarihinden itibaren faize hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Yukarıda açıklanan maddi ve hukuki esaslar doğrultusunda yargılama yaparak, elde edilecek sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması, usûl ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davacı Kurum vekili ile davalılar .........bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz eden davalılara iadesine, 27.12.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.
.......