Abaküs Yazılım
1. Hukuk Dairesi
Esas No: 2016/17669
Karar No: 2021/1158
Karar Tarihi: 03.03.2021

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2016/17669 Esas 2021/1158 Karar Sayılı İlamı

1. Hukuk Dairesi         2016/17669 E.  ,  2021/1158 K.

    "İçtihat Metni"

    MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
    DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL-TAZMİNAT

    Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil, olmazsa bedel istekli dava sonunda, yerel mahkemece davanın bedel isteği yönünden kabulüne ilişkin olarak verilen karar davacı ile davalılar ... ve ... tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi ...’un raporu okundu, açıklamaları dinlendi. Dosya incelenerek gereği görüşülüp, düşünüldü:

    -KARAR-

    Dava, inançlı işlem hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil, olmazsa bedel isteğine ilişkindir.
    Davacı, dava dışı kişilerle birlikte tefecilik yapan davalı ...’den aldığı faizli borca teminat olmak üzere dava konusu 29 ada 86 parsel sayılı taşınmazda bulunan 2 no’lu iş yerini, 03.10.2007 tarihinde davalı ...’nün eşi olan davalı ...’ye, onun da 19.02.2008 tarihinde davalı ...’e satış yoluyla devrettiğini, davalı ...’den aldığı 55.000 TL karşılığında 100.000 TL’nin üzerinde ödeme yapmış olmasına rağmen taşınmazın iade edilmediğini, kayıt maliki olan davalı ...’nın da durumu bilen kişi olup, iyiniyetli olmadığını ileri sürerek dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile adına tescilini, olmadığı taktirde taşınmaz bedelinin davalılar ... ve ...’den faiziyle birlikte tahsilini istemiştir.
    Davalılar ... ve ..., dava konusu taşınmazı bedeli mukabilinde satın aldıklarını, iddia edilen hususlar ile dava konusu taşınmazın alım satımı arasında hiçbir bağ olmadığını; davalı ..., tapu kaydına güvenen iyiniyetli 3. kişi olduğunu belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
    Mahkemece, kayıt maliki olan davalı ... yönünden kötüniyetli olduğunun kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine, iddianın kanıtlandığı gerekçesiyle diğer davalılar ... ve ... yönünden bedel isteğinin kabulüne karar verilmiştir.
    Dosya içeriği ve toplanan delillerden, eksiğin giderilmesi suretiyle getirilen kayıtlardan; dava konusu 29 ada 86 parsel sayılı taşınmazda bulunan 2 no’lu dükkan vasıflı bağımsız bölümün davacı adına kayıtlı iken, 03.10.2007 tarihli satış işlemiyle davalı ...’ye, adı geçen davalının da 19.02.2008 tarihli satış işlemiyle davalı ...’e temlik ettiği, kayıt maliki davalı ... ile davacı arasında 19.02.2008 başlangıç tarihli kira sözleşmesi düzenlendiği, davalı ...’nın kira sözleşmesine dayalı olarak davacı aleyhinde icra takibi başlattığı, davalı ...’nın iktisabından sonra dava konusu taşınmazın boşaltılmasıyla ilgili olarak dava dışı ... isimli kişinin Mersin 6. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/25 Esas sayılı dosyası üzerinden yargılanıp cezalandırılmasına karar verildiği, davacının, eldeki davaya konu iddialarla ilgili olarak davalılardan ... ile dava dışı kişiler hakkında tefecilik suçundan şikayetçi olduğu, davacı dışında başka müştekilerin de bulunduğu, davalı ... ve diğer şüpheliler hakkında tefecilik suçunu işledikleri iddiasıyla kamu davası açıldığı, Mersin 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2008/401 Esas 2011/343 Karar sayılı dosyası üzerinden yapılan ceza yargılaması sonucunda, davacının, davalı ...’den borç para aldığı, ödeyemeyince bunun karşılığında davaya konu taşınmazı adı geçen davalının eşi olan diğer davalı ...’ye vermek zorunda kaldığı, davalı ... ile dava dışı sanıkların birlikte hareket etmek suretiyle katılanların batağa saplanmalarına sebep oldukları gerekçesiyle davalı ... ve dava dışı bir kısım sanığın tefecilik suçundan cezalandırılmalarına 12.04.2011 tarihinde karar verildiği, anılan kararın Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 18.02.2016 tarih 2013/17066 Esas 2016/1886 Karar sayılı kararı ile usulden bozulması üzerine Mersin 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/244 Esas 2017/25 Karar sayılı dosyası üzerinden bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda, aynı gerekçelerle davalı ... ve dava dışı bir kısım sanığın tefecilik suçundan cezalandırılmalarına karar verildiği, anılan kararın da Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 11.09.2019 tarih 2017/5908 Esas 2019/7933 Karar sayılı kararı ile, bir kısım sanık hakkındaki hükmün onanmasına, bir kısım sanık hakkında dava zamanaşımının dolduğu gerekçesiyle hükmün bozularak davanın düşürülmesine, davalı ... hakkındaki mahkumiyet hükmünün ise TCK 43/1. maddesinin uygulanması gerektiğinden bahisle bozulmasına karar verildiği, bozma kararı üzerine Mersin 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2019/633 Esas 2020/45 Karar sayılı dosyası üzerinden bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda, davalı ...’nün, birkısım sanıkla birlikte hareket ederek, davacının paraya sıkıştığı anda, birine ödeme yapılamadığında diğerine yönlendirilerek davacının batağa saplanmasına sebep olduğu, bu kapsamda dava konusu taşınmazın diğer davalı ...’ye devredildiği gerekçesiyle TCK 43/1. maddesi uyarınca cezada arttırım yapılmak suretiyle davalı ...’nün tefecilik suçundan cezalandırılmasına 11.02.2020 tarihinde karar verildiği, anılan kararın temyiz aşamasında olup, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 9-2020/72760 Tebliğname Numarasında kayıtlı olduğu, ayrıca davacı tarafından Mersin 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/59 Esas (yeni Mersin 6. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2018/44 Esas) sayılı dosyası üzerinden davalı ... ile dava dışı ... aleyhine maddi-manevi tazminat davası açıldığı anlaşılmaktadır.
    Bilindiği üzere; inanç sözleşmesi, inananla inanılan arasında yapılan, onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı muamelenin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın, inanılan tarafından inanana geri verme (iade) şartlarını içeren borçlandırıcı bir muameledir. Bu sözleşme, taraflarının hak ve borçlarını kapsayan bağımsız bir akit olup, alacak ve mülkiyetin naklinin hukuki sebebini teşkil eder.
    Taraflar böyle bir sözleşme ve buna bağlı işlemle genellikle, teminat teşkil etmek ve iade edilmek üzere, mal varlığına dahil bir şey veya hakkı, aynı amacı güden olağan hukuki muamelelerden daha güçlü bir hukuki durum yaratarak, inanılana inançlı olarak kazandırmak için başvururlar.
    Diğer bir anlatımla, bu işlemle borçlu, alacaklısına malını rehin edecek, yani yalnızca sınırlı ayni bir hak tanıyacak yerde, malının mülkiyetini geçirerek rehin hakkından daha güçlü, daha ileri giden bir hak tanır.
    Sözleşmenin ve buna bağlı temlikin, değinilen bu özellikleri nedeniyle, taşınmazı inanç sözleşmesi ile satan kimsenin artık sadece, ödünç almış olduğu parayı geri vererek taşınmazını kendisine temlik edilmesini istemek yolunda bir alacak hakkı; taşınmazı, inanç sözleşmesi ile alan kimsenin de borcun ödenmesi gününe kadar taşınmazı başkasına satmamak ve borç ödenince de geri vermek yolunda yalnızca bir borcu kalmıştır.
    Uygulamada mesele, 5.2.1947 tarih 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı ile ilişkilendirilip, bu karar dayanak yapılmak suretiyle çözüme gidilmektedir.
    Belirtilen İçtihadı Birleştirme Kararında da değinildiği üzere; inanç sözleşmeleri bir yandan mülkiyeti nakil borcu doğurması bakımından tarafları bağlayıcı, diğer yandan, mülkiyetin naklinin sebebini teşkil etmesi açısından tasarruf işlemlerini bünyesinde barındıran sözleşmelerdir. Bu durumda koşulların oluşması halinde taşınmaz mülkiyetini nakil özelliğini taşıdığı kabul edilmelidir.
    05.02.1947 tarihli 20/6 sayılı İnançları Birleştirme kararı uyarınca, inançlı işleme dayalı iddianın, şekle bağlı olmayan yazılı delille kanıtlanması gerekeceği kuşkusuzdur. Şayet, ispat külfeti kendisinde olan tarafın yazılı bir belgesi yok ise ancak taraflar arasında gerçekleştirilen mektup, banka dekontu, yazışmalar gibi birtakım belgeler var ise bunların yazılı delil başlangıcı sayılacağı ve iddianın her türlü delille kanıtlanmasının olanaklı hale geleceği sabittir. Şayet, yazılı delil başlangıcı sayılacak böylesi bir olgu da bulunmuyor ise iddia sahibinin son başvuracağı delilin karşı tarafa yemin teklif etme hakkı olduğu da şüphesizdir.
    Öte yandan; Yargıtay"ın yerleşik uygulaması ve öğretideki genel kabule göre, maddi olgunun tespitine ilişkin ceza mahkemesi kararı hukuk hakimini bağlar. Ceza mahkemesinde bir maddi olayın varlığı ya da yokluğu konusundaki kesinleşmiş kabule rağmen aynı konunun hukuk mahkemesinde yeniden tartışılması olanaklı değildir (Yargıtay HGK 11.10.1989 günlü ve 1989/11-373 Esas 1989/472 Karar sayılı karar). Diğer bir anlatımla, maddi olayları ve yasak eylemleri saptayan ceza mahkemesi kararı, taraflar yönünden kesin delil niteliğini taşır.
