4. Hukuk Dairesi 2020/1310 E. , 2021/699 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
Davacı ... AŞ vekili Avukat ... tarafından, davalılar ... ve diğerleri aleyhine 22/12/2017 gününde verilen dilekçe ile muvazaa iddiasına dayılı işlemin iptali ve cebri icra yetkisi verilmesi istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın davalı ... ve ... bakımından kabulüne, davalı ... bakımından reddine dair verilen 10/07/2018 günlü karara karşı davacı vekilinin istinaf başvurusu üzerine yapılan incelemede; istinaf başvurusunun esastan reddine dair verilen 04/01/2019 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava, muvazaa iddiasına dayalı işleminin iptali ve icra takip dosyasında cebri icra yetkisi verilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın davalı ... bakımından reddine, diğer davalılar bakımından kabulüne dair verilen kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine bölge adliye mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı vekili müvekkilinin, davalılardan ...’dan alacağına karşılık ihtiyati haciz ve kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla icra takibi başlattıktan sonra dava konusu taşınmazı ve işletmesini oğlu davalı ...’a devrettiğini, davalı ...’ın ise bir süre sonra arkadaşı davalı ...’a mal kaçırma amacıyla muvazaalı olarak satış yaptığını belirterek tescil işleminin iptali ve cebri icra yetkisinin verilmesi isteminde bulunmuştur.
Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davalı ... bakımından muvazaa iddiasının ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine, diğer davalılar bakımından ise kabulüne karar verilmiştir.
Hükmü, davacı vekili istinaf etmiş, bölge adliye mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddedilmesi üzerine davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Muvazaa, kısaca irade ve beyan arasında bilerek yaratılan uyumsuzluk şeklinde tanımlanabilir. Muvazaada taraflar üçüncü kişileri aldatmak amacıyla gerçek iradelerine uymayan, aralarında hüküm ve sonuç doğurmayan bir görünüş yaratmak için anlaşarak bazen aslında bir sözleşme yapma iradesi taşımadıkları hâlde görünüşte bir sözleşme yapmaktadırlar (mutlak muvazaa). veya gerçek iradelerine uygun olarak yaptıkları sözleşmeyi iradelerine uymayan görünüşteki bir sözleşme ile gizlemektedirler (nisbi muvazaa). Yanlar, salt bir görünüş yaratmak için veya başka bir sözleşmeyi gizlemek amacıyla sözleşme yapsalar da görünüşteki sözleşme gerçek iradelerine uymadığından tabandaki sözleşme de tapulu taşınmazlarda şekil koşullarını taşımadığından geçersizdir.
Her ne kadar muvazaayı düzenleyen Borçlar Kanunu’nun l8. maddesinde (TBK’nın 19) ve diğer kanun hükümlerinde muvazaalı sözleşmelerin hüküm ve sonuçları hakkında bir açıklık bulunmamakta ise de taraflar arasında alacak ve borç ilişkisi doğurmayacağı, muvazaanın varlığının hiçbir süreye bağlı olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği, mahkemece kendiliğinden (resen) göz önünde bulundurulması gerektiği, belirli bir sürenin geçmesi, sebebin ortadan kalkması veya ilgililerin olur (icazet) vermesi ile geçerli hale gelmeyeceği uygulamada ve bilimsel görüşlerde ortaklaşa kabul edilmektedir.
Dosyanın incelenmesinde; davalı ...’ın tapuda son kayıt maliki olduğunun anlaşılmasına karşın adı geçen davalının taşınmazın maliki olduktan sonra kiraya verme ya da ikamet etme gibi taşınmazın tasarruf edilme durumu, su, elektrik, doğalgaz gibi abonelik başvurusunun olup olmadığı, taşınmazın kullanım şekline dair kolluk araştırılması yapılmadan davalı ...’ın iyi niyetli üçüncü şahıs olduğundan ve satış işleminin muvazaalı olup olmadığı hususunun detaylı olarak incelenmeden davanın adı geçen davalı bakımından reddine karar verilmiştir.
Şu hâlde mahkemece, davalılar arasında yapılan satış işleminin muvazaalı olup olmadığı hususunda yukarıda açıklanan ilkeler ve araştırma yöntemleri de dikkate alınarak yapılan inceleme ile sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik incelemeye dayalı hüküm tesis edilmesi doğru olmamış bu sebeple Bölge Adliye Mahkemesi kararı kaldırılarak ilk derece mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; temyiz edilen Bölge Adliye Mahkemesi kararının HMK 373/1. maddesi gereğince kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının HMK 371. maddesi uyarınca BOZULMASINA dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 18/02/2021 gününde oy birliğiyle karar verildi.