Abaküs Yazılım
Ceza Genel Kurulu
Esas No: 2014/447
Karar No: 2017/65

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2014/447 Esas 2017/65 Karar Sayılı İlamı

Ceza Genel Kurulu         2014/447 E.  ,  2017/65 K.

    "İçtihat Metni"

    Kararı Veren
    Yargıtay Dairesi : 15. Ceza Dairesi
    Mahkemesi :Asliye Ceza
    Günü : 28.09.2010
    Sayısı : 1214 - 652

    Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan sanık ... Özel"in beraatine ilişkin, Mersin 4. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 28.09.2010 gün ve 1214-652 sayılı hükmün, katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 15. Ceza Dairesince 16.04.2014 gün ve 1353-7254 sayı ile;
    "Güveni kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için; failin bir malın zilyedi olması, malın iade edilmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere faile rızayla tevdi ve teslim edilmesi, failin kendisine verilen malı, veriliş gayesinin dışında, zilyedi olduğu malda malikmiş gibi satması, rehnetmesi, tüketmesi, değiştirmesi veya bozması ve benzeri şekillerde tasarrufta bulunması ya da devir olgusunu inkar etmesi şeklinde, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
    Katılanın diş hekimi olarak çalıştığı muayenehanesinde sekreter olarak çalışan sanığın, muayenehanedeki sabit telefon hattından çok sayıda izinsiz görüşmeler yaparak hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu işlediğinin iddia edildiği olayda;
    Katılanın işyerinde sekreter olarak çalışan sanığın, yine katılanın bilgisi ve rızası dışında mutat görüşme ölçüsünü de aşarak keyfi telefon görüşmeleri yaptığı ve bu görüşme bedellerinin de katılanın işyerine fatura edildiği dikkate alınarak sanığın 5237 sayılı TCK"nın 155/2. maddesi gereğince cezalandırılması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde beraat kararı verilmesi" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 11.05.2014 gün ve 16319 sayı ile;
    “Katılanın diş hekimi olarak çalıştığı muayenehanesinde sekreter olarak çalışan sanığın, muayenehanedeki sabit telefon hattından çok sayıda izinsiz görüşmeler yaparak hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu işlediğinin iddia edildiği olayda, sanığın 4 yıldan uzun süre katılanın muayenehanesinde çalıştığı, bu süre zarfında gerek katılanın bilgisi dahilinde ve gerekse bilgisi ve izni olmadan çok sayıda telefon görüşmesi yaptığı, şikâyet dilekçesinin verildiği 03/03/3009 tarihine kadar bu hususun şikâyet konusu yapılmadığı, katılanın telefon bedellerini ödediği, iş aktinden kaynaklanan sorunlar nedeniyle bu dilekçenin verildiği, bu tarihten sonra herhangi bir telefon görüşmesinin yapılmadığı, sanığın suç işleme kastının bulunmadığı, taraflar arasındaki ihtilafın hukuki uyuşmazlık niteliğinde bulunduğu, bu nedenle sanık hakkındaki beraat kararının onanması gerektiği” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
    5271 sayılı CMK"nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 15. Ceza Dairesince 18.06.2014 gün ve 11429-12229 sayı ile, itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
    TÜRK MİLLETİ ADINA
    CEZA GENEL KURULU KARARI
    Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.
    İncelenen dosya içeriğinden;
    Diş hekimi olan katılanın muayenehanesinde 26.06.2004-06.12.2008 tarihleri arasında sekreter olarak çalışan sanığın, kendisine hizmette kullanmak için teslim edilen telefonlardan, hizmetle ilgisi bulunmayan konuşmalar yaptığı,
    İş yerinde kullanılan telefonların, şikâyet tarihi olan 03.03.2009 tarihinden önceki bir yıllık fatura bedellerini gösteren borç döküm listeleri incelendiğinde; belirtilen zaman aralığı içerisinde 40 Lira ile 197 Lira arasında değişen telefon görüşmelerinin yapıldığı,
    Anlaşılmaktadır.
    Katılan savcılıkta; sanığın, muayenehanesinde sekreteri olarak dört yıl çalıştığını, izni ve rızası olmadan iş yerinde bulunan telefondan yakınlarını ve arkadaşlarını aradığını tespit ettiğini, işe aldığı sanığa, telefonda görüşme yapıp yapamayacağı hususunda bir talimat vermediği gibi yasaklamada da bulunmadığını, ancak uzun süreli özel görüşmeler yaptığı için zarara uğradığını,
    Mahkemede ise; sanığa iş yeri telefonundan özel görüşme yapmak için izin ya da muvafakat vermediğini, telefonla çok sayıda görüşmeler yaptığını öğrendiği günden itibaren bir ay içerisinde şikâyette bulunduğunu,
    Tanık Birsen Özel; sanığın yengesi olduğunu, sanığın çalıştığı muayenehaneye ara sıra uğradığını, orada bulunduğu sırada sanığın tanıdıkları ile görüşme yaptığını, bunu katılanın da gördüğünü ancak bir şey söylemediğini,
    Tanık Nuray Aysal; sanığın arkadaşı olduğunu, sanığın çalıştığı muayenehaneye ara sıra uğradığını, sanığın il dışında bulunan tanıdıkları ile görüşmeler yaptığını katılanın da bildiğini ancak bu duruma ses çıkarmadığını,
    Tanık ...; katılanın iş yerinde üç yıl çalıştığını, çalıştığı süre içerisinde sanığın iş yeri telefonundan şahsi görüşmeler yaptığına şahit olmadığını ancak katılanın, kendisinin ve sanığın bulunduğu bir ortamda, kendilerinden önce çalışan elemanların iş yeri telefonundan özel görüşmeler yaptığını, bu nedenle maaşlarını kesmek zorunda kaldığını, hatta işten çıkardığını söyleyerek özel görüşmelerin yapılmaması hususunda imada bulunarak ikaz ettiğini,
    Beyan etmişlerdir.
    Sanık aşamalarda; katılanın, çalıştığı dönemler içerisinde iş yeri telefonunu özel görüşmeler için kullanmaması hususunda kendisine bir uyarıda bulunmadığını, iş yerine ait ...156 numaralı telefondan yakınlarını ve akrabalarını aradığını, son günlerde bazı sıkıntıları olduğu için fazla görüşme yaptığını, ancak katılanın bu durumu bahane edip kendisini işten çıkartarak herhangi bir hak iddia etmeyeceği yönünde belge imzalattığını, daha sonra da haklarını aramaması maksadıyla bu suçlamada bulunduğunu savunmuştur.
    Uyuşmazlığın sağlıklı bir çözüme kavuşturulabilmesi için "güveni kötüye kullanma" suçunun unsurlarının açıklanmasında yarar bulunmaktadır.
    “Güveni kötüye kullanma” suçu 5237 sayılı TCK’nun 155. maddesinde; “(1) Başkasına ait olup da, muhafaza etmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere zilyedliği kendisine devredilmiş olan mal üzerinde, kendisinin veya başkasının yararına olarak, zilyedliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunan veya bu devir olgusunu inkâr eden kişi, şikayet üzerine, altı aydan iki yıla kadar hapis ve adlî para cezası ile cezalandırılır.
    (2) Suçun, meslek ve sanat, ticaret veya hizmet ilişkisinin ya da hangi nedenden doğmuş olursa olsun, başkasının mallarını idare etmek yetkisinin gereği olarak tevdi ve teslim edilmiş eşya hakkında işlenmesi halinde, bir yıldan yedi yıla kadar hapis ve üçbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur” şeklinde düzenlemiş,
    Maddenin gerekçesinde de; “Bu suçla mülkiyetin korunması amaçlanmaktadır. Ancak, söz konusu suçun oluşabilmesi için eşya üzerinde mülkiyet hakkına sahip olan kişi ile lehine zilyetlik tesis edilen kişi (fail) arasında bir sözleşme ilişkisi mevcuttur. Bu ilişkinin gereği olarak taraflar arasında mevcut olan güvenin korunması gerekmektedir. Bu mülahazalarla, eşya üzerinde mevcut sözleşme ilişkisiyle bağdaşmayan kasıtlı tasarruflar, cezai yaptırım altına alınmıştır... Suçun konusunu oluşturan mal üzerinde belirli bir şekilde kullanmak üzere fail lehine zilyetlik tesisi gerekir. Bu nedenle, güveni kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için hukuken geçerli bir sözleşme ilişkisinin varlığı gereklidir” açıklaması yapılmıştır.
    Madde gerekçesinde de belirtildiği üzere kanun koyucu tarafından mülkiyetin korunması amacıyla getirilen güveni kötüye kullanma suçu, failin muhafaza etmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere zilyetliği kendisine devredilmiş olan taşınır veya taşınmaz bir mal üzerinde, kendisinin veya başkasının yararına olarak, zilyetliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunması veya bu devir olgusunu inkâr etmesiyle oluşmaktadır.
    TCK’nun 155. maddesinde sözü edilen zilyetlik kavramı 4721 sayılı Medeni Kanunumuzun 973. maddesinde; “Bir şey üzerinde fiilî hâkimiyeti bulunan kimse onun zilyedidir” şeklinde açıklanmış, asli ve fer"i zilyetlik ise aynı Kanunun 974. maddesinde; “Zilyet, bir sınırlı aynî hak veya bir kişisel hakkın kurulmasını ya da kullanılmasını sağlamak için şeyi başkasına teslim ederse, bunların ikisi de zilyet olur. Bir şeyde malik sıfatıyla zilyet olan aslî zilyet, diğeri fer"î zilyettir” biçiminde tanımlanmıştır.
    Güveni kötüye kullanma suçunda malın teslimi, belirli biçimde kullanılmak için hukuka ve yöntemine uygun, aldatılmamış özgür bir iradeye dayanılarak tesis edilmektedir. Söz konusu suçun oluşabilmesi için eşya üzerinde mülkiyet hakkına sahip olan kişi ile lehine zilyetlik tesis edilen fail arasında bir sözleşme ilişkisi mevcut olmalı ve bu hukuki ilişkinin gereği olarak taraflar arasında oluşan güvenin korunması gerekmektedir. Bu amaçla, eşya üzerinde mevcut sözleşme ilişkisiyle bağdaşmayan kasıtlı tasarruflar ve devir olgusunu inkâr kanun koyucu tarafından cezai yaptırım altına alınmıştır. Eğer mülkiyet hakkına sahip olan kişi ile lehine zilyetlik tesis edilen fail arasında hukuken geçerli bir sözleşme ilişkisi yoksa usulüne uygun bir teslim olmayacağı için güveni kötüye kullanma suçu da oluşmayacaktır. Zira, hukuksal anlamda geçerli bir sözleşmeden söz edilebilmesi için tarafların iradelerinin aldatılmamış olması gerekmektedir.
    Güveni kötüye kullanma suçunda hak sahibinin rızası, suçu hukuka uygun hale getirmeyecek, suçun unsurunu oluşturacaktır. Şöyle ki, anılan suçun oluşması için zilyetliğin devri dışında tasarrufta bulunmak gereklidir. Mağdur failin, zilyetliğin devri amacı dışında başka bir şekilde malı kullanmasına rıza gösterirse, bu durumda zilyetliğin devri amacı zımnen değişmiş olacaktır. Bir anlamda faille mağdur arasındaki irade uyuşması aralarındaki sözleşmenin değiştirilmesi niteliğinde olduğundan, bu suçta mağdurun rızası suçu hukuka uygun hale getirmeyecek, suçun unsurları itibarıyla oluşmamasını sağlayacaktır. (Osman Yaşar- Hasan Tahsin Gökcan-Mustafa Artuç, Yorumlu-Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, 4. cilt, Adalet Yayınevi, Ankara 2014 2. Baskı, s. 5020)
    Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
    Sanığın, hizmette kullanmak için kendisine teslim edilen telefondan, hizmetle ilgisi bulunmayan konuşmalar yaptığı anlaşılan olayda; sanığın aşamalarda, iş yeri telefonunun özel görüşmeler için kullanılmaması yönünde katılan tarafından verilen bir talimatın olmadığı ve bu hususta uyarıda da bulunulmadığı şeklindeki savunmasının, katılanın soruşturma aşamasında alınan beyanı ile doğrulanması, dört yıl boyunca katılanın muayenehanesinde sekreter olarak çalışan sanığın benzer şekilde yaptığı telefon görüşmelerine ait fatura bedellerinin şikâyet tarihine kadar katılan tarafından ödenmesi, katılanın telefon fatura bedellerine yönelik öncesinde herhangi bir itirazının da bulunmadığının anlaşılması karşısında; sanığın yaptığı özel telefon konuşmalarına katılanın zımnen rıza gösterdiği, bu haliyle eylemin sözleşmeye aykırılık niteliğinde bulunmadığı ve sanığa atılı suçun unsurları itibarıyla oluşmadığı kabul edilmelidir.
    Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına, usul ve kanuna uygun bulunan yerel mahkeme hükmünün onanmasına karar verilmelidir.
    SONUÇ :
    Açıklanan nedenlerle,
    1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
    2- Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 16.04.2014 gün ve 1353-7254 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,
    3- Usul ve kanuna uygun bulunan Mersin 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 28.09.2010 gün ve 1214-652 sayılı hükmünün ONANMASINA,
    4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 14.02.2017 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.



    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi