
Esas No: 2015/1183
Karar No: 2017/182
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2015/1183 Esas 2017/182 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
Kararı veren
Yargıtay Dairesi : 11. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Ağır Ceza
Günü : 01.07.2010
Sayısı : 216-135
Kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçundan sanık ..."ın TCK’nun 204/2, 62 ve 53; bu suça azmettirmeden sanık ..."ün TCK’nun 38/1. maddesi delaletiyle 204/2, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluklarına ilişkin Bolu Ağır Ceza Mahkemesince verilen 01.07.2010 gün ve 216-135 sayılı hükümlerin, sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Ceza Dairesince 22.06.2015 gün ve 193-27297 sayı ile; TCK"nun 53. maddesi yönünden düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 08.10.2015 gün ve 295912 sayı ile;
"Sanıklardan ..."ın Gerede Tapu Sicil Müdürlüğünde müdür vekili olarak, sanık ..."ün ise aynı müdürlükte memur olarak görev yaptığı, ..."ün Mamak 2. Bölge Tapu Sicil Müdürlüğüne tayininin çıkması üzerine, 30.04.2008 tarihinde görevinden ayrıldığı, ..."ün 2007 yılından 16 gün izin kullanmasına rağmen, kurum amiri ... tarafından hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen sanık ..."ya düzenlettirilen personel maaş nakil ilmühaberinde 2007 yılı izninin 14 gün yerine 30 gün olarak düzenlenmesi eyleminde sanıklara atılı memurun resmi belgede sahteciliği suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığı hususu itirazımızın özünü oluşturmaktadır.
Konunun açıklığa kavuşması bakımından resmi belgede sahtecilik suçuna kısaca değinmekte yarar vardır.
Kanunumuzda sahtecilik suçları, resmi ve özel belge ayrımına dayandırılmış; 5237 sayılı TCK"nun 204-206, 210/1. maddeleri resmi belgeleri; 207, 208. maddeleri özel belgeleri suç saymıştır. Bu ayrımda, resmi belgelerin kanıt gücünün yüksek bulunmasından ve kamu idaresinin işleyiş düzeninin ihlal edilmesinden hareketle, eylem daha yüksek bir yaptırımla karşılanmıştır. Belirtelim ki resmi belgeler de kanıt gücü bakımından kendi arasında farklılık içermektedir. Örneğin hukuk usulünde bazı resmi belgeler, sahteliği sabit olana kadar geçerli resmi belge (HUMK m.295) sayılmış, bazıları da aksi sabit olana kadar geçerli resmi belge olarak kabul edilmiştir. Diğer taraftan, resmi belgede sahtecilik suçu bakımından sahtecilik fiili yeterli görülmüş, özel belgede sahtecilik suçunun oluşması için ise sahte özel belgenin düzenlenmesi ile gerçek bir özel belgede sahtecilik yapılması arasında fark yaratılmış, ikinci tür eylem için kullanma koşulu aranmıştır.
Kanunda resmi belge kavramı tanımlanmamış, kavramın tanımı ve açıklanması doktrin ve içtihada bırakılmıştır.
Resmi belgenin temel unsurları doktrinde;
1-Kamu görevlisi tarafından düzenlenmesi,
2-Görevi gereği düzenlenmesi,
3-Öngörülmüşse, usul ve şekil kurallarına uyulması, şeklinde açıklanmaktadır.
Resmi belgenin varlığı için zorunlu bu unsurları sırasıyla incelediğimizde;
1- Kamu görevlisince düzenlenmesi :
Resmi belgeyi belirleyen en temel özellik, onun bir kamu görevlisince düzenlenmesidir. Düzenleyen kişinin kamu görevlisi olmaması durumunda, o belge resmi belge olarak kabul edilemez. Kamu görevlisi kavramı, TCK 6/1-c maddesinde tanımlanmıştır. Ayrıca bu tanım kapsamına girmese dahi, ilgili özel yasasında yer alan hükümler dolayısıyla da bir kişinin görev dolayısıyla kamu görevlisi sayılması mümkün olabilir. Örneğin KİT personeli hakkındaki 399 sayılı KHK 11/b maddesindeki hüküm bu şekildedir.
2- Görev gereği düzenlenmesi :
Belgeyi düzenleyenin kamu görevlisi olması, her durumda yeterli bir ölçüt olmamaktadır. Kamu görevlisinin kamu göreviyle ilgisiz bir belge düzenlemesi durumunda, özel belgeden söz edilir. Bu nedenle kamu görevlisinin, bu belgeyi görevi gereği düzenlemiş olması da aranmalıdır. Bu husus 204/2. maddede; "görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi…" sözleriyle açıklanmıştır. Dolayısıyla 2. fıkra bakımından belgenin, kamu görevlisinin görev ve yetki alanıyla ilgili bulunması zorunludur. Yargıtay 765 sayılı Yasa döneminde bu zorunluluğun, görevle belge arasında illiyet bağı ilişkisi şeklinde aranması gerektiğini belirtmekteydi. Şu halde görevlinin yetkisi dışında, başka deyişle yetkisini aşarak düzenlediği belge, görevlinin resmi belgede sahtecilik suçunun (204/2) maddi konusu olarak kabul edilemez. Kanunda, resmi belge hakkındaki sahteciliğin kamu görevlisi olmayan fail tarafından işlenmesi 204/1. madde ile, kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği ise ikinci fıkrada düzenlenmiştir. Kanun koyucu, resmi belge niteliğini taşımasa dahi, bir resmi belgeyi sahte olarak düzenleme fiilini de resmi belge üzerindeki sahtecilikle birlikte cezalandırmıştır. Bu tür bir eylemin failinin düzenlemeye yetkili kamu görevlisi olması 2. fıkra, sivil kişi veya yetkisiz kamu görevlisi olması halinde ise 1. fıkra uygulanmaktadır.
3- Usul ve şekil şartlarına uyulması:
Resmi belgenin mutlaka belirli bir şekle uygun olması veya bazı unsurları taşıması şartı yoktur. Fakat, mevzuat gereği belirli usul ve şekil şartlarının aranması söz konusu olabilir. Örneğin resmi vasiyetnamenin kanunda belirtilen şekle uygun olarak düzenlenmesi zorunludur (MK. m. 532-536). Bu takdirde belirtilecek unsurların yer almaması, belgenin resmi belge sayılmasını önleyebilir. Belgenin usul ve şekil koşullarına uygun olması gerektiği bir kararda da açıklanmıştır. Buna karşın, görevlinin yetkisi kapsamında düzenlenmiş olan resmi belgenin birtakım unsurları olmadığı halde, varmış gibi gösterilmesi halinde de, resmi belgede sahtecilikten söz edilir. Yine, belgenin birden fazla görevli tarafından imzalanması gerekli ise (örneğin kurul halinde verilen karar veya raporların tüm üyelerce imzalanması gereklidir), imza eksikliği, belge sayılmasını önleyecektir.
Noterlerce düzenlenen belgeler; düzenleme (Noterlik Kanunu m. 84 vd.) belgeler ve onay işlemler olarak ikiye ayrılmaktadır. Düzenleme belgeler, içeriği de bizzat noterce düzenlendiğinden, bu belgenin herhangi bir yönüyle ilgili sahtecilik, resmi belgede sahtecilik olarak kabul edilmektedir. Buna karşın, onay işlemi şeklindeki belgelerde, onay kısmını kapsamayan, içerik sahteciliğinde resmi belge öğesinin oluşmayıp, özel belgede sahtecilik suçunun işlendiği kabul edilmektedir.
Resmi belgeler ispat gücü bakımından; "sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli belge" ve "aksi sabit olana kadar geçerli belge" şeklinde ikiye ayrılmaktadır. Bu ayrım 765 sayılı Yasada da yapılmış ve 339/1, 342/2, 4. maddelerinde cezalandırmada farklılıklar yaratılmıştı. Benzeri bir ayrıma 5237 sayılı Kanunun 204/3. maddesinde de yer verilmiş, ispat gücü yüksek olan belgeler bakımından cezanın artırılması öngörülmüştür.
Unsurları bakımından resmi belge sayılması olanaklı olmadığı halde, bazı özel belge türleri yasa tarafından özel olarak resmi belge düzeyinde korumaya alınmıştır. Bu tür belgeler TCK 210/1. maddede gösterilmiştir. Bunlar; emre veya hamile yazılı kambiyo senedi, tahvil, hisse senedi, emtiayı temsil eden belge ve vasiyetnamedir. Belirtilen türdeki belgelerin, resmi belge sayılabilmesi için, kanunda öngörülen usul ve şekil şartlarının bulunması zorunludur.
TCK 210/2. maddede belirtilen, kamu görevlisi olmayan veya görevi gereği hareket etmeyen sağlık mesleği mensuplarının gerçeğe aykırı belge düzenlemesi suçu, özel nitelikli özel belgede sahtecilik suçu vasfındadır. Fakat cezalandırma yönünden resmi belgede sahtecilik hükümlerine atıf yapılmıştır.
5237 s. TCK’nun 204. maddesinin ikinci fıkrasında, 765 s. TCK’nun 339. maddesindeki düzenlemeye paralel olarak failin belgeyi düzenlemeye yetkili kamu görevlisi olması hali nitelikli unsur sayılarak kamu görevlisi olmayan faillere göre daha ağır bir yaptırım öngörülmüştür.
a) Kamu görevlisi deyiminin anlam ve kapsamı
5237 s. TCK’nun 6/1-c bendinde kamu görevlisi "Kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi" biçiminde tanımlanmıştır. Madde gerekçesinde ise; "765 s. Türk Ceza Kanunundaki (memur) tanımının doğurduğu sakıncaları aynen devam ettirecek nitelikte olan tanım, tasarı metninden çıkarılarak; memur kavramını da kapsayan (Kamu Görevlisi) tanımına yer verilmiştir. Yapılan yeni tanıma göre, kişinin kamu görevlisi sayılması için aranacak yegâne ölçüt, gördüğü işin bir kamusal faaliyet olmasıdır."
Aynı madde gerekçesinde önceki dönemde yasalarla, uygulama ve öğretinin üzerinde anlaştığı görevliler örnek gösterilmiştir. Kamu görevlisi kavramı en başta Anayasamızın 128 ve 129. maddelerinde yer almaktadır. Kamu görevlisi tanımlanmasında belirli olabilen tek ölçü, kamu otoritesine ait bir yetkinin kullanır durumda olmasıdır.
Madde metni ve gerekçesinden anlaşıldığı üzere, 765 s. TCK’nun 279. maddesinde tanımlanan kamu görevlisi kavramı alanı genişletilmiştir. Diğer yandan 765 sayılı Kanun döneminde benimsenen ceza uygulamasında memur, idare hukukunda memur ayrımı terk edilmiştir. Böylece, 5237 s. TCK’nun 6. maddesinde yapılan tanımlama ile yapılan faaliyet kamusal bir hizmet olarak nitelendirilebiliyorsa bu faaliyete "atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi" kamu görevlisidir. Örneğin 4792 sayılı Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununun 7. maddesinde "yasaya bağlı görevlilerin ceza uygulamasında kamu görevlisi sayılacağına" ilişkin düzenleme olsun veya olmasın yaptıkları faaliyet kamusal sayıldığı için bu faaliyeti yerine getiren kişiler 5237 s. TCK uygulamasında statüleri kamu görevlisi kapsamında değerlendirilir.
Ancak, gerçeğe aykırı yerleşim yeri veya cüzdan talep belgesi veren mahalle ve köy muhtarlarının eylemlerinin TCK’nun 204/2 maddesi kapsamında değil, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 67/1. maddesi kapsamında değerlendirileceğini göz önünde bulundurmak gerekir.
Bundan başka, kamusal faaliyetin yürütülmesine ihale hukukuna dayalı olarak katılan kişiler kamu görevlisi olarak kabul edilmezler.
625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanununda, 507 sayılı Esnaf ve Küçük Sanatkarlar Kanununda ve 1163 sayılı Kooperatifler Kanununda olduğu üzere benzeri bazı kanunlarda yer alan hükümler nedeniyle bu kanunlar kapsamında görev yapan bazı yönetici veya görevlilerinin 5237 s. TCK kapsamında kamu görevlilerine özgü suçlardan sorumlu tutulup tutulamayacakları üzerinde durmak gerekir.
Örneğin, 1163 sayılı Kooperatifler Kanununun 62/son maddesine göre "yönetim kurulu üyeleri ve kooperatif memurları kendi kusurlarından ileri gelen zararlardan sorumludurlar. Bunların suç teşkil eden fiil ve hareketlerinden ve özellikle kooperatifin para ve malları, bilanço tutanak, rapor ve başka evrak, defter ve belgeleri üzerinde işledikleri suçlardan dolayı devlet memurları gibi ceza görürler" demekte ve sahtecilik suçundan anılan kişiler 765 s. TCK’nun 339. maddesiyle cezalandırılmaktadırlar. Kooperatif yönetici ve görevlilerinin, 5237 s. yeni TCK’nun 6. maddesi bağlamında kamu görevlisi olmadığı konusunda bir kuşku yok, zaten 765 s. TCK’nun 279. maddesine göre kamu görevlisi kabul edildikleri için değil özel düzenleme gereği kuruma ait mal ve alacaklarından dolayı kamu görevlileri gibi cezalandırılmaktadırlar.
Bu bağlamda, özel kanunlarda bu kişilerin kamu görevlisi gibi cezalandırılacaklarına dair hüküm mevcut olduğu göz önünde tutulup 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 3/1. maddesinin "mevzuatta yürürlükten kaldırılan Türk Ceza Kanununa yapılan yollamalar 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelere yapılmış sayılır" şeklindeki hüküm ile 5237 s. TCK’nun 6. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi gerekçesi dikkate alındığında bu kimselerin işledikleri resmi belgede sahtecilik fiillerinden kamu görevlisi gibi sorumlu tutulması gerekmektedir. Ancak burada sadece kuruluş yasaları itibarıyla hüküm bulunan kurum personeli TCK’nun 204/2. maddesi kapsamında sorumlu tutulurken üçüncü kişiler özel belgede sahtecilik suçundan (TCK m.207) sorumlu tutulmaktadır.
b) Nedensellik Bağı
5237 s. TCK’nun 204. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen resmi belgede sahtecilik suçunun nitelikli unsurunun gerçekleşebilmesi için failinin sadece kamu görevlisi olması yeterli olmadığı gibi belgenin görev sırasında düzenlenmesi de yeterli değildir. Sahte belge ile belgeyi düzenleyen kamu görevlisinin görevi arasında "nedensellik bağının" bulunması zorunludur. Kamu görevlisi yaptığı görev itibariyle görevin verdiği yetki ve gücün zorunlu gereği olarak belgeyi düzenlememiş ise; başka bir ifadeyle görev ile belge arasında ilişki bulunmuyorsa, örneğin, başka bir kamu görevlisinin düzenlemeye yetkili olduğu bir belgeyi kamu görevlisi sıfatından yararlanılarak sahte düzenlemiş ise; bu durumda nitelikli belge sahteciliği değil (m.204/2 faili kamu görevlisi olmayan kişi tarafından işlenen resmi belge sahteciliği (m.204/1) söz konusu olur.
Failin suç işlediği sırada kamu görevlisi olması yeterlidir. Sonradan kamu görevlisi sıfatını kaybetmesi sonucu etkilemez.
Sahtecilik ile ilgili bu genel açıklamalardan sonra, somut olaya baktığımızda;
Sanıklardan ..."ün Gerede Tapu Sicil Müdürlüğünde VHKİ iken, Mamak 2. Bölge Tapu Sicil Müdürlüğüne tayininin çıktığı ve 30.04.2008 tarihinde görevinden ayrıldığı, maaş nakil ilmühaberinde kullanmadığı izinlerinin 2007 ve 2008 yıllarında 30 gün olarak gösterildiği, Gerede Tapu Sicil Müdürlüğünün 2008 yılı fazla mesai cetvellerinin incelenmesi neticesinde Ocak ayında 2, 3, 4, 5, 30 ve 31 Ocak, Şubat ayında 26, 27 ve 28 Şubat, Mart ayında 1, 3, 4, 5, 6, 7 ve 8 Mart tarihlerinde fazla mesai ücreti ödenmediğinin tespit edildiği, şahsi dosyasında ise bu dönemlere ait izin kullandığına dair belgelerin bulunamadığının tespiti üzerine soruşturma başlatıldığı,
Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü Müfettişliğinin 30.06.2008 gün ve 33275/7 sayılı raporunda;
..."un; personelin şahsi dosyalarının arşivde bulunduğunu, ..."ün şahsi dosyasından evrak aldığını veya yırttığını görmediğini beyan ettiği,
..."nın; müdürlükte fazla mesailerin puantaj cetvellerini kendisinin düzenlemesi nedeniyle, kimin kaç gün izinli olduğunu bildiğini, ..."ün tayininin çıkması üzerine davaya konu maaş nakil ilmühaberini kendisinin düzenlediğini, ..."ün 2007 yılından 16 gün izin kullandığını bildiğini, buna rağmen ..."ün maaş nakil ilmühaberine 2007 yılı kullanılmayan izin süresini 30 gün olarak yazmasını istediğini, aralarında tartışma çıktığını, ..."ın da yanlarında bulunduğunu, ..."ın "Selim ne diyorsa öyle yaz" demesi üzerine maaş nakil ilmühaberine 2007 ve 2008 yılları kullanılmayan izin sürelerini 30 gün olarak yazdığını, tartışma sırasında ..."e şahsi dosyasında belgeler bulunduğunu bu işin nasıl olacağını sorduğunu, ..."ün "ona sen karışma, biz onları ... beyle halledeceğiz" dediğini, daha sonra nasıl hallettiklerini bilmediğini beyan ettiği,
..."ın; ... hakkında hazırlanan personel maaş nakil ilmühaberinde izin sürelerine dikkat etmeden evrakı imzaladığını beyan ettiği,
Meryem ... Ünsal"ın; ..."ün yıl içerisinde izin kullandığını bildiğini, ancak şahsi dosyasındaki izin belgelerinin neden bulunmadığını bilmediğini, olay günü ..."ün ..."ya kullanmış olduğu izinleri maaş nakil ilmühaberinde göstermemesini istediğini, bu konuda tartıştıklarını, tartışma esnasında ..."ün "ben şahsi dosyamdaki izin belgelerini yırtar atarım" dediğini, ... beyin de ..."ya hitaben "Selim bey nasıl diyorsa öyle yap" dediğini, bunun üzerine ..."ün kullanmadığı izinlerin 2007 ve 2008 yılları için 30 gün olarak gösterildiğini beyan ettiği,
..."in; konuya doğrudan vakıf olmadığını, maaş nakil ilmühaberini imzala dedikleri için imzaladığını beyan ettiği,
..."ün; 2008 yılı içinde iki parti halinde 2007 yılı iznine mahsuben izin kullandığını, izin belgelerinin iki nüsha düzenlendiğini, bir tanesinin kendisinde, bir tanesinin ise şahsi dosyasında kaldığını, kendisindeki izin belgeleri suretini müfettişliğe vermek istediğini, şahsi dosyasında izin belgelerinin neden bulunmadığını bilmediğini, ... ile tartışmadığını, maaş nakil ilmühaberinde 30 gün izin kaldığına dikkat etmediğini beyan ettiği,
..."ün müfettişe 30.01.2008-01.02.2008 tarihlerinde 3 gün, 27.02.2008-07.03.2008 tarihlerinde 10 gün izin kullandığına dair kendisinde mevcut izin belgelerini ibraz ettiği,
Soruşturma neticesinde Gerede Kaymakamlığı İlçe İdare Kurulunun 04.07.2008 gün ve 5 sayılı kararı ile; ... ve ... hakkında soruşturma izni verilmesine, ... ve Meryem ... Ünsal hakkında soruşturma izni verilmemesine karar verildiği,
..."ün anılan karara itiraz etmesi üzerine, Sakarya Bölge İdare Mahkemesinin 26.09.2008 gün ve 2008/141 Esas, 2008/151 Karar sayılı ilamı ile Kaymakamlık makamının kararının onanmasına karar verildiği,
..."ın 15.10.2008 tarihli savcılık ifadesinde; ..."ün fazladan izin kullanmasında bir menfaati bulunmadığını, maaş nakil ilmühaberindeki yazılanlar doğrudur diyerek imzaladığını, ..."ün şahsi dosyasında izin belgelerinin neden bulunmadığını bilmediğini, suç kastının bulunmadığını beyan ettiği,
..."ün 05.12.2008 tarihli savcılık ifadesinde; maaş nakil ilmühaberine 30 gün izin konusunda kimseye talimat vermediğini, kimseyle bu konuda tartışmadığını, hakkı bulunan izinlerinin bulunduğunu, böyle bir şey yapmasına bu nedenle gerek olmadığını, üzerine atılı suçlamayı kabul etmediğini, kullandığı izinlere ilişkin belgeleri kendisinin müfettişe verdiğini, şahsi dosyasından da izin belgesi almadığını beyan ettiği,
..."nın 11.02.2009 tarihli savcılık ifadesinde; Selim beyin ayrılması nedeniyle düzenlenen maaş nakil ilmühaberinde kullanmış olduğu izinlerin gösterilmemesini istediğini, kendisinin kabul etmediğini, Selim beyin ısrarcı davrandığını, ... beye durumu ilettiğinde ... beyin "Selim bey ne diyorsa o şekilde yap" demesi üzerine 2007 ve 2008 yıllarına ait kullanılan izinleri göstermediğini, Selim beyin 13-17 gün kadar izin kullandığını bildiğini beyan ettiği,
Yargılama aşamasında da sanık ... tanıkların benzer yönde beyanlarının bulunduğu,
Yerel mahkeme tarafından sanıklar hakkında mahkûmiyet hükmü kurulmuş ve Yüksek Daire tarafından da mahkûmiyet hükmü onanmış ise de;
Sanık ..."ün 2007 yılından 14 gün, 2008 yılından ise 30 gün olmak üzere toplam 44 gün izninin durması, henüz bunları kullanmaması, dosyadaki izin belgelerini aldığına dair kesin kanıt bulunmaması, müfettiş soruşturması esnasında kendisinde bulunan izin belgelerini kendi aleyhine olacak şekilde teslim etmesi, ..."ın bu şekilde belge düzenlenmesinde bir menfaatinin bulunmaması, sanıkların resmi belgede sahtecilik kastı ile hareket etmemeleri, eylemlerinin disiplin cezasını gerektirecek mahiyette bulunması nedeniyle sanıkların beraatine karar verilmesi gerektiği" düşüncesiyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK"nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 11. Ceza Dairesince 17.11.2015 gün ve 8126-30964 sayı ile, itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanık ... hakkında kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçuna yardımdan kurulan mahkûmiyet hükmünün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin karar itiraz edilmeksizin kesinleşmiş olup inceleme, sanık ... hakkında kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçundan, sanık ... hakkında kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçuna azmettirmeden kurulan mahkûmiyet hükümleri ile sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıklara atılı suçun unsurlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Suç tarihinde sanık ...’ın Gerede ilçesinde tapu sicil müdür vekili, sanık ...’in veri hazırlama kontrol işletmeni, inceleme dışı sanık ...’ın ise aynı tapu müdürlüğünde daimi işçi olarak görev yaptıkları,
Sanık ...’in Gerede Tapu Sicil Müdürlüğünde görevli iken Mamak 2. Bölge Tapu Sicil Müdürlüğüne tayininin çıkması sebebiyle düzenlenen 30.04.2008 tarihli personel maaş nakil ilmühaberinde, 2007 yılına ait olup kullanmadığı izin süresinin 14 gün olmasına rağmen 30 gün olarak gösterildiği iddiasıyla sanık ... hakkında kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçundan, sanık ... hakkında ise bu suça azmettirmeden kamu davası açıldığı,
Sanık ...’in idari soruşturma sırasında, 2007 yılına ait kullandığı 13 gün izne ilişkin belgeleri sunup kullandığı diğer 3 günlük izne ilişkin belgeyi bulamadığına dair yazılı beyanda bulunduğu,
İnceleme dışı sanık ...’ın bilgisayarda hazırladığı suça konu personel maaş nakil ilmühaberini sanık ...’ın tahakkuk memuru, tanık Meryem’in mutemet, tanık Huri’nin ise personel birim yetkilisi olarak imzaladıkları,
Uyuşmazlık konusu olay ile ilgili olarak sanık ... hakkında verilen disiplin cezasının iptali istemiyle açılan idari davada Ankara 5. İdare Mahkemesince 30.06.2009 gün ve 177-901 sayı ile; sanık ...’in, şahsi dosyasındaki izin belgelerini yok ettiğini gösteren somut bilgi ve belge olmadığı gerekçesiyle disiplin cezasının iptaline karar verildiği,
Anlaşılmaktadır.
Tanık ... aşamalarda; hatırladığı kadarıyla sanık ...’in 2008 yılı içerisinde izin kullandığını, sanık ... ile inceleme dışı sanık ... arasında fazla mesai ücretlerinin hesaplanması hususunda tartışma çıktığını, tartışma esnasında sanık ..."in inceleme dışı sanık ..."a "ben o kadar yıllık izin kullanmadım, mesai ücretlerini ona göre hesapla, benim kullandığım izinleri ilmühaberde gösterme, aksi halde dosyadaki izin belgelerimi de yırtar atarım” dediğini, sanık ...’ın da inceleme dışı sanık ...’a “Selim bey nasıl söylüyorsa o şekilde yap” şeklinde talimat vermesi üzerine inceleme dışı sanık ...’ın ilmühaberi hazırladığını, müdür vekili olan sanık ... imzaladığı için kendisinin de söz konusu belgeyi imzaladığını, izin belgelerinin bulunduğu personel dosyalarının arşivde olduğunu, memurların rahatlıkla dosyalarına bakmak için arşive gittiklerini,
Tanık ... aşamalarda; konuya ilişkin görgüye dayalı bilgisinin olmadığını, suça konu belgenin kendisine hazırlanmış şekilde getirildiğini, içindeki bilgilerin doğru olduğunu düşünerek imzaladığını,
Tanık ... aşamalarda; suç tarihinde Gerede Tapu Müdürlüğünde arşiv memuru olarak görev yaptığını, personelin şahsi dosyalarının arşivde olduğunu, arşiv deposunun anahtarının kendisinde bulunduğunu, mesai bitiminde servise bıraktığını, sanık ...’in şahsi dosyasından evrak aldığını veya yırttığını görmediğini,
İnceleme dışı sanık ... savcılıkta; fazla mesai ücreti ve yıllık izinlerle ilgili belgeleri düzenlemekle görevli olduğunu, sanık ... ile arasında yıllık izinde olduğu dönemde fazla mesai ücreti yazmaması nedeniyle anlaşmazlık bulunduğunu, sanık ...’in, kullandığı yıllık izinlerin personel maaş nakil ilmühaberinde gösterilmemesini istediğini, kendisinin bunu kabul etmediğini, sanık ...’in ısrar etmesi üzerine yanına gittikleri sanık ...’ın “Selim bey nasıl diyorsa o şekilde yap” dediğini, bu talimat üzerine ilmühaberi düzenlediğini,
Mahkemede; sanık ...’in tayini çıktığında diğer sanık ...’ın nakil ilmühaberini hazırlamasını söylemesi üzerine sanık ...’in dosyasına göre belgeyi hazırladığını, çelişki üzerine sorulduğunda; savcılıkta verdiği ifadesinin daha doğru olduğunu, sanık ...’in izin kullandığını hatırladığını, bu nedenle sanık ... ile aralarında çıkan tartışma sonrasında yanına gittikleri sanık ..."ın "dosyayı Selim beyin istediği gibi yap" dediğini,
Beyan etmişlerdir.
Sanık ... aşamalarda; o dönemde bir haftalık izin kullandığını, döndüğünde sanık ...’in tayinine ilişkin evrakın masasına bırakıldığını fark ettiğini, söz konusu belgeyi kontrol etmeden imzaladığını, üzerine atılı suçu kabul etmediğini,
Sanık ... savcılıkta; hangi tarihlerde izin kullandığını hatırlamadığını, suça konu belgenin 30 gün izni olduğu şeklinde düzenlenmesi hususunda kimseye talimat vermediğini, başka izinlerinin de bulunduğunu, böyle bir şey yapmasına gerek olmadığını, kullandığı izinlere ilişkin belgeleri müfettişlere ibraz ettiğini, dosyasından izin belgelerini kendisinin almadığını, izinli olduğu dönemde fazla mesai ücreti almadığından bu durumun kolaylıkla ortaya çıkabileceğini bilerek böyle bir suç işlemesinin mantıksız olduğunu, üzerine atılı suçu kabul etmediğini,
Mahkemede; ilmühaberi düzenleyen memurlarca bir hata yapıldığını, görevlerini özenle yaptıklarını düşündüğünden evrakı kontrol etmediğini, kişisel dosyasından izin belgelerini kendisinin almadığını, izin kullandığı dönemde kendisine fazla mesai ücreti de ödenmediğini, aleyhine olan tanık ifadelerini kabul etmediğini,
Savunmuşlardır.
Resmi belgede sahtecilik suçu 5237 sayılı TCK’nun “Topluma Karşı Suçlar” kısmının "Kamu güvenine karşı suçlar" bölümündeki 204. maddesinde;
“(1) Bir resmî belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmî belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmî belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmi belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Resmi belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması halinde, verilecek ceza yarısı oranında artırılır” şeklinde düzenlenmiştir.
Suçun konusu resmi belge olup, resmi belge de bir kamu görevlisi tarafından görevi gereği düzenlenen belgeyi ifade etmektedir.
Maddenin birinci fıkrasında resmi belgede sahtecilik suçu seçimlik hareketli bir suç olarak tanımlanmıştır. Birinci seçimlik hareket, resmi belgeyi sahte olarak düzenlemektir. Bu seçimlik hareketle, resmi belge esasında mevcut olmadığı halde, mevcutmuş gibi sahte olarak üretilmektedir. İkinci seçimlik hareket gerçek bir resmi belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştirmektir. Bu seçimlik hareketle, esasında mevcut olan resmi belge üzerinde silmek veya ilaveler yapmak suretiyle değişiklik yapılmaktadır. Birinci ve ikinci seçimlik hareketle bağlantılı olarak belirtmek gerekir ki; sahteciliğin, belge üzerindeki bilgilerin bir kısmına veya tamamına ilişkin olmasının, suçun oluşması açısından bir önemi bulunmamaktadır. Üçüncü seçimlik hareket ise, sahte resmi belgeyi kullanmaktır. Kullanılan sahte belgenin kişinin kendisi veya başkası tarafından düzenlenmiş olmasının bir önemi yoktur. Kullanma mütemadi suç şeklinde de gerçekleşebilir.
Maddenin ikinci fıkrasında, resmi belgede sahtecilik suçunun kamu görevlisi tarafından işlenmesi özgü suç olarak düzenlenmiş ve daha ağır bir yaptırıma bağlanmıştır. Bu suçun oluşabilmesi için suçun kamu görevlisi tarafından işlenmesinin yanı sıra, suçun konusunu oluşturan belgenin kamu görevlisinin görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu bir belge olması gerekir. 5237 sayılı TCK"nun 40. maddesinin ikinci fıkrasında özgü suçlarda, ancak özel faillik niteliğini taşıyan kişilerin fail olabileceği, bu suçların işlenişine iştirak eden diğer kişilerin ise azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulacağı hüküm altına alındığından, memurun resmi belgede sahteciliği suçuna memur olmayan kişiler ancak TCK"nun 38. maddesinin birinci fıkrası kapsamında azmettiren veya aynı Kanunun 39. maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi uyarınca yardım eden sıfatıyla katılabilir.
Suçun manevi unsuru, kamu görevlisi olan failin, görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi bilerek ve isteyerek sahte olarak düzenlemesi, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştirmesi, gerçeğe aykırı olarak belge düzenlemesi veya sahte resmi belgeyi kullanmasıdır. Bu bağlamda, resmi belgede sahtecilik suçu genel kastla işlenen suçlardan olup suçun varlığı için özel kast aranmayacaktır.
Uyuşmazlık konusunun isabetli bir şekilde çözümlenebilmesi için azmettirme kavramı üzerinde de durulması gerekmektedir.
Azmettirme 5237 sayılı TCK"nun 38. maddesinde;
"(1) Başkasını suç işlemeye azmettiren kişi, işlenen suçun cezası ile cezalandırılır.
(2) Üstsoy ve altsoy ilişkisinden doğan nüfuz kullanılmak suretiyle suça azmettirme hâlinde, azmettirenin cezası üçte birden yarısına kadar artırılır. Çocukların suça azmettirilmesi hâlinde, bu fıkra hükmüne göre cezanın artırılabilmesi için üstsoy ve altsoy ilişkisinin varlığı aranmaz.
(3) Azmettirenin belli olmaması hâlinde, kim olduğunun ortaya çıkmasını sağlayan fail veya diğer suç ortağı hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine onbeş yıldan yirmi yıla kadar hapis cezasına hükmolunabilir. Diğer hâllerde verilecek cezada, üçte bir oranında indirim yapılabilir" şeklinde düzenlenmiştir.
Azmettirme, belli bir suçun işlenmesi hususunda henüz bir düşüncesi olmayan kişide, bir başkası tarafından suç işleme kararının oluşmasının sağlanmasıdır. Eğer kişi daha önceden suçu işlemeye karar vermiş ise, bu takdirde azmettirme değil, artık aynı kanunun 39/2. maddesi kapsamında manevi yardım söz konusu olacaktır. Azmettiren konumundaki kişinin kasten hareket etmesi gerekir. Bu kastın, failde belli bir suçu işleme konusunda karar oluşturmayı, suçun bu kişi tarafından işlenmesi hususunu ve azmettirilen suçun kanuni tanımındaki unsurlarını kapsaması gereklidir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Gerede Tapu Sicil Müdürlüğünde veri hazırlama kontrol işletmeni olarak görev yapan sanık ..."in Mamak 2. Bölge Tapu Sicil Müdürlüğüne tayininin çıktığı, aynı kurumda çalışan inceleme dışı sanık ..."ın adı geçen sanık hakkında personel maaş nakil ilmühaberini düzenlediği sırada sanık ..."in, 2007 yılına ilişkin yıllık izninden kullandığı 16 günlük sürenin ilmühaberde gösterilmemesini istediği, bunun üzerine aralarında tartışma çıktığı ve tarafların olayı tapu sicil müdür vekili olan sanık ..."a intikal ettirdiği, adı geçen sanığın inceleme dışı sanık ..."a personel maaş nakil ilmühaberini sanık ..."in istediği şekilde düzenlemesi için talimat verdiği, bu talimat üzerine inceleme dışı sanık ..."ın da ilmühaberi sanık ..."in 2007 yılından 30 günlük izni olduğu şeklinde düzenlediği olayda; sanık ..."in 2007 yılında izin kullanıp kullanmadığının kolay bir incelemeyle ortaya çıkabilecek olması, sanık ..."ın personel maaş nakil ilmühaberinin gerçeğe aykırı şekilde düzenlenmesinde menfaatinin bulunmaması ve bu durumun kendisi için doğuracağı ağır sonuçlar göz önüne alındığında, sanık ..."ın, sanık ... ile inceleme dışı sanık ... arasındaki tartışmayı sonlandırmak amacıyla, olaya vakıf olmaksızın personel maaş nakil ilmühaberinin sanık ..."in istediği şekilde düzenlenmesi talimatı vermesinde suç işleme kastının bulunmadığı kabul edilmelidir.
Bu kabul doğrultusunda, sanık ..."ın, taraflar arasındaki tartışmaya son vermek amacıyla anlık bir talimat vermesi göz önüne alındığında, sanık ..."in, sanık ..."da suç işleme kararı oluşturduğundan söz edilemeyecek, bu bağlamda suça azmettiren sıfatıyla sorumlu tutulamayacaktır.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Başkanı; "Suç tarihinde sanık ...’ın Gerede ilçesinde tapu sicil müdür vekili, sanık ...’in veri hazırlama kontrol işletmeni, inceleme dışı sanık ...’ın ise aynı tapu sicil müdürlüğünde daimi işçi olarak görev yaptıkları,
Sanık ...’in tayini sebebiyle oluşturulan 30.04.2008 tarihli personel nakil ilmühaberinde, 2007 yılında kullanmadığı iznin 14 gün olmasına rağmen 30 gün olarak gösterildiği iddiasıyla sanıklar hakkında kamu davası açıldığı,
Sanık ...’in idari soruşturma sırasında, 2007 yılına ait kullandığı 13 gün izne ilişkin belgeleri sunup kullandığı diğer 3 günlük izne ilişkin belgeyi bulamadığına dair yazılı beyanda bulunduğu,
İnceleme dışı sanık ...’ın bilgisayarda hazırladığı suça konu personel maaş nakil ilmühaberini sanık ...’ın tahakkuk memuru, tanık Meryem’in mutemet, tanık Huri’nin ise personel birim yetkilisi olarak imzaladıkları,
Tanık ..."ın aşamalarda; hatırladığı kadarıyla sanık ...’in 2008 yılı içerisinde izin kullandığını, sanık ... ile inceleme dışı sanık ... arasında fazla mesai ücretlerinin hesaplanması hususunda tartışma çıktığını, tartışma esnasında sanık ..."in inceleme dışı sanık ..."a "ben o kadar yıllık izin kullanmadım, mesai ücretlerini ona göre hesapla, benim kullandığım izinleri ilmühaberde gösterme, aksi halde dosyadaki izin belgelerimi de yırtar atarım" dediğini, sanık ...’ın da inceleme dışı sanık ...’a "Selim bey nasıl söylüyorsa o şekilde yap" şeklinde talimat vermesi üzerine inceleme dışı sanık ...’ın ilmühaberi hazırladığını, müdür vekili olan sanık ... imzaladığı için kendisinin de söz konusu belgeyi imzaladığını, izin belgelerinin bulunduğu personel dosyalarının arşivde olduğunu, memurların rahatlıkla dosyalarına bakmak için arşive gittiklerini beyan ettiği,
İnceleme dışı sanık ..."nın savcılıkta; fazla mesai ücreti ve yıllık izinlerle ilgili belgeleri düzenlemekle görevli olduğunu, sanık ... ile arasında yıllık izinde olduğu dönemde fazla mesai ücreti yazmaması nedeniyle anlaşmazlık bulunduğunu, sanık ...’in, kullandığı yıllık izinlerin personel maaş nakil ilmühaberinde gösterilmemesini istediğini, kendisinin bunu kabul etmediğini, sanık ...’in ısrar etmesi üzerine yanına gittikleri sanık ...’ın "Selim bey nasıl diyorsa o şekilde yap" dediğini, bu talimat üzerine ilmühaberi düzenlediğini söylediği,
Mahkemede; sanık ...’in tayini çıktığında diğer sanık ...’ın nakil ilmühaberini hazırlamasını söylemesi üzerine sanık ...’in dosyasına göre belgeyi hazırladığını, çelişki üzerine sorulduğunda; savcılıkta verdiği ifadesinin daha doğru olduğunu, sanık ...’in izin kullandığını hatırladığını, bu nedenle sanık ... ile aralarında çıkan tartışma sonrasında yanına gittikleri sanık ..."ın "dosyayı Selim beyin istediği gibi yap" dediğini anlattığı,
Anlaşılmaktadır.
Sanık ... aşamalarda; o dönemde bir haftalık izin kullandığını, döndüğünde sanık ...’in tayinine ilişkin evrakın masasına bırakıldığını fark ettiğini, söz konusu belgeyi kontrol etmeden imzaladığını, üzerine atılı suçu kabul etmediğini,
Sanık ... savcılıkta; hangi tarihlerde izin kullandığını hatırlamadığını, suça konu belgenin 30 gün izni olduğu şeklinde düzenlenmesi hususunda kimseye talimat vermediğini, başka izinlerinin de bulunduğunu, böyle bir şey yapmasına gerek olmadığını, kullandığı izinlere ilişkin belgeleri müfettişlere ibraz ettiğini, dosyasından izin belgelerini kendisinin almadığını, izinli olduğu dönemde fazla mesai ücreti almadığından bu durumun kolaylıkla ortaya çıkabileceğini bilerek böyle bir suç işlemesinin mantıksız olduğunu, üzerine atılı suçu kabul etmediğini,
Mahkemede; ilmühaberi düzenleyen memurlarca bir hata yapıldığını, görevlerini özenle yaptıklarını düşündüğünden evrakı kontrol etmediğini, kişisel dosyasından izin belgelerini kendisinin almadığını, izin kullandığı dönemde kendisine fazla mesai ücreti de ödenmediğini, aleyhine olan tanık ifadelerini kabul etmediğini,
Savunmuşlardır.
Yukarıda belirtilen bilgi ve belgelerden anlaşılacağı üzere; sanık ...’in suç tarihinde Gerede Tapu Müdürlüğünden, Mamak Tapu Müdürlüğüne atanması nedeniyle düzenlenen personel maaş nakil ilmühaberinde, sanığın 2007 yılına ait kullanmadığı izinlerin 14 gün olması gerekirken 30 gün olarak gösterilmiş, söz konusu belgeyi inceleme dışı sanık ... hazırlamış, sanık ... ile tanıklar Huri ve Meryem de imzalamışlardır.
Sanıklar ... ve Selim’in atılı suçlamaları kabul etmedikleri, suça konu belgede kullanılan izinlerin neden gösterilmediğini bilmedikleri, dikkat etmedikleri yönündeki beyanlarına itibar edilmemesi gerekir. Şöyle ki; tanık Meryem ve inceleme dışı sanık ... değişmeyen beyanlarında; sanık ... ile inceleme dışı sanık ... arasındaki tartışmayı aynı şekilde anlatmışlar, sanık ...’in, kullandığı izinlerin personel maaş nakil ilmühaberinde gösterilmemesini istediğini, şahsi dosyasındaki izin belgelerini yırtıp atacağını söylediğini, inceleme dışı sanık ...’ın kabul etmemesi üzerine sanık ...’ın, sanık ..."in istediği gibi belgeyi düzenlemesi talimatını verdiğini ifade etmişlerdir. Sanık ...’in şahsi dosyasında izin belgelerinin bulunmaması da tanık beyanlarını doğrulamaktadır.
Bu bilgiler ışığında sanık ..."in azmettirmesi üzerine sanık ..."ın suç kastıyla hareket ederek, personel maaş nakil ilmühaberinde sanık ...’in kullanmadığı 2007 yılına ait iznin 14 gün olmasına rağmen 30 gün gösterilmesini sağladığı anlaşıldığından, sanıkların atılı suçtan mahkûmiyetlerinin gerektiği" görüşüyle,
On Ceza Genel Kurulu Üyesi de benzer düşüncelerle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 22.06.2015 gün ve 193-27297 sayılı düzeltilerek onama kararının KALDIRILMASINA,
3- Bolu Ağır Ceza Mahkemesinin 01.07.2010 gün ve 216-135 sayılı sanık ... hakkında kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçundan, sanık ... hakkında ise bu suça azmettirmeden kurulan mahkûmiyet hükümlerinin; sanık ..."ın yüklenen suç bakımından kastının bulunmadığı, sanık ..."in ise sanık ..."da suç işleme kararı oluşturduğundan söz edilemeyeceği, bu bağlamda suça azmettiren sıfatıyla sorumlu tutulamayacağı gözetilmeden beraatleri yerine mahkûmiyetlerine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
4- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 07.03.2017 günü yapılan ilk müzakerede yasal çoğunluk sağlanamadığından, 21.03.2017 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.
Bu alandan sadece bu kararla ilintili POST üretebilirsiniz. Bu karardan bağımsız tamamen kendinize özel POST üretmek için TIKLAYINIZ
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.