
Esas No: 2017/15742
Karar No: 2018/23076
Karar Tarihi: 24.10.2018
Yargıtay 22. Hukuk Dairesi 2017/15742 Esas 2018/23076 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : ALACAK
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı işyerinde 06/01/2004 tarihinden itibaren idari personel olarak çalıştığını, davacının primlerin asgari ücret üzerinden ödenmesine itiraz ettiğini, iş akdinin bu itiraz sebebiyle davalı işveren tarafından haksız ve tazminatsız olarak 2013 yılı Mayıs ayında feshedildiğini ileri sürerek bir kısım işçilik alacaklarının hüküm altına alınmasını talep etmiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, davacının davalı şirket yetkilisi ile yakın ve samimi bir ilişki içerisinde olduğunu, bu samimiyeti kullanarak son dönemelerde hiç işe gelmemeye başladığını, sigorta primlerinin ödendiğini, maaşının da eksiksiz olarak banka hesabına yatırıldığını, davacının kendi isteği ile işten ayrıldığını, iişvereni ibra ettiğini, açılan davanın kötüniyetli ve haksız olduğunu ileri sürerek davanın reddini talep etmiştir.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, toplanan deliller ve bilirkişi raporuna dayanılarak, yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Temyiz:
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Taraflar arasında, ulusal bayram alacağının hesaplanması noktasında uyuşmazlık vardır.
4857 sayılı İş Kanunu"nun 47. maddesinde, kanunun kapsamındaki işyerleri bakımından, ulusal bayram ve genel tatil günü olarak kabul edilen günlerde çalışma karşılığı olmaksızın o günün ücretinin ödeneceği, tatil yapılmayarak çalışıldığında ise, ayrıca çalışılan her gün için bir günlük ücretin ödenmesi gerektiği hükme bağlanmıştır. 2429 sayılı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanun"un 1. maddesinde, "1923 yılında Cumhuriyetin ilan edildiği 29 Ekim günü Ulusal Bayramdır. Türkiye"nin içinde ve dışında Devlet adına yalnız bugün tören yapılır. Bayram 28 Ekim günü saat 13.00"ten itibaren başlar ve 29 Ekim günü devam eder" düzenlemesine yer verilmiş olup; 2. maddesinde ise, resmi ve dini bayram günleriyle yılbaşı günü, 1 Mayıs günü ve 15 Temmuz gününün genel tatil günleri olduğu açıklanmıştır.
Buna göre; genel tatil günleri, 1 Ocak, 23 Nisan, 1 Mayıs, 19 Mayıs, 15 Temmuz, 30 Ağustos günleri ile Arife günü saat 13.00’da başlanan üçbuçuk günlük Ramazan Bayramı ve Arife günü saat 13.00’da başlayan dörtbuçuk günlük Kurban Bayramı günlerinden oluşur. Ulusal bayram günü 28 Ekim saat 13.00"dan itibaren başlayan 29 Ekim günü de devam eden birbuçuk gündür.
Somut olayda, davacı dava dilekçesinde ulusal bayram ve genel tatil günlerindeki çalışmasına ilişkin herhangi bir beyanda bulunmamış, yalnızca fazla çalışma ücreti, hafta tatili ücreti gibi ulusal bayram çalışma alacağının da ödenmediğini ileri sürmüştür. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davacının dini bayramlar dışındaki ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığı kabul edilerek hesaplama yapılmıştır. Davacı tarafından ibraz edilen ıslah dilekçesinde de, ulusal bayram ve genel tatil günlerindeki çalışmasına ilişkin herhangi bir beyanda bulunulmaksızın ulusal bayram günü çalışmasına ilişkin alacağın ıslah edildiği ifade edilmiştir. 2429 sayılı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanun"un 1. maddesine göre 29 Ekim günü ulusal bayram olup, ulusal bayram günü tatili 28 Ekim saat 13.00"dan itibaren başlayan 29 Ekim günü de devam eden birbuçuk gündür. Dava ve ıslah dilekçesinde yalnızca ulusal bayram çalışma alacağı talep edilmesine rağmen, Mahkemece 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu"nun 26. maddesi “Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir.” hükmü uyarınca taleple bağlılık kuralına aykırı olarak talepten fazlasına karar verilmesi usule aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
3-Taraflar arasında, davacının yıllık izin ücreti alacağının miktarı noktasında uyuşmazlık vardır.
6100 sayılı HMK"nun 31. maddesinde hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir, soru sorabilir, delil gösterilmesini isteyebilir şeklinde düzenleme yapılarak hakime yargılama sonunda doğruya ulaşma görevini yüklemiştir. Anayasamızın 141. maddesine göre, yargı basit, çabuk ve ucuz gerçekleşmelidir. Devlet yargının basit, ucuz ve çabuk gerçekleşmesi için gerekli düzenlemeleri yapmak durumundadır. Zira hakkın tanınması ve korunmasındaki gecikmeler, hukuk devleti ilkesi ile uyumlu değildir, adil yargılanma hakkını ihlâl eder. Bu sebeple yargılama sonucunda ulaşılacak hüküm, doğru, gecikmemiş ve kendisinden beklenen etkiyi gösteren bir niteliğe sahip olmalıdır. Bundan dolayı belirsiz vakıaların açıklattırılmasına, eksikliklerin hâkim tarafından işaret edilerek taraflarca giderilerek yargılamanın uzatılmasının önüne geçilmesine ilişkin hâkimin davayı aydınlatma yükümlülüğü bulunmaktadır. Usul hukuku için haksızlığın önlenmesinin anlamı, doğru hüküm kurulmasıdır. Bu hususta yapılacak bir inceleme içinse, tarafların iddialarını eksiksiz ve zaman, yer gibi somut unsurlarıyla tam bir açıklık içinde yargılamaya getirmeleri gerekmektedir. Doğru hüküm kuramama, bazen ise zayıf olan tarafın bir usuli hakkı bilmiyor olması dolayısıyla söz konusu olmaktadır. Böyle bir durumda, hakkın özünün, usule kurban edilmesi mümkün olmadığından, tarafın bir vakıayı bütün ayrıntılarıyla getirmemiş olması dolayısıyla yargılamanın doğru ve adil bir hüküm kurmaya elverişli olacak şekilde aydınlatılmamış olması durumunda hâkim devreye girecek ve söz konusu usûlî olanağı tarafa hatırlatacaktır.
Somut olayda, davacı yıllık ücretli izin alacağının tarafına ödenmediğini iddia etmiş olup, davalı işveren tarafından imzasız yıllık izin defteri sunulmuştur. Söz konusu imzasız defter içeriğinde davacının 130 gün izin kullandığı belirtilmiştir. Ancak Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda, izin defterinde davacının imzasının bulunmaması ve yıllık ücretli izinlerin kullandırıldığına veya ücretlerin ödendiğine ilişkin herhangi bir ödeme belgesi de ibraz edilmediği gerekçeleriyle davacının tüm çalışma dönemi boyunca hak kazanacağı tespit edilen 150 günlük yıllık izin ücreti alacağı hesaplanmıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 31. maddesi uyarınca hakimin davayı aydınlatma yükümlülüğü bulunması karşısında, Mahkemece, davacı asile dosyada bulunan defter kayıtları gösterilmeli, davacı tarafından izinlerin bir kısmının yahut tamamının kullanıldığının kabul edilmesi halinde kullandırıldığı kanıtlanan yıllık izinlerin hesaplanan miktardan mahsubu ile sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile sonuca gidilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç:
Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 24.10.2018 gününde oybirliği ile karar verildi.