10. Hukuk Dairesi 2020/4925 E. , 2021/6833 K.
"İçtihat Metni"Bölge Adliye
Mahkemesi : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
...
Dava, prime esas kazancın tespiti istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalılar vekili ve fer’i müdahil Kurum vekilince istinaf yoluna başvurulması üzerine, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesince, davalılar vekillerinin istinaf taleplerinin kabulüne, HMK 353/1-b.2 ve 355. Maddeleri gereğince İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmiştir.
Adana Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesince verilen kararın, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
I-İSTEM
Davacı vekili; davacının, davalılara ait çiftlikte 1998 Ocak-2008 Ocak tarihleri arasında iş veren temsilcisi olarak çalıştığını, 2003 yılında emekli olan davacının çalışmasına devam ettiğini, davacının maaşının asgari ücretten fazla olmasına rağmen sigorta primlerinin asgari ücret üzerinden ödendiğini, işçilik alacakları için açmış olduğu Adana 5. İş Mahkemesinin 2014/791 Esas sayılı dosyasında yapılan yargılama neticesinde davacının aylık ücretinin 2.044,22 TL. olarak tespit edilerek karar verildiğini, verilen kararın Yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiğini belirterek, davacının 2003 yılı ve önceki dönemlere ilişkin çalışmalarına ait prime esas kazancının tespitini talep ve dava etmiştir.
II-CEVAP
Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; Davanın hak düşürücü süreye maruz kaldığını, davacının imzalamış olduğu bordrolar üzerinden kuruma bildirim yapıldığını, davacının tarım işçisi olduğunu, iş yerinde birkaç işçiye nezaret etmesinin, tarımla ilgili tahsilinin olmaması davacının fazla maaş almasının göstergesi olamayacağını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Feri Müdahil SGK cevap dilekçesinde özetle; davacı adına davalı işveren tarafından kuruma bildirilen kazançlar üzerinden tahakkuk yapılarak yaşlılık aylığı bağlandığını, yazılı belgeyle ispat edilemeyen davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III-MAHKEME KARARI
A-İLK DERECE MAHKEME KARARI
Davanın kabulü ile davacının 06.08.1998-30.12.2003 tarihleri arasında geçen çalışmalarında 34.675,78 TL prime esas kazancının eksik bildirildiğinin tespitine, karar verilmiştir.
B-BAM KARARI
“...Somut olayda, davacının iddia ettiği ücretin senetle ispatı gerektirir tutarda olduğu, yukarıda anılan Yargıtay İlamındaki açıklamalara göre, ortadadır. Dosyada ve davacı tarafından öne sürülen deliller arasında yazılı delil başlangıcı oluşturacak her hangi bir belge de bulunmamaktadır. Zira HMK 202/2 Maddesi düzenlemesine göre, yazılı delil başlangıcı oluşturacak delil de, yine yazılı bir belge olmalıdır.
Davacı ücret tutarı ile ilgili sadece, işçilik alacakları ile ilgili kesinleşen Mahkeme ilamının gerekçesinde belirlenen ücret tutarına dayanmıştır. Söz konusu işçi alacağı davasında ücret tutarının yapılan emsal ücret araştırmasına dayalı olarak, her hangi bir yazılı belgeye dayanmaksızın, belirlendiği görülmektedir. Yine işçi alacağı davasında hüküm altına alınmış temel ücret alacağı da söz konusu değildir. Davacı eldeki bu davada ise, önceki davada hüküm altına alanına alacaklara göre prime esas kazancının tespitini değil, temel ücretine göre tespitini talep etmiştir.
Bu delil durumuna göre, davacının iddia ettiği prime esas kazanç tutarı, yıllara göre senetle ispatı gerektirir tutardadır. Dosyada ve davacı tarafından ileri sürülen deliller arasında yazılı delil ya da delil başlangıcı bulunmamaktadır. Bu gerekçelerle, sabit olmayan davanın reddine karar verilecek yerde farklı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmesi olaya uygun değildir.
Kabule göre de, her dönem için eksik bildirilen prime esas kazançlar Mahkeme hükmünde ayrı ayrı gösterilecek yerde, toplam tutar üzerinden infazda tereddüt oluşturacak şekilde hüküm verilmesi kanuna ve olaya uygun değildir.” denilerek, Davalılar vekillerinin istinaf taleplerinin kabulüne, HMK 353/1-b.2 ve 355. Maddeleri gereğince İlk Derece Mahkemesi hükmünün aşağıdaki şekilde düzeltilmek üzere ortadan kaldırılmasına, davanın reddine, karar verilmiştir.
IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:
Davacı vekili tarafından; Bölge Adliye Mahkemesince, kesinleşmiş mahkeme kararının kesin delil olarak kabul edilmeyip, senet deliline dayanılmadığı gerekçesiyle davanın reddedilmesinin HMK’ya aykırı olduğu belirtilmek suretiyle kararın bozulması talep edilmiştir.
V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME:
1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun; 288. maddesinde, bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri belir bir tutarı geçtiği takdirde senetle kanıtlanması gerektiği, bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri, ödeme veya borçtan kurtarma (ibra) gibi herhangi bir sebeple belir bir tutardan aşağı düşse bile senetsiz kanıtlanamayacağı bildirilmiş, 289. maddesinde, 288. madde uyarınca senetle kanıtlanması gereken konularda yukarıdaki hükümler hatırlatılarak karşı tarafın açık muvafakati durumunda tanık dinlenebileceği, 292. maddesinde de, senetle kanıtlanması zorunlu konularda yazılı bir delil başlangıcı varsa tanık dinlenebileceği açıklanarak delil başlangıcının, dava konusunun tamamen kanıtlanmasına yeterli olmamakla birlikte, bunun var olduğunu gösteren ve aleyhine sunulmuş olan tarafça verilen kağıt ve belgeler olduğu belirtilmiştir. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 200 ve 202. maddelerinde de bu düzenlemeler korunmuştur.
Kuruma ödenmesi gereken sigorta primlerinin hesabında gerçek ücretin/kazancın esas alınması gerekmekte olup hizmet tespiti davalarının kamusal niteliği gereği, çalışma olgusu her türlü kanıtla ispatlanabilmesine karşın ücret konusunda aynı genişlikte ispat serbestliği söz konusu değildir ve değinilen maddelerde yazılı sınırları aşan ücret alma iddialarının yazılı delille kanıtlanması zorunluluğu bulunmaktadır. Ücret tutarı maddede belirtilen sınırları aştığı takdirde, tespiti gereken gerçek ücretin; hukuksal geçerliliğe sahip olarak düzenlenmiş bulunmaları kaydıyla, sigortalının imzasını içeren aylık ücreti gösteren para makbuzları, banka kayıtları, ticari defter kayıtları, ücret bordroları gibi belgelerle kanıtlanması olanaklıdır. Yazılı delille ispat sınırının altında kalan miktar için tanık dinlenebileceği gibi, tespiti istenen miktar sınırı aşsa dahi varlığı iddia edilen çalışmanın öncesine ve sonrasına ait yazılı delil başlangıcı sayılabilecek belgeler bulunuyorsa tanık dinlenmesi mümkündür. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 20.10.2010 gün ve 2010/10 - 480 Esas - 2010/523 Karar, 20.10.2010 gün ve 2010/10 - 481 Esas - 2010/524 Karar, 20.10.2010 gün ve 2010/10 - 482 Esas - 2010/525 Karar, 19.10.2011 gün ve 2011/10 - 608 Esas - 2011/649 Karar, 19.06.2013 gün ve 2012/10 - 1617 Esas - 2013/850 Karar sayılı ilamlarında da aynı görüş ve yaklaşım benimsenmiştir.
Diğer taraftan davanın diğer Yasal dayanaklarından olan 506 sayılı Kanunun “Prime esas ücretler” başlığını taşıyan 77. maddesinin 1. fıkrası ile 5510 sayılı Kanunun “Prime esas kazançlar” başlığını taşıyan 80. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, 4/1(a) maddesi kapsamındaki sigortalıların prime esas kazançlarının hesabında; idare veya yargı mercilerince verilen karar gereğince yukarıdaki (1) ve (2) numaralı alt bentlerde belirtilen kazançlar niteliğinde olmak üzere sigortalılara o ay içinde yapılan ödemelerin, brüt toplamının esas alınacağı öngörülmüştür.
Buna göre, maddenin 1/(b) bendinde sayılan istisnalara girmemesi koşuluyla hizmet akdi karşılığı elde edilen gelirlerden sigorta primi kesilmesi asıldır. Anılan Kanunun 3. maddesinde ücret, 4. maddenin birinci fıkrasının (a) ve (c) bendi kapsamında sigortalı sayılanlara saatlik, günlük, haftalık, aylık veya yıllık olarak para ile ödenen ve süreklilik niteliği taşıyan brüt tutar olarak tanımlanmış, 4857 sayılı İş Kanununun 32. maddesinde de genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tarif edilmiştir. 5510 sayılı Kanunun 80. maddesinin 1. fıkrasının (a)/(1) alt bendindeki “ücretler” kavramı içine asıl ücretle birlikte fazla çalışma ücreti, hafta tatili ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücretleri gibi unsurlar da girmektedir. (3) numaralı alt bend gereğince, idare veya yargı makamları tarafından belirlenen ücretlerin prim hesabına esas alınabilmesi için bu tür kazançlara hak kazanmak yeterli olmamakta, işçilik alacaklarına ilişkin taraflar arasında çıkan uyuşmazlıkta mahkemece verilen karar sonrasında işçiye (sigortalıya) ödeme yapılmış olması aranmakta, bu durumda, yargı kararı ile hak kazanılan ücret niteliğindeki kazançların primlerinin sigortalı payının infaz sırasında sigortalıya yapılan ödemeden düşülmesi işverenin Kuruma karşı prim yükümlülüğünü kaldırmadığı da dikkate alınmak suretiyle, ödemenin yapıldığı ayın prime esas kazanç matrahına dâhil edilmesi, hizmet akdi daha önceki bir tarihte sona erdiği takdirde ise yapılan ödemelerin çalışmanın geçtiği son ayın prime esas kazancında gözetilmesi gerekmektedir.
Eldeki davada, konuya ilişkin Adana 5. İş Mahkemesinin 2014/791 Esas, 2017/57 Karar sayılı dosyası nezdinde görülen işçilik alacağı dosyasında hükmedilen tutarın ödenip ödenmediği ve anılan tutarın infazı için icra takip dosyasının olup olmadığı araştırılmak suretiyle belirlenmeli, işverence davacıya ödenmiş olduğunun anlaşılması halinde, ödendiği son ayın prime esas kazancına dahil edilebileceği dikkate alınmalı, toplanan kanıtlar nazarında irdeleme yapılarak, sonuca göre hüküm kurulmalıdır.
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve Adana Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesinin, davalılar vekillerinin istinaf başvurusunun kabulü ile yazılı biçimde tesis edilen kararı bozulmalıdır.
SONUÇ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi kararının HMK’nın 373/2. maddesi gereği BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine 24.05.2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.
...