
Esas No: 2014/3440
Karar No: 2014/7499
Karar Tarihi: 24.11.2014
Yargıtay 23. Hukuk Dairesi 2014/3440 Esas 2014/7499 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Gaziantep(Kapatılan) 3. Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ : 20/12/2013
NUMARASI : 2013/186-2013/61
Taraflar arasındaki tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın usulden reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacılar vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
-K A R A R-
Davacılar vekili, müvekkillerinin davalı kooperatifin ortakları olduğunu, İ.Y. 150 m², B.. Y.."un 300 m² alanlı işyerini tercih ettiğini, arsa bedeli olarak, müvekkili İ.. Y.."un 10.000,00 TL, müvekkili B.. Y.."un ise 5.000,00 TL bedeli Toplu Konut İdaresi hesabına yatırdığını, kooperatifin kötü yönetilmesine itiraz eden müvekkillerine karşı ortaklıktan çıkartılması silahının uygulanmak istendiğini ileri sürerek, bilirkişiler vasıtasıyla kooperatif defter ve her türlü kayıt ve belgeleri ile yapılmış ve yapılmakta olan inşaatlar incelenmek suretiyle rapor alınmasını, tespit tarihi itibariyle müvekkillerinin var ise borçlarının çıkartılmasını, kooperatife giriş tarihinden tespit tarihine kadar ödedikleri aidat miktarının yıllara ve aylara göre dökümünü, Bayındırlık Bakanlığı birim fiyatlarının dikkate alınarak 150 m² ve 300 m² alanlı olan işyerlerinin, anasözleşmenin 61. maddesine göre maliyet bedellerinin, borçlu olup olmadıklarının ve borçlu oldukları taktirde miktarlarının tespitini talep ve dava etmiştir.
Mahkemece, iddia ve dosya kapsamına göre; davacılar vekilinin isteminin, HMK"nın 106. maddesindeki tespit davası tanımına aykırı düştüğü, anılan maddenin 3. fıkrasında maddi vakiaların tek başlarına tespit davasının konusunu oluşturamayacağının düzenlendiği, hukuki yararın varlığı halinde bir hukuki ilişkinin tespitinin talep edilebileceği, ancak, somut davada, maddi vakiaların tespitinin talep edildiği, mezkur Kanun"un 114. maddesinde tespit davasının şartlarının dava şartı olarak kabul edildiği, anılan Yasa"nın 115/2 maddesi uyarınca dava şartlarının yargılamanın her safasında re"sen mahkeme tarafından dikkate alınmasının gerektiği belirtilerek, davanın HMK"nın 115/2. maddesi uyarınca dava şartı yokluğu sebebiyle usulen reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacılar vekili temyiz etmiştir.
Dava, işyerlerinin maliyet bedelleri ile davacıların davalı kooperatife borçlu olup, olmadıklarının tespiti istemine ilişkindir.
Dava tarihinde yürürlükte olan HMK"nın 106.maddesinde düzenlenen tespit davaları, bir hukuki ilişkinin var olup olmadığının tespitine ilişkin davalardır ve eda davasının öncüsü durumundadır. Henüz koşulları tamam olmadığı için açılamayan eda davası için ilerdeki hukuki ilişkinin açıklığa kavuşturulması bakımından, kesin delil olarak kullanılmak üzere tespit davası güncel bir yarar var ise açılabilir. Tespit davasının konusu maddi vakıalar değil, yalnız hukuki ilişkiler olabilir ve hukuki ilişkinin var olup olmadığının hemen tespitinde davacının güncel bir yararı bulunmalıdır. Hukuki yararın varlığı, dava
koşulu niteliğinde olup; mahkemece, kendiliğinden gözönünde tutulur. Dava, hakkın ihlali nedeniyle mahkemeden hukuki korunma istemidir. Dava hakkı da, hukuki yarar ile sınırlıdır. Davacı, ihlal edildiğini ileri sürdüğü hakkını elde edebilmek için mahkeme kararına muhtaç bulunmalıdır. Bu bağlamda, hukuki korunmada (davada), zorunluluk olmalıdır. Tespit davası ile istenen hukuki korunma, eda davası ile tamamen elde edilebilecekse o zaman davacının ayrı bir tespit davası açmasında hukuki yararı yoktur. Îdeal veya geleceğe dönük bir yarar yeterli değildir. Kural olarak, eda davalarında hukuki yararın varlığı asıldır ve ayrıca bu yönde bir ispat yükümlülüğü yoktur. Eda davası ile aynı zamanda davanın dayandığı hakkın veya hukuki ilişkinin var olduğunun tespiti de hüküm altına alınır ve buna bağlı olarak eda emrini kapsar. O halde eda davası açmak mümkün ise tespit davası açılamaz. Tespit davalarında ise; hukuki ilişkinin varlığının, hemen tespit edilmesinde davacının korunmaya değer bir hukuki yararının bulunması gerekir. Bu da, üç şartın birlikte varlığına bağlıdır.
a)Davacının bir hakkı veya hukuki durumu, güncel (halihazır) bir tehlike ile tehdit edilmiş olmalı;
b)Bu tehdit nedeniyle, davacının hukuki durumu tereddüt içinde olmalı ve bu husus davacıya zarar verebilecek nitelikte bulunmalı;
c)Yalnız kesin hüküm etkisine sahip olup, cebri icraya yetki vermeyen (icraya konulamayan) tespit hükmü, bu tehlikeyi ortadan kaldırmaya elverişli olmalıdır.
Daire tahsisi ya da mülkiyet tespiti ya da dairenin tapusunun iptal ve tescili ya da konut karşılığı tazminat davası gibi üyelik sıfatının devamına bağlı bir eda davası açması mümkün olan ya da istifanın kooperatife bildirilmesine ya da ihracının kesinleşmesine rağmen, istifa ya da ihracın kesinleşmesi öncesinde doğan borçların tahsili için başlatılan takip üzerine üyenin menfi tespit davası açması mümkün olan hallerde, bu hakların tespitine yönelik taleplerin, üyenin korunmaya değer güncel hukuki yararının bulunmadığı gerekçesiyle reddine karar verilmesi gerekir.
Somut olayda, davacı tarafça somutlaştırma yükü tam olarak yerine getirilmediği gibi, mahkemece, dava aydınlatılmadan karar verilmiştir.
HMK"nın 194. maddesinde de somutlaştırma yüküne yer verilmiştir. Bir davada, ispat faaliyetinin tam olarak yürütülebilmesi, mahkemenin uyuşmazlığı doğru tespit ederek yargılama yapabilmesi, karşı tarafın ileri sürülen vakıalara karşı kendini savunabilmesi için, iddia edilen vakıaların açık ve somut olarak ortaya konulması gerekir. Somut bir şekilde ortaya koymadan genel sayılabilecek ifadelerle iddia veya savunma amacıyla vakıaların ileri sürülmesi durumunda, yargılamanın sağlıklı bir şekilde yürütülmesi mümkün olmayacağı gibi, vakıaların anlaşılması için ayrıca bir araştırma yapılması ve zaman kaybedilmesi söz konusu olacaktır. Taraflar, haklarını dayandırdıkları hukuk kuralının aradığı koşul vakıalara uygun, somut vakıaları açıkça ortaya koymalıdırlar. Bu vakıaların somut olarak ileri sürülmesi, ilgili taraf için bir yüktür; bu yükü yerine getirmeyen taraf hukuki sonuçlarına katlanmak zorunda kalacaktır.
HMK"nın "Hâkimin Davayı Aydınlatma Ödevi" başlıklı 31/1. maddesi "Hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir; soru sorabilir; delil gösterilmesini isteyebilir." şeklinde düzenlenmiş ve bunun hakimin görevi olduğu açıkça vurgulanmıştır. Maddede, hakimin maddi anlamda davayı sevk yetkisi
düzenlenmektedir. Bu yetkisiyle hakim, olayın ve hukuki uyuşmazlığın olgusal ve hukuki boyutlarını gerekli olduğu ölçüde taraflara birlikte ele alabilecek, tarafların zamanında uyuşmazlığın çözümü için önemli vakıaların tamamı hakkında açıklama yapmalarını, özellikle ileri sürülen vakıalardaki eksiklikleri tamamlamalarını, delilleri ikame etmelerini ve gerekli talepleri ileri sürmelerini sağlayabilecektir.
Mahkemece öncelikle, taraf vekillerinden, davacı taraftan kooperatifçe keşide edilmiş bir ihtarname veya başka bir yolla ödeme yapılmasının istenip istenmediği sorulup, bu şekilde, aidat ya da maliyet bedelleri ile ilgili ödeme istemini içerir ihtar ya da talep bulunmaması ya da muaraza çıkarılmaması halinde, ihtarname ya da talep bulunmayan ya da muaraza çıkarılmayan istek kalemi yönünden şimdiki gibi hukuki yarar bulunmadığından dava şartı noksanlığı sebebiyle davanın usulden reddine karar verilmelidir.
Davacılar vekilince dava dilekçesinde davalı kooperatifçe ihraç prosedürünün uygulanmak istendiği ileri sürüldüğü gibi, temyiz dilekçesinde, davalı kooperatifçe ihraç kararı verildiği belirtilmiş olup, yukarıda açıklandığı şekilde aidat ya da maliyet bedelleri ile ilgili ödeme istemini içerir ihtarname bulunması ya da muaraza çıkarılması halinde ise;
Karar ve ilam harcı, maktu ve nispi olmak üzere iki çeşittir. (492 Sayılı Kanun m.15,21). Bu anlamda davanın maktu veya nispi harca tabi olup olmaması, kural olarak dava konusunun para ile değerlendirilebilir olup olmamasına göre değişmektedir. Nispi harç, konusu belli bir değerle (para veya para ile değerlendirilebilen bir şey) ilgili davalarda, hüküm altına alınan değer üzerinden tarifedeki belli nisbete göre alınan harçtır ( 1 Sayılı Tarife, madde III/1-a). Maktu harç ise, konusu belli bir değerle tespit edilemeyen davalarda ve davanın reddine ilişkin kararlardan alınan harçtır ( 1 Sayılı Tarife, madde III/2-a). Tespit davaları bir hukuki ilişkinin var olup olmadığının saptanmasına ilişkin davalardır. Bu tespit işlemi eda davalarında da vardır. Bundan başka eda davalarının ikinci bir eda bölümü vardır ki, bu bölüm tespit davalarında yoktur. Bu nedenle eda davası, aynı konudaki tespit davasını (talebini) de içeren daha geniş kapsamlı bir davadır (B.Kuru Hukuk Muhakemeleri Usulü, 2001-6. Baskı, 2.Cilt, Sayfa 1412-1417). Bundan dolayı “...Tespit davası eda davasının öncüsü durumundadır...” (07.07.1965 gün 1965/5 Esas, 1965/5 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı). Öncüsü olduğu eda davası gibi konusu malvarlığı (mamelek) hakkıdır ve belli bir değer (para veya para ile değerlendirilebilen bir şey) ile ilgili bir dava niteliğini taşıdığından 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 16.maddesi uyarınca “Değer ölçüsüne göre harca tabi” işlemlerden olup, (1) sayılı tarife uyarınca nispi harç alınması gerekmektedir. Bu ilkeler YHGK"nın 21.01.2009 tarih ve 21-805 E, 12 K; Dairemizin 19.06.2013 tarih ve 3721 E, 4196 K sayılı ilamlarında da vurgulanmış ve açıklanmıştır. Harçlar Kanunu"nun 32. maddesi uyarınca harçlar ödenmedikçe müteakip işlemler yapılamaz.
Somut olayda, aidat ya da maliyet bedellerinin talep edildiği ihtarnamelere dayalı olarak borçlu bulunmadığının tespitinin istendiğinin anlaşılması durumunda dava nispi harca tabi olup, mahkemece davacıdan hangi tarihli ihtarname ya da ne miktar üzerinden borçlu olmadığının tespitini istedikleri sorulup, buna göre dava konusu yaptığı değer belirlenerek, Harçlar Kanunu"nun 30. maddesi uyarınca buna ilişkin harcın tamamlanması için davacılara süre verilmesi ve sonucuna göre işlem yapılması gerekirken, maktu harçla yargılamaya devam edilerek hüküm kurulması doğru olmamıştır.
