10. Hukuk Dairesi 2016/9884 E. , 2018/8318 K.
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :İş Mahkemesi
Dava, rücuan tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Dava, 26.04.2006 tarihinde gerçekleşen iş kazası nedeniyle sigortalıya Kurumca yapılan sosyal sigorta yardımlarının rücuan tazmini istemine ilişkin olup 506 sayılı Kanunun 10 ve 26. maddelerine dayanılmıştır.
Uyuşmazlık konusu olayın gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan 506 sayılı Kanunun 9. maddesinde sigortalıların hangi tarihte bildirilmesi ve tescil edilmesi gerektiği hükme bağlanmıştır. Buna göre; İşveren çalıştıracağı kimseleri, işe başlatmadan önce örneği Kurumca hazırlanacak işe giriş bildirgeleriyle Kuruma doğrudan bildirmekle veya bu belgeleri iadeli-taahhütlü olarak göndermekle yükümlüdür. İnşaat işyerlerinde işe başlatılacak kimseler için işe başlatıldığı gün Kuruma veya iadeli-taahhütlü olarak postaya verilen işe giriş bildirgeleri ile Kuruma ilk defa işyeri bildirgesi verilen işyerlerinde işe alınan işçiler için en geç bir ay içinde Kuruma verilen veya iadeli-taahhütlü olarak gönderilen işe giriş bildirgeleri de süresi içinde verilmiş sayılır.
506 sayılı Kanunun “Bildirilmeyen sigortalılar için yapılacak işlem” başlıklı 10. maddesindeki düzenlemeye göre; işverenin rücu alacağından sorumluluğu için, çalıştırılan sigortalının işe giriş bildirgesinin süresi içinde Kuruma verilmemiş olması ve zararlandırıcı sigorta olayının da işe giriş bildirgesinin Kuruma verilmesinden veya sigortalı çalıştırıldığının Kurumca tespit edildiği tarihten sonra meydana gelmemiş olması gerekir. Başka bir deyişle; sigortalının bildirimi kanunda belirtilen sürelerden sonra yapılsa bile, zararlandırıcı sigorta olayı işe giriş bildirgesinin verildiği veya çalışmanın Kurumca tespit edildiği tarihten sonra meydana gelmiş ise; işverenin anılan düzenleme kapsamında sorumluluğu yoluna gidilemez.Sözü edilen madde ile; işverenin kaçak işçi çalıştırmasının önlemesi amaçlanmış olup, maddenin düzenleniş şeklinden de açıkça anlaşılacağı üzere, 10. maddeye göre işverenin sorumluluğu kusursuz sorumluluk ilkesine dayanır. Zararlandırıcı sigorta olayında işverenin hiç kusuru olmasa bile, şayet sigortalının işe girişi süresinde Kuruma bildirilmemiş ise, Kurumca yapılan sosyal sigorta yardımlarının tamamından sorumlu tutulması gerekir. Öte yandan; Anılan maddeye göre, işverenin sorumluluğu kusursuzluk ilkesine dayanmakta olup, zararlandırıcı sigorta olayında işverenin hiç kusuru olmasa bile, şayet sigortalının işe giriş bildirgesi yasal süre içerisinde Kuruma verilmemişse ve zararlandırıcı sigorta olayı bu yasal süreden sonra meydana gelmişse, Kurumca yapılan sigorta yardımlarından 10. maddeye göre sorumlu tutulması, bu durumda tarafların kusur oranı gözetilmeksizin ve gerçek zararı hesabı yapılmaksızın belirlenen ilk peşin sermaye değerinden, Borçlar Kanunu 43-44. maddeleri uyarınca sigortalının kusurunun % 50"sinden az olmamak üzere hakkaniyet indirimi yapılarak Kurum zararının belirlenmesi gerekmektedir.
Eldeki davaya konu olayda, maddenin açık hükmü karşısında; gerçek zarar tavan hesabı yapılması zorunluluğu bulunmamaktadır. Dosyada alınan bilirkişi raporunda, zararlandırıcı sigorta olayında davalı işverenin % 80, sigortalının % 20 kusurlu olduğu tespiti yapılmış olup, söz konusu rapor Mahkemece hükme esas alınmıştır. Sigortalıya ilişkin işe giriş bildirgesinin verilmediği sabit olduğundan, mahkemece yukarıdaki ilkeler çerçevesinde 506 sayılı Kanunun 10. maddesi uyarınca davalı işverenin, bağlanan gelirin ilk peşin değerinin % 90"ından sorumlu tutularak karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Ne var ki, bu aykırılıkların giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hüküm bozulmamalı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu"nun geçici 3. maddesinin yollamasıyla 1086 sayılı Hukuk Usûlü Muhakemeleri Kanunu"nun 438. maddesi gereğince düzeltilerek onanmalıdır.
SONUÇ: Hükmün 1. bendinin 1. cümlesinde yer alan “davacının davasının ve bedel arttırım talebinin kabulüne” ibaresinin silinerek yerine “davacının davasının kısmen kabulüne” ibaresinin yazılmasına, 2. cümledeki "83.314,93 TL" ibaresinin silinerek yerine "74.983,43 TL" ibaresinin yazılmasına,
Hükmün 2. bendinde yer alan "5.691,24 TL harcın" ibaresinin silinerek yerine "5.122,12 TL harcın" ibaresinin yazılmasına,
Hükmün 3. bendindeki "9.415,19 TL" ibaresinin silinerek yerine "8.598,18 TL" ibaresinin yazılmasına, 3. bende “Reddedilen miktar üzerinden hesaplanan 2.180,00 TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine” ibaresinin 2. cümle olarak eklenmesine,
Hükmün 4. bendinde yer alan “davalıdan alınarak davacıya verilmesine” ibaresinin silinerek yerine “kabul ve red oranı dikkate alınarak 654,30 TL"sinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, kalanının davacı üzerinde bırakılmasına,” yazılmasına, ve bu şekliyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 22/10/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.