Abaküs Yazılım
Ceza Genel Kurulu
Esas No: 2015/273
Karar No: 2017/227

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2015/273 Esas 2017/227 Karar Sayılı İlamı

Ceza Genel Kurulu         2015/273 E.  ,  2017/227 K.

    "İçtihat Metni"



    Yargıtay Dairesi : 7. Ceza Dairesi

    5607 sayılı Kanuna muhalefet suçundan sanık ..."ın beraatine ilişkin Hakkari Asliye Ceza Mahkemesince verilen 18.10.2011 gün ve 69-190 sayılı hükmün katılan vekili ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 7. Ceza Dairesince 23.10.2014 gün, 17808-17414 sayı ve oyçokluğuyla onanmasına karar verilmiş,
    Daire Üyesi O. Koçak; ""Yüksekova İlçesinde muz yetiştiriciliği olmaması, yakalanan muza ilişkin fatura ibraz edilmemesi ve taşıyıcı sanığın sahibini bilmediği bir kişiye ait 3480 kg. muzu taşımasının hayatın olağan akışına aykırı olması gibi nedenlerle sanığın mahkûmiyeti gerektiği..."" düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.
    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 24.11.2014 gün ve 2828 sayı ile;
    "...Yasal mevzuatımız incelendiğinde;
    CMK"nun 192, 206, 210 ve 217. maddeleri şöyledir.
    Madde 192 - (1) Mahkeme başkanı veya hâkim, duruşmayı yönetir ve sanığı sorguya çeker; delillerin ikame edilmesini sağlar.
    (2) Duruşmada ilgili olanlardan biri duruşmanın yönetimine ilişkin olarak mahkeme başkanı tarafından emrolunan bir tedbirin hukuken kabul edilemeyeceğini öne sürerse mahkeme, bu hususta bir karar verir.
    Madde 206 - (1) Sanığın sorguya çekilmesinden sonra delillerin ortaya konulmasına başlanır. (Ek 2 adet cümle: 25.05.2005 - 5353 S.K./29. md.) Ancak, sanığın tebligata rağmen mazeretsiz olarak gelmemesi sebebiyle sorgusunun yapılamamış olması, delillerin ortaya konulmasına engel olmaz. Ortaya konulan deliller, sonradan gelen sanığa bildirilir.
    (2) Ortaya konulması istenilen bir delil aşağıda yazılı hallerde reddolunur:
    a) Delil, kanuna aykırı olarak elde edilmişse.
    b) Delil ile ispat edilmek istenilen olayın karara etkisi yoksa.
    c) İstem, sadece davayı uzatmak maksadıyla yapılmışsa.
    (3) Cumhuriyet savcısı ile sanık veya müdafii birlikte rıza gösterirlerse, tanığın dinlenmesinden veya başka herhangi bir delilin ortaya konulmasından vazgeçilebilir.
    (4) (Mülga fıkra: 25.05.2005 - 5353 S.K./29. md.)
    Madde 210 - (1) Olayın delili, bir tanığın açıklamalarından ibaret ise, bu tanık duruşmada mutlaka dinlenir. Daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanağın veya yazılı bir açıklamanın okunması dinleme yerine geçemez.
    (2) Tanıklıktan çekinebilecek olan kişi, duruşmada tanıklıktan çekindiğinde, önceki ifadesine ilişkin tutanak okunamaz.
    Madde 217 - (1) Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller Hâkimin vicdani kanaatiyle serbestçe takdir edilir.
    (2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir, denilmektedir.
    Ceza Muhakemesi Yasasının yukarıda ifade edilen maddeleri incelendiğinde, yasanın 192. maddesinde dellilerin ikame edilmesi, sırasının tespiti ve tartışılmasının mahkemenin görevi olduğu, 206. maddesinde ise yasak delillerin mahkeme tarafından reddolunabileceği gibi delilin karara etkisinin bulunmaması ve/veya davayı uzatmaya matuf olduğunun anlaşılması halinde de reddedilebileceği, 210. maddesinde ise olayın delilinin tek bir tanığın açıklamalarından ibaret olması hâlinde, mahkeme tarafından, tanığın mutlaka dinlenilmesi gerektiği, 217. maddesinde ise hâkim duruşmaya getirilmiş ve tartışılmış deliller ile hüküm kurulacağını belirtmiştir. Anılan maddenin gerekçesinde de belirtildiği gibi ceza yargılamasında amaç maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır. Maddi gerçeğin ortaya çıkarılması bakımından ise delil serbestisi ilkesi kabul etmiştir. Türk hukuk sistemi suçun varlığının ve sorumluluğunun, kanunun ayrıca hüküm koyduğu hâller dışında her türlü delil ile ispat edilebileceğini kabul etmiştir.
    Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde;
    1- Sanık ... hakkında kaçak eşyayı ticari amaçla bulundurmak ve/veya taşımak suçundan Hakkari Cumhuriyet Başsavcılığınca kamu davası açıldığı, dosya kapsamına göre kolluk tarafından kaçakçılığın men ve takibinin yapıldığı sırada Yüksekova Hakkari yolunda, sanığın yönetimindeki 30 YA 612 plakalı araçta yapılan aramada 174 koli (yaklaşık 3480 kg) muz ele geçirildiği, muzlara ilişkin hiçbir belge ibraz edemediği, tutulan tutanağı imzaladığı, sanığın tüm aşamalardaki savunmalarında tanımadığı biri tarafından kendisine suça konu muzları Van iline götürmesi için yapılan teklifi kabul etmesi üzerine, muzları götürürken yakalandığını, şahsı tanımadığını, muzları Van ilinde karşılayacaklarını beyan etmiştir.
    2- Öncelikle, çabuk bozulması sebebiyle tasfiye edildiği anlaşılan kaçağa konu muzlar üzerinde yerli veya yabancı menşeili oldukları yönünde bilirkişi incelemesi yapılmamış ise de, sanık suça konu muzların kime ait olduğuna ilişkin bir beyanda bulunmadığı gibi, muzların yerli muz olduğuna ilişkin bir belge veya bilgi de ibraz edememiştir.
    3- Evrensel bir ilke olan ve hukukumuzda da uygulama olanağı bulunan şüpheden sanığın yararlandırılması kural olarak kabul edilmiş ise de, sanığın muz aldığı kimseyi tanımadığını beyan etmesi, buna ilişkin belge ibraz edememesi ve özellikle de suç tarihi olan 16.01.2010 tarihi de gözetilerek suçun işlendiği bölgede muz yetiştiriciliğinin bulunmaması ve muzların Yüksekova ilçesinden Van iline götürülürken yakalanmış olması karşısında, hayatın olağan akışına uymayan savunması da dikkate alındığında, muzların kaçak olduklarının kabulünde zorunluluk bulunmaktadır.
    Belirtilen nedenlerle yerel mahkemenin beraat hükmünü onayan Özel Daire kararı hatalı olup hükmün bozulması gerekmektedir." düşüncesiyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
    5271 sayılı CMK"nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 7. Ceza Dairesince 19.02.2015 gün ve 32479-10280 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
    TÜRK MİLLETİ ADINA
    CEZA GENEL KURULU KARARI
    Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı 5607 sayılı Kanuna muhalefet suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
    İncelenen dosya kapsamından;
    16.01.2010 tarihli tutanağa göre; olay günü kolluk görevlilerince uygulama noktası oluşturularak yapılan yol kontrolünde sanığın yönetimindeki kamyonun durdurulduğu, araçta ne olduğu sorulduğunda, sanığın araçta 174 koli (tahmini 3480 kg) muz olduğunu ancak fatura, sevk irsaliyesi ve diğer belgelerin olmadığını beyan etmesi üzerine muzların yurda yasa dışı yollardan girdiği değerlendirilerek muhafaza altına alındığı,
    Soruşturma aşamasında Gümrük İdaresine teslim edilen muzlara ilişkin kaçak eşyaya mahsus tespit varakası düzenlendiği ve muzların 25.01.2010 tarihinde tasfiye edildiği,
    Muhafaza altına alınan muzlara ilişkin sevk irsaliyesi, fatura, sair belge bulunmadığı gibi muzların kaçak eşya vasfında olup olmadığına dair bilirkişi raporu da alınmadığı,
    Sanığın şoförlük ve nakliyecilik yaparak geçimini sağladığı, suç tarihi itibarıyla sabıka kaydının bulunmadığı,
    Sanığın aşamalarda; tanımadığı bir kişinin kendisine kamyonla Yüksekova"dan Van"a muz götürmesi konusunda yaptığı teklifi kabul ettiğini, abisine ait kamyonla muzları alıp yola çıktıktan sonra kontrollerde yakalandığını, muzların kaçak olduğunu bilmediğini, muzları veren şahsı tanımadığını, kendisini Van"da karşılayacak olan bu şahsın herhangi bir belge de vermediğini savunduğu,
    Anlaşılmaktadır.
    5607 sayılı Kanunun suç ve hüküm tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan 3. maddesi;
    "(1) Eşyayı, gümrük işlemlerine tâbi tutmaksızın Türkiye’ye ithal eden kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Eşyanın, belirlenen gümrük kapıları dışından Türkiye’ye ithal edilmesi halinde, verilecek ceza üçte birinden yarısına kadar artırılır.
    (2) Eşyayı, sahte belge kullanmak suretiyle gümrük vergileri kısmen veya tamamen ödenmeksizin, Türkiye’ye ithal eden kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.
    (3) Transit rejimi çerçevesinde taşınan serbest dolaşımda bulunmayan eşyayı, rejim hükümlerine aykırı olarak gümrük bölgesinde bırakan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.
    (4) Belli bir amaç için kullanılmak veya işlenmek üzere ülkeye geçici ithalat ve dahilde işleme rejimi çerçevesinde getirilen eşyayı, sahte belge ile yurt dışına çıkarmış gibi işlem yapan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.
    (5) Birinci ilâ dördüncü fıkralarda tanımlanan fiillerin işlenmesine iştirak etmeksizin, bunların konusunu oluşturan eşyayı, bu özelliğini bilerek ve ticarî amaçla satın alan, satışa arz eden, satan, taşıyan veya saklayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır..." şeklinde düzenlenmiştir.
    Üçüncü maddenin beşinci fıkrasında kaçakçılığa ilişkin çeşitli fiiller, ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Buna göre, yurda kaçak olarak girmiş eşyanın ticari amaçla satın alınması, satışa arz edilmesi, satılması, taşınması veya saklanması ayrı bir suç oluşturmaktadır. Kasten işlenebilen bu suçun oluşabilmesi için failin yurda kaçak olarak sokulduğunu bildiği eşya hakkında maddede belirtilen seçimlik hareketlerden herhangi birisini bilerek ve isteyerek gerçekleştirmiş olması gerekir.
    Diğer taraftan, amacı somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de, insan haklarına dayalı, demokratik rejimle yönetilen ülkelerin hukuk sistemlerinde bulunması gereken, öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" şeklinde, Latincede ise "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi açısından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlak surette sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği ya da gerçekleştiriliş şekli hususunda herhangi bir şüphe belirmesi halinde uygulanabileceği gibi, suç niteliğinin belirlenmesi bakımından da geçerlidir. Ceza mahkûmiyeti, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate ya da herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkan vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir.
    Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
    Kolluk görevlilerince uygulama noktası oluşturularak yapılan yol kontrolünde sanığın yönetimindeki kamyonun durdurulduğu, sanığın, araçta Yüksekova"dan teslim aldığı 174 koli muz olduğunu, ancak fatura, sevk irsaliyesi ve diğer belgelerinin olmadığını beyan etmesi üzerine muzların muhafaza altına alındığı olayda; muzların soruşturma evresinde tasfiye edilmeleri nedeniyle kaçak eşya vasfında olup olmadıklarına dair bilirkişi raporunun aldırılmamış olması, sanığın aşamalarda muzların kaçak olduğunu bilmediğini savunması ve fatura veya sevk irsaliyesi bulunmamasının muzların yurda kaçak yollar ile getirildiğine dair tek başına mahkûmiyete yeterli delil oluşturmaması karşısında; sanığın atılı suçu işlediğine dair hakkında her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı kabul edilmelidir.
    Bu itibarla, Özel Dairenin onama kararında bir isabetsizlik bulunmadığından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmelidir.
    SONUÇ:
    Açıklanan nedenlerle;
    1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
    2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 11.04.2017 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.

    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi