13. Hukuk Dairesi 2016/18005 E. , 2019/8441 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacılar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacılar, 22.12.2011 tarihinde kızları ...’nın ateşlendiğini, davalı doktorun özel muayenehanesinde küçük ...’yı muayene ederek beta mikrobu nedeni ile antibiyotik verdiğini, çocuk kustuğu için 4 gün sonra tekrar gittiklerinde ilacın sonlandırıldığını bu sefer 04.01.2012 tarihinde çocuğun okulda fenalaştığını, özel hastanede apandisitinin patladığının söylendiğini ve ameliyathanenin hazırlandığını fakat bebekliğinden beri küçük ...’nın doktoru olan davalı arandığında ‘doktorculuk oynamayın ameliyata gerek yok’ ifadesiyle kendilerini yanına çağırdığını, vakit kaybedildiğini, davalının daha sonra hata yaptığını anlayıp hastanedeki doktoru aradığını ne var ki ameliyat ekibinin dağıldığını, çocuğun hayati riske girdiğini, davalının yanlış teşhis koyduğu gibi meslektaşlarına güvensizliği nedeni ile ölümle sonuçlanabilecek gecikmeye neden olduğunu, yaşanan bu süreç nedeni ile mağduriyet ve korku yaşadıklarını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile ... için 50.000,00 TL, anne Diğdem için 25.000,00 TL ve baba Recep için 25.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini istemişlerdir.
Davalı, kusuru olmadığını, Tıp kurallarına uyun davrandığını savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dava, doktor hatasına dayalı manevi tazminat talebine ilişkin olup, davacılar, davalının yanlış teşhis koyduğu gibi meslektaşlarına güvensizliği nedeni ile ölümle sonuçlanabilecek gecikmeye neden olduğunu, yaşanan bu süreç nedeni ile mağduriyet ve korku yaşadıklarını ileri sürerek manevi tazminat isteminde bulunmuşlardır. Mahkemece, alınan raporlar doğrultusunda davalı doktorun, küçüğün tedavisinde tıbbi ihmali olduğu sabit olmadığından davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacılar tarafından temyiz edilmiştir.
Hemen belirtilmelidir ki; vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. O nedenle, ... memuru ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları, hafif de olsa, sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Vekil, hastasının zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumun gerektirdiği önlemleri eksiksiz biçimde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa, bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddüdünü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve bu arada da, koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özelliklerinin göz önünde tutulması,onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınılması ve en emin yolun seçilmesi gerekir. Gerçekten de müvekkil (hasta), mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat göstermesini beklemek hakkına sahiptir. Gereken özeni göstermeyen vekil, BK.nun 394. maddesi (TBK 510 md.) hükmü uyarınca, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır.
Dosya içerisinde olayla ilgili mahkeme kanalıyla alınan 05.01.2014 tarihli raporda davalı doktorun tıbbi ihmali olmadığı belirilmiş, Adli Tıp Kurumu tarafından verilen 6.8.2014 tarihli raporda ise çocuğun cerrahi konsültasyonu veya ileri tetkiklerinin yapılması gerektiği bu yönlendirmenin yapılmamasının bir eksiklik olduğu ancak 26.12.2012 ila 4.01.2012 tarihleri arasında çocuğun hekime götürülmediği dikkate alındığında apandiks perforasyonunda hekim uygulaması ya da ailenin hastayı hekime götürmemesinin ne derece katkısının olduğunun tıbben belirlenemeyeceği mütalaa olunmuştur. Davacılar, alınan raporlara itiraz etmiş, özellikle gecikmenin davalıdan kaynaklandığını belirtmiş mahkemeden konu ile ilgili yeniden bir rapor alınmasını istemişlerdir. Davacı tarafın bu talebi karşılanmadan yeterli olmayan bilirkişi raporları ile hüküm tesis edilmiştir.
O halde mahkemece, davacıların iddiaları ve özellikle bilirkişi raporlarına yaptıkları itirazlar da değerlendirilip tartışılmak üzere üniversite öğretim üyelerinden oluşturulacak, konusunda uzman, akademik kariyere sahip yeni bir bilirkişi kurulundan nedenlerini açıklayıcı, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli bir rapor alınmak suretiyle hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün davacılar yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/I maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 18/09/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.