13. Hukuk Dairesi 2016/19433 E. , 2019/8540 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki hizmet alımı sözleşmesinden kaynaklanan alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabul kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, davalı Üniversite ile 01/07/2012-30/06/2013 tarihleri arasında geçerli olmak üzere temizlik hizmet alımı sözleşmesi imzaladıklarını, işçilerin kanuni senelik izinlerini kullandıkları dönemler için davalı idare tarafından eksik işçi çalıştırılmış olduğu gerekçesi ile hak edişlerden toplam 40.732,00 TL kesinti yapıldığını açıklayarak, bu kesintinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı, yapılan kesintilerin kanuna ve sözleşmeye uygun olduğunu açıklayarak davanın reddine hükmedilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, 23.745,84 TL alacağın 24/06/2015 gününden itibaren işleyecek kanuni faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, aralarında yaptıkları hizmet alımı sözleşmesi gereği davalı Üniversite’nin temizlik hizmetlerini 66 personel ile yerine getirmeyi taahhüt ettiğini ve sözleşmeye uygun davrandığını, ancak davalının yıllık izin kullanan personeller nedeniyle eksik işçi çalıştırıldığı gerekçesiyle hak edişlerinden kesinti yaptığını, bu kesintilerin haksız olduğunu iddia etmiş, davalı taraf ise aralarındaki sözleşme gereği davacının eksik işçi çalıştırdığı takdirde ödemelerden kesinti yapılacağını kabul ettiğini beyan ederek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Hukukumuzda sözleşmeye bağlılık ( Ahde Vefa-Pacta Sund Servanda ) ve sözleşme serbestliği ilkeleri kabul edilmiştir. Bu ilkelere göre, sözleşme yapıldığı andaki gibi aynen uygulanmalıdır. Eş söyleyişle, sözleşme koşulları borçlu için sonradan ağırlaşmış, edimler dengesi sonradan çıkan olaylar nedeni ile değişmiş olsa bile, borçlu sözleşmedeki edimini aynen ifa etmelidir. Ancak bu ilke özel hukukun diğer ilkeleriyle sınırlandırılmıştır. Sözleşme yapıldığında karşılıklı edimler arasında mevcut olan denge sonradan şartların olağanüstü değişmesiyle büyük ölçüde tarafların biri aleyhine katlanılamayacak derecede bozulabilir. İşte bu durumda sözleşmeye bağlılık ilkesine sıkı sıkıya bağlı kalmak adalet, hakkaniyet ve objektif hüsnüniyet kaidelerine aykırı bir durum yaratır hale gelir. Hukukta bu zıtlık (Clausula Rebüs Sic Stantibus -beklenmeyen hal şartı- sözleşmenin değişen şartlara uydurulması) ilkesi ile giderilmeye çalışılmaktadır. İşte bu bağlamda hakim, somut olayın verilerine göre alacaklı yararına borçlunun edimini yükseltmeye veya borçlu yararına onun tamamen veya kısmen edim yükümlülüğünden kurtulmasına karar verebilir ve müdahale ederek sözleşmeyi değişen koşullara uyarlar. Bununla birlikte her talep vukuunda sözleşmeyi değişen hal ve şartlara uydurmak mümkün değildir. Aksi halde özel hukuk sistemimizde geçerli olan "irade özgürlüğü","sözleşme serbestisi" ve "sözleşmeye bağlılık" ilkelerinden sapma tehlikesi ortaya çıkar. Sözleşmeye müdahale müessesesi istisnai, tali (ikinci derecede) yardımcı nitelikte olup, ancak uyarlama kurumunun şartlarının mevcudiyeti halinde anılan kurumun uygulanması gündeme gelebilecektir.
BK.nun 19. maddesindeki buyurucu hükümlere aykırı olmamak koşuluyla irade hürriyeti ve akit serbestisi sınırları içinde taraflar diledikleri gibi sözleşme yapabilirler. Sözleşme ilkesine egemen olan ve öncelikle uyulması ve uygulaması gereken hükümler sırasıyla, amir hükümler ve amir hükümlere aykırı olmamak kaydıyla tarafların kendi kararlaştırmalarıdır. Sözleşmeyi geçersiz saymak tarafların amacına aykırı düşer.
Sözleşme serbestisi ve sözleşmeye bağlılık ilkeleri ile davacı tarafın tacir olduğu ve basiretli olarak kabul edildiği dikkate alındığında, somut olayda taraflar arasında yapılmış olan hizmet alımı sözleşmesinin eki olan teknik şartnamenin 12. maddesine göre; davacı taraf eksik işçi çalıştırması halinde, davalı idarenin kesinti yapmasını kabul etmiştir. Bu hükmün emredici yasa maddelerine aykırı olmadığının kabulü halinde ilgili uyuşmazlıkta uygulanmaması hatalıdır. Zira işçiye yıllık izin kullandırılmasını emreden İş Yasası asıl işveren olan davalı ve alt işveren olan davacının işçiye karşı olan sorumluluğunu düzenlemiştir. İşçinin aleyhine bu yasal düzenlemenin aksine bir sözleşme kurulamaz. Ancak dava konusu sözleşmede işçi aleyhine bir hüküm yoktur. Taraflar yıllık izin kullandırımı neticesine ilişkin kendi aralarındaki sorumlulukları düzenlemiştir. Bu nedenle, bu düzenlemeyi yapmalarını engeller bir emredici yasa maddesi bulunmamaktadır. Mahkemece sözleşmenin eki olan genel şartnamenin 42. maddesi ve teknik şartnamenin 12. maddesi değerlendirilerek dava konusu alacak hakkında bir karar verilmesi gerekirken, sözleşme ve yasa hükümlerinin yorumunda yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün davalı yararına BOZULMASINA, HUMK’nun 440/I maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 19/09/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi