
Esas No: 2015/510
Karar No: 2017/225
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2015/510 Esas 2017/225 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
Yargıtay Dairesi : 15. Ceza Dairesi
Sanıklar ... ve ... hakkında dolandırıcılık suçundan açılan kamu davasında, Antalya 7. Asliye Ceza Mahkemesince 26.12.2008 gün ve 1283-1362 sayı ile, eylemin nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturabileceği gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmesi üzerine dosyanın gönderildiği Antalya 3. Ağır Ceza Mahkemesince 07.04.2010 gün ve 15-114 sayı ile sanıkların nitelikli dolandırıcılık suçundan TCK’nun 158/1-f, 52, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 2 yıl 11 ay hapis ve 92.500 Lira adli para cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluğuna hükmolunmuş, hükümlerin sanıklar müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 15. Ceza Dairesince 10.06.2014 gün ve 18790-11554 sayı ile düzeltilerek onanmasına oyçokluğuyla karar verilmiştir.
Daire üyeleri Ş. Aktı ve K. Altınışık;
"Dolandırıcılık suçu TCK"nın 157. maddesinde düzenlenmiş olup, madde metni ile gerekçesine göre; "Dolandırıcılık, hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına, kişinin kendisine veya başkasına yarar sağlamasıdır" şeklinde tanımlanmıştır.
Bu tanıma göre suçun oluşabilmesi için:
a) Failin hileli bir davranışta bulunması,
b) Bu davranışlar sonucu mağdurun aldatılmış olması,
c) Mağdurun bu yanılgı sonucu yaptığı bir işlemle kendisi ya da bir başkasının zararına olarak faile veya üçüncü kişiye çıkar sağlamış olması gerekmektedir.
Sanıklardan ..."in kendi hesabından keşide ederek amcası ..."e verdiği, Cemal"in de ciro yoluyla borcuna karşılık katılana verdiği iki adet çekin bankaya ibrazında, keşideci tarafından ödemeden men talimatı verilmesi şeklinde gerçekleşen somut olayda;
Sanıklardan ..."in suça konu iki adet çeki keşide ederek amcası olan diğer sanık ..."e verdiğini, onun da borcuna karşılık katılana verdiğini, çeklerin bedelini elden ödediğini ancak çeklerin takasta olması nedeniyle kendisine iade edilmediğini, bu nedenle bankaya ödemeden men talimatı verdiğini savunması,
Sanık ..."in de suça konu çekleri katılandan faiz karşılığı para alması nedeniyle borcuna karşılık verdiğini savunması,
Katılan beyanlarında, çeklerin daire satışı nedeniyle kendisi adına daire satışı yapan Pilatin Yürek"e, ondan da ciro yoluyla kendisine intikal ettiğini belirtmesine rağmen, tanık Pilatin Yürek yeminli anlatımında, katılanın beyanının aksine, sanık ..."in daire satışı nedeniyle kendisine başka çekler verdiğini ancak, davaya konu edilen bu iki adet çekin daire satışı nedeniyle ..."ye devrettiği çekler olmadığını belirtmiş olması karşısında;
Suça konu edilen çeklerin sahte olmayıp, sanıklardan ..."in hesabından keşide edilmiş olması, sanık ..."in ise önceden doğan borcuna karşılık çekleri ciro etmek suretiyle katılana vermiş olduğunun anlaşılması nazara alındığında, keşideci tarafından ödemeden men talimatı verilmiş olmasının dolandırıcılık suçunun oluşması için yeterli hile sayılamayacağından, katılan ile sanıklar arasındaki uyuşmazlığın alacak borç ilişkisinden kaynaklanan ve tümüyle hukuki nitelik arz eden bir uyuşmazlık olduğu gözetilmeden beraatleri yerine mahkûmiyetlerine karar verilmiş olması nedeniyle hükmün bozulması gerekirken suçun sübutu kabul edilerek mahkûmiyet hükmünün düzeltilerek onanması yönündeki sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyoruz" şeklinde karşı oy kullanmışlardır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 13.02.2015 gün ve 18010 sayı ile;
"... Dosya kapsamında katılanın ifadesinde belirttiği şekilde sanıklara veya yakınlarına daire satışına ilişkin tapu kaydı ya da bilgisi bulunmadığı anlaşılmış, bu sebeple borcun sebebine ilişkin olarak katılanın beyanlarının kabul edilmesi olanaklı görülmemiştir. Şu halde, sanıkların katılana olan borca karşılık olarak sanık ..."in banka hesabından keşide ettiği ve sahte olmayan çeklerin sanık ... tarafından ciro edilerek katılana verilmesi sırasında herhangi bir hile unsuru gerçekleşmemiş olup sanıkların savunmasına göre, çek bedellerinin elden ödendiği halde takasta bulunması nedeniyle iade edilmediğinden bankaya ödemeden men talimatı verilmesi eylemlerinin çekleri ödemekten kaçınma ve karşılıksız kaşesi vurulmasının önlenmesi amacına yönelik olduğu, sanıkların baştan itibaren dolandırıcılık kastı ile hareket ettiklerine dair mahkûmiyete yeterli delil bulunmadığı, dairenizin birçok içtihadında da kabul edildiği üzere salt ödemeden men talimatı verilmesinin dolandırıcılık kastını ortaya koymayacağı, katılan ile sanıklar arasındaki uyuşmazlığın alacak borç ilişkisinden kaynaklanan ve hukuki nitelikteki bir uyuşmazlık olduğu ve beraatlerine karar verilmesi gerektiği...” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK"nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece, 22.04.2015 gün ve 3725-24139 sayı ile, itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıklara atılı nitelikli dolandırıcılık suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya içeriğinden;
Antalya Cumhuriyet Başsavcılığınca; amca-yeğen olan sanıklar ile katılan arasında borç ilişkisi olduğu, bu nedenle sanık ... tarafından keşide edilen 25.06.2006 keşide tarihli 28.000 Lira ve 30.05.2006 keşide tarihli 27.500 Lira bedelli çeklerin, diğer sanık ... tarafından ciro edilerek katılana verildiği, ancak daha sonra sanık ..."in suça konu çeklerle ilgili olarak bankaya ödemeden men yasağı talimatı verdiği, bu şekilde fikir ve eylem birliği içerisinde hareket eden sanıkların, vadeli olarak düzenledikleri çeklerin keşide tarihlerinde bankaya ödemeden men talimatı vermek suretiyle dolandırıcılık suçunu işledikleri iddiasıyla haklarında kamu davası açıldığı,
Suça konu çeklerin, sanık ..."in VakıfBank Antalya Yüzüncü Yıl Şubesindeki 2037085 nolu hesabından, 30.05.2006 keşide tarihli 27.500 Lira ve 25.06.2006 keşide tarihli 28.000 Lira olarak düzenlendiği, söz konusu çeklerin arkasında sanık ... ve tanık Pilatin Yürek"in imzalarının bulunduğu, çeklerin yasal unsurlarının tam olduğu,
Çeklerin ibraz edildiği Vakıflar Bankası Yüzüncü Yıl Şubesince gönderilen 25.11.2009 tarihli yazıda; sanık ..."e ait 2037085 nolu hesaptan keşide edilen 28.000 Lira ve 27.500 Lira bedelli çeklerin bankaya ibrazı sırasında karşılığının bulunmadığı belirtilerek ekinde; sanık ..."in suça konu 25.06.2006 keşide tarihli ve 28.000 Lira bedelli çek için 26.06.2006 tarihinde, 30.05.2006 keşide tarihli ve 27.500 Lira bedelli çek için ise 30.05.2006 tarihinde çeklerin rızası dışında elinden çıktığından bahisle ibrazı halinde ödeme yapılmamasına dair bankaya verdiği talimat dilekçesi örneklerinin gönderildiği,
Katılan tarafından her iki sanık ve tanık Pilatin aleyhine suça konu çeklerle ilgili olarak Antalya 3. İcra Müdürlüğünün 2009/1755 sayılı dosyası üzerinden icra takibi başlatıldığı, bu takibin halen devam ettiği,
Anlaşılmaktadır.
