1. Hukuk Dairesi 2015/7833 E. , 2015/8334 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : ERDEMLİ 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 16/05/2013
NUMARASI : 2011/206-2013/283
Taraflar arasında birleştirilerek görülen tapu iptali, tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın (ve birleşen davanın) reddine ilişkin olarak verilen karar davacı tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 24.02.2015 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz edilen davalı H.. Y.. vekili Avukat S..Y.. geldi, davetiye tebliğine rağmen temyiz eden davacı vekili Avukat ile davalı Ü.. B.. vekili Avukat gelmedi, yokluklarında duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
-KARAR-
Dava, hile hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Davacı, 63 yaşında olduğunu, okuma yazma bilmediğini, eşinin rahatsızlanıp çalışamaz hâle gelmesi nedeniyle ekonomik sıkıntıya düştüğünü, kızı davalı Ayşe"nin eşi olan Harun"un Kaymakamlıktan maaş yardımı alabilmek için üzerine taşınmaz kaydının olmaması gerektiği, taşınmazın davalı Ayşe"ye devredilmesi, maaş yardımı alınca iade edecekleri telkini üzerine maliki olduğu 1247 parsel sayılı taşınmazı kızı davalı Ayşe"ye satış suretiyle temlik ettiğini, davalı Ayşe"nin eşinin de ekonomik durumu bozuk olup, tefecilere borçlandığını, davalı Ayşe"nin daha sonra taşınmazı eşinin borçlu olduğu Ü.. B...."in annesi olan diğer davalı Ümmügülsüm"e devrettiğini, hileye ve muvazaalı satışa, taşınmazı kullanan oğlu V..Ç.."e taşınmazı boşaltmasının söylendiği Ocak 2011 tarihinde muttali olduğunu ileri sürerek tapu kaydının iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Birleşen davada aynı davacı, asıl davaya konu taşınmazın daha sonra Ü..B.."in ortağı davalı Halil"e temlik edilmesi üzerine aynı iddialarla tapunun iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Ayşe, önce davayı kabul etmediğini bildirmiş, daha sonra 09.03.2012 tarihli beyanıyla, dava konusu taşınmazı davacıdan bedelsiz devralıp, yine eşi H..Ş.."in borçlu olduğu Ü..B.."in annesi davalı Ümmügülsüm"e bedelsiz devrettiğini, davacı iddialarının doğru olduğunu, eşinin kredi işlerini takip edeceğim diye kendisini de kandırıp temin ettiği vekâletname ile temliki sağladığını bildirmiştir.
Davalı Ümmügülsüm, dava konusu taşınmazı iyi niyetle edindiğini, iddiaların doğru olmadığını, davalı Halil, çitçilik ve meyve alım satımı işi ile uğraştığını, dava konusu yeri bedelini ödeyerek satın aldığını, satış bedelini banka aracılığıyla ödediğini, iyi niyetli üçüncü kişi olduğunu belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, çekişme konusu taşınmazın davacıdan kızı Ayşe"ye temlikinin inançlı işlem şeklinde olup, yazılı belge ile ispat edilmesi gerektiği, davacının kendi muvazaalı işlemine dayanamayacağı, devir tarihinden itibaren 1 yıllık sürede hile iddiasının ileri sürülmediği gibi hile iddiasını ispata yeterli delil olmadığı, davalı Ümmüğülsüm ve Halil"in iyi niyetli olmadıklarının da sabit olmadığı, bedeller arasındaki farkın tek başına muvazaanın ve kötü niyetin delili olmadığı, davalı tarafın satış bedelini ödediğine dair belge sunduğu, davalı Halil"in ediniminin Türk Medeni Kanununun 1023. maddesi gereğince korunması gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davacının çekişme konusu 1247 parsel sayılı taşınmazı 05.11.2009 tarihli akitle kızı davalı Ayşe"ye, onun da, vekili H..Ş.. aracılığıyla 03.09.2010 tarihli akitle davalı Ümmügülsüm"e, onun da vekili Ü..B..aracılığıyla 24.03.2011 tarihli akitle davalı Halil"e satış suretiyle temlik ettikleri kayden sabittir.
Öte yandan, davalı Halil"in kardeşi olan A..Y.."in son temlikten bir hafta sonra 31.03.2011 tarihinde 1247 parselin satış bedeli olarak 73.000,00 TL parayı dava dışı H..Ş..hesabına havale ettiği, yine, 04.04.2011 tarihinde davalı Ümmüğülsüm"e de 73.600,00 TL para havalesi yaptığı görülmektedir.
Dosya kapsamı, iddianın ileri sürülüş biçimi ve özellikle dava dilekçesi içeriğinden davada taraf muvazaası iddiasına değil, hile hukuksal nedenine dayanıldığı açıktır.
Bilindiği üzere; hile (aldatma), genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevk etmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Hata da yanılma, hilede ise yanıltma söz konusudur. 6098 s. Türk Borçlar Kanununun (TBK) 36/1. (818 s. Borçlar Kanunu’nun (BK) 28/1.) maddesinde açıklandığı üzere taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse yanılma (hata) esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Değinilen koşulların varlığı halinde aldatılan taraf hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir.
Öte yandan, hile iddiası tanık dahil her türlü delille ispatlanabilir. Davacının hileyi öğrenme tarihi olarak bildirdiği Ocak 2011 tarihinden itibaren davanın 1 yıllık hak düşürücü sürede açıldığı, davacının daha öncesinde hileyi öğrendiğinin de sabit olmadığı kuşkusuzdur.
Yukarıda açıklanan ilke ve olgular doğrultusunda somut olaya bakıldığında, davacının 1946 doğumlu olduğu, eşinin hastalığı ve çalışamaması nedeniyle malûllük maaşı alabilmek için üzerine taşınmaz kaydı olmaması gerektiği yönünde damadı H..Ş.. tarafından kandırılmak suretiyle kızı davalı Ayşe"ye dava konusu taşınmazı devrettiği, ondan davalı Ayşe"nin eşi H..Ş.."in borçlu olduğu kişiler olan Ü..B.."in annesi davalı Ümmügülsüm"e, ondan da davalı Halil"e taşınmazın devrinin yapıldığı, bu devirlere rağmen taşınmazı davacının oğlu dava dışı Veli"nin kullandığı, ilk malik davalı Ayşe"nin taşınmazı bedelsiz devralıp yine bedelsiz devrettiğini kabul ettiği, davalı Ümmügülsüm"ün Konya"da oturmakta olup, satın aldığı yeri hiç görmediği, davalı Halil"in ise ancak eldeki dava açıldıktan sonra dava dışı V..Ç.."e taşınmazı boşaltması yönünden ihtar gönderdiği, yine davalı Halil"in taşınmazın satın alma bedeli olarak devirden bir hafta sonra kayıt malikine değilde davacının damadı Harun hesabına ödeme yaptığı, daha sonra aynı miktarda bedeli yine davalı Ümmügülsüm"ün hesabına yatırdığı açıktır.
Öyleyse, davacının damadı Harun"un hilesi sonucu çekişme konusu taşınmazı kızı davalı Ayşe"ye devrettiği, diğer davalıların davacının damadının alacaklıları ve el ve işbirliği içinde hareket eden kişiler oldukları, ayrıca, son kayıt maliki Halil"in satış bedelini ödeme şekli ve taşınmazın kullanımı için dava tarihinden sonra ihtar göndermesi dikkate alındığında Türk Medeni Kanununun 1023. maddesi anlamında iyi niyetli üçüncü kişi olarak kabul edilemeyeceği sabittir.
Hâl böyle olunca; davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken hukuki nitelendirmede yanılgıya düşülerek olduğu üzere hüküm tesisi isabetsizdir.
Davacının bu yönlere ilişkin temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK"un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 04.06.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.