Abaküs Yazılım
Ceza Genel Kurulu
Esas No: 2016/1065
Karar No: 2017/27

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2016/1065 Esas 2017/27 Karar Sayılı İlamı

Ceza Genel Kurulu         2016/1065 E.  ,  2017/27 K.

    "İçtihat Metni"


    Kararı veren
    Yargıtay Dairesi : 21. Ceza Dairesi
    Mahkemesi :Ağır Ceza
    Günü : 11.05.2012
    Sayısı : 244-170

    Kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçundan sanıklar ... ve ..."ın TCK’nun 204/2, 43, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluğuna ilişkin Kayseri 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 11.05.2012 gün ve 244-170 sayılı hükümlerin, sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 21. Ceza Dairesince 17.03.2016 gün ve 7033-2542 sayı ile TCK"nun 53. maddesi yönünden düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.
    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 25.05.2016 gün ve 196150 sayı ile;
    "...Sanıklar .....ve ...."ın hazırladıkları ve asılları adli emanette kayıtlı bulunan ücret tahakkuk bordrolarında herhangi bir usulsüzlük yapmadan Maliyeye gönderdikten sonra 2007 yılı ilk 6 ayında fiziki olarak hazırladıkları ve sanıklar Yusuf ve Fayık tarafından da imzalanan resmi evrak niteliğindeki belgeleri hak sahibi öğretmenlere ücretleri ödenmek üzere İş Bankası ....Cad. Şubesine verdikleri, daha sonra ilgili banka şubesince işlemlerde kolaylık olması nedeniyle listelerin e-mail yoluyla bankaya gönderilmesinin talep edilmesi üzerine, sanıkların bu kez sanık ..."ın ....@hotmail.com e-mail adresi üzerinden söz konusu düzenledikleri öğretmen maaş ve ücretlerine ilişkin listeleri ilgili banka şubesine gönderdikleri ve gönderilen listelerin sanıklar .....ve .... tarafından Maliyeye gönderilen listelerden farklı olarak düzenlenip bankaya gönderilerek sanıklar .....ve ...."ın kendi hesaplarına ve sanık ..."ın kardeşi ...."ın hesabına listelerde öğretmenlerin maaşından kesilen küçük miktarlardan elde edilen fazla miktarın yatırılmasını sağlayarak kendilerine menfaat sağladıklarının iddia ve kabul edildiği olayda, belgede sahtecilik suçlarının temel unsurlarından olan belge kavramından söz edilip edilmeyeceği hususuna baktığımızda;
    Suçun maddi konusu ‘belge’ olarak öngörülmüştür. Kanunda belge tanımlanmamıştır. Bu nedenle belge kavramı, doktrinin de katkısıyla yargı kararlarıyla yapılacaktır. Belgenin tanımı ve unsurları konusunda bazı farklı görüşler bulunmaktadır.
    Belge kelimesi dilimizde evrakın karşılığı olarak kullanılmaktadır. Evrak kelimesi, yazılı kağıt (varaka) anlamına gelmektedir. Yazılı evrakın belge niteliğine kavuşması, aranan zorunlu unsurları taşımasına bağlıdır.
    Türk hukukunda belgenin her şeyden önce yazılı bir materyal olduğu benimsenmekte ve ancak her yazılı olan şeyin belge olmayacağı, hukuken korunacak bir değeri ve delil niteliği olanların belge olabileceği kabul edilmektedir. Diğer taraftan, hukuki bir değerinin bulunması ve delil niteliği taşıması bakımından düzenleyenin belli olması da gerekir.
    Ceza hukukunda belge; belirli bir düşünce, hukuki ilişki veya vakayı yansıtan, başka deyişle hukuki sonuç doğurmaya elverişli bir irade beyanını içeren ve düzenleyicisinin kim olduğunu da gösteren yazılı evrak olarak tanımlanabilir.
    Belgenin Unsurları
    a) Yazılı Olma
    Belgenin temel unsurlarının başında yazılı olması gelmektedir. Belgeyi oluşturan iradenin yazı ile belirlenmiş, tespit edilmiş olması halinde bu unsur gerçekleşir. Belgenin yazılı olması, irade beyanının kaydedilmesi anlamına gelmektedir. Dolayısıyla yazılı olma öğesi aynı zamanda, yazının yazılabilir bir materyale tespit edilmesini de kapsamaktadır. İlgili mevzuatta aksi belirtilmedikçe, yazının herhangi bir dil veya alfabeyle yazılması olanaklıdır. Fakat, yazının okunur, anlaşılır olması zorunludur. Okunamayan yazılı evrak, belge sayılamaz.