Katılan ... aşamalarda; inşaat malzemeleri sattığını, aynı zamanda inşaat işleriyle de uğraştığını, 2000 yılında Pilatin Yürek isimli müteahhitten dört daire satın aldığını, bu dairelerden üç adedinin 2005 yılında tanık Pilatin Yürek tarafından kendi adına sanıklara ve yakınlarına satıldığını, satılan üç dairenin parasını aldığını, kalan dairenin karşılığında sanık ... tarafından düzenlenen ve diğer sanık ..."in ciro ettiği suça konu çeklerin tanık Pilatin Yürek"e verildiğini, tanık Pilatin"in de bu çekleri ciro ederek kendisine verdiğini, çekleri bankaya ibraz ettiğinde ödemeden men talimatı verilmiş olduğunu öğrendiğini, çek bedellerinin halen ödenmediğini, bu nedenle icra takibine başlanıldığını, söz konusu çeklerin kendisinden satın alınan dairelerin bedellerinin bir kısmı karşılığında düzenlenerek verildiğini,
Katılan vekili 24.12.2009 tarihli dilekçesinde; sanıkların, aldıkları daire karşılığında katılana dört adet çek verdiklerini, katılanın, verilen çeklerin iki tanesine karşılıksız kaşesi vurdurabildiğini, suça konu çeklerle ilgili ödemeden men talimatı verildiği için işlem yaptıramadığını,
Tanık Pilatin Yürek savcılıkta; müteahhitlik yaptığını, suça konu çekleri katılana kendisinin vermediğini, çeklerin katılana hangi hukuki ilişkiye dayanılarak kim tarafından ve ne zaman verildiğini de bilmediğini, ancak sanıkları tanıdığını, daha önce katılan ..."ye satıp anlaşamamaları nedeniyle kendisine iade edilen dört daireyi sanık ..."in babasına sattığını ve karşılığında çekler aldığını, bu çeklerin bir kısmını borcundan dolayı katılana ciro yoluyla devrettiğini, ancak suça konu iki adet çekin kendisinin devrettiği çeklerden olmadığını, katılana devrettiği çeklerin süresinde ödenmemesi nedeniyle yeniden düzenlenen çekler olabileceğini, katılanın bir gün yanına gelip çeklerin arkasını ciro etmesini söylediğini, katılana borcu olması nedeniyle söz konusu çekleri nereden ve kimden aldığını sormadan ve sanık ... tarafından keşide edildiği için ciroladığını,
Mahkemede; katılanı inşaat malzemeleri satması nedeniyle tanıdığını, katılanın, sanıklar tarafından verilen çeklerin kendisi tarafından cirolanması gerektiğini söylemesi üzerine katılan ile sanıkları kendisi tanıştırdığı için çekleri ciroladığını, söz konusu çeklerle ilgisinin olmadığını, sanıkların katılandan inşaat malzemeleri alıp karşılığında bu çekleri vermiş olabileceklerini,
İfade etmişlerdir.
Sanık ... aşamalarda; dava konusu olan her iki çekteki imzanın kendisine ait olduğunu, bu çekleri amcası olan diğer sanık ..."e hatır çeki olarak verdiğini, Cemal"in de bu çekleri aldığı ödünç para karşılığında katılana verdiğini, daha sonradan çeklerin bedelini katılana elden ödediklerini ancak buna dair herhangi bir belge almadıklarını, katılanın, çeklerin takasta olduğunu ve daha sonra vereceğini söylemesi nedeniyle çekleri geri alamadıklarını,
Sanık ... aşamalarda; maddi sıkıntıları nedeniyle tefeci olan katılandan ödünç para aldığını ve karşılığında yeğeni olan diğer sanık ..."in keşide ettiği suça konu çekleri ciro ederek verdiğini, daha sonra çek bedellerini elden ödediklerini ancak ödediklerine ilişkin bir belge almadıklarını, katılanın çekleri iade edeceğini söylemesine rağmen iade etmediğini,
Savunmuşlardır.
Uyuşmazlığın sağlıklı bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi için "dolandırıcılık" suçunun unsurlarının açıklanmasında yarar bulunmaktadır.
Dolandırıcılık suçunun temel şekli 5237 sayılı TCK’nun 157. maddesinde; “Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası verilir” şeklinde düzenlenmiş, 158. maddesinde ise suçun nitelikli halleri sayılmıştır.
Malvarlığının yanında irade özgürlüğünün de korunduğu dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için;
1) Failin bir takım hileli davranışlarda bulunması,
2) Hileli davranışların mağduru aldatabilecek nitelikte olması,
3) Failin hileli davranışlar sonucunda mağdurun veya başkasının aleyhine, kendisi veya başkası lehine haksız bir yarar sağlaması,
Şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
Fail kendisi veya başkasına yarar sağlamak amacıyla bilerek ve isteyerek hileli davranışlar yapmalı, bu davranışlarla bir başkasına zarar vermeli, verilen zarar ile eylem arasında uygun nedensellik bağı bulunmalı ve zarar da, nesnel ölçüler göz önünde bulundurularak belirlenecek ekonomik bir zarar olmalıdır.
Görüldüğü gibi dolandırıcılık suçunu malvarlığına karşı işlenen diğer suç tiplerinden farklı kılan husus, aldatma temeline dayanan bir suç olmasıdır. Birden çok hukuki konusu olan bu suç işlenirken, sadece malvarlığı zarar görmemekte, mağdurun veya suçtan zarar görenin iradesi de hileli davranışlarla fesada uğratılmakta, sakatlanmaktadır. Madde gerekçesinde de, aldatıcı nitelik taşıyan hareketlerle, kişiler arasındaki ilişkilerde var olması gereken iyiniyet ve güvenin bozulduğu, bu suretle kişinin irade serbestisinin etkilendiği ve irade özgürlüğünün ihlâl edildiği vurgulanmıştır.
5237 sayılı TCK’nun 157. maddesinde yalnızca hileli davranıştan söz edilmiş olması karşısında, her türlü hileli davranışın dolandırıcılık suçunu oluşturup oluşturmayacağının belirlenmesi gerekmektedir.
Kanun koyucu anılan maddede hilenin tanımını yapmayarak suçun maddi konusunun hareket kısmını oluşturan hileli davranışların nelerden ibaret olduğunu belirtmemiş, bilinçli olarak bu hususu öğreti ve uygulamaya bırakmıştır.
Hile, Türk Dili Kurumu Sözlüğünde; “birini aldatmak, yanıltmak için yapılan düzen, dolap, oyun, desise, entrika” şeklinde, uygulamadaki yerleşmiş kabule göre ise; “Hile nitelikli yalandır. Yalan belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun denetleme olanağını ortadan kaldırmalıdır. Kullanılan hile ile mağdur yanılgıya düşürülmeli ve yanıltma sonucu kandırıcı davranışlarla yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hileli davranışın aldatacak nitelikte olması gerekir. Basit bir yalan hileli hareket olarak kabul edilemez” biçiminde tanımlanmıştır.
Öğretide de hile ile ilgili olarak; “Olaylara ilişkin yalan açıklamaların ve sarf edilen sözlerin doğruluğunu kuvvetlendirecek ve böylece muhatabın inceleme eğilimini etkileyebilecek yoğunluk ve güçte olması ve bu bakımdan gerektiğinde birtakım dış hareketler ekleyerek veya böylece var olan halden ve koşullardan yararlanarak, almayacağı bir kararı bir kimseye verdirtmek suretiyle onu aldatması, bu suretle başkasının zihin, fikir ve eylemlerinde bir hata meydana getirmesidir” (Sulhi Dönmezer, Kişilere ve Mala Karşı Cürümler 2004, s.453); “Hile, oyun, aldatma, düzen demektir. Objektif olarak hataya düşürücü ve başkasının tasavvuru üzerinde etki doğurucu her davranış hiledir” (Nur Centel - Hamide Zafer - Özlem Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Beta Yayınevi, İstanbul 2011, 2. Bası, Cilt I. s.456) biçiminde tanımlara yer verilmiştir.
Yerleşik yargısal uygulamalar ve öğretideki genel kabul gören görüşlere göre ortaya konulan ilkeler göz önünde bulundurulduğunda hile; maddi olmayan yollarla karşısındakini aldatan, hataya düşüren, düzen, dolap, oyun, entrika ve bunun gibi her türlü eylem olarak kabul edilebilir. Bu eylemler bir gösteriş biçiminde olabileceği gibi, gizli davranışlar olarak da ortaya çıkabilir. Gösterişte, fail elinde bulunmayan imkânlara ve sıfata sahip olduğunu bildirmekte, gizli davranışta ise kendi durum veya sıfatını gizlemektedir. Ancak sadece yalan söylemek dolandırıcılık suçunun hile unsurunun gerçekleşmesi bakımından yeterli değildir. Kanun koyucu yalanı belirli birtakım şekiller altında yapıldığı ve kamu düzenini bozacak nitelikte bulunduğu hallerde cezalandırmaktadır. Böyle olunca hukuki işlemlerde veya sözleşmelerde bir kişi mücerret yalan söyleyerek diğerini aldatmış bulunuyorsa bu basit şekildeki aldatma, dolandırıcılık suçunun oluşumuna yetmeyecektir. Yapılan yalan açıklamaların dolandırıcılık suçunun hileli davranış unsurunu oluşturabilmesi için, bu açıklamaların doğruluğunu kabul ettirebilecek, böylece muhatabın inceleme eğilimini etkisiz bırakabilecek yoğunluk ve güçte olması ve gerektiğinde yalana birtakım dış hareketlerin eklenmiş bulunması gerekir.
Failin davranışlarının hileli olup olmadığının belirlenmesi bakımından öğretide şu görüşlere de yer verilmiştir: “Hangi hareketin aldatmaya elverişli olduğu somut olaya göre ve mağdurun içinde bulunduğu duruma göre belirlenmelidir. Bu konuda önceden bir kriter oluşturmak olanaklı değildir” (Veli Özer Özbek-M.Nihat Kanbur-Koray Doğan-Pınar Bacaksız-İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Seçkin Yayınevi, Ankara 2012, 4. Bası s.690); “Hileli davranışın anlamı birtakım sahte, suni hareketler ile gerçeğin çarpıtılması, gizlenmesi ve saklanmasıdır” (Doğan Soyaslan, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Yetkin Yayınevi, 9. Bası, Ankara 2012 s.421); “Hilenin, mağduru hataya sürükleyecek nitelikte olması yeterlidir; ortalama bir insanı hataya sürükleyecek nitelikte olması aranmaz. Bu nedenle, davranışın hile teşkil edip etmediği muhataba ve olaya göre değerlendirilmelidir” (Nur Centel-Hamide Zafer-Özlem Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Beta Yayınevi, İstanbul 2011, 2. Bası, Cilt I. s.462).
Esasen, hangi davranışların hileli olduğu ya da olmadığı veya bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiği yolunda genel bir kural koymak oldukça zor olmakla birlikte, somut olayın özelliklerine göre bir değerlendirme yapılmalı, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmak suretiyle sonuca ulaşılmalıdır.
Uyuşmazlık konusunu ilgilendiren banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçu ise suç tarihinde yürürlükte bulunan TCK’nun 158/1-f maddesinde; “(1) Dolandırıcılık suçunun;….f) ..., banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle,…İşlenmesi halinde, iki yıldan yedi yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. Ancak, (e), (f) ve (j) bentlerinde sayılan hâllerde hapis cezasının alt sınırı üç yıldan, adlî para cezasının miktarı suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz” şeklinde düzenlenmiştir.
Madde gerekçesinin bu bende ilişkin bölümünde ise; “... Birer güven kurumu olan banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması, dolandırıcılık suçunun işlenmesi açısından önemli bir kolaylık sağlamaktadır.” açıklamalarına yer verilmiştir.
Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından gözönünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmiş ise sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı gözardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkân vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanıklardan ..."in babası Cevdet"e tanık Pilatin tarafından satılan dört daireye ilişkin; katılanın, dört dairenin kendi adına tanık Pilatin tarafından Cevdet Yılmazer"e satıldığını, üç dairenin bedelini aldığını, kalan dairenin karşılığında kendisine suça konu çeklerin verildiğini iddia etmesine rağmen tanık Pilatin"in, katılanın kendisinden satın alıp daha sonra anlaşmadan vazgeçerek iade ettiği dört daireyi Cevdet Yılmazer"e sattığını ve karşılığında aldığı çeklerden bir kısmını borcundan dolayı katılana devrettiğini, bunların içinde suça konu çeklerin olmadığını, daha sonra katılanın isteği üzerine sanık ... tarafından keşide edilen bir kısım çekleri de ciroladığını ifade etmesi karşısında; sanıklar ile katılan arasındaki ticari ilişkinin niteliği ile çeklerin hangi amaçla verildiği kesin olarak saptanamamış ise de; sanık ... tarafından keşide edilen suça konu 25.06.2006 ve 30.05.2006 tarihli çekler ile bu çeklerin arka yüzünde sanık ... ve tanık Pilatin tarafından oluşturulan ciroların sahte olmaması dikkate alındığında; sanıkların hileli davranışlarla hareket ettiklerine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve yeterli delil bulunmadığı, sadece iddia edilen mal alışından sonra ödemeden men talimatı verme şeklindeki eylemin dolandırıcılık suçunun hile unsurunu oluşturmadığı ve taraflar arasındaki ihtilafın hukuki uyuşmazlıktan ibaret olduğu kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.
SONUÇ :
Açıklanan nedenlerle,
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 10.06.2014 gün ve 18790-11554 sayılı düzeltilerek onama kararının KALDIRILMASINA,
3- Antalya 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 07.04.2010 gün ve 15-114 sayılı hükmünün, sanıkların hileli davranışlarla hareket ettiklerine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve yeterli delil bulunmadığı, sadece iddia edilen mal alışından sonra ödemeden men talimatı verme şeklindeki eylemin dolandırıcılık suçunun hile unsurunu oluşturmadığı ve taraflar arasındaki ihtilafın hukuki uyuşmazlıktan ibaret olduğu gözetilmeden beraatleri yerine mahkûmiyetlerine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
4- Yerel mahkemece sanıklar hakkındaki hükümlerin Özel Dairece düzeltilerek onanması üzerine kesinleştirilerek infaz için Cumhuriyet savcılığına gönderilmesi, ancak bu hükümlerin Ceza Genel Kurulunca bozulması nedeniyle, sanıkların cezalarının infazının DURDURULMASINA ve sanık ..."in TAHLİYESİNE, başka bir suçtan hükümlü veya tutuklu bulunmadığı takdirde derhal salıverilmesinin temini için YAZI YAZILMASINA,
5- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 11.04.2017 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.
Bu alandan sadece bu kararla ilintili POST üretebilirsiniz. Bu karardan bağımsız tamamen kendinize özel POST üretmek için TIKLAYINIZ
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.