
Esas No: 2017/697
Karar No: 2017/548
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2017/697 Esas 2017/548 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
Yargıtay Dairesi : 12. Ceza Dairesi
Taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan sanık ..."in TCK"nun 85/1 ve 53/6. maddeleri gereğince 5 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve sürücü belgesinin 2 yıl süreyle geri alınmasına ilişkin Sakarya 3. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 03.12.2010 gün ve 305-812 sayılı hükmün, sanık müdafii ve katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 12. Ceza Dairesince 26.12.2011 gün ve 13832-9746 sayı ile;
"...Diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
İki sınır arasında temel cezanın belirlenmesinde suçun işleniş biçimi, failin taksire dayalı kusurunun yoğunluğu, olayın kaldırımda park edili araçlar ile duvar arasında geçilebilecek 80 santimetrelik alan olmasına rağmen ölenin cadde üzerine inerek yürürken açık kapısı ile gelen sanığın minibüsünün açık olan kapısının ölene çarpması ile meydana gelmesi ve maddede öngörülen cezanın alt sınırı da nazara alınmak suretiyle, adalet ve hakkaniyet kurallarına uygun bir cezaya hükmedilmesi gerektiği gözetilmeden asgari haddin çok üzerinde temel ceza tayin edilmesi suretiyle sanık hakkında fazla ceza tayini..." isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel mahkeme ise 03.01.2013 gün ve 700-5 sayı ile;
"Sanığın isnat olunan "taksirle ölüme sebebiyet verme" suçunu işlediği, savunma ile katılanlar ve katılanlar vekilinin savı, tanıkların anlatımları, keşif ve gözlem ile kazada failin asli, ölen çocuğun ise tali kusurlu olduğunu mütalaa eden bilirkişi raporu ile ATK Trafik İhtisas Dairesinin 04.10.2010 gün 6508 sayılı raporu ile ölenin kazaya bağlı nedenlerle hayatını kaybettiğini tespit eden ölü kimlik tespiti ve adli muayene tutanağı ile ölene ait aile nüfus kaydı ve kaza anında failin "100 ceza puanını doldurmak" fiilinden sürücü belgesinin geri alınmış olunması sebebi ile sürücü belgesinin olmadığını bildiren Sakarya Emniyet Müdürlüğünün 06.07.2010 gün ve 7024 sayılı yazısından sübuta erdiğinden, TCK"nun 61/1. maddesi uyarınca sanığın suçu işleyiş biçimi ve özelliği ile eylemdeki taksiri, kaza anında geçerli sürücü belgesinin olmayışı ve kaza sonrasındaki maddi hakikatı başkalaştırmaya matuf iyi niyetten yoksun çabalara dair davranışları ve kazada asli kusurlu oluşu ile yaşı küçük ölenin davranış faktörlerinin sonuç üzerinde tali derecede etkili oluşu gibi unsurların gözetilmesi sonucunda fiile göre tayin edilecek cezanın hakkaniyet ve adalet ilkeleri muvacehesinde orantılı olması ile failin ıslahı gibi hususların dikkate alınması sonucunda takdiren asgari haddin üzerinde ve de takdiren üst hadde varmayacak bir şekilde temel ceza tayini yönüne gidildiği..." gerekçesiyle ilk hükümde direnmiştir.
Bu hükmün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 30.09.2013 gün ve 239633 sayılı “onama” istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca 07.12.2016 gün ve 329-774 sayı ile; 6763 sayılı Kanunun 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanuna eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesince 12.04.2017 gün ve 97-3154 sayı ile, direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; TCK’nun 85/1. maddesi gereğince 2 yıldan 6 yıla kadar hapis cezasını gerektiren taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan sanık hakkında temel cezanın 5 yıl olarak tayin edilmesinin isabetli olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Olay tarihinde saat 14.40 sıralarında, sanığın sevk ve idaresindeki minibüs ile meskun mahaldeki 6,5 metre genişliğinde, bölünmemiş iki yönlü, kenarlarında 190 santimetre genişliğinde yaya kaldırımı bulunan yolda seyir halinde iken, yaya kaldırımında park halinde araç bulunması nedeniyle yol içinde yürüyen altı yaşındaki ..."a aracının açık olan kapısı ile çarpıp sürükleyerek ölümüne neden olduğu,
Olay sonrasında suçun, sanığın oğlu olan tanık ... tarafından üstlenildiği, bu nedenle kaza tespit tutanağının tanık Ayhan"ın aracı kullandığı kabul edilerek düzenlendiği,
Kaza tespit tutanağında; tanık Ayhan ve Oğuzhan Yılmaz"ın kaza yerinde şifahen verdikleri ifadeler ve araç üzerindeki bulgulara göre, kazada 54 M 0302 plakalı araç sürücüsü Ayhan"ın, yol ve araç durumu ile yolu kullanabilecek olan yayalara dikkat etmemesi ve gözünü yoldan çevirerek seyrini sürdürmesi nedeniyle trafik kazasına sebebiyet verdiğinden asli, yol içinde yürümeme kuralını ihlal eden ölenin ise tali kusurlu olduklarının belirtildiği,
Yürütülen soruşturma sırasında araç sürücüsünün sanık olduğunun anlaşılması üzerine yeniden düzenlenen kaza tespit tutanağında, sürücüye ve ölene ait kusurların bir önceki kaza tespit tutanağında belirtilen şekilde olduğu bilgisine yer verildiği,
Keşif sonrası düzenlenen bilirkişi raporunda; dikkatsiz ve tedbirsiz araç kullanmak, araç durmadan kapı açmak ve kapıların kapanmasını beklemeden hareket etmek suretiyle kuralları ihlal eden sanığın asli; yola sıfır şekilde yaya kaldırımı üzerinde park eden minibüs ile depo arasındaki 80 santimetrelik mesafeden rahatlıkla geçebilecekken bu bölümü kullanmayan ve yol içinde yürüyen ölenin ise yol içinde yürümeme kuralını ihlal ettiğinden tali kusurlu oldukları kanaatinin bildirildiği,
Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen raporda; sanığın sevk ve idaresindeki minibüs ile seyri sırasında yola gereken dikkati vermesi, yolda yürümekte olan öleni fark ettiğinde ölenin yaşını da dikkate alarak müteyakkız bir şekilde solundan geçmesi ya da aracını zamanında durdurarak olayı önlemesi gerektiği halde bahsedilen bu hususlara riayet etmediği, öleni görmediği şeklindeki beyanı da göz önüne alındığında, dikkatini seyir yönüne vermeden ve önlemsiz vaziyette ölene çarparak olaya sebebiyet verdiğinden asli kusurlu; olaya müdrik yaşta olmayan ölenin ise yaya kaldırımının müsait olan kısmını kullanmayarak kaplamadan yürümesi nedeniyle sonuç üzerinde tali derecede etkili olduğu şeklinde görüş bildirildiği,
Şoförlük yaparak geçimini sağlayan sanığın, E sınıfı sürücü belgesinin 100 ceza puanını doldurması nedeniyle olay tarihini de kapsayacak şekilde 05.05.2010 ila 04.07.2010 tarihleri arasında 60 günlüğüne geri alındığı,
Yerel mahkemece, sanık hakkında temel cezanın belirlenmesi sırasında gerekçe olarak; "Sanığın isnat olunan "taksirle ölüme sebebiyet verme" suçunu işlediği, savunma ile katılanlar ve katılanlar vekilinin savı, tanıkların anlatımları, keşif ve gözlem ile kazada failin asli, ölen çocuğun ise tali kusurlu olduğunu mütalaa eden bilirkişi raporu ile ATK Trafik İhtisas Dairesinin 04.10.2010 gün 6508 sayılı raporu ile ölenin kazaya bağlı nedenlerle hayatını kaybettiğini tespit eden ölü kimlik tespiti ve adli muayene tutanağı ile ölene ait aile nüfus kaydı ve kaza anında failin "100 ceza puanını doldurmak" fiilinden sürücü belgesinin geri alınmış olunması sebebi ile sürücü belgesinin olmadığını bildiren Sakarya Emniyet Müdürlüğünün 06.07.2010 gün ve 7024 sayılı yazısından sübuta erdiğinden, TCK"nun 61/1. maddesi uyarınca sanığın suçu işleyiş biçimi ve özelliği ile eylemdeki taksiri, kaza anında geçerli sürücü belgesinin olmayışı ve kaza sonrasındaki maddi hakikatı başkalaştırmaya matuf iyi niyetten yoksun çabalara dair davranışları ve kazada asli kusurlu oluşu ile yaşı küçük ölenin davranış faktörlerinin sonuç üzerinde tali derecede etkili oluşu gibi unsurların gözetilmesi sonucunda fiile göre tayin edilecek cezanın hakkaniyet ve adalet ilkeleri muvacehesinde orantılı olması ile failin ıslahı gibi hususların dikkate alınması sonucunda takdiren asgari haddin üzerinde ve de takdiren üst hadde varmayacak bir şekilde temel ceza tayini yönüne gidildiği...” hususlarının gösterildiği,
Anlaşılmaktadır.