    Yazılı olma öğesinin varlığı için bazı unsurların varlığı aranmalıdır:
    aa) Bir Dilin Kullanılması
    Yazılı olma öğesi, bir dil ve alfabenin kullanılmasını gerektirmektedir. Hukuken yasaklanmış olmadıkça, bilinen herhangi bir dille yazılmış olması yeterlidir. Fakat, belirli bir konuda Türkçe yazılması zorunlu görülmekte ise bu kurala uyulmaması, yazılan kaydın belge sayılmasını önler.
    bb) Yazının Bir Vasıtayla Kaydedilmesi
    Bir insan düşüncesinin uygun vasıtayla kaydedilmiş olması, belge sayılmak için yeterli değildir. Örneğin yazı içermeyen fotoğraf, film şeridi gibi nesneler de bir fikrin kaydını sağlamakta ve bunlar usul hukukunda belge sayılsalar bile konumuz yönünden belge niteliğinde değildirler. Bu bakımdan, düşüncenin yazı ile kayda geçirilmiş olması zorunludur. Yazının elverişli herhangi bir vasıtayla kaydedilmesi olanaklıdır. Baskı makinesi, daktilo, bilgisayar gibi araçlarla ya da mürekkepli veya kurşun kalemle ve hatta tebeşir gibi kolayca silinebilir bir malzemeyle yazılmaya elverişli bir cisme yazılmış olması yeterlidir. Fakat belirli konulardaki belgelerin belirli bir vasıtayla kaydedilmesi yasa gereği aranmakta ise (el yazısıyla vasiyetname gibi) bu koşula uyulması zorunludur.
    cc) Yazının Elverişli Bir Cisme Kaydedilmesi
    Kanun belgeyi sadece içeriği nedeniyle değil, maddi varlığı itibarıyla da korumaktadır. Bu bakımdan, evrakın kendine özgü varlığının bulunabilmesi için, yazının üzerine yazılmasına, taşınmasına ve devredilmesine elverişli bir şey üzerine tespit edilmesi de lazımdır. Dolayısıyla, bir kağıda veya bez, parşömen, deri, levha veya metal plakaya harf veya rakamın elle ya da baskı yöntemiyle iz şeklinde basılması halinde yazı koşulu gerçekleşmiştir. Yargıtay da yazının taşınabilir bir şey üzerine yazılması gerektiğini kabul etmiştir.
    Yazının belirli bir cisme ve taşınır bir şeye kaydedilmesi gerekli bulunduğundan, bilgisayar programları ve verileri belge olarak kabul edilemez. Buna karşın, bu alandaki gereklilik bilgisayar sistemine kayıtlı veriler bakımından özel olarak düzenleme yapılarak karşılanmıştır. TCK 244/2. madde ile, bilişim sisteminde kayıtlı veriyi bozma, yok etme, değiştirme, erişilmez kılma veya sisteme veri yerleştirme filleri cezalandırılarak özel bir sahtecilik suçu düzenlenmiştir.
    dd) Yazının Okunabilir Olması
    Yazının bir fikri yansıtması ve bu nedenle delil değeri taşıması nedeniyle, okunabilir olması gerekir. Bazı harflerin kayıtlı olduğu görülmekle birlikte, okunamayan, içerdiği düşünce anlaşılamayan bir yazı belge olarak kabul edilemez. Buna karşın, yazı içeriği okunabiliyor ve anlaşılıyor olmak koşuluyla, bazı harflerinin silinmiş olması veya okunamaması belge niteliğini etkilemeyecektir.
    Belirtilen koşulların varlığı halinde, belgeye ilişkin yazılı olma öğesinin gerçekleştiği kabul edilir. Yazılı olma unsuru bakımından kural olarak yazılılık yeterli ise de, yasada ilgili belgenin belirli bir biçimde yazılmış olması aranmış ise bu şekle uyulmaması, belge sayılmasını önleyecektir.
    b) Hukuki Değer Taşıyan Bir İçeriğinin Bulunması
    Yazılı evrakın belge olarak kabul edilebilmesi için; hukuken korunmaya değer bir içeriğinin bulunması gerekir. Yoksa, hukuki bir değeri bulunmayan yazının belge değeri yoktur. Belgenin belirli bir düşünce veya olayın aktarımını ya da bir hukuki ilişkinin varlığı ya da yokluğunu gösterme gibi bir irade beyanını içermesi halinde hukuken korunduğu, delil niteliğinin bulunduğu kabul edilir.
