10. Hukuk Dairesi 2008/11105 E. , 2010/819 K.
"İçtihat Metni"...........
Davacı Kurum, iş kazası sonucu sürekli iş göremezlik durumuna giren sigortalıya bağlanan gelirler ile yapılan ödemelerin %58’inin 506 sayılı Yasanın 26. maddesi uyarınca tazminine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, Anayasa Mahkemesi iptal kararı resen dikkate alınarak yazılı biçimde davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davacı Kurum avukatı ile davalı işveren avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Dava, iş kazasından doğan rücu tazminatı istemine ilişkin olup, 506 Sayılı Kanunun 26/1.inci maddesindeki “....sigortalı veya hak sahibi kimselerin işverenden isteyebilecekleri miktarlarla sınırlı olmak üzere...” bölümünün, Anayasa Mahkemesince 23.11.2006 tarih ve 2003/10 Esas 2006/106 Karar sayılı kararı ile iptal edilmiş olması karşısında, Kurumun bu maddeden doğan rücu hakkının, “halefiyete” değil, “kanundan doğan basit rücu hakkına” dayandığının kabul edilmesi ve bu kabul çerçevesinde, Kurumun rücu alacağının, ilk peşin değerin kusura tekabül eden miktarıyla sınırlı bulunmasına, öte yandan, kesinleşen önceki rücu davalarında hükmolunan miktarın mahsubu yapılırken, sigortalıya bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değerinin esas alınması gerektiğine; şayet ilk peşin sermaye değerli gelirle birlikte artışlara da hükmedilmişse, artışların hükmolunacak rücu tazminatından mahsup edilmesine olanak bulunmamasına, bu çevrede meseleye fiili ödemeler açısından bakıldığında ise fiili ödemenin mevcudiyeti halinde, kurumun talep edebileceği miktarın hesabının da aynı şekilde gerçekleştirilmesi gerekmekte olup; şayet ilk peşin sermaye değerli gelirin kusur karşılığı, fiili ödeme miktarından düşük ise o takdirde ilk peşin sermaye değerine itibar edilmesi; aksine fiili ödeme miktarı ilk peşin değerden düşük ise o takdirde de fiili ödeme miktarının esas alınması gerektiğine göre, mahkemece, Anayasa Mahkemesinin iptal kararının derdest davalara uygulanması gerektiği gerekçe gösterilerek yargılama yapılıp, hüküm tesis edilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
..............................................
Somut olayda; zararlandırıcı sigorta olayının, sigortalı sürücü idaresindeki ...........’ın sol ön lastiğinin patlaması nedeniyle savrulup bariyerlere çarparak devrilmesi sonucu sigortalı sürücünün yaralanması biçiminde meydana geldiği anlaşılmaktadır. Mahkemece, temyize konu iş bu ilk rücu davasına ilişkin olarak kusur raporu alınmamış, sigortalı tarafından açılan tazminat davasına dayanılmıştır. Söz konusu tazminat davasında alınan 19.07.2006 tarihli kusur raporunda ise, kazanın sol ön lastiğin patlaması nedeniyle teknik arıza sonucu meydana geldiği, teknik arızanın %100 oranında olaya etkili bulunduğu, sürücünün kusurunun olmadığı, davalı anonim şirketin ise işleten olarak meydana gelen zarardan %100 nispetinde sorumlu olduğu belirtilmiştir. Olaya ilişkin ceza davasının bulunmadığı, sigorta müfettişinin ise 506 Sayılı Yasanın 26. maddesinin tatbiki açısından tazminat davasının sonucunun beklenmesi gerektiğini bildirdiği anlaşılmaktadır. Davanın yasal dayanağını teşkil eden 506 Sayılı Yasanın 26. maddesi uyarınca davalı işverenin rücu alacağından sorumluluğu ancak anılan maddede öngörülen yasal koşulların gerçekleşmesi hâlinde mümkündür. Tazminat davasına dayanak kılınan kusur raporunda davalı işveren şirketin kusuru irdelenmemiş, sadece işleten sıfatına vurgu yapılarak bu nedenle meydana gelen zarardan %100 oranında kusurlu olacağı belirtilmiştir. Anılan kusur raporunun 506 Sayılı Yasanın 26. maddesine uygun olarak düzenlenmediği anlaşılmaktadır. Kaldı ki, Anayasa Mahkemesi iptal kararı kapsamında, Kurumun rücu hakkının, halefiyet ilkesine dayanmayıp, yasadan doğan kendine özgü ve sigortalı ya da hak sahiplerinin hakkından bağımsız basit rücu hakkına dönüşmüş olması karşısında, tazminat davasında alınan kusur raporunun iş bu rücu davasında bağlayıcılığından söz edilemez. Mahkemece yapılacak iş, işçi sağlığı ve iş güvenliği ile iş kazasının vuku bulduğu iş kolunda uzman bilirkişi heyetinden, kusur oran ve aidiyeti konusunda özellikle işverenin kusurunun varlığını irdeleyecek biçimde, yeniden rapor alıp, sonucuna göre hüküm tesisinden ibarettir. Kabule göre de, ilk peşin değerli gelir ile geçici işgöremezlik ödeneği ve tedavi giderinin %58 istem karşılığı tutarlarının tahsiline karar verilmesi gerekirken, %100 kusur karşılıklarının hüküm altına alınması isabetsiz bulunmuştur.
O halde, davacı Kurum avukatı ile davalı işveren avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 26/01/2010 gününde oy birliğiyle karar verildi.
...............