
Esas No: 2014/598
Karar No: 2017/31
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2014/598 Esas 2017/31 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 15. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Ağır Ceza
Günü : 06.09.2011
Sayısı : 58 - 272
Nitelikli dolandırıcılık suçundan sanık ..."ın 5237 sayılı TCK’nun 158/1-b-d, 62, 52, 53 ve 58. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis ve 80 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve hapis cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin, Denizli 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 06.09.2011 gün ve 58-272 sayılı hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 15. Ceza Dairesince 28.04.2014 gün ve 15240-8090 sayı ile;
“…Sanığın, olay tarihinde Denizli Devlet Hastanesinde yatan hastasına refakatçi olarak bulunan katılanı hastane odası telefonundan arayarak "hastanızın tahlilleri iyi çıkmadı, acilen başka hastaneye götürülmesi gerekli, bunun için de vezneye ödeme yapılacak, vezneye gidin,.... isimli görevli orada yardımcı olacak" dediği, katılan veznenin önüne gittiğinde yanına gelen sanığın, "adım ..... hasta hakları bölümünde çalışıyorum" diye söylediği, katılan "param yok" dediğinde, "para yoksa emanete değerli eşya da alıyoruz" deyince katılanın 1.000 TL değerinde bileziği çıkartarak sanığa verdiği, sanığın ise katılana bazı kağıtlar vererek "sen bunları hemşireye imzalat" diyerek oradan uzaklaştığı şeklinde gerçekleştiği iddia olunan olayda,
Dosya içeriği ve oluşa göre, TCK"nın 158/1-b maddesindeki nitelikli dolandırıcılık suçunun gerçekleşebilmesi için sanığın mağdurun "içinde bulunduğu tehlikeli veya zor şartlardan" yarar elde etmesi gerekmekte olup olayda tedavisi hastane ortamında devam eden hastanın "tehlikeli durum veya zor şartlar" kapsamında bulunduğundan söz edilemeyeceği gibi TCK"nın 158/1-d maddesine göre kamu kurum ve kuruluşlarının araç olarak kullanılmasının da söz konusu olmadığı, zira sanığın devlet hastanesine ait herhangi bir kıyafet, kimlik kartı gibi unsurları olayda kullanmadığı, hastane ortamı içinde katılana hastanede görevli olduğu izlenimi vererek tedavi için para isteyip hile ile ikna ederek alan sanığın eyleminin TCK"nın 157/1. maddesi kapsamında basit dolandırıcılık vasfında bulunduğu gözetilmeden, yazılı şekilde nitelikli dolandırıcılık olarak kabulü ile 158/1-b-d maddeleri ile hüküm kurulması” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 29.05.2014 gün ve 395399 sayı ile;
“…Sanığın olay tarihinde Denizli Devlet Hastanesinde yatan hastasına refakatçi olarak bulunan katılanı hastane odası telefonundan arayarak "hastanızın tahlilleri iyi çıkmadı, acilen başka hastaneye götürülmesi gerekli, bunun için de vezneye ödeme yapılacak, vezneye gidin, .... isimli görevli orada yardımcı olacak" dediği, katılan veznenin önüne gittiğinde yanına gelen sanığın "adım ...., hasta hakları bölümünde çalışıyorum" diye söylediği, katılan "param yok" dediğinde; "para yoksa emanete değerli eşya da alıyoruz" deyince katılanın 1.000 TL değerinde bileziği çıkartarak sanığa verdiği, sanığın ise katılana bazı kağıtlar vererek "sen bunları hemşireye imzalat" diyerek oradan uzaklaştığı şeklinde gerçekleştiği iddia olunan olayda, sanığın zor durumda bulunan katılanı dolandırdığı” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK"nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 15. Ceza Dairesince 08.09.2014 gün ve 12554-14017 sayı ile, itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Suçun sübutuna ilişkin bir uyuşmazlık bulunmayan somut olayda, Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; suç niteliğinin belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya içeriğinden;
Sanığın, alzheimer hastası olan ve sağlık durumunun ağır olması nedeniyle Denizli Devlet Hastanesine kaldırılan annesinin yanında refakatçi olarak bulunan katılanı, hastane odası telefonundan arayıp, "hastanızın tahlilleri iyi çıkmadı, acilen Pamukkale Hastanesine götürmeniz gerekli, bunun için vezneye ödeme yapmanız gerekiyor, acilen vezneye gelin, orada .... isimli görevli size yardımcı olacak" diyerek telefonu kapattığı, katılanın, konuyu sormak için hastane veznesi önüne gittiği sırada ise katılanın yanına yaklaşarak, "ben ...., sizin hastanızın 15-20 dakikaya kadar Pamukkale Üniversitesi Hastanesine yetişmesi gerekiyor, bunun için ödeme yapıp fatura almanız lazım" dediği, katılanın, üzerinde para olmadığını, eşini araması gerektiğini söylemesi üzerine "eşini aramana gerek yok, biz yardımcı oluruz" dedikten sonra cep telefonu ile birini arıyormuş gibi yaparak, sözde görüştüğü kişiye "ablamızın parası yokmuş yardımcı olalım" dediği, daha sonra katılana kendisinin hasta hakları bölümünde çalıştığını ifade edip bir takım evraklar vererek, evrakları hemşirelere imzalatması gerektiğini söylediği, katılanın evrakları imzalatmak için ayrılacağı sırada sanığın, "para yoksa emanete değerli eşya da alıyoruz" demesi üzerine katılanın 1.000 Lira değerindeki bileziğini çıkartıp sanığa verdiği, katılanın belgeleri onaylatmak için dahiliye servisine çıktığı sırada, katılandan bileziği alan sanığın oradan ayrıldığı,
Katılanın aşamalardaki ifadeleri, olaya ilişkin kolluk görevlilerince düzenlenen 20.01.2010 tarihli CD izleme tutağı içeriği ve fotoğraflardan; sanığın olay sırasında kendisini hastane görevlisi olarak tanıtmakla yetindiği, ayrıca hastaneye ait bir elbise veya kimlik kartı kullanmadığı,
Katılanın aşamalarda; Denizli Devlet Hastanesi dahiliye bölümünde hasta olarak yatmakta olan annesinin yanında refakatçi olarak bulunduğu sırada kaldıkları odanın telefonunun çaldığını, telefona baktığında erkek bir şahsın, hastanede yatan annesini kastederek, "tahlil sonuçlarınız çıktı, bunun için vezneye ödeme yapmanız ve hastayı acilen Pamukkale Üniversitesi Hastanesine götürmemiz gerekiyor, hemen vezneye gelin, orada .... isimli bir görevli size yardımcı olacak" dediğini, durumu sormak için vezneye gittiğinde, sanığın yanına gelerek "ben ...., sizin hastanızın 15-20 dakikaya kadar Pamukkale Devlet Hastanesine yetişmesi gerekiyor, bunun için ödeme yapıp fatura almanız gerekiyor" şeklinde konuştuğunu, kendisinin ise; yanında parasının olmadığını, eşini araması gerektiğini söylediğini, ancak sanığın "eşini aramana gerek yok biz yardımcı oluruz" deyip, cep telefonu ile bir yeri arayarak telefonda görüştüğü kişiye, "ablamızın parası yokmuş yardımcı olalım" dedikten sonra "ben hasta haklarında çalışıyorum, oraya geleceksin, sen dahiliye servisinde hemşirelere evrakları imzalat yanıma gel" diyerek, elinde bulunan bir kısım evrakları kendisine verdiğini, evrakları imzalatmak için sanığın yanından ayrılacağı sırada sanığın kendisine "abla emanet kabul ediyoruz, sen ne verebilirsin" diye sorduğunu, kendisinin de parasının olmadığını fakat kolundaki bileziğini verebileceğini söyleyip, kolunda bulunan ve 1.000 Lira değerinde olan bileziğini çıkartarak sanığa verdiğini, evrakları imzalatmak için dahiliye servisine çıkıp hemşirelerle görüştüğünde dolandırıldığını anladığını, zararının giderilmediğini beyan ettiği, görevsiz asliye ceza mahkemesinde; annesinin alzheimer hastası olup durumunun ağır olduğunu, doktorun o gece annesinin sabaha çıkamayabileceğini söylemesi nedeniyle çok telaşlı olduğunu belirttiği,
Sanık ..."ın; suçlamayı kabul ettiğini, içinde bulunduğu maddi imkansızlıklar nedeniyle söz konusu eylemi gerçekleştirdiğini, olay sırasında herhangi bir doktor önlüğü ya da hastane kartı kullanmadığını, süre verilirse zararı karşılamak istediğini savunduğu,
Anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlığın sağlıklı bir çözüme kavuşturulabilmesi için öncelikle "dolandırıcılık" suçunun unsurlarının açıklanmasında yarar bulunmaktadır.
5237 sayılı TCK"nun “Dolandırıcılık” başlıklı 157. maddesi; “Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası verilir” şeklinde düzenlenmiş, suçun daha fazla ceza verilmesini gerektiren nitelikli hallerine ise 158. maddede yer verilmiştir.
Malvarlığının yanında irade özgürlüğünün de korunduğu dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için;
1) Failin bir takım hileli davranışlarda bulunması,
2) Hileli davranışların mağduru aldatabilecek nitelikte olması,
3) Failin hileli davranışlar sonucunda mağdurun veya başkasının aleyhine, kendisi veya başkası lehine haksız bir yarar sağlaması,
Şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
Fail kendisi veya başkasına yarar sağlamak amacıyla bilerek ve isteyerek hileli davranışlar yapmalı, bu davranışlarla bir başkasına zarar vermeli, verilen zarar ile fiil arasında uygun nedensellik bağı bulunmalı ve zarar da, nesnel ölçütler göz önünde bulundurularak belirlenecek ekonomik zarar olmalıdır.
Görüldüğü gibi, dolandırıcılık suçunu malvarlığına karşı işlenen diğer suç tiplerinden farklı kılan husus, aldatma temeline dayanan bir suç olmasıdır. Birden çok hukuki konusu olan bu suç işlenirken, sadece malvarlığı zarar görmemekte, mağdurun veya suçtan zarar görenin iradesi de hileli davranışlarla yanıltılmaktadır. Madde gerekçesinde de, aldatıcı nitelik taşıyan hareketlerle, kişiler arasındaki ilişkilerde var olması gereken iyiniyet ve güvenin bozulduğu, bu suretle kişinin irade serbestisinin etkilendiği ve irade özgürlüğünün ihlâl edildiği vurgulanmıştır.
Uyuşmazlığa konu "kişinin içinde bulunduğu tehlikeli durum veya zor şartlardan yararlanmak suretiyle dolandırıcılık" suçu ise suç tarihi itibarıyla 5237 sayılı TCK’nun 158. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde; “(1)Dolandırıcılık suçunun;... b-...Kişinin içinde bulunduğu tehlikeli durum veya zor şartlardan yararlanmak suretiyle , … işlenmesi hâlinde, iki yıldan yedi yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.” şeklinde düzenlenmiştir.
Maddenin gerekçesinde “Kişinin içinde bulunduğu tehlikeli durum veya zor şartlar, başkalarına güven duymaya en fazla ihtiyaç duyduğu anlardır. Kişinin örneğin doğal bir afete veya trafik kazasına maruz kalmasından ya da hastalığı yüzünden içine düştüğü çaresizlikten yararlanılarak aldatılması daha kolaydır. Bu nedenle, birinci fıkranın (b) bendinde, dolandırıcılık suçunun kişinin içinde bulunduğu tehlikeli durum veya zor şartlardan yararlanmak suretiyle işlenmesi, bu suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir durum olarak kabul edilmiştir” açıklamalarına yer verilmiştir.