Katılanlar ... ve ...; olayı görmediklerini, sanıktan şikâyetçi olduklarını,
Tanık ... kollukta şüpheli sıfatıyla alınan ilk beyanında; aracında tanıklar Cengiz ve Oktay olduğu halde sevk ve idaresindeki minibüs ile seyir halinde iken olay yerine geldiğinde bağrışma sesleri duyduğunu, yirmi metre ileride aracını durdurup kenara park ettiğini, bağrışma seslerinin geldiği yere gittiklerini, tanık Cengiz ile bir erkek şahsın çocuğu karşı istikamette bulunan tanık İbrahim"e ait minibüsle hastaneye götürdüklerini,
Kolluk ve mahkemede tanık sıfatıyla alınan beyanında; çarşıda bulunduğu esnada babası olan sanığın kendisini arayıp yanına çağırdığını, yanına gittiği sanığın yakın bir yerde çocuğa çarpmış olabileceğini söylediğini, sanığın sağlık sorunları nedeniyle acıyarak kendisinin ifade vereceğini söylediğini ve olay yerine gelen polislerin kendisini polis merkezine götürüp şüpheli sıfatıyla ifadesini aldıklarını,
Tanık ... kollukta alınan ilk beyanında; olay anında tanık Ayhan"ın kullandığı araçta olduğunu, tanık Ayhan"ın karşı yönden gelen aracın sürücüsü tanık İbrahim ile selamlaştığı sırada kaza sesi duyduğunu, bağrışma seslerinin geldiği yöne baktığında yerde bir çocuğu yatar vaziyette gördüğünü, kollukta alınan ikinci ifadesinde; olayı görmediğini, ilk beyanında yalan söylediğini, kimsenin kendisine baskı yapmadığını, olayın heyecanı ile o şekilde ifade verdiğini, mahkemede ise; sanığın "kazayı oğlum ... yaptı der misin" diye sorması üzerine "tamam söylerim" dediğini, vicdan azabı çektiği için daha sonra gerçeği anlattığını,
Tanık ... kollukta alınan ilk iki beyanında; olay anında tanık Ayhan"ın kullandığı araçta olduğunu, tanık Ayhan"ın karşı yönden gelen aracın sürücüsü tanık İbrahim ile selamlaştığı sırada kaza sesi duyduğunu, kollukta alınan üçüncü beyanında ise; olayı görmediğini, ilk beyanında yalan söylediğini, kazaya karışan aracı sanığın kullandığını, mahkemede; sanığın isteği üzerine ilk ifadelerinde kazayı tanık Ayhan"ın yaptığını söylediğini,
Tanık ... kollukta; kazaya karışan aracı tanık Ayhan"ın kullandığını, mahkemede ve keşifte ise; sevk ve idaresindeki minibüs ile yolun sağındaki dolmuş durağına yolcu almak için yaklaştığı sırada sanığın sevk ve idaresindeki araç ile yanından geçtiğini, bu esnada kaldırım üzerinde park halindeki minibüsün yanından çocukların geçtiğini, çocuklardan birisinin minibüsün altına doğru eğilip baktığını fark ettiğini, biraz ilerledikten sonra bağrışma sesleri duyması üzerine durduğunu, yerde yatan çocuğu aracı ile hastaneye götürdüklerini, olay sırasında park halindeki araç ile kendi aracı arasında 4 metre mesafe olduğunu,
Tanık ... aşamalarda; Oğuzhan ile ölen önünde yürürken kendisinin de arkadan takip ettiğini, kaldırım üzerine park eden minibüs ile duvar arasındaki mesafenin dar olması nedeniyle aradan geçemeyen ölenin kaldırımdan yola indiğini, bu esnada yoldan geçen minibüsün açık olan kapısının ölenin gömleğine takıldığını, minibüsün lastiğinin yere düşen ölenin başı da dahil olmak üzere üzerinden geçtiğini,
Beyan etmişlerdir.
Sanık ... aşamalarda; yönetimindeki araçla polis evine doğru seyir halinde olduğunu, Maltepe Caddesi ile Eski Maltepe Camisinin kesiştiği yerde sağda park halinde bir minibüsün bulunduğunu, bu esnada karşı istikametten tanık İbrahim"in yönetimindeki aracın da gelmesi nedeniyle yolda geçecek yer kalmadığını, daha sonra park halindeki minibüsün arkasından çıkıp yoluna devam ettiği esnada bağrışma sesleri duyduğunu, araçtan inip seslerin geldiği tarafa baktığında öleni yerde yatarken gördüğünü, kadınların çocuğa kendisinin çarptığını düşünerek zarar vermelerinden korktuğunu, çocuğa çarpmadığını, oğlu olan tanık Ayhan"ın kazayı kendiliğinden üstlendiğini savunmuştur.
Taksirle öldürme suçu 5237 sayılı TCK’nun 85. maddesinin 1. fıkrasında; “Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır”, 2. fıkrasında; “Fiil, birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olmuş ise, kişi iki yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” şeklinde düzenlenmiş, aynı kanunun “taksiri” düzenleyen 22. maddesinin 4. fıkrasında; “Taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek olan ceza failin kusuruna göre belirlenir” hükmüne yer verilmiştir.
5237 sayılı TCK’nun “cezanın belirlenmesini” düzenleyen 61. maddesinin 1. fıkrası; “Hâkim, somut olayda; a) Suçun işleniş biçimini, b) Suçun işlenmesinde kullanılan araçları, c) Suçun işlendiği zaman ve yeri, d) Suçun konusunun önem ve değerini, e) Meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını, f) Failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığını, g) Failin güttüğü amaç ve saiki, göz önünde bulundurarak, işlenen suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezayı belirler”, aynı maddenin 10. fıkrası ise, “Kanunda açıkça yazılı olmadıkça cezalar ne artırılabilir, ne eksiltilebilir, ne de değiştirilebilir” şeklindedir.
Buna göre; 01.06.2005 tarihinden sonra işlenmiş olan herhangi bir suç nedeniyle alt ve üst sınırlar arasında bir ceza belirlenmesi gerektiğinde, kural olarak göz önünde bulundurulması gereken ölçüt, 5237 sayılı TCK’nun 61. maddenin 1. fıkrasındaki düzenlemedir. Ancak taksirle işlenen suçlar açısından kanun koyucu, aynı kanunun 22. maddenin 4. fıkrası ile bir ölçüt daha eklemiştir. Bu durumda, taksirle işlenen suçlarda alt ve üst sınır arasında ceza belirlenirken, TCK’nun 61/1 ile 22/4. madde ve fıkralarında yer alan ölçütlerin birlikte göz önüne alınması gerekmektedir.
Ancak, TCK’nun 61/1. maddesindeki bu ölçütler genel nitelikli olup her suça uymayabileceğinden, her suç için tüm ölçütlerin değil sadece ilgili suça uyan kısımların nazara alınması gerekir. Bu açıdan taksirli suçlarda ancak kasıtlı suçlarda uygulanması mümkün olan 61/1. maddenin (b) bendinde yer alan "suçun işlenmesinde kullanılan araçlar", (f) bendinde yer alan "failin kasta dayalı kusurunun ağırlığı" ve (g) bendinde yer alan “failin güttüğü amaç ve saik” ölçütleri uygulanamayacaktır.