    Yazılı bir evrakın belirli bir fikri veya maddi bir olayı içermesi tek başına belge olması için yeterli değildir. Bu yazının delil olarak kullanılabilir olması halinde hukuken korunması söz konusu olur. Bu nedenle, delil değerinden yoksun (hukuken anlamı olmayan bir yazıyı içeren) yazılı bir kağıt üzerinde yapılacak değişikliğin, herhangi bir zarar olasılığı da olmadığından, eylem sahtecilik olarak kabul edilemeyecektir.
    Bazı belgeler özellikle bir konuda delil olmak üzere oluşturulur; örneğin bir suç tutanağı, ilam, vekaletname veya borç senedi ya da sözleşme bu şekildedir. Bu tür belgelere ‘mahsus evrak’ denilmektedir. Buna karşın bazı belgeler böyle bir maksatla oluşturulmadıkları halde, hal ve şartlardaki değişiklikler nedeniyle delil niteliği kazanabilirler ki bunlara da ‘tesadüfi evrak’ denilir. Şu halde, bir irade açıklamasının hukuki bir sonuca yol açacak içerikte olması halinde, belgenin içerikle ilgili öğesinin gerçekleştiği düşünülmelidir. Örneğin tesadüfi evraktan sayılan bir aşk mektubu da içerdiği düşünceler bakımından boşanma davasında kanıt olarak kullanılabilir ve özel belge sayılır.
    Görüldüğü üzere yazılı bir varakanın hukuki sonuç doğurması ve belge sayılabilmesi, onun ispat gücünün bulunmasına bağlıdır. İspat gücü olmayan yazılar üzerindeki değişiklikler veya sahtecilikler, belge öğesinin (ve dolaylı olarak zarar olasılığının) bulunmaması nedeniyle belgede sahtecilik suçunu oluşturmaz.
    ‘Belge’nin hukuki değer taşıyan varaka olduğundan hareketle, belgede yapılan sahteciliğin de bu hukuki değeri etkileyecek nitelikte olması aranmalıdır. Önemsiz hususlardaki sahtecilik, delil niteliğini etkilemediğinden, suç oluşturmaz. Dolayısıyla, sahteciliğin delil niteliğini etkileyen önemli hususlara ilişkin olması gerekir.
    Belgede gerçeğe aykırı bazı eklemeler yapılmakla birlikte, bunların belgenin hukuki değerini bozmayan veya etkilemeyen önemsiz hususlarda olması durumunda, suçun oluşmayacağı kabul edilmelidir.
    Açığa/beyaza imza : Belge unsurunu varlığı için, yazılı olma, içeriği bulunma ve düzenleyenin bilinmesi olarak açıklanan üç öğeyi de taşıması zorunludur. Bunlardan birinin eksikliği halinde, yazının belge sayılması mümkün değildir. Bu nedenle, bir yazılı belgeyi düzenleyenin belli olması, içeriği bulunmadığı takdirde ‘belge’ sayılması için yeterli görülmediğinden, kanun koyucu bu tür yazılı kağıt üzerinde işlenen suçları, ‘açığa imzanın kötüye kullanılması’ adıyla ayrıca düzenlemiştir (m.209).
    c) Düzenleyenin Bilinmesi
    Yazılı materyalin belge olarak kabul edilebilmesi için, kim tarafından düzenlendiğinin belli olması gerekir. Kimin düzenlediği bilinmeyen yazıların belge niteliği bulunmamaktadır. Kimin düzenlediğinin bilinmesi demek, fiilen yazıyı yazanın (örneğin sekreterin) değil, kim adına düzenlendiğinin bilinmesi anlamına gelmektedir.
    Düzenleyenin bilinir kılınması, düzenleyen kişinin adının metin içinde yazılması ile veya imza, remz, işaret gibi diğer bir unsur sayesinde gerçekleştirilebilir. Yazıyı düzenleyenin kimliği ad ve soyadının veya firma adının yazılmasıyla ya da imza atılmasıyla bilinir hale getirilebilir. Başka deyişle zorunluluk yoksa, isim ve soyadın yazılması yeterli olup, imzanın bulunması şart değildir. Buna karşın ilgili mevzuat, bazı belgeler bakımından düzenleyenin bilinirliği konusunda belli bir şekil öngörmüş bulunabilir. Örneğin imza koşulu aranabilir (kambiyo senetlerindeki gibi) bir işaret, amblem de gerekli görülebilir.
    İmzanın atılmasıyla ilgili olarak da belirli bir kural varsa, (BK. m.14/1. madde borç alanın imzayı elle atmasını öngörmekte, 14/2 ve 15. madde ise istisnasını göstermektedir) bu kurala uygun davranılmış olmalıdır. Dolayısıyla bu hallerde ilgili imza veya bilinmeyi sağlayan şeklin eksikliği halinde söz konusu yazılı kağıt belge olarak kabul edilemez. Belge kabul edilemeyen bir yazıyla ilgili sahtecilik yapılması, belgede sahtecilik suçunu oluşturmaz. İmzanın ilgili belge için zorunlu görüldüğü hallerde elle atılmış bir imzanın varlığı, belge niteliğinin varlığı bakımından zorunlu bir unsurdur. Örneğin özel hukukta, hukuk usulü bakımından senetlerin paraf edilmesi yeterli olmayıp, imzalanmış bulunması gerekmekte ve imzasız belge ikrar edilse dahi, senet olarak kabul edilmemekte, koşulları varsa yalnızca yazılı delil başlangıcı sayılmaktadır. Fotokopiler de imza unsuru oluşmadığından, senet olarak kabul edilemez. Telefaks ile gönderilen metinler de senet sayılmamakta, yazılı delil başlangıcı kabul edilmektedir.
    Madde gerekçesinde de açıklandığı üzere, belgenin belirli bir kişi adına düzenlenmesi yeterli olup, bu kişinin hayali bir kimlik olması da olanaklıdır. Bir olayda, kendisini alacaklı, hayali bir kişiyi borçlu göstererek bono düzenleyen failin sahtecilik suçunu işlediği kabul edilmiştir. Belgede adı yazılı kişinin kimliğinin tespit edilemez olması da, belge niteliğinin kazanılmasını ve suçu önlemeyeceği kabul edilmektedir.
    5070 Sayılı Kanunun 22. maddesi ile Türk Borçlar Kanununa yapılan atıf ile güvenli elektronik imzaların elle atılan imza ile aynı ispat gücünü haiz olduğu kabul edilmiştir.
    Bu bilgiler ışığında somut olayda elektronik imzanın da bulunmaması nedeniyle ortada bir belgenin varlığından söz edilemeyeceğinden, sanıkların unsurları oluşmayan kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçundan beraatlerine karar verilmesi gerekmektedir" düşüncesiyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
    CMK"nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 21. Ceza Dairesince 13.06.2016 gün ve 8592-5170 sayı ile; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
    TÜRK MİLLETİ ADINA
    CEZA GENEL KURULU KARARI
    Sanıklar ..., ... ve ... hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan kurulan beraat hükümleri temyiz edilmeksizin kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme, sanıklar ... ve ... hakkında kurulan mahkûmiyet hükümleri ile sınırlı olarak yapılmıştır.
    Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıklara atılı kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.
    İncelenen dosya kapsamından;
    Sanıkların, 2007-2010 yılları arasında Melikgazi İlçe Milli Eğitim Müdürlüğündeki usta öğreticilerin muhasebe ile SGK iş ve işlemlerinin yapılmasından sorumlu kamu görevlileri oldukları,
    Melikgazi İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ile İş Bankası arasında gerçekleştirilen 17.05.2006 tarihli maaş ödeme protokolünde;
    a- Protokolün üç yıl süre ile geçerli olacağı,
    b- Kurumun maaş ve diğer ödeme bilgilerini elektronik ortam üzerinden ileteceği,
    c- Elektronik ortam tanımı içerisinde e-postanın da yer alacağı,
    d- Elektronik ortam veya listelerdeki hatalı bilgilerden veya sonradan yapılan kayıt değişiklerinden kurumun sorumlu olacağı,
    e- Bankanın; elektronik ortam veya listeleri, kurumun bildirdiği toplam ödeme tutarı ve personel sayısı açısından kontrol edeceği,
    Hususlarının kararlaştırıldığı,
    Sanıkların görevleri kapsamında düzenledikleri maaş ödeme listelerini öncelikle maliyeye ıslak imzalı olarak gönderdikleri, bu listelerde herhangi bir usulsüzlük yapmadıkları, maliyece bu listeler kontrol edildikten sonra Melikgazi İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ile maaş ödeme protokolü bulunan ilgili bankadaki havuz hesabına toplam ücretin yatırıldığı, yatırılan bu ücretin paylaştırılması sırasında sanıkların, gerçek hak sahiplerinden 1-2 Lira tutarında kesinti yapıp kendilerini ve sanık ..."ın kardeşi ...."ı hak sahibi olacak şekilde listeye eklemek suretiyle oluşturdukları sahte ödeme listelerini bankaya gönderdikleri,
    