Görüldüğü gibi, 158. maddenin (b) bendinin uygulanabilmesi için, mağdurun içinde bulunduğu durumun dikkate alınması gerekmektedir.
TCK"nun 158/1-b maddesinde yer alan “zor şartlar” ibaresi, suçun mağduru esas alınarak değerlendirilmeli, mağdurun zor şartlarda bulunup bulunmadığı, olaysal olarak ve subjektif olarak açıklanmalıdır. Bu nitelikteki olaylarda, sanığın hedefindeki mağdur, olayın koşullarına göre çaresizlik içinde bulunmakta, bu psikolojik baskı altında daha çok savunmasız kalmakta ve bu anlamda kendisine uzanacak bir yardım eline her zamankinden daha fazla ihtiyaç duymaktadır. Bu kapsamda; mağdurun veya bir yakınının bir trafik kazasına maruz kalması, değişik nedenlerle hastanede tedavi görürken kendisi veya bir yakını için acil ve yoğun bir yardıma ihtiyaç duyması, deprem felaketi sonrası ruhsal ve bedensel olarak muhtaç duruma düşmesi zor şart olarak değerlendirilebilecek örnekler arasında sayılabilir. Fakat, her trafik kazasında veya her hastalıkta kişinin zor şartlar altında olduğu kabul edilmemelidir. Söz konusu olayın meydana geldiği zaman dilimi, hastalığın veya yaralanmanın boyutu, olaya maruz kalan kişinin ekonomik ve sosyal durumu, olaydan etkilenme derecesi, olayın gelişim süreci, sanığın olaya müdahale tarzı ve zamanlaması gibi hususlar, anlık olarak kişinin zor durumda olup olmadığını belirlemede kriter olarak değerlendirilmelidir.
Mağdurun, gerçekte zor şartlar içinde bulunmamasına rağmen, kendisinin zor şartlar içinde olduğunu düşünmesi ya da sanığın mağduru zor şartlar içinde olduğuna ikna etmesi bu madde kapsamında değerlendirilemeyecektir.
Uyuşmazlık konusunu ilgilendiren "kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasi parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık" suçunun düzenlendiği TCK’nun 158. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi ise suç tarihi itibarıyla; “(1)Dolandırıcılık suçunun; ...d-...Kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasi parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle, … işlenmesi hâlinde, iki yıldan yedi yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur” şeklindedir.
Bu düzenleme ile toplumda yaşayan insanlar üzerinde güven etkisi oluşturan kurum, kuruluş ve tüzel kişiler aracı kullanılmak suretiyle kişilerin istismar edilmesinin önlenmesi amaçlanmış ve maddenin bu bölümüne ilişkin gerekçesinde de; "Birinci fıkranın (d) bendinde, dolandırıcılık suçunun kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasî parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi, bu suçun bir nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir. Çünkü, kamu kurum veya kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, siyasî parti, vakıf veya dernek tüzel kişilikleri toplumda güven beslenen müesseseler olarak kabul edilmişlerdir" şeklinde açıklamalara yer verilmiştir.
Bu aşamada kamu kurumu ve kuruluşları, siyasi parti, vakıf ve dernek sözcükleri üzerinde durulmasında da yarar bulunmaktadır.
Kamu kurum ve kuruluşları, genel, katma ve özel bütçeli kurumlar, belediyeler ve bu kurumların kurdukları döner sermayeli kuruluşlar, kamu iktisadi teşekkül ve teşebbüsleri, özel kanunlarla kurulan diğer devlet teşekkülleridir. Kamu kurumu; belirli bir ya da birkaç kamu hizmetini ya da faaliyetini yürütmekle görevli, tüzel kişiliğe sahip idare teşkilatı birimidir. Kamu kurumu deyince akla; devlet tüzel kişiliği, il özel idareleri, belediyeler, üniversiteler, Yüksek Öğretim Kurumu, Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Kurumu ve katma bütçeli kuruluşlar gelmektedir.
Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, Anayasanın 135. maddesiyle tanımlanmıştır. Anılan maddeye göre, belli mesleğe mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleriyle ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hâkim kılmak üzere meslek disiplini ve ahlakını korumak maksadı ile kanunla kurulan ve organları kendi üyeleri tarafından kanunda gösterilen hükümlere göre yargı gözetimi altında gizli oyla seçilen kamu tüzel kişileridir. Örneğin, Barolar, Noterler Birliği, Ticaret ve Sanayi Odaları, Deniz Ticaret Odaları gibi kuruluşlar, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarıdır.
Siyasi partiler, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununa göre faaliyetlerini sürdürmektedirler. 2820 sayılı Kanunda siyasi partiler tanımlanmış olup, anılan kanunun 3. maddesine göre; “Siyasi partiler, Anayasa ve kanunlara uygun olarak; milletvekili ve mahalli idareler seçimleri yoluyla, tüzük ve programlarında belirlenen görüşleri doğrultusunda çalışmaları ve açık propagandaları ile milli iradenin oluşmasını sağlayarak demokratik bir Devlet ve toplum düzeni içinde ülkenin çağdaş medeniyet seviyesine ulaşması amacını güden ve ülke çapında faaliyet göstermek üzere teşkilatlanan tüzel kişiliğe sahip” kuruluşlardır. Öğretide de siyasi parti, belirli bir ilkeyle programını belirleyip seçmenin desteğini almak suretiyle, yönetime gelmeyi amaçlayan sürekli ve düzenli etkinliği olan, siyasi bir topluluğun örgütü olarak tanımlanmıştır.
Dernek; kazanç paylaşma dışında, kanunlarla yasaklanmamış belirli ve ortak bir amacı gerçekleştirmek üzere, en az yedi gerçek veya tüzel kişinin, bilgi ve çalışmalarını sürekli olarak birleştirmek suretiyle oluşturdukları tüzel kişiliğe sahip kişi topluluklarını,
Vakıf ise; gerçek veya tüzel kişilerin yeterli mal ve hakları belirli ve sürekli bir amaca özgülemeleriyle oluşan tüzel kişiliğe sahip, mal topluluğunu ifade eder.
Görüldüğü üzere, 5237 sayılı TCK"nun 158. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendinde, dolandırıcılık suçunun kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasi parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi nitelikli hal olarak kabul edilirken, fıkrada sayılan tüzel kişiliklere toplumda duyulan güvenden faydalanılması ve bu güvenin bir aldatma aracı olarak kullanılması aranmıştır. Burada önemli olan, kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasi parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle insanların aldatılmasıdır.
Maddede belirtilen kamu kurum ve kuruluşları, siyasi parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliğinin sadece isminin kullanılması bu bendin uygulanması için yeterli olmayıp, bunlara ait maddi varlığın veya bu tüzel kişiliklerle bağ kurulmasını sağlayan somut başka olguların kullanılması gerekir. Bu kurumlara ait kimlik belgesinin gösterilmesi, basılı evrak ve makbuzların sunulması, taşıtın kullanılması, mağdur üzerinde bentte sayılan tüzel kişiliklerden gelinildiğine veya buralardan aranıldığına dair bir düşünce oluşturulması ve mağdurun aldatılması gerekmektedir.
Öğretide de, TCK"nun 158. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde sayılan tüzel kişiliklere toplumda duyulan güven nedeniyle, bunların araç olarak kullanılması durumunda suçun işlenilmesinin kolaylaşması ve mağdurun araştırma eğiliminin ortadan kalkması karşısında dolandırıcılık suçunun nitelikli halinin oluşacağı belirtilmiştir. (Yaşar/Gökcan/Artuç, Türk Ceza Kanunu, c.4, 2010, s.4655-4656; Tezcan/Erdem/Önok, Teorik ve Pratik Ceza Hukuku, 2013, s.629; Özbek/Kanbur/ Doğan/Bacaksız/Tepe, Türk Ceza Hukuku, 2012, s.654;
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanığın, alzheimer hastası olan ve sağlık durumunun ağır olması nedeniyle Denizli Devlet Hastanesine kaldırılan annesinin yanında refakatçi olarak bulunan katılanı, hastane odası telefonundan arayarak, "hastanızın tahlilleri iyi çıkmadı, acilen Pamukkale Hastanesine götürmeniz gerekli, bunun için vezneye ödeme yapmanız gerekiyor, hemen vezneye gelin, orada .... isimli görevli size yardımcı olacak" deyip telefonu kapattığı, bu konuşma üzerine hastane veznesinin bulunduğu yere gelen katılanın yanına yaklaşarak, "ben ...., sizin hastanızın 15-20 dakikaya kadar Pamukkale Üniversitesi Hastanesine yetişmesi gerekiyor, bunun için ödeme yapıp fatura almanız lazım" dediği, katılanın, üzerinde para olmadığını, eşini araması gerektiğini söylemesi üzerine, "eşini aramana gerek yok, biz yardımcı oluruz" diyerek cep telefonu ile birini arıyormuş gibi yaptığı ve sözde görüştüğü kişiye "ablamızın parası yokmuş yardımcı olalım" dedikten sonra, katılana hasta hakları bölümünde çalıştığını belirterek bir takım evraklar verip, bu evrakları hemşirelere imzalatması gerektiğini söylediği, katılanın evrakları imzalatmak için yanından ayrılacağı sırada, "para yoksa emanete değerli eşya da alıyoruz" dediği, bunun üzerine katılanın 1.000 Lira değerinde bileziği çıkartarak sanığa verdiği, katılanın, belgeleri onaylatmak için dahiliye servisine çıktığı sırada sanığın bileziği alarak oradan ayrıldığı anlaşılan olayda; alzheimer hastası olan ve durumunun ağır olması nedeniyle hastaneye kaldırılan annesinin yanında refakatçi olarak kalan katılanın, "zor şart" altında olduğu ve annesinin hastalığı nedeniyle içine düştüğü çaresizlikten yararlanılmak suretiyle sanık tarafından aldatılarak aleyhine haksız menfaat sağlandığı anlaşıldığından, sanığın eylemi TCK"nun 158/1-b maddesinde düzenlenen "Kişinin içinde bulunduğu tehlikeli durum veya zor şartlardan yararlanmak suretiyle dolandırıcılık" suçunu oluşturmaktadır.
Ancak sanığın, katılanı aldatmaya yönelik hastanenin hasta hakları bölümünde çalıştığına ilişkin beyanı dışında, bu kuruma ait maddi bir varlığı veya kurumla bağ kurulmasını sağlayan somut başka olguları (herhangi bir kıyafet, belge, kimlik v.s.) kullandığına ilişkin delil bulunmadığından, TCK"nun 158/1-d maddesi anlamında kamu kurum ve kuruluşunun vasıta olarak kullanılmasının söz konusu olmaması nedeniyle, mahkemece sanık hakkında bu bend uyarınca da uygulama yapılması kanuna aykırıdır. Bununla birlikte, mahkemece, suçun iki nitelikli halinin oluştuğunun kabul edilmesine rağmen, temel hapis ve adli para cezasının alt sınırdan belirlenmesi nedeniyle, hüküm fıkrasının; sanık hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan temel cezanın belirlenmesine ilişkin ilk paragrafında bulunan "ve kamu kurumunu araç olarak kullanarak" ibaresiyle, uygulanan kanun maddesi kısmındaki "-d" harfinin çıkarılması suretiyle hükmün düzeltilerek onanması mümkün kabul edilmiştir.