Tüm bu kanuni düzenlemeler karşısında taksirli suçlarda temel cezanın belirlenmesinde öncelikle failin kusurunun değerlendirilmesinin zorunlu olduğu, ancak kusurluluğun yanında "suçun işleniş biçimi", "suçun işlendiği zaman ve yer", "suç konusunun önem ve değeri" ile "meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı" ölçütlerinin de dikkate alınacağı sonucuna varılmaktadır.
Öte yandan 5237 sayılı TCK’nun “Adalet ve kanun önünde eşitlik ilkesi” başlıklı 3. maddesi uyarınca işlenen fiil ile hükmolunan ceza ve güvenlik tedbirleri arasında “orantı” bulunması, böylelikle suç işlenmesiyle bozulan toplum düzeninde adaletin sağlanması için suç işleyen kimseye uygulanacak yaptırımın haklı ve ölçülü olması gerektiği de göz önünde bulundurulacaktır.
Bu nedenlerle taksire dayalı kusurun ağır olduğu durumlarda, alt sınırdan uzaklaşılarak, hafif olduğu durumlarda ise alt sınırdan veya alt sınıra yaklaşılarak temel ceza tayin edilmesi isabetli bir uygulama olacak ise de, bundan herhalde ağır kusurlu fail hakkında en üst hadden, hafif kusurlu fail hakkında ise alt hadden ceza tayin edilmesi gerektiği sonucu çıkarılmamalı, TCK"nun 61/1. maddesindeki olaya uyan diğer ölçütler ve "orantılılık" ilkesi bir bütün halinde değerlendirilerek haklı ve ölçülü bir ceza belirlenmelidir.
Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Olay tarihinde saat 14.40 sıralarında, sanığın sevk ve idaresindeki minibüs ile meskun mahaldeki 6,5 metre genişliğinde, bölünmemiş iki yönlü, kenarlarında 190 santimetre genişliğinde yaya kaldırımı bulunan yolda seyir halinde iken, yaya kaldırımında park halinde araç bulunması nedeniyle yol içinde yürüyen altı yaşındaki ..."a aracının açık olan kapısı ile çarpıp sürükleyerek ölümüne neden olduğu, olay sonrasında suçun, sanığın oğlu olan tanık ... tarafından üstlenildiği, ancak soruşturma sırasında aracı kullanan kişinin sanık olduğunun anlaşıldığı olayda; sanığın asli, ölenin ise tali derecede kusurlu olmaları karşısında, 2 yıldan 6 yıla kadar hapis cezasını gerektiren taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan dolayı sanık hakkında temel cezanın, TCK"nun 22/4 ve 61/1. maddelerindeki ölçütler ile aynı Kanunun 3. maddesinde yer alan "orantılılık" ilkesi bir bütün halinde değerlendirilip alt hadden makul ölçüde uzaklaşılarak belirlenmesi gerekirken, TCK"nun 61. maddesinde sayılan ölçütler arasında yer almayan sanığın fiilden sonraki davranışlarının da esas alınması suretiyle üst hadde yakın olacak şekilde 5 yıl olarak tayin edilmesinde isabet bulunmamaktadır.
Bu itibarla, yerel mahkeme direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu üyesi; yerel mahkeme direnme hükmünün onanması gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Sakarya 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 03.01.2013 gün ve 700-5 sayılı direnme hükmünün, sanık hakkında temel cezanın, dosya muhtevası ile adalet ve hakkaniyet kurallarına uygun şekilde asgari hadden makul ölçüde uzaklaşılarak belirlenmesi gerekirken, üst hadde yakın olacak şekilde fazla tayini isabetsizliğinden BOZULMASINA,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmesi amacıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİNE, 19.12.2017 tarihinde yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.
Bu alandan sadece bu kararla ilintili POST üretebilirsiniz. Bu karardan bağımsız tamamen kendinize özel POST üretmek için TIKLAYINIZ
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.