Abaküs Yazılım
Ceza Genel Kurulu
Esas No: 2017/57
Karar No: 2017/542

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2017/57 Esas 2017/542 Karar Sayılı İlamı

Ceza Genel Kurulu         2017/57 E.  ,  2017/542 K.

    "İçtihat Metni"


    Kararı Veren
    Yargıtay Dairesi : 6. Ceza Dairesi
    Mahkemesi :Ağır Ceza
    Günü : 04.02.2015
    Sayısı : 66-9

    Nitelikli yağma suçundan cezalandırılması istemiyle açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda eyleminin hırsızlık suçunu oluşturduğu kabul edilerek, sanık ..."un TCK"nun 141/1, 143, 168/1, 62, 53, 58 ve 63. maddeleri uyarınca 3 ay 26 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba ilişkin Şebinkarahisar Ağır Ceza Mahkemesince verilen 18.09.2013 gün ve 27-51 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 24.11.2014 gün ve 2949-20670 sayı ile;
    "...Oluş ve dosya içeriğine göre, sanığın olay gecesi alkollü bir şekilde yakınanın bekçilik yaptığı şantiyeye gelerek elindeki sopa ile kemik kırığı oluşturacak şekilde yaralayıp, av tüfeğini alıp kaçması şeklinde gelişen olayda, sanığın eyleminin yağma suçunu oluşturacağı gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması..." isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
    Şebinkarahisar Ağır Ceza Mahkemesi ise 04.02.2015 gün ve 66-9 sayı ile;
    "...Mağdurun keşif sırasında alınan beyanı dikkate alındığında olay günü sanık mağduru dövme kastıyla şantiyeye gelmiş ve elindeki sopa ile mağdura vurmaya başlamış, mağdurun kendini korumak kastıyla yanında bulundurduğu ruhsatlı av tüfeğini almaya çalıştığı esnada da sanığın eylemlerine devam etmesi nedeniyle mağdurun yaralanarak düşmesi sonucu elindeki av tüfeğini de yere düşürmüş, sanık tam olay yerinden ayrılacak iken geri dönüp yere düşen tüfeği almış ve oradan uzaklaşmıştır. Sanık olay sırasında mağdurun elindeki tüfeği almak kastıyla cebir uygulamamıştır. Aralarındaki husumet nedeniyle mağduru yaralama kastıyla cebir uygulamıştır. Mahkememizin bozma öncesindeki gerekçeli kararında da belirttiğimiz gibi dava konusu olayımıza çok benzer bir durumla ilgili olarak Yargıtay Ceza Genel Kurulu 02.02.2010 gün 238-16 sayılı içtihadında mağdurun yaralanmasından sonra, ona ait silahın alınarak götürülmesinin yağma suçunu değil, hırsızlık suçunu oluşturacağını belirtmiştir. Söz konusu karar tarihinden bu zamana kadar Yargıtay Ceza Genel Kurulunun görüşünü değiştirdiğini gösterir yeni bir içtihat bulunmamaktadır. Hâl böyle iken kanımızca Yargıtay 6. Ceza Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen bozma ilamı dosya kapsamındaki olayın oluş şekline yanlış anlam yüklenmesi neticesinde gerçekleşmiş olup mahkememizce bozma ilamından önce Yargıtay Ceza Genel Kurulunun görüşü doğrultusunda verilen kararın isabetli ve yerinde olduğu anlaşılmakla Yargıtay 6. Ceza Dairesinin bozma ilamına uyulmaması ile mahkememizin 27-51 sayılı ilamında direnilmesine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulması gerektiği sonuç ve vicdani kanaatine ulaşılmıştır" şeklindeki gerekçeyle direnerek ilk hükümde olduğu gibi sanığın hırsızlık suçundan mahkûmiyetine karar vermiştir.
    Bu hükmün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığını 13.03.2015 gün ve 64058 sayılı "bozma" istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca 07.12.2016 gün ve 318-820 sayı ile; 6763 sayılı Kanunun 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanuna eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 6. Ceza Dairesince 16.02.2017 gün ve 26-348 sayı ile, direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
    TÜRK MİLLETİ ADINA
    CEZA GENEL KURULU KARARI
    Sanık hakkında mağdura yönelik kasten yaralama suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşmiş olup direnmenin kapsamına göre inceleme, sanık hakkında hırsızlık suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır.
    Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eyleminin nitelikli yağma suçunu mu yoksa hırsızlık suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkindir.
    İncelenen dosya kapsamından;
    Sanık ..."ın 12.12.2012 tarihinde saat 23.30 sıralarında, mağdur ..."in bekçi olarak çalıştığı yol yapım şantiyesine geldiği, sanığın araç bakım atölyesinin yakınlarında bulunan mağdurun yanına gidip “kızlar gitmiş, nerede bakacam” şeklinde sözler söyleyerek elindeki sopa ile mağdura vurmaya başladığı, mağdurun da kendisini korumak amacıyla eline aldığı ruhsatlı av tüfeğinin yaşanan arbede sırasında havaya doğru bir el ateş aldığı, bu esnada sanığın elindeki sopa ile mağdurun vücudunun değişik bölgelerine vurmaya devam ettiği, aldığı darbeler sonucu mağdurun yere yığıldığı ve elindeki tüfeği de düşürdüğü, sanığın yere düşen tüfeği alarak olay yerinden kaçtıktan sonra 22.02.2013 tarihinde Şebinkarahisar İlçesi girişinde yapılan yol kontrolü sırasında yakalandığı,
    Suşehri Devlet Hastanesince düzenlenen adli rapora göre; mağdurun sağ ulnada diafiz, sol acetabulumda nondeprase ve sol fibulada kırıkların, sağ kaş ile göz kapağı arasından başlayıp glabellaya kadar uzanan 5-6 cm. uzunluğunda 0,5 cm. derinliğinde ve dudağın sağ üst yanında yaklaşık 2 cm. uzunluğunda iç kısmına doğru ilerleyen yarıkların olduğu, sol el bileğinin iç kısmında, sağ diz üstünde ve boynunda çizikler ve sıyrıkların bulunduğu,
    Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Araştırma ve Uygulama Hastanesince düzenlenen adli raporlara göre; mağdurda tespit edilen yaralanmaların basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olmadığı, yaralanmanın vücutta kemik kırılmasına neden olduğu, birden fazla kırık olması nedeniyle skorlama yapılarak kişide saptanan kırıkların hayati fonksiyonlarını orta (3) derecede etkileyecek nitelikte olduğu, kişide saptanan ulna cisim kırığının genellikle düşme sonucu olabilecek kırıklardan ziyade künt travma sonucunda oluşmasının daha olası olduğu, fibula cisim kırığının ise düşme veya künt travma sonucu oluşabileceği, ancak ayrımına gidilemediği,
    Kolluk tarafından düzenlenen 17.12.2012 tarihli tutanakta; sanığın 12.12.2012 tarihinden sonra Sinop"a gittiğinin öğrenildiğinin, sanık ile yapılan telefon görüşmesinde Sinop"ta olduğunu ve kendisini kimsenin yakalayamayacağını beyan ettiğinin belirtildiği,
    Mağdurun 26.03.2013 havale tarihli dilekçesinde; kendisini darp eden kişinin sanık ... olmadığını, kimin saldırdığını bilmediğini, olay nedeni ile kaybolan tüfeğini bulduğunu beyan etmesi üzerine Cumhuriyet savcının talimatı ile mağdurun evine giden kolluk görevlilerinin av tüfeği ile bu tüfeğe ait ruhsatı rızası dahilinde mağdurdan teslim aldığı,
    Keşif sonrası düzenlenen bilirkişi raporuna göre; olayın Erzincan-Tokat karayoluna bağlanan stabilize toprak yolun kenarında bulunan Kızılırmak isimli şantiyedeki açık alanda meydana geldiği, şantiyenin etrafının açık olup herhangi bir duvar ve bariyerin bulunmadığı,
