23. Hukuk Dairesi 2013/9183 E. , 2014/3124 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : İstanbul 30. Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ : 17/06/2013
NUMARASI : 2012/244-2013/195
ASIL DAVADA DAVACI-KARŞI
Taraflar arasındaki karşılıklı iflas ve iflas erteleme davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı asıl ve karşı davanın reddine yönelik olarak verilen hüküm süresi içinde asıl davada davacı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmiştir.
Temyize konu karar niteliği gereği duruşmaya tâbi olmadığından duruşma isteminin reddiyle incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten ve temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
-K A R A R-
Asıl davada davacı vekili, davalının davacı kuruluşla akdettiği işletme hakkı devir sözleşmesinin 4. maddesi kapsamında tahakkuk eden TDİ payını ödenmemesi üzerine İstanbul 21. İcra Müdürlüğü"nün 2011/10047 Esas sayılı dosyasından takip yapıldığını, borçlunun dosyaya mal beyanında bulunmadığı gibi, yeteri miktarda malının da tespit edilemediğini, yine İstanbul 21.İcra Müdürlüğü"nün 2011/10049 Esas, 2011/18048 Esas ve İstanbul 18.İcra Müdürlüğü"nün 2012/18124 Esas sayılı dosyaları ile takip yapıldığını, davalıya yapılan takipler neticesinde kesinleşen alacak tutarının 660.255,98 USD olduğunu, davalının ödemelerini tatil ettiğini, borçlarının aktiflerinden fazla olduğunu ileri sürerek, davalının İİK"nın 177/1, 177/2 ve 179. madde hükümlerine göre iflasını talep ve dava etmiştir.
Asıl davada davalı vekili, taraflar arasında akdedilen işletme hakkı devir sözleşmesinin 4. maddesine göre taraflar arasındaki ihtilafın sulhen giderilmesi gerektiğini, bu mümkün olmadığı takdirde tahkim yoluna gidileceğinin belirtildiğini, bu yüzden davanın reddinin gerektiğini, öte yandan davacının, davalı şirketin hissedarı ve kâr ortağı olduğunu, Genel Müdür oluruna bağlı olarak iflas davasının açılamayacağını, yönetim kurulunun onayının gerektiğini, işletme hakkı devir sözleşmesinde tespit olunan Özelleştirme İdaresi Başkanlığı"ndan yetki ve olumlu görüş alınması gerektiğini, borçlunun ödemelerinin tatil ettiğinden söz edilemeyeceğini, şirketin borca batık olmadığını, takibe konu borcun mal ve hizmetten değil, sözleşmenin 4. maddesinden yani gelir paylaşımından kaynaklandığını, gelir elde eden şirketin de iflasının sözkonusu olmadığını, davanın Özelleştirme İdaresine ihbarının gerektiğini savunarak, asıl davanın reddini istemiş, karşı davada iflasın ertelenmesi talebinde bulunmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; taraflar arasında akdedilen Ordu Limanı İşletme Hakkı Devir Sözleşmesi"nin 37. maddesine göre bu sözleşmenin uygulanmasından doğan her türlü ihtilafın öncelikle sulh yolu ile çözümleneceği, ihtilafın yazılı olarak taraflardan biri tarafından diğerine bildirilmesinden
itibaren 30 gün içinde sulhen çözümlenemediği taktirde tahkim yolu ile ihtilafın çözümleneceğinin belirtildiği, sözleşmenin 37. maddesi hükmüne rağmen gerek sulh yolu ile gerekse tahkim yolu ile ihtilafın çözümü yoluna gidilmeksizin davacının alacaklı olduğuna inandığı tutarlar için icra takibi yaptıktan sonra, alacağının ödenmemesi üzerine doğrudan doğruya davalının iflasını talep etmiş olması gözönüne alındığında, davalının sözleşmenin ihtilafın hakem yolu ile çözümleneceği şeklindeki hükmü gözardı ederek mahkemede bu davayı açtığı, bu haliyle tahkim şartı nedeniyle mahkemede bu davanın görülme imkanı bulunmadığı, öte yandan uyuşmazlığı tahkim yoluna götürmeksizin davacının icra takipleri yapmakla da sözleşmenin 37. maddesi hükmünü ihlâl ettiğinin anlaşıldığı, karşı dava olarak açılan iflas erteleme davasının açılabilmesi için, davacının sermayesinin borca batık olması ve şirketin iflasının ertelenmesi halinde şirketin ekonomik olarak düzeleceği konusunda mahkemeye bir kanaatin gelmiş olması, şirketin ekonomik olarak düzeleceğini kanıtlama yönünden iyileştirme projesini dosyaya sunmuş olması gerektiğinden, somut olayda karşı davada davacının iyileştirme projesi sunmadığı gibi şirketin iflasının ertelenmesi halinde borca batıklıktan çıkacağı yönünde dosyaya delil ya da belge sunmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle, asıl ve karşı davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir.
Kararı, asıl davada davacı vekili temyiz etmiştir.
Asıl dava, İİK"nın 177/1, 177/2 ve 179. maddelerine dayalı doğrudan iflas istemine ilişkindir. Anılan madde hükümleri uyarınca davalının iflasını talep edebilmek için davalı hakkında önceden yapılmış bir takibe hacet bulunmamaktadır. Davacı tarafça, davalı şirketin İİK"nın 177/2. maddesinde yer alan "Borçlunun ödemelerini tatil eylemiş bulunması" nedenine delil olarak davalı hakkında yapılan icra takiplerinden sözedilmiştir.
Öte yandan, 6100 sayılı HMK"nın 408. maddesi "Taşınmaz mallar üzerindeki ayni haklardan veya iki tarafın iradelerine tabi olmayan işlerden kaynaklanan uyuşmazlıklar tahkime elverişli değildir." hükmünü içermektedir. İflas davaları, iki tarafın iradelerine tabi işlerden olmadığından, tahkime elverişli değildir.
Mahkemece, İİK"nın 177/1, 177/2 ve 179. madde hükmü koşullarının somut olayda oluşup oluşmadığı hususunda taraf delilleri araştırılıp, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, uyuşmazlığın taraf iradelerine dayalı işlemlerden olmadığı hususu gözardı edilerek, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, asıl davada davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, asıl davada davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, kararın tebliğinden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 21.04.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.