    Somut olaya gelince; davalı ...’nün sanık olarak yargılandığı ceza dosyasında, davaya konu taşınmazın tefecilik suretiyle teminat olarak adı geçen davalının eşi olan davalı ...’ye devredildiği hususu yapılan yargılama ve Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 11.09.2019 gün 5908-7933 Sayılı kararı ile sabit olmuştur. Bu durumda davacı ile davalılardan ... arasında inançlı işlemin varlığı kesinleşmiştir.
    İnanılan davalı ... tarafından diğer davalı ...’e yapılan temlike gelince;
    Hemen belirtilmelidir ki; hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alışverişte bulunmaları, satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları, dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle, alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu amaçla 4721 s. Türk Medeni Kanununun (TMK) 2.maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 988 ve 989., tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023. maddesinin özel hükümleri getirilmiştir.
    Öte yandan, bir devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır. İşte bu nedenle Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş, bunların aleniliğini (herkese açık olmasını) sağlamış, iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiş, değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarak da tapuya itimat edip, taşınmaz mal edinen kişinin iyi niyetini korumak zorunluluğunu duymuştur. Belirtilen ilke TMK"nin 1023. maddesinde aynen "tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur" şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024.maddenin 1. fıkrasına göre "Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tescile dayanamaz" biçiminde öngörülmüştür.
    Ne var ki; tapulu taşınmazların intikallerinde, huzur ve güveni koruma, toplum düzenini sağlama uğruna, tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin, iyi niyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır. Gerçekten bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse diğer yanda ise kendisi için maddi, hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır.
    Bu nedenle, yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı, kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta, şeklen iyi niyetli gözükeni değil, gerçekten iyiniyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması, bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir.
    Nitekim bu görüşten hareketle, "kötü niyet iddiasının def"i değil itiraz olduğu, iddia ve müdafaanın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğinden (resen) nazara alınacağı” ilkeleri 8.11.1991 tarih l990/4 esas l99l/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında kabul edilmiş, bilimsel görüşler de aynı doğrultuda gelişmiştir.
    Somut olaya gelince, ikinci el kayıt maliki davalı ...’nın iktisabının iyiniyetli olmadığının ispat külfeti davacıya düşmektedir.
    Ne var ki; davacının tanık dahil bu yöndeki delilleri toplanmadığı gibi, davalı ...’nın iyiniyetli olduğu yönündeki savunmasına ilişkin delilleri de toplanmamış; davacı tarafından davalı ... ile dava dışı kişi aleyhine maddi-manevi tazminat istemiyle açılan Mersin 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/59 Esas Sayılı dosyası da bütün kapsamıyla birlikte getirtilip incelenmemiştir.
    Hal böyle olunca, davalı ...’nın iktisabının iyiniyetli olup olmadığının tereddüte mahal vermeyecek şekilde tespiti ile, kötüniyetli olduğunun saptanması halinde iptal tescile karar verilmesi, aksi halde şimdiki gibi bedele hükmedilmesi gerekirken, eksik incelemeyle yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
    Davalılar ... ile ...’nün yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine, davacının değinilen yönlerden yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK"un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz eden davacıya geri verilmesine, aşağıda yazılı 6.660.00 TL. bakiye onama harcının temyiz eden davalılar ... ve Suzan Özkörüklü"den alınmasına, 03.03.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi