Abaküs Yazılım
12. Ceza Dairesi
Esas No: 2015/3975
Karar No: 2016/929
Karar Tarihi: 01.02.2016

Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2015/3975 Esas 2016/929 Karar Sayılı İlamı

12. Ceza Dairesi         2015/3975 E.  ,  2016/929 K.
"İçtihat Metni"

Tebliğname No : 12 - 2014/284084
Mahkemesi : Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesi
Tarihi : 26/02/2014
Numarası : 2013/336-2014/77
Dava : 466 sayılı Kanun gereğince tazminat


Davacının tazminat talebinin kısmen kabulüne ilişkin hüküm, davalı vekili ve davacı vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Bozma ilamı üzerine yapılan incelemeye, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Davacı vekili, 15.03.2010 havale tarihli dava dilekçesinde, müvekkili davacının Diyarbakır (3) No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 02.11.1995 tarih, 1994/739 esas, 1995/587 karar sayılı ceza dava dosyasında 03.11.1994 tarihinde gözaltına alınarak 24.11.1994 ile 07.09.1995 tarihleri arasında tutuklu kaldığını belirterek 7.290 TL maddi, 33.500 TL manevi tazminat talebinde bulunmuş olup, mahkemenin 02.09.2010 tarih, 2010/163 esas, 2010/352 sayılı kararı ile 29,70 TL maddi ve 10.000 TL manevi tazminatın davalı hazineden alınarak davacıya ödenmesine karar verildiği, kararın davalı vekili ve davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 13.02.2013 tarih, 2012/29468 esas – 2013/2985 karar sayılı ilamı ile asgari ücret üzerinden hesaplanan maddî tazminat miktarından hafta sonu, dinî ve millî bayram tatilleri nedeniyle indirim yapılamayacağının dikkate alınmaması ve koruma tedbirleri nedeniyle hükmedilecek tazminatın olay tarihinde geçerli olan para birimine göre hesaplaması yapılarak sonucun bulunması gerekirken 01.05.2005 tarihinde yürürlüğe giren ve Türk Lirasından 6 sıfır atılmasını öngören 5083 sayılı Kanun’a göre hesaplama yapılarak yanlışlıklara sebebiyet verilmesi nedeniyle bozulmasına karar verildiği ve Dairemizin anılan bozma ilamı sonrası mahkemenin 26.02.2014 tarih, 2013/336 esas, 2014/77 sayılı kararı ile 29.536.752 TL maddi ve 10.000 TL manevi tazminatın davalı hazineden alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiş ise de;
Tazminat talebinin dayanağı olan Diyarbakır (3) No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 02.11.1995 tarih, 1994/739 esas, 1995/587 karar sayılı ceza dava dosyası örneği ve eklerinin incelenmesinde, davacının (sanığın), 03.11.1994 tarihinde gözaltına alınarak 24.11.1994 ile 07.09.1995 tarihleri arasında tutuklu kaldığı ve yapılan yargılama sonucu davacının (sanığın) beraatine hükmedildiği anlaşılmıştır.

Bu kapsamda davacı hakkındaki tutuklama işlemi, 1 Haziran 2005 tarihinden önce gerçekleştiğinden 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun"un 6. maddesine göre, davacının tazminat talebi 466 sayılı Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkında Kanun hükümlerine tabi olacaktır.
466 sayılı Kanunun 2. maddesine göre de "verilen kararların kesinleştiği veya bu iddiaların mercilerince karara bağlandığı tarihten itibaren üç ay içinde" açılması gerekmektedir.
Kanunda öngörülen 3 aylık sürenin, Yargıtay Ceza Genel Kurulu"nun 23.03.2010 tarih ve 2009/256 esas, 2010/57 sayılı kararı ile, "kesinleşen kararların tebliğinden" itibaren başlayacağı kabul edilmiş, ancak, kesinleşmiş kararların tebliğini öngören bir kanuni düzenleme bulunmaması nedeniyle, kararının tebliğ edilmemesi halinde tazminat davasının hangi sürede açılacağı hususu belirtilen kararda tartışılmamış, ancak Ceza Genel Kurulu"nun 06.05.2014 tarih, 2014/141 esas, 2014/229 sayılı kararında 466 sayılı Kanuna göre incelenen tazminat davasının usul ve yasaya uygun yapılan kesinleşmesinden itibaren her halükarda 10 yıl içinde, eğer kesinleşmiş beraat kararı tebliğ edilmiş ise, tebliğ tarihinden itibaren 3 ay içinde davanın açılması gerektiği kabul edilmiştir.
Bununla beraber ceza yargılaması sonunda verilen beraat hükümlerinin, hükümden sonra usulüne uygun olarak tebliğ edilememesi veya tebliğ edildiğine dair tebligat parçalarının dosyada bulunamaması gibi hallerde, kısaca zamanında kesinleştirilmeyen beraat veya kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlara ilişkin tazminat davalarının hangi sürede açılacağı konusunda açıklık bulunmamakla birlikte, belirsiz olan bu durumun ila nihaye devam edemeyeceği nazara alınarak, bir noktadan sonra dava açmanın bir süre ile sınırlandırılması, bilhassa yukarıda zikredilen CGK"nın 23.03.2010 gün ve 256-57 sayılı kararında herhangi bir süre sınırlaması öngörülmemesi nedeniyle adliye arşivlerinin taranarak tazminat davalarının açıldığı gözlemlendiğinden duruma açıklık getirilmesi zorunluluk arzetmiştir.
Davalı Maliye Hazinesinin bu konuda, aleyhine açılan tazminat davaları ile ilgili herhangi bir arşiv kaydı veya bilişim sistemleri üzerinden oluşturulmuş bir veri tabanı bulunmadığından, konuya ilişkin temyiz incelemesi yapan dairemizce, aynı yıl içinde aynı hukuksal nedenlerle açılan mükerrer tazminat davalarının bulunduğu da tespit edilmiş olup, bunlara örnek olarak; 12. CD, 16.12.2013/25273-29105 ve 25.3.2013/2459-538 sayılı ilamları gösterilebilir.
Yine aynı şekilde, beraat veya kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlar tebliğ edilmesine rağmen bu kararlara kesinleşme şerhleri verilmesi gözardı edilmekte, unutulmakta ve daha sonra bu tebligat parçaları çeşitli nedenlerle dosyadan çıkarılmaktadır. Dolayısıyla, uygulamada beraat kararları ile ilgili sağlıklı bir kesinleştirme işlemi yapılmadığı görülmektedir. Açıklanan nedenlerle bu hakkın kullanılmasının hukuki olarak sınırlandırılması yapılırken, hak kayıplarını önlemeye yönelik bir yolun bulunması da zorunluluk arzetmektedir..
Bu kapsamda 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu"nun 2. maddesinde ""Herkes haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz” şeklindeki emredici düzenleme ile Kanun koyucu kişilere tanıdığı hakların belli sınırlar içinde kullanılmasını istemiş, hakkın kötüye kullanılmasının da hukuk düzenince hiç bir şekilde korunmayacağını açıkça belirtmiştir.
Sonuç olarak, bu yöndeki hakların sağlıklı bir şekilde öne sürülmesi ve çözüme kavuşturulması için süre sınırlamasının yapılması ve bu hususun meri mevzuat nazara alınarak bir çözüme kavuşturulmasında zorunluluk bulunmaktadır.
Buna göre;
1- 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluş ve Yargılama Usûlleri Hakkında Kanunu"nun 47/5. maddesi, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru için, başvuru yollarının tüketildiği tarihten, başvuru yolu öngörülmemiş ise ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren 30 gün içinde yapılmasını,
2- İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmenin 35. maddesine göre de, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine bireysel başvuruda iç hukuk yollarının tüketilmesine ilişkin nihai kararın verilmesinden itibaren 6 aylık süre içinde başvuru yapılmasını,

3- 818 sayılı (Mülga) Borçlar Kanunu"nun 60. maddesi ve 6098 sayılı Borçlar Kanunu"nun 72. maddesi haksız fiiller için açılacak tazminat davasının her halde fiilin işlendiği tarihten başlayarak 10 yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrayacağını,
4- 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu"nun 12. maddesi idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri ve öngörülen 60 günlük sürede davalarını açmalarını,
5- 2004 sayılı İcra İflas Kanunu"nun 39. maddesinde ilama müstenit takip, son muamele üzerinden on sene geçmekle zamanaşımına uğrayacağını, öngörmüş ayrıca Adalet Bakanlığı Merkez ve Taşra Teşkilatı ile Bağlı Kuruluşlar Arşiv Yönetmeliğinde beraatle sonuçlanan dosyalar için birim arşivinde saklanma süresi beş yıl olarak öngörülmüştür.
Görüldüğü üzere yasal mevzuatlarda hak arama ile ilgili çeşitli süreler öngörülmüş ve bu süreler içerisinde de en uzun olan süre Borçlar Kanunu ve İcra İflas Kanununda öngörülen 10 yıllık hak arama süreleridir. Kanaatimizce en uzun olan bu süreler nazara alınarak, bir sonuca varılması gerekmektedir.
Açıklanan nedenlerle, 466 sayılı Kanun kapsamında görülen tazminat davalarında:
1- C.G.K"nın 06.05.2014/141-229 sayılı kararında belirtildiği gibi beraat veya kovuşturmaya yer olmadığına dair kararların Yazı İşleri Yönetmeliğine göre süresinde tebliğ edilip kesinleşme tarihinden itibaren her halükarda 10 yıl, kesinleşmiş kararların tebliğinden itibaren 3 ay içinde tazminat davalarının açılması,
2- Bunun yanında, kararlar Yazı İşleri Yönetmeliğine göre usulüne uygun olarak tebliğ edilmemiş ve kesinleştirme işlemleri yapılmamış yada kesinleştiği tespit edilmemiş ise, tazminat davalarının karar tarihinden itibaren 10 yıldan fazla bir süre geçtiğinde, somut olayın, tarafların ve davanın özelliği de nazara alınmak suretiyle süresinde açılmadığının kabulü gerekmektedir.
Davaya konu olay açısından baktığımızda; her ne kadar daha önceki incelemelerde bu konu hakkında bir görüş belirtilmese bile; davacı (sanık) hakkında 02.11.1995 tarihinde verilen beraat hükmü ile tazminat davasının açılmış olduğu 15.03.2010 tarihine kadar 10 yıldan fazla süre geçtiği, davacının bu uzun süre içerisinde hakkındaki beraat hükmünden haberdar olmadığından söz etmenin yaşamın olağan akışına uymayacağının anlaşılması karşısında, süresinde açılmayan davanın reddi yerine, yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmesi,
Kanuna aykırı olup, davalı vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK"nın 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA, 01.02.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


Avukat Web Sitesi