Harcın tamamlanması halinde; davacılarca, davalı kooperatifçe ihraç kararı verildiği belirtilmiştir. İhraç edilen ortağın, çıkarma kararının iptalini sağlamak amacıyla dava açmasına ya da açtığı davanın sonucuna bağlı olmaksızın menfi tespit davasını açmakta
hukuki yararı bulunduğunun kabulü gerekir. Zira, ihraç kararının iptali davalarında, gerçek borç araştırması aşamasına gelinmesinden önce de ihtarnamelerin şekli unsurlarındaki bir eksikliğin tespiti halinde salt bu nedenle davanın kabulü gerektiğinden her ihraç iptali davasında gerçek borcun mutlaka araştırılması gerekmemektedir. 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu"nun 27. ve davalı kooperatif anasözleşmesinin 14. maddelerinde parasal yükümlülüklerini yerine getirmeyen kooperatif üyelerinin ihracı prosedürü düzenlenmiş olup, bu tür davalarda, mahkemece öncelikle, aidat borcunun ödenmesi için üyeye iki ihtarın gönderilip gönderilmediği ve bu ihtarların usulüne uygun olarak tebliğ edilip edilmediği, borcun ödenmesi için birinci ihtarda 10 gün, ikinci ihtarda 1 aylık sürenin verilip verilmediği, bu süre içerisinde ödememe halinde müeyyidenin ne olduğunun ve ödenmesi istenen borcun miktarının ve neye ilişkin olduğunun açık ve anlaşılır olarak belirtilip belirtilmediği tespit edilmekte, tüm bu aşamalarda bir eksiklik bulunmaması halinde ihtarlarda istenen borcun gerçek borç olup olmadığı belirlenmektedir.
Öte yandan, davacılarca, ihraca esas ihtarnamelerden ilki ya da ikisi tebliğ edildikten sonra menfi tespit davası açılmış ise, kooperatifçe bu davanın sonucu beklenmeden, ortak hakkında ikinci ihtarın keşide edilmemesi ya da ihraç kararı alınmaması gerekir. Eğer, menfi tespit davasının varlığına rağmen ikinci ihtar tebliğ edilmiş ve ihtarnamelerde yazılı borcu ödemediğinden bahisle üye hakkında ihraç kararı alınmışsa, alınan ihraç kararı geçersiz bulunmaktadır. Ancak, menfi tespit davasının ihraç kararının alınmasından sonra açılması halinde dahi, bu durumda da, davacılara gönderilen ihtarnamelerde yazılı borcun doğru olup olmadığı hususu, menfi tespit davasının sonucunda verilecek karar ile belirleneceğinden, mahkemece anılan dava dosyasının ihraç kararının iptali davası için bekletici sorun kabul edilmesi, anılan davada verilen karar kesinleştikten sonra ihraç kararının iptali davasının karara bağlanması gerekmektedir. Zira, ortağa bildirilen borç miktarı, gerçek borç miktarını yansıtmalıdır. Aksi halde, ortak, 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun 16. ve 27. madde hükümlerine uygun şekilde temerrüde düşürülmüş olmaz. Gerçek borcun tespiti için açılmış bir dava varken, bu sonuçlanmadan, ihtarname ile bildirilen borç miktarının gerçek borç miktarı olup olmadığı henüz ortaya çıkmamış olacağından, bu ihtarnamelerin dayanak yapılması suretiyle ihraç kararı verilemeyeceğinin kabulü gerekir.
Diğer yandan, bir kooperatif ortağı, istifasının noter ihtarı ile kooperatife ulaştığı ya da ihracın kesinleştiği tarihe kadar aidat borçlarından 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu"nun 16/son maddesi uyarınca sorumlu olup, üyelerin ödemeleri arasındaki eşitliğin istifanın ulaştığı ya da ihracın kesinleştiği tarih itibariyle bu şekilde sağlanması gerekir. Kural olarak, ortak, üyesi olduğu davacı kooperatifin belirlediği inşaat finansmanı ve genel giderlere ilişkin aidat borçlarının, sonradan istifa etmiş ya da ihraç edilmiş olsa dahi istifanın ulaştığı ya da ihracın kesinleştiği tarihe kadar doğan kısmından sorumludur. Salt istifanın ulaşmasından ya da ihracın kesinleşmesinden önce ya da sonra kooperatifin aidat borcu nedeniyle ihtarname göndermesi ya da takip başlatması olgusu, istifanın ulaşmasından ya da ihracın kesinleşmesinden önce doğan bu sorumluluğu kaldırmaz. Nitekim, anılan Kanun"un 27/son cümlesinde, ortaklığın düşmesinin ortağın anasözleşme veya diğer suretlerle doğmuş borçlarının yok olmasını gerektirmeyeceği düzenlemesine yer verilmiştir. İstifanın ulaştığı ya da ihracın kesinleştiği tarihten sonra doğan aidat borçlarından ortak sorumlu değil ise de, istifanın ulaşmasından ya da ihracın kesinleşmesinden sonra daireyi kooperatife geri vermeyip, kullanmaya devam etmiş ve genel hizmetlerden yararlanmakta ise, bu yararlanmanın karşılığı olan genel giderlerden de talep halinde sorumlu olacaktır. Bu
durumda, takibe konu alacaklar istifanın ulaşması ya da ihracın kesinleşmesi tarihinden önce doğmuş ise, inşaat finansman ve ayrıca genel giderlerden genel kurulda kararlaştırılan temerrüt faizi ile birlikte üye sıfatıyla sorumlu olduğu benimsenmeli, üyenin istifasından ya da ihracın kesinleşmesinden sonraki döneme ait olması durumunda ise, takipte istenen "aidat alacağı" kapsamında hangi kalemlerin yer aldığı tesbit edilerek kooperatif hizmetlerinden yararlanma söz konusu ise bu yararlanmanın karşılığı olan genel giderlerden yasal oranda temerrüt faiziyle birlikte olmak üzere BK"nın vekaletsiz işgörme hükümlerine göre talepte bulunulabileceği ilke olarak kabul edilmelidir. Her üye, üye olurken, üyeliğinin istifanın ulaştığı ya da ihracın kesinleştiği tarihe kadar devam edeceğini bilmekte olup, aidat ödemelerini ihracın kesinleşmesine ya da noterden gönderdiği istifanın tebliğine kadar yapması ve kooperatifin hesabına aktarması tüm ortakların yararına olup, eşitlik ilkesinin de bir gereğidir. Kooperatifin, üyenin ihracının kesinleşmesinden önce doğmuş aidat borçları için takip başlatmasında ve itirazın iptali davası açmasında hukuki yararı bulunduğu gibi, borcun ödenmesi için ihtar göndermesinde de hukuki yararı mevcuttur. Zira zamanında ödense idi kooperatifin kasasına girecek olan aidatın, çıkma payının 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu"nun 17/1. ve anasözleşmenin 15/1. maddesi uyarınca ihracın kesinleştiği yılın bilançosunun genel kurulda onaylanması suretiyle kesinleşmesini izleyen bir ayın sonunda muaccel olduğu tarihe kadar, kasada beklemesinde ve nemalanmasında tüm ortakların yararı bulunduğu kuşkusuzdur. Ortak ile kooperatif arasında istifanın ulaştığı ya da ihracın kesinleştiği tarih itibariyle hesaplaşma yapılması gerektiği gibi, çıkma payının ödenmesi sırasında hesaplaşma tekrar gerçekleşecek olup, esasen ortağın çıkma payını talep edip etmeyeceğinin, bu talebin zamanaşımına uğrayıp uğramayacağının henüz belli olmadığı bir aşamada başlatılan takipte hukuki yarar vardır ve aidat borcunun çıkma payı olarak tekrar ortağa iade edileceğinden bahisle takipte hukuki yarar bulunmadığı sonucuna varılamaz. Aynı Kanun"un 17/son maddesi varılan bu sonucu bertaraf eden bir düzenleme değildir. Üyenin de üyelik devam ederken takip ya da ihtar üzerine ya da istifanın ulaşması ya da ihracın kesinleşmesi sonrasında olsa da kooperatifin başlattığı takibi üzerine menfi tespit davası açmakta hukuki yararı vardır.
Bu bilgiler ışığında, mahkemece, öncelikle yukarıda yazılı olduğu gibi, davacı tarafa kooperatifçe keşide edilmiş bir ihtarname veya başka bir yol ile ödeme yapılmasının istenip istenmediği sorularak, bu şekilde bir ödeme yapılması istemiyle çıkarılan bir uyuşmazlık bulunmaması halinde şimdiki gibi, hukuki yarar olmadığından dava şartı noksanlığı nedeniyle davanın usulden reddine; davacılar, davalı kooperatifin alacağını isteme tehditi altında ise, yani ödeme talebiyle gönderilen bir ihtarname veya diğer bir belge var ise, bu belgelerin temini sağlandıktan sonra, yine yukarıda açıklandığı şekilde, harcın tamamlanması için işlem yapılması, harcın tamamlanması halinde de hukuki yararın bulunduğu kabul edilip, işin esasının incelenmesi gerekirken, davacılar vekilinin iddia ve delilleri usulünce değerlendirilip, yeterince tartışılmaksızın yanılgılı gerekçeyle hüküm tesisi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, davacılar yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 24.11.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Bu alandan sadece bu kararla ilintili POST üretebilirsiniz. Bu karardan bağımsız tamamen kendinize özel POST üretmek için TIKLAYINIZ
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.