23. Hukuk Dairesi 2013/8617 E. , 2014/3100 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : Alanya 4. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 21/03/2012
NUMARASI : 2011/656-2012/266
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
-K A R A R-
Davacı vekili, 10.11.1995 tarihli arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklanan edimin ifasına rağmen arsa sahibi davalı şirketin, müvekkili kooperatife vermesi gereken taşınmazı tapuda devretmediğini ileri sürerek, 271 Ada 6 parsel sayılı taşınmazın üzerinde kooperatif adına binaların bulunduğu %50"lik kısmının müvekkili adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı şirket temsilcisi, dava konusu taşınmazın davalı adına kayıtlı olmadığını, bu konuda Alanya 1. Asliye Hukuk Mahkemesi"nde yargılamanın devam ettiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre; dava konusu taşınmazın dava tarihi itibariyle B. Ş.. adına kayıtlı olduğu, tapu iptali ve tescil davalarının tapu malikine karşı açılması gerektiği, halen yargılaması devam eden ya da karara çıkmasına rağmen kesinleşmemiş bir mahkeme kararına göre hak sahibi olan kişiye karşı dava açılamayacağı, davalının mevcut davada taraf ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1)Dava, taraflar arasındaki arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Davalı şirket tarafından, tapu maliki Bahri Şanlı"ya karşı açılan tapu iptal ve tescil istemli davanın reddine ilişkin kararın bozulması üzerine mahkemece verilen direnme kararı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu"nun 04.05.2011 tarih ve 2011/1-8 Esas, 2011/263 Karar sayılı ilamıyla, davalının, tapu sicilinin güvenilirliği ve aleniyetinden istifade ederek sicilden edinen kişi konumunda olmayıp, sicilin dayanağı yok hükmündeki belgeden edinen ve ilk el konumunda bulunan kişi olduğundan, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu"nun 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanamayacağı, bozma ilamına uyularak, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken davanın reddine dair önceki kararda direnilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle bozulmuştur.
HMK"nın "bekletici sorun" başlıklı 165/1. maddesi "Bir davada hüküm verilebilmesi, başka bir davaya, idari makamın tespitine yahut dava konusuyla ilgili bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise mahkemece o davanın sonuçlanmasına veya idari makamın kararına kadar yargılama bekletilebilir." hükmünü içermektedir.
Bu bilgiler ışığında, mahkemece, dava tarihi itibariyle davalının uyuşmazlık konusu taşınmazda hak sahibi olduğu, dava dışı tapu maliki adına oluşan tapu kaydının yolsuz tescile dayalı olduğunun açık olduğu ve HUMK"nın 429. maddesi uyarınca direnme kararı üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulu"nca verilen karara uymanın zorunlu olduğu gözönünde bulundurularak, davalının, tapu malikine açmış olduğu anılan tapu iptal ve tescil davasının sonuçlanması ve kararın kesinleşmesinin beklenmesi, bu ilama dayalı olarak tapu kaydının davalı adına oluşmasının sağlanmasından sonra uyuşmazlığın esası incelenip sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı olarak, şeklen tapu kaydına dayalı hüküm tesisi doğru görülmemiştir.
2)Kabule göre; HMK"nın dava şartlarını düzenleyen 114/1-d maddesindeki dava ehliyeti, fiil ehliyetinin medeni usûl hukukunda büründüğü şeklidir. Fiil ehliyetine sahip olan bütün gerçek ve tüzel kişiler dava ehliyetine de sahiptir.
