Abaküs Yazılım
8. Hukuk Dairesi
Esas No: 2013/7337
Karar No: 2014/1325
Karar Tarihi: 28.01.2014

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2013/7337 Esas 2014/1325 Karar Sayılı İlamı

8. Hukuk Dairesi         2013/7337 E.  ,  2014/1325 K.

    "İçtihat Metni"

    MAHKEMESİ : Çarşamba Sulh Hukuk Mahkemesi
    TARİHİ : 04/11/2010
    NUMARASI : 2010/828-2010/1498

    H.. H.. ile S.. K.. aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair Çarşamba Sulh Hukuk Mahkemesi"nden verilen 04.11.2010 gün ve 828/1498 sayılı hükmün Yargıtay"ca incelenmesi davacı H.. H.. vekili ve davalı vekilleri taraflarından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:

    KARAR

    Davacı H.. H.. vekili, dava dilekçesinde; Y.’ın sağ ve sol sahil ıslah çalışmalarına esas olmak üzere Samsun Valiliği’nce uyuşmazlık konusu parselin bulunduğu bölgede kıyı kenar çizgisinin tespit edildiğini, kıyı kenar çizgisine göre dava konusu .. parselin kıyı kenar çizgisi ile kıyı çizgisi arasında kaldığını açıklayarak uyuşmazlık konusu taşınmazın 2350 m2’lik kısmının davalı adına olan tapu kaydının iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
    Davalı vekili, cevap dilekçesinde; kıyı kenar çizgisinin usul ve yasaya aykırı olarak belirlendiğini, bu nedenle itibar edilmesinin mümkün olmadığını açıklayarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
    Mahkemece, davanın reddine karar verilmesi üzerine hüküm, esas yönünden H.. H.. vekili tarafından, vekalet ücreti ve yargılama giderleri yönünden ise davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
    Dava, kıyı kenar çizgisi içerisinde kalan, Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğu iddiasına dayalı olarak açılan tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
    Uyuşmazlık konusu .. parsel sayılı taşınmaz 20.08.1963 tarihinde yapılan tapulama çalışmaları sırasında 30 seneyi aşkın bir süreden beri D. İ. oğlu A.’in malı olduğu, 1953 yılında ölümü ile mirasının yalnız kızı F. K.’ya kaldığı, nizasız ve fasılasız malik sıfatıyla fiilen zilyet bulunduğu belirtilerek bu şahıs adına tespit edilmiş, tespitin 15.08.1967 tarihinde kesinleşmesi üzerine tapu kaydı oluşmuş, 30.12.1996 tarihinde taksim sonucu M. oğlu S.. K.. adına tapuya tescil edilmiştir. 18.06.2007 tarihli bilirkişi kurulu raporuna göre, uyuşmazlık konusu taşınmazın tamamı bilirkişi kurulunca belirlenen kıyı kenar çizgisi içerisinde kalmaktadır. Mahkemece, davanın kabulü ile uyuşmazlık konusu taşınmazın tapu kaydının iptaline ve tapu sicilinden terkine karar verilmesi üzerine hüküm davalılar vekili tarafından temyiz edilmiş, Yargıtay 14. Hukuk Dairesi’nin 26.05.2010 tarih, 2010/5344-5965 Esas ve Karar sayılı kararında özetle;
    “.. 25.02.2009 tarihinde kabul edilerek 14.03.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5841 sayılı Kanun"un 2. maddesi ile, 3402 sayılı KK."nun 12. maddesinin 3 fıkrasına ekleme yapıldığı, anılan hükmün, “Bu hüküm iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet veya diğer kamu tüzel kişileri dahil tarafların sıfatına bakılmaksızın uygulanır.” şeklinde olduğu, 5841 sayılı Kanun"un 3. maddesi ile de 3402 sayılı KK."nun Geçici 10. maddesinin eklendiği, bu madde de ise “Bu Kanun"un 12. maddesinin 3. fıkrası hükmü, Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddiası ile yürürlük tarihinden önce açılmış ve henüz hükme bağlanmamış olan davalarda dahi uygulanır.” hükmünün getirildiği, anılan hükümler gözetildiğinde kadastro tespitinin kesinleştiği tarih ile davanın açıldığı tarih arasında 3402 sayılı KK"nun değişik 12. maddesinde söz edilen on yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğinin açık olduğu, hal böyle olunca, yukarıda belirtilen yasal düzenlemeler gereğince davanın hak düşürücü sürenin geçmiş olması nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş…” gereğine değinilerek mahkeme kararı bozulmuş olup, Mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucunda, hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
    Hemen belirtmelidir ki, Mahkemenin esasa ilişkin ilk kararı ve Yargıtay 14. Hukuk Dairesi’nin yukarıda açıklanan bozma kararı ile temyize konu son mahkeme kararları tümüyle, 5841 sayılı Kanun"un yürürlüğe girdiği 14.03.2009 tarihinden sonra verilmiş olup; bu Kanun"un 2. ve 3.maddeleri ile getirilen yeni düzenlemelere dayanılarak oluşturulmuştur.
    14.03.2009 tarihinde yürürlüğe giren 25.02.2009 günlü 5841 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun"un 2.maddesi ile 3402 sayılı Kanun"un 12. maddesinin 3. fıkrasına eklenen cümlede: “bu hüküm iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet ve diğer kamu tüzel kişileri dahil tarafların sıfatına bakılmaksızın" ve 3.maddesi ile aynı Kanuna eklenen geçici 10.maddesinde ise; “bu Kanun"un 12.maddesinin 3.fıkrası hükmü Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddiası ile yürürlük tarihinden önce açılmış ve henüz kesin hükme bağlanmamış olan davalarda dahi uygulanır.” şeklindedir. Bu değişiklik nedeniyle bu yasanın yürürlük tarihinden sonra H.. H..’nin açtığı davalarda da 10 yıllık hak düşürücü süre uygulanmaya başlanmıştır.
    Ne var ki, bozma ve mahkeme kararlarının verilmesinden sonra, son kararın temyizi aşamasında Anayasa Mahkemesi’nin 12.05.2011 gün ve 2009/31 E., 2011/77 K. sayılı kararıyla; “25.02.2009 gün ve 5841 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun"un 2.maddesiyle 21.06.1987 günlü 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12.maddesinin üçüncü fıkrasına eklenen cümlenin ve 3.maddesiyle 3402 sayılı Yasa’ya eklenen Geçici 10. maddenin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline” karar verilmiş ve bu iptal kararı 23.07.2011 tarihli Resmi Gazete"de yayımlanmıştır.
    Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararlarının yasama, yürütme ve yargı organları ile idari makamlar, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır.
    Diğer taraftan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 33.maddesinde yer alan “Hakim, Türk hukukunu resen uygular” hükmü ile ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararlarının derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır.
    Öyle ise, kesin hüküm halini almamış ve kazanılmış hakkın istisnasını teşkil eden bu durum karşısında 5841 sayılı Yasa hükümleri uyarınca davanın reddine ilişkin olarak kurulan hükmün, verildiği tarih itibarıyla doğru olduğu düşünülse ve ayrıca Anayasa’nın 153.maddesine göre iptal kararı geriye yürümez ise de 10.3.1969 gün ve 1/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçe bölümünde belirtildiği üzere iptal, kesin şekilde çözüme
    bağlanmış uyuşmazlıkları etkilemez ve henüz anlaşmazlık hali devam ediyorsa iptalin kapsamına girer. Bu durumda davanın hak düşürücü süreden reddine ilişkin kurulan kararın Anayasa Mahkemesi’nin anılan iptal kararından sonra doğru olduğu söylenemez. Zira, kamu düzeninin söz konusu olduğu bütün haller istisnanın kapsamına girer.
    Bir başka yönüyle, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararları usuli kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler. Her ne kadar Yargıtay 14. Hukuk Dairesi’nce, uyuşmazlık konusu taşınmazın kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığı benimsenerek yerel mahkemenin verdiği kabule ilişkin ilk kararla ilgili esasa ilişkin davalı vekilinin temyiz itirazları kabul edilmiş ise de, bozma ilamının dayanağını oluşturan yasa metni Anayasa Mahkemesi’nce yukarıda değinildiği üzere iptal edilmiş olmakla; artık taraflar yararına usulü kazanılmış hakkın gerçekleştiğinden söz edilemeyecektir.
    Bu husus, 28.06.1960 tarih ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da “...sonradan çıkan içtihadı birleştirme kararının, temyiz mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak, henüz mahkemede veya temyiz mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir...” şeklinde ifade edilmiştir.
    Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.
    Hal böyle olunca, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı sonucu oluşan durumun eldeki maddi anlamda kesinleşmemiş ve derdest olan davaya da uygulanması zorunlu olup, kamu malları ile ilgili davalar, aynı zamanda kamu düzeni ilkesini de içermektedirler. Bu nedenle mahkemece, yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararından sonra oluşan yeni yasal durum dikkate alınarak, inceleme yapılıp sonuca ulaşılması gerektiğinde kuşku bulunmamaktadır.
    Somut olayda; uyuşmazlık konusu taşınmaz 18.06.2007 tarihli bilirkişi kurulu raporuna göre, 28.11.1997 tarih 5/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı doğrultusunda bilirkişi kurulunca belirlenen kıyı kenar çizgisine göre, kıyı kenar çizgisinin içerisinde kaldığından davacı H.. H..’nin davasının kabulü ile taşınmazın davalı adına olan tapu kaydının iptali ile TMK"nun 715 ve 999. maddeleri ile 3402 sayılı Yasa’nın 16. maddesi gereğince Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olan taşınmazın tapu kütüğünden terkinine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır.
    Davacı H.. H.. vekilinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK"nun Geçici 3. maddesinin yollamasıyla 1086 sayılı HUMK"nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, HUMK"nun 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, 28.01.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.




    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi