9. Ceza Dairesi 2020/5074 E. , 2021/527 K.
"İçtihat Metni"Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
Suç : Tefecilik
Hüküm : Mahkumiyet
Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulu"nun 26/04/2016 gün ve 2014/118 Esas, 2016/208 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere, tefecilik suçu ile korunan hukuki yarar ve bu bağlamda suçun topluma karşı suçlar bölümünde düzenlenmesi karşısında, bu suçun mağdurunun toplumu oluşturan bireylerin tamamı, diğer bir ifadeyle kamu olduğu, eylemin belirli bir kişinin zararına olarak işlenmesi halinde bu kişinin mağdur değil, suçtan zarar gören olacağının kabulü gerektiği, bu bağlamda TCK"nın 241. maddesinde düzenlenen tefecilik suçunun, kazanç elde etmek amacıyla borç para verilmesiyle oluşacağı, bunu meslek haline getirmenin suçun unsurları içerisinde yer almadığı, değişik zamanlarda ve/veya farklı kişilere karşı tefecilik eylemini zincirleme olarak işleyen sanık hakkında TCK"nın 43. maddesinin uygulanması gerektiği, zincirleme suçlarda son suçun işlendiği günün suç tarihi olduğu, bu itibarla hukuki kesinti oluşturan iddianame tarihinden evvel sanık hakkında dava konusu olsun ya da olmasın tüm eylemlerin teselsülün içerisinde değerlendirilmesi, iddianame tarihinden sonraki eylemlerin ise gerçek içtima hükümleri ve varsa kendi içinde teselsül hükümleri değerlendirilmek suretiyle karara bağlanması gerekeceği nazara alındığında; UYAP sisteminden yapılan sorgulamada; sanık hakkında Niğde 1. Asliye Ceza Mahkemesi"nin 2016/6 Esas, 2017/765 Karar sayılı kararı ile tefecilik suçundan beraat kararı verildiği ancak Adana Bölge Adliye Mahkemesi"nin 2018/ 1058 Esas, 2019/386 Karar sayılı kararı ile temyize esas bu dosya arasında bağlantı bulunduğundan bahisle kararın bozulduğu ve dosyanın 2019/476 Esas sayılı sırasına kaydının yapılarak derdest olduğu anlaşılmakla anılan dava dosyalarının akıbetlerinin araştırılarak mümkünse davaların birleştirilmesi, kesinleşmesi veya birleştirme olanağının ortadan kalkması durumunda ise asılları veya onaylı örneklerinin bu dosya arasına konulmasından sonra, zincirleme suç hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının ve mükerrer dava olup olmadığının saptanması, zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiğinin belirlenmesi halinde eylemlerinin bir bütün halinde zincirleme tek tefecilik suçunu oluşturması nedeniyle TCK"nın 3/1 ve 61/1. maddelerinin gözetilmesi ile TCK"nın 241. maddesinde tanımlanan tefecilik suçunun oluşabilmesi için kazanç elde etmek amacıyla başkasına ödünç para verilmesinin yeterli oluşu, ayrıca birden fazla kişiye sistemli olarak faiz karşılığı ödünç para verilmesinin suçun unsuru olarak aranmaması ve aralarında yakın akrabalık bağı veya iş ilişkisi bulunmayan kişiler arasında günün ekonomik koşulları nazara
alındığında yüksek sayılabilecek miktarda paranın karşılıksız verilmesinin hayatın olağan akışına uygun olmaması, bu bağlamda maddi gerçeğin tereddüte yer bırakmayacak şekilde ortaya çıkarılması ve suç tarihinin tespiti açısından, iddianamede ismi yazılı şahısların hangi tarihte faiz karşılığı sanıktan ödünç para alıp almadıkları konusunda tanıklığına müracaat edilmesi, sanık hakkında vergi tekniği raporu düzenlettirilmesi, sanığın tefecilik yapıp yapmadığı hususunda kolluk araştırması yaptırılması tüm bu hususların sonucuna göre hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken eksik inceleme sonucu yazılı şekilde sanığın mahkumiyetine karar verilmesi,
Kabule göre de;
1-Sanık hakkında tefecilik eylemini birden fazla gerçekleştirdiği kabul edildiği halde TCK"nın 43. maddesi uygulanmaması sureti ile eksik ceza tayini,
2- Hükümden sonra 28/06/2014 tarihinde Resmi Gazete"de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Yasanın 81. maddesi ile değişik 5275 sayılı Kanunun 106/3. maddesi hükmüne aykırı olarak infaz yetkisini kısıtlayacak şekilde ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrileceğinin sanığa ihtarına karar verilmesi,
3- Anayasa Mahkemesinin 08/10/2015 tarihli ve 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı iptal Kararının Resmi Gazete"nin 24/11/2015 tarihli ve 29542 sayısında yayımlanarak yürürlüğe girmiş olması nedeniyle TCK"nın 53. maddesiyle ilgili olarak yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunması,
4- Dosya içeriğine göre suç tarihinin sanık lehine yorumlanarak 01/08/2009 tarihi yerine gerekçeli karar başlığında 11/08/2011 olarak gösterilmesi suretiyle CMK"nın 232/2-c maddesine muhalefet edilmesi,
5- 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 108. maddesinin (4), (5) ve (6). fıkralarında yer alan "Hakim mükerrir hakkında cezanın infazının tamamlanmasından sonra başlamak ve bir yıldan az olmamak üzere denetim süresi belirler. Tekerrür dolayısıyla belirlenen denetim süresinde, koşullu salıvermeye ilişkin hükümler uygulanır. Hakim, mükerrir hakkında denetim süresinin uzatılmasına karar verebilir" şeklindeki düzenlemeler uyarınca denetim süresini belirleme ve gerektiğinde uzatma görevinin hükmü veren mahkemeye değil, hükümlünün infaz aşamasındaki davranışlarını da değerlendirerek koşullu salıverme ile ilgili kararı verecek olan mahkemeye ait olduğu, bu itibarla hükümlülük kararında mükerrir olan sanık hakkında 5237 sayılı TCK"nın 58/7. maddesi gereğince mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına karar verilmesiyle yetinilmesi gerekirken, infazı kısıtlama sonucunu doğuracak şekilde denetimli serbestlik tedbirinin süresinin de belirlenmesi,
Kanuna aykırı, sanık müdafii ve o yer Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK"nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 04/02/2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.