10. Hukuk Dairesi 2017/4072 E. , 2017/6844 K.
"İçtihat Metni"Mahkemesi :İş Mahkemesi
Dava, 18.07.2006 tarihinde davalılar tarafından öldürüldüğü iddiası ile sigortalının hak sahiplerine bağlanan aylıklar nedeniyle oluşan Kurum zarrarının 1479 sayılı Yasanın 63. maddesi uyarınca davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili istemine ilişkindir.
Mahkemece, bozmaya uyularak davanın kısmen kabulüne, ... ve ..."e açılan dava subut bulmadığından reddine, ... ve ..."e karşı açılan davanın kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davacı Kurum avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Eldeki davada mahkemece ilk verilen 08.10.2013 tarihli karar, Dairemizin bozma ilamı ile “....hukuk hâkiminin kesinleşen ceza mahkemesi kararındaki maddi olgu ile bağlı olması nedeniyle, olay nedeniyle açılan ceza davasında sanık olan davalı hakkında verilen mahkûmiyet kararının kesinleşmesini beklemek, mahkûmiyetle sonuçlanması ve kararın kesinleşmesi halinde, Borçlar Kanunu"nun 53. (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 74.) maddesi uyarınca hukuk hâkimini de bağlar nitelikte kesinleşmiş maddi olgu halini alan ilam nedeniyle ceza davasındaki tahrik indirimi oranına göre, Borçlar Kanunu"nun 43. ve 44. maddeleri uyarınca, rücu alacağından da indirim yapılması gereği gözetilmek suretiyle hüküm kurulması gerek sonucuna göre karar verilmesi” gereğine işaret edilerek, bozulmuştur.
Mahkemenin, Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine, o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlayacağımız bu olgu; mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirdiği gibi, mahkemenin kararını bozmuş olan Yargıtay Hukuk Dairesince; sonradan, ilk bozma kararı ile benimsemiş olduğu esaslara usuli kazanılmış hakka aykırı bir şekilde, ikinci bir bozma kararı verilememektedir (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, Hukuk Genel Kurulu’nun 12.07.2006 gün, 2006/9-508 E., 2006/521 sayılı kararı)
Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur. (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı
Eldeki davada ise bozmaya uyulmuş ise de, bozma kararının yerine geldiğinden bahsedilmesi olanaksız olup, Borçlar Kanunu’nun 53. maddesi (6098 sayılı Kanun"un 74. maddesi) hükmü gereğince, hukuk hâkimi kesinleşen ceza mahkemesi kararındaki maddi olgu ile bağlı ise de, kusur raporu ve oranları ile bağlı değildir. Ceza mahkemesi kendine has usuli olanakları nedeniyle hükme esas aldığı maddi olayların varlığını saptamada daha geniş yetkilere sahiptir. Bu nedenle ceza mahkemesinde saptanacak maddi olayın yargısal bir kararla saptanmış olması gerçeğinin hukuk hakimini de bağlaması gerekir. Bu hal; Kamunun yargıya olan güveninin korunmasının bir gereği olduğu gibi, söz konusu Borçlar Kanununun 53. maddesinde öngörülen kuralın da doğal bir sonucudur.
Nitekim bu husus, Yargıtay"ın yerleşmiş ve kökleşmiş görüşleri ile de kabul edilmiş bulunmaktadır.
Davaya konu somut olayda ise, kesinleşen ceza mahkemesi kararına göre olayın meydana gelişinde diğer davalıların da maddi olarak eyleme katıldıkları, ne var ki haklarında yakalama kararları bulunduğu ve bu nedenle henüz kesinleşmiş ilam bulunmadığı anlaşılmakta olup, diğer davalılar ... ve ... hakkında açılmış bir ceza davasının varlığı araştırıldıktan sonra, maddi olgu tespiti yapan kesinleşen ceza mahkemesinin kararına göre olay hakkında bu davalıların da kusur durumlarını irdeleyen bir rapor aldırıldıktan sonra ilk bozma kararımız çerçevesinde haksız tahrik indirimini de dikkate alarak bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
Kabule göre de, davalılar ... ve .... hakkında haksız tahrik indirimi uygulamasından sonra ayrıca hakkaniyet indirimi yapılması suretiyle karar verilmesi isabetsizdir.
Mahkemece, bu maddî ve hukukî olgular göz önünde tutulmaksızın yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O hâlde, davacı Kurum avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hükmü temyiz etmeyen davalılar bakımından Kurum lehine oluşan usuli kazanılmış hak dikkate alınmak suretiyle yeniden karar verilmek üzere hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 17.10.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.