Öte yandan, hükümden sonra 24.11.2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 gün ve 140-85 sayılı kararı ile, 5237 sayılı TCK’nun 53. maddesinin bazı hükümlerinin iptal edilmesi karşısında, sanık hakkında belirtilen maddenin uygulanması bakımından yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunmaktadır.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün;
a) Sanığın, katılana yönelik dolandırıcılık eyleminin, TCK’nun 158. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde düzenlenen "Kişinin içinde bulunduğu tehlikeli durum veya zor şartlardan yararlanmak suretiyle" işlendiği, ancak kamu kurum ve kuruluşlarının araç olarak kullanılmasının söz konusu olmadığı gözetilmeksizin, sanık hakkında TCK"nun 158. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin yanı sıra aynı fıkranın (d) bendinin de uygulanması,
b) 24.11.2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 gün ve 140-85 sayılı kararı ile, 5237 sayılı TCK’nun 53. maddesinin bazı hükümlerinin iptal edilmesi karşısında, sanık hakkında belirtilen maddenin uygulanması bakımından, yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunması,
Nedenlerinden bozulmasına, ancak yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu hususların, 1412 sayılı CMUK"nun, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün olduğundan, hüküm fıkrasının; sanık hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan temel cezanın belirlenmesine ilişkin ilk paragrafında bulunan "ve kamu kurumunu araç olarak kullanarak" ibaresi ile uygulanan kanun maddesi kısmındaki "-d" harfinin ve hak yoksunluğuna ilişkin bendinin çıkarılması, hak yoksunluğuna ilişkin bendin yerine "Kasıtlı bir suçtan mahkûmiyetine karar verilen sanık hakkında 24.11.2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 gün ve 140-85 sayılı iptal kararı da gözetilerek TCK"nun 53/1-2-3. maddesinin uygulanmasına" ibaresinin yazılması suretiyle, diğer yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükmün düzeltilerek onanmasına karar verilmelidir.
SONUÇ :
Açıklanan nedenlerle,
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 28.04.2014 gün ve 15240-8090 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,
3- Denizli 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 06.09.2011 gün ve 58-272 sayılı hükmünün;
a) Sanığın, katılana yönelik dolandırıcılık eyleminin, TCK’nun 158. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde düzenlenen "Kişinin içinde bulunduğu tehlikeli durum veya zor şartlardan yararlanmak suretiyle" işlendiği, ancak kamu kurum ve kuruluşlarının araç olarak kullanılmasının söz konusu olmadığı gözetilmeksizin, sanık hakkında TCK"nun 158. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin yanı sıra aynı fıkranın (d) bendinin de uygulanması,
b) 24.11.2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 gün ve 140-85 sayılı kararı ile, 5237 sayılı TCK’nun 53. maddesinin bazı hükümlerinin iptal edilmesi karşısında, sanık hakkında belirtilen maddenin uygulanması bakımından, yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunması,
Nedenlerinden BOZULMASINA,
Ancak yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu hususların, 1412 sayılı CMUK"nun, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün olduğundan, hüküm fıkrasının; sanık hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan temel cezanın belirlenmesine ilişkin ilk paragrafında bulunan "ve kamu kurumunu araç olarak kullanarak" ibaresi ile uygulanan kanun maddesi kısmındaki "-d" harfinin ve hak yoksunluğuna ilişkin bendinin çıkarılması, hak yoksunluğuna ilişkin bendin yerine "Kasıtlı bir suçtan mahkûmiyetine karar verilen sanık hakkında 24.11.2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 gün ve 140-85 sayılı iptal kararı da gözetilerek TCK"nun 53/1-2-3. maddesinin uygulanmasına" ibaresinin yazılması suretiyle, diğer yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 31.01.2017 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.
Bu alandan sadece bu kararla ilintili POST üretebilirsiniz. Bu karardan bağımsız tamamen kendinize özel POST üretmek için TIKLAYINIZ
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.