13. Hukuk Dairesi 2016/18371 E. , 2019/8515 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
K A R A R
Davacı; avukat olduğunu, davalılar adına mirasçıları ...’ndan kalan taşınmazlar üzerindeki ortaklığın satış suretiyle giderilmesi amacıyla dava açtığını, ilgili davalarda kullanılan ...’na ait veraset ilamının hatalı olduğunu kendisinin fark ettiğini, ilgili yanlışlığın giderilerek yeni veraset ilamı ile davaya devam edildiğini, kendisinin dava görülürken bir kez dahi mazeret sunmadığını ve bütün duruşmalara katıldığını, ancak davalıların "adli işlemlerle ilgili hiçbir sonuç alınamaması ve davanın ihmaller neticesinde sürüncemede kalması, kendilerine doğru bilgi verilmemesi ve gecikmelerin ciddi hak kayıplarına sebep olacağı" gerekçesiyle kendisini azlettiklerini, davalılar adına takip ettiği davaların sürüncemede kalmadığını, kendisinin herhangi bir ihmalinin söz konusu olmadığını, bu nedenle azlin haksız olduğunu ileri sürerek, ... 3. Sulh Hukuk Mahkemesi"nin 2003/843 ve 2003/904 Esas sayılı dosyaları için 2014 yılı Avukatlık ücret tarifesine göre, davalı ... için 3.177,78 TL, davalı ... için 3.177,78 TL, davalı ... için 4.277,78 TL, davalı ... için 3.544,44 TL, davalı ... için 2.444,44 TL, davalı ... için 2.444,44 TL, davalı ... için 2.444,44 TL, davalı ... için 2.444,44 TL, davalı ... için 2.444,44 TL olmak üzere toplam 26.400,00 TL"nin davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar; azlin haklı olduğunu, davacının vekalet görevini gereği gibi yerine getirmediğini savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, eldeki dava ile haksız azil nedenine dayalı olarak vekalet ücretinin tahsilini talep etmiş, davalılar azlin haklı olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır. Bu durumda davada öncelikle çözümlenmesi gereken husus, azlin haklı olup olmadığına ilişkindir.
Avukatın, vekil olarak borçları Türk Borçlar Kanunu’nun 505. (Mülga Borçlar Kanunu’nun 389) ve devamı maddelerinde gösterilmiş olup, vekil, adı geçen Kanun’nun 506. maddesine göre müvekkiline karşı vekaleti sadakat ve özenle ifa etmekle yükümlüdür. Vekil, sadakat borcu gereği olarak müvekkilinin yararına olacak davranışlarda bulunmak, ona zarar verecek davranışlardan kaçınmak zorunluluğundadır. “Özen borcu” ile ilgili Avukatlık Kanunu’nun 34. maddesinde mevcut olan, “Avukatlar, yüklendikleri görevleri, bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık ünvanının gerektirdiği saygı ve güvene yakışır bir şekilde hareket etmekle yükümlüdürler.” şeklindeki hüküm ise, avukatlık mesleğinin bir kamu hizmeti olması nedeniyle, Türk Borçlar Kanunu’nun 506. (Mülga Borçlar Kanununun 390.) maddesinde düzenlenen vekilin özen borcuna göre çok daha kapsamlı ve özel bir düzenlemedir. Buna göre avukat, üzerine aldığı işi özenle ve müvekkili yararına yürütüp sonuçlandırmakla görevli olduğu gibi, müvekkilinin kendisi hakkındaki güveninin sarsılmasına neden olacak tutum ve davranışlardan da titizlikle kaçınmak zorundadır. Aksi halde avukatına güveni kalmayan müvekkilin avukatını azletmesi halinde azlin haklı olduğunun kabulü gerekir. Gerçekten de avukat, görevini yerine getirirken gerekli özen ve dikkati göstermemiş, sadakatle vekaleti ifa etmemiş ise, müvekkilinin vekilini azli haklıdır. Avukatlık Kanununun, 174. maddesinde, “Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez.” hükmü mevcut olup, bu hükme göre azil işleminin haklı nedene dayandığının kanıtlanması halinde müvekkil avukata vekalet ücreti ödemekle yükümlü değildir. Dairemizin kökleşmiş içtihatlarına göre haklı azil halinde ancak azil tarihi itibariyle sonuçlanıp, kesinleşen işlerden dolayı vekalet ücreti talep edilebilir. Zira vekalet ilişkisi bir bütün olup azil, taraflar arasındaki tüm dava ve takiplere sirayet edeceğinden, azlin haklı olduğunun kabul edilmesi halinde, davacının azil tarihi itibariyle sonuçlanıp kesinleşmeyen işlerden dolayı vekalet ücreti talep edebilmesi mümkün değildir. Buna karşılık haksız azil halinde ise avukat, hangi aşamada olursa olsun, üstlendiği işin tüm vekalet ücretini talep etme hakkına sahiptir.
Mahkemece, alınan 04.01.2016 tarihli bilirkişi raporu doğrultusunda azlin haklı olduğu kabul edilerek sonuca gidilmiş ise de öncesinde alınan 10.08.2015 tarihli bilirkişi raporunda azlin haksız olduğu belirtilmesine rağmen bilirkişi raporları arasındaki açık çelişki giderilmeden ve davacının rapora karşı itirazları karşılanmadan karar verilmiştir. Diğer yandan, dosya içerisinde Mahkemece vekalet ücretine konu dosyalar getirtilerek dosyaların incelendiğine dair inceleme tutanağı bulunmadığı gibi, mahkemece ulaşılan sonucun denetime elverişli olmadığı açıktır. Bu durumda ilgili dosyaların tamamı getirtilerek, dosyaların azil öncesinde kesinleşip kesinleşmediği dikkate alınmak suretiyle ehil bir bilirkişi veya bilirkişi kurulu tarafından dosyadaki tüm kayıtlar, taraf iddia ve savunmaları, tüm deliller birlikte değerlendirilerek; azlin haklı olup olmadığı hususunda açıklayıcı, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak ve böylece hasıl olacak sonuca uygun karar verilmelidir. Eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın temyiz eden davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/III-1 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 18/09/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.