    Mağdur ... kollukta; Kızılırmak adlı şantiyede bekçilik yaptığını, 12.12.2012 tarihinde saat 23.30 sıralarında şantiyede bulunduğu esnada “Poti Nihat” lakaplı sanığın aracı ile gelerek “kızlar gitmiş, nerede bakacam” şeklinde sözler söylediğini, daha sonra elindeki sopa ile koluna ve bacağına vurmaya başladığını, sanığın “seni vurayım mı” diyerek elini beline atması üzerine eline aldığı av tüfeğinin boğuşma esnasında havaya doğru ateş aldığını, sanığın sopa ile kendisine vurmaya devam ettiğini, sanığın şantiyenin çevresinde para karşılığı fuhuş yaptırmaya çalıştığını ancak buna engel olduğu için kendisini tehdit ettiğini, olay günü de bu nedenle şantiyeye gelip kendisine saldırdığını ve darp ettikten sonra av tüfeğini alıp uzaklaştığını, sanıktan şikâyetçi olduğunu, 12.02.2013 tarihinde savcılıkta farklı olarak; sanığa benzeyen bir kişinin aracı ile şantiye geldiğini, gece olduğu için gelen kişinin yüzünü seçemediğini, alkollü olan şahsın elindeki sopa ile kendisini darp ettiğini, tanımadığı bu kişinin tüfeğini alarak götürdüğünü, her ne kadar kollukta kendisini yaralayan kişinin sanık olduğunu söylemiş ise de darp eden kişiyi sanığa benzettiği için bu şekilde beyanda bulunduğunu, sanığın para karşılığı kadın pazarladığına ilişkin kolluk ifadesini kabul etmediğini, 12.04.2013 tarihli savcılık ifadesinde ise; tanımadığı şahıs ile boğuştuğu sırada yuvarlandığını, olaydan sonra yaptığı araştırmada tüfeğini şantiyenin yaklaşık on beş metre uzağında yerde bulduğunu, tüfeğinin sanık tarafından getirilmediğini, sanıktan şikâyetçi olmadığını, mahkemede; tanımadığı bir kişinin kendisini darp ettikten sonra aracına binerek şantiyeden kaçmaya çalışması üzerine elindeki av tüfeği ile arkasından ateş ettiğini, ayağının kayıp yere düşmesi sonucu tüfeğini kaybettiğini, karakolda görevli memurların baskısı üzerine uzaktan akrabası olan sanığın ismini verdiğini, çelişki üzerine sorulduğunda; kolluk ifadesini kabul etmediğini, mahkeme beyanının doğru olduğunu, keşifte ise; şantiyenin araç bakım tamirhanesinin arkasında bulunduğu esnada tanımadığı bir kişinin yanına gelip sopa ile kendisini darp ettiğini, şahsın aracına binip uzaklaştığı sırada arkasından tüfek ile havaya ateş ettiğini, 112 acil servis hattını aramak için nöbet tuttuğu kulübeye giderken yere düşmesi sonucunda tüfeğini kaybettiğini,
    Tanık ... kollukta; eşi olan mağdur ..."in bekçi olarak çalıştığı şantiyenin çevresinin ıssız olması nedeniyle yanında ruhsatlı av tüfeğini bulundurduğunu, sanık ile eşi arasında nasıl bir ilişki olduğunu bilmediğini, mahkemede farklı olarak; eşinin hastahaneye kaldırıldığını öğrenmesi üzerine yanına gittiğini, eşine nasıl yaralandığını sorduğunda yere düştüğünü söylediğini, kırıkların düşme sonucu gerçekleşmeyeceğini söylemesi üzerine sanık ..."a benzeyen bir kişi tarafından darp edildiğini söylediğini, sanığı tanımadığını, iyileştikten sonra eşyalarını almak için şantiyeye giden eşinin yanında ev tüfeğini de getirdiğini, hastanedeyken eşinin jandarma görevlilerine sanığın ismini verdiğini duyduğunu,
    Tanık Ömer Yılmaz; olay günü saat 02.00 sıralarında bir şahsın düşüp yaralandığının bildirilmesi üzerine hastaneye gittiğini, yaralı durumdaki mağdura olayın nasıl gerçekleştiğini sorduğunda, dolaşırken düştüğünü söylediğini, aynı gün saat 15.00 sıralarında tekrar hastaneye gidip ifadesini aldığında ise mağdurun düşmediğini, darp edildiğini beyan ettiğini, mağdurdan alındığı belirtilen tüfeği aramak için yanındaki askerler ile birlikte şantiyeye gittiklerinde her yeri aramalarına rağmen tüfeği bulamadıklarını,
    İfade ettikleri,
    Sanık ...; mağduru tanıdığını, aralarında husumet bulunmadığını, sopa ile kendisini darp etmediğini, mağdura ifadesini değiştirmesi için baskı yapmadığını, atılı suçlamayı kabul etmediğini savunduğu,
    Anlaşılmaktadır.
    Uyuşmazlığın konusunu oluşturan suçlardan olan yağma suçu 5237 sayılı TCK"nun 148. maddesinde; "Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden ya da malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya malın alınmasına karşı koymamaya mecbur kılan kişi, altı yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır" şeklinde düzenlenmiştir.
    Madde gerekçesinde; "Hırsızlık suçundan farklı olarak yağma suçunun oluşabilmesi için mağdurun rızasının cebir veya tehdit kullanılarak ortadan kaldırılması gerekir. Yağma suçunun tamamlanabilmesi için kullanılan cebir veya tehdidin etkisiyle mağdur malı teslim etmeli veya alınmasına karşı koyamamalıdır. Malın teslim edilmesi veya alınması, suçun konusunu oluşturan mal üzerinde mağdurun zilyetliğine son verilmesini, mağdurun bu eşya üzerinde zilyetlikten doğan tasarruf haklarını kullanmasının olanaksız hâle gelmesini ifade eder. Mal, zilyedin tasarruf olanağı ortadan kalktığı anda alınmış olacağından, bu ana kadar yapılan cebir veya tehdit, hırsızlığı yağmaya dönüştürür. Örneğin evin içindeki eşyayı alıp kapıdan çıkarken mal sahibi ile karşılaşan hırsız, ona karşı cebir veya tehdit kullanacak olursa, yağma suçu oluşur. Mal alındıktan yani hırsızlık suçu tamamlandıktan sonra, bunu geri almak isteyen kişiye karşı cebir veya tehdide başvurulması hâlinde, yağma suçundan söz edilemez. Hırsızlık suçuna konu malın geri alınmasını önlemek amacına yönelik olarak kullanılan cebir veya tehdit ayrı suçların oluşmasına neden olur. Bu durumda gerçek içtima hükümlerinin uygulanması gerekir" açıklamasına yer verilmiştir.
    149. maddede de yağma suçunun; "silâhla, kişinin kendisini tanınmayacak bir hâle koyması suretiyle, birden fazla kişi tarafından birlikte, yol kesmek suretiyle ya da konut veya işyerinde, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı, gece vakti, var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak, suç örgütüne yarar sağlamak maksadıyla" işlenmesi nitelikli hâl olarak kabul edilmiş, aynı maddenin ikinci fıkrasında yağma suçunun işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi durumunda, kasten yaralama suçuna ilişkin hükümlerin de uygulanacağı belirtilmiştir.
    Yağma suçunun oluşabilmesi için, suça konu malın, elinde bulunduran kişiden cebir veya tehdit kullanılmak suretiyle alınması veya mağdurun malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya mecbur kılınması gerekir. Cebir ya da tehdit, bir kişiyi malını teslime veya alınmasına karşı koymamaya mecbur kılmak amacıyla yapılmalıdır. Cebir ya da tehdidin belirtilen amaçla ve bu şekilde gerçekleştirilmesi, yağmayı mal varlığına karşı işlenen diğer suçlardan ayırmaktadır.
    Failin mağdura yönelttiği cebir veya tehdidi, kendisi veya başkasına yarar sağlamak amacıyla malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya zorlamak amacıyla gerçekleştirmiş olması gerekir. Cebir veya tehdit ile malın alınması veya verilmesi arasında nedensellik bağı bulunmalıdır. Yağma suçunun oluşabilmesi için, baştan beri yağma amacıyla hareket eden failin, eylemin başında veya ortasında cebir veya tehdit kullanmasının bir önemi bulunmamaktadır. Önemli olan cebir veya tehdidi kullanmasıdır.
    Yağma suçu, bir kişinin malını cebir veya tehdit kullanarak almak suretiyle işlenmiş sayılacağından, unsurları itibarıyla hem zilyetliğe, hem de kişi hürriyetine yönelik bir suçtur. Ancak kişi hürriyetine yönelen saldırı, mal aleyhine işlenen suçun gerçekleşmesi bakımından bir araç niteliğinde bulunduğundan, bu suç sonuç itibariyle "mal aleyhine" işlenen bir suçtur.
    Konumuzla ilgisi bulunan bir diğer suç olan hırsızlık ise, 5237 sayılı TCK’nun 141/1. maddesinde; “Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alma” şeklinde ifade edilmiştir.
    TCK’nun 141/1. maddesinde sözü edilen zilyetlik kavramı 4721 sayılı Medeni Kanunumuzun 973. maddesinde; “Bir şey üzerinde fiilî hâkimiyeti bulunan kimse onun zilyedidir” şeklinde açıklanmış, asli ve fer"i zilyetlik ise aynı kanunun 974. maddesinde; “Zilyet, bir sınırlı aynî hak veya bir kişisel hakkın kurulmasını ya da kullanılmasını sağlamak için şeyi başkasına teslim ederse, bunların ikisi de zilyet olur. Bir şeyde malik sıfatıyla zilyet olan aslî zilyet, diğeri fer"î zilyettir” biçiminde tanımlanmıştır.
    Hırsızlık suçu ile korunan hukuki yarar mülkiyet hakkı ile birlikte zilyetliktir. Kanunda "zilyet" kelimesi ile "başkasına ait" olma kelimesi aynı anda kullanılmıştır. Bu şekilde kanun koyucu, iki farklı hukuki duruma aynı anda yer vererek hırsızlık suçunda zilyetlik ile mülkiyeti ayırmış, her ikisini de koruma altına almıştır. Zilyetliğin hukuka uygun ya da aykırı şekilde tesis edilmiş olmasının bir önemi bulunmamaktadır. Bunun sonucu olarak malı çalarak zilyetliği ele geçiren kişinin elinden de malın çalınması hâlinde hırsızlık suçu oluşabilecektir.
    Suçun maddi konusu ise başkasına ait taşınır maldır. Bu nedenle malın malikinin bu suçun faili olması mümkün değildir. Suçun mağduru ise malik olabileceği gibi zilyet de olabilir. Çalınan mal, malikin elinden alınmış ise mağdur, malın malikidir. Zilyedin elinden alınmışsa mağdur zilyet, malik ise suçtan zarar görendir.
    Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
    Mağdurun, fuhuş yaptırdığı iddiasıyla bekçi olarak çalıştığı şantiye ve çevresinde sanığın dolaşmasına izin vermediği, bu nedenle sanığın olay tarihinde saat 23.30 sıralarında aracı ile mağdurun çalıştığı şantiyeye geldiği ve bakım atölyesinin yakınlarında bulunan mağdurun yanına gidip “kızlar gitmiş, nerede bakacam” şeklinde sözler söyleyerek elindeki sopa ile mağdura vurmaya başladığı, kendisini korumak isteyen mağdurun av tüfeğini eline aldığı, buna rağmen sanığın eylemine devam ederek mağduru, vücudunun üç farklı yerinde kemik kırığı oluşturacak nitelikte yaraladığı, aldığı darbeler sonucu yere yığılan mağdurun elindeki tüfeğin yere düştüğü, bunun üzerine sanığın tüfeği de alarak aracı ile şantiyeden kaçtığı olayda; sanığın, yere yığılıp av tüfeğini bırakıncaya kadar mağdura vurmaya devam etmesi ve yere düşen av tüfeğini alıp olay yerinden aracı ile hemen uzaklaşması karşısında, sanığın mağdura karşı uyguladığı cebrin, aynı zamanda av tüfeğinin teslimine yönelik olduğu, ani bir kararla av tüfeğinin alındığının ileri sürülemeyeceği anlaşıldığından eyleminin yağma suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir.
    Bu itibarla yerel mahkeme direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.
    SONUÇ:
    Açıklanan nedenlerle;
    1- Şebinkarahisar Ağır Ceza Mahkemesinin 04.02.2015 gün ve 66-9 sayılı direnme hükmünün, sanığın eyleminin nitelikli yağma suçunu oluşturduğu gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülerek hırsızlık suçundan hüküm kurulması isabetsizliğinden aleyhe yönelen temyiz olmaması nedeniyle 1412 sayılı CMUK"nun 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 326/son maddesine göre ceza miktarı bakımından kazanılmış hakkın saklı tutulması kaydıyla BOZULMASINA,
    2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 12.12.2017 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.


    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi