10. Hukuk Dairesi 2009/14614 E. , 2010/729 K.
"İçtihat Metni"......
Davacı, işkazası sonucu vefat eden sigortalının hak sahiplerine yapılan yardımların 506 sayılı Yasanın 26. maddesi gereğince tazminine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, Dairemizin bozma ilamına uyularak hükümde belirtildiği şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davacı Kurum ve davalı....... vekilleri ile davalı asiller tarafından temyiz edilmesi üzerine, davacı Kurum vekili ve davalı ........emyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1-Davalı ...’nın temyiz talebi yönünden;
Hüküm İş Mahkemesi tarafından verilmiştir. 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 8. maddesi hükmüne göre, iş mahkemelerinden verilmiş bulunan nihai kararların 8 gün içinde temyiz olunması gerekir.
Olayda, hüküm, davalı ...’ya 12.03.2009 tarihinde yöntemince tebliğ edilmiş, davalının temyizi ise 03.04.2009 tarihinde vuku bulmuştur. Şu duruma göre davada 8 günlük temyiz süresi geçtiğinden 01.06.1990 gün ve 1989/3 E. 1990/4 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararı da göz önünde tutularak davalı ...’nın temyiz dilekçesinin süre aşımı yönünden REDDİNE,
2-Dosyadaki yazılara, hükmün uyulan önceki Yargıtay bozma ilamına uygun biçimde verilmiş olmasına göre, davalı kurum vekilinin ve davalılar ..... yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
3-Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 388. maddesinin 2. fıkrasında, kararda tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerinin gösterilmesinin gerektiği hüküm altına
.....
alınmıştır. Mahkemece, anılan yasal düzenlemenin amir hükmüne aykırı olarak, karar başlığında, davalılar .......vekillerinin isim ve adreslerine yer verilmemesi usul ve yasaya aykırı ise de, bu eksikliğin HUMK 459. maddesi gereğince mahallinde mahkemesince düzeltilmesinin her zaman için mümkün bulunmasına göre bozma nedeni yapılmamıştır.
4-Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasa’nın 26.maddesindeki “…sigortalı veya hak sahibi kimselerin işverenden isteyebilecekleri miktarla sınırlı olmak üzere…” bölümünün Anayasa Mahkemesinin, 21.03.2007 gün ve 26649 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 23.11.2006 gün ve E:2003/10, K:2006/106 sayılı kararı ile Anayasaya aykırılık nedeniyle iptaline karar verilmiş bulunması, Kurumun rücu hakkının; yasadan doğan kendine özgü ve sigortalı ya da hak sahiplerinin hakkından bağımsız basit rücu hakkına dönüşmüş olması karşısında, davacı Kurum’un rücu alacağı, ilk peşin değerli geliri oluşturan 29.187,63 TL.’nin, anılan Yasa’nın 26. maddesine göre, davalıların %65 kusuruna isabet eden 18.971,95 TL ile sınırlı olup, iş bu davada peşin sermaye değerli gelirlerden talep edilen %62,5 kusur karşılığı 18.242,26 TL.’ye hükmedilmesi gerekirken, HUMK’nun 74. maddesinin amir hükmüne aykırı olarak, talep aşılarak %65 kusur karşılığının hüküm altına alınması ve hatalı hesaplamaya dayanan bilirkişi raporuna itibar edilerek, gelirlerin ilk peşin sermaye değeri toplamının 29.281,06 TL. olarak kabulü ile %65 kusur karşılığı 19.032,69 TL.’ye hükmedilmesi isabetsizdir.
5-Anılan Anayasa Mahkemesinin iptal kararının, Anayasa’nın 152 ve 153. maddelerinde öngörülen düzenleme uyarınca, Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmesi ile birlikte, elde bulunan ve kesinleşmemiş tüm davalarda uygulanması zorunludur. İptal kararının Resmi Gazetede yayınlandığı tarihten sonra Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 76’ncı maddesi gereğince, yürürlükteki kanunları uygulamakla yükümlü bulunan mahkemelerin ve Yargıtay’ın, iptal kararı ile yürürlükten kalkan bir kanun maddesine dayanarak inceleme yapma ve karar verme yetkisi de bulunmamaktadır. Bu nedenle, dava tarihi itibarıyla yürürlükteki mevzuat ve içtihatlara uygun olarak açılan davanın, söz konusu iptal hükmü nedeniyle oluşan hukuksal durum karşısında kısmen reddine karar verilmesinde, tarafların sorumluluğu bulunmamasına karşın, mahkemece yanılgılı değerlendirme sonucu; yargılama sonunda davacı Kurumun davada haksız çıkan taraf olarak nitelendirilip vekil ile temsil olunan davalılar lehine vekalet ücretiyle sorumlu tutulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Ne var ki; bu aykırılıkların giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, karar bozulmamalı, hükmü süresinde temyiz etmeyen davalı ... yönünden davacı Kurum yararına oluşan usuli kazanılmış hak durumu da dikkate alınarak Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 438. maddesi uyarınca düzeltilerek onanmalıdır.
......
SONUÇ: Hüküm fıkrasının 1. bendinin silinerek yerine “18.242,26 TL.’nin gelir bağlama onay tarihi olan 09.10.2002 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, 790,43 TL.’nin kararı süresinde temyiz etmeyen davalı ...’dan gelir bağlama onay tarihi olan 09.10.2002 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile tahsili ile davacıya verilmesine,” sözcüklerinin yazılmasına, hüküm fıkrasının 2. bendinin silinerek yerine “Davacı davada kendisini vekille temsil ettirdiğinden A.A.Ü.T gereği 2.189,07 TL. vekalet ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine,94,85 TL. vekalet ücretinin davalı ...’dan tahsili ile davacıya verilmesine” sözcüklerinin yazılmasına, hüküm fıkrasında davalılar lehine vekalet ücretinin düzenlendiği 3 ve 4 nolu bentlerin silinerek hüküm fıkrasından çıkarılmasına, hüküm fıkrasının 5. bendinin silinerek yerine “985.08 TL. nispi karar ve ilam harcının davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile hazineye irad kaydına, 42.68 TL. nispi karar ve ilam harcının davalı ...’dan tahsili ile hazineye irad kaydına,” sözcüklerinin yazılmasına ve hükmün bu şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davalılardan ...... alınmasına, 25.01.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.
.....