Aynı Kanun"un 114/1-e maddesindeki dava takip yetkisi, davada taraf olan kişinin o davayı kendi adına yürütebilme ve talep sonucu hakkında kendi adına hüküm alabilme yetkisidir (HMK 53). Sözü edilen kurum, şeklî taraf kuramının kabulünün sonucu olarak ortaya çıkmış ve sözü edilen kuramı tamamlamak amacıyla geliştirilmiştir. Davayı takip yetkisi, maddi hukuktaki tasarruf yetkisinin usul hukundaki karşılığını oluşturur. Ayrıca, bu kavram, davada taraf olmadığı hâlde kanun gereği taraf gibi davranmakla görevli kılınmış olanların hukukî konumlarının açıklanmasında başvurulan bir kavram konumundadır. Kural olarak taraf ehliyeti ve dava ehliyeti bulunan kişinin dava takip yetkisi vardır. Ancak bazı istisnai durumlarda davada taraf olarak gösterilen kişinin taraf ve dava ehliyeti olmasına rağmen dava takip yetkisi olmayabilir. Örneğin hakkında iflas kararı verilen kişinin taraf olduğu hukuki davalarda da istisnai durumlar dışında davayı takip yetkisi iflas idaresine aittir.
Taraf sıfatı (husumet) ise, maddi hukuka göre belirlenen, bir subjektif hakkı dava etme yetkisini ya da bir subjektif hakkın davalı olarak talep edilebilme yetkisini gösteren bir kavramdır. Taraf ehliyeti; davada taraf olabilme, usulî hukuki ilişkinin süjesi olabilme ehliyetidir. Taraf ehliyetine sahip olan kişi, davada davacı veya davalı olabilecektir. Bu nedenle, taraf ehliyeti usûli bir kavramdır. Taraf ehliyetine sahip olabilmek için medeni hukuktaki hak ehliyetine sahip olmak gerekir. HMK"nın 50. maddesine göre, medeni haklardan yararlanma ehliyetine sahip olan, taraf ehliyetine de sahiptir. Buna göre tüm insanlar, hak ehliyetine ve dolayısıyla taraf ehliyetine sahiptir. Dava ehliyeti ise, medeni hakları kullanma ehliyetine göre belirlenir. (HMK"nın 51) Fiil ehliyetine sahip olan kişi, dava ehliyetine de sahiptir ve davayı yürütebilir, usûl işlemlerini yapabilir. Reşit olan ve temyiz kudretine sahip olan kişiler fiil ehliyetine sahiptir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve dava takip yetkisi davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu halde, taraf sıfatı dava konusu subjektif hakka ilişkindir. Davacı tarafta yer alan taraf için aktif dava sıfatı, davalı tarafta yer alan taraf için pasif taraf sıfatından söz edilebilir. Uygulamada, "sıfat" yerine "husumet" terimi de kullanılmaktadır. Sıfat dava şartı olmayıp, itirazdır. Çünkü bir kimsenin hak sahibi veya borçlu olup olmadığı davanın esasına girildikten sonra tespit edilebilir. Bu durumda ise dava esastan ret veya kabul edilir. Oysa, dava şartları davanın esasına girilmesini engelleyen niteliktedir. Ancak sıfat bir itiraz olduğundan, hâkim diğer itirazlar gibi taraf sıfatını da dava dosyasından anlayabildiği sürece kendiliğinden nazara alır. Sıfat, davada taraflardan birinin davaya konu subjektif dava hakkının bulunup bulunmadığı ile ilgili bir husustur. Tarafların sıfatının yargılama sonuna kadar devam etmesi zorunludur.
Bu husus mahkemece re"sen gözönünde bulundurulmalıdır. Bir davada, taraflardan birinin, davacı ya da davalı sıfatının (aktif ya da pasif husumet ehliyetinin) olmadığı belirlenirse, artık bu davanın esasının çözümüne girilmeden, davanın husumet yokluğundan reddi gerekir. Bir kişinin belli bir davada davalı sıfatını haiz olup olmadığı şeklinde nitelendirilen husumetin ileri sürülme zamanı, Yasa ile kabul edilen bir ilk itiraz olmadığı gibi, davalı tarafından ileri sürülmesi gerekli bir def"i de değildir. Davanın her aşamasında ileri sürülmesi mümkün veya mahkemece vakıf olunduğu takdirde re"sen nazara alınması gerekli hukuki bir durumdur.
Somut olayda, tapu maliki olmayan davalının pasif husumetinin olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, davalının taraf ehliyetine sahip olduğu hususu gözardı edilerek dava şartlarından olan taraf ehliyetinin bulunmadığı şeklinde varılan sonuç doğru olmamıştır.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 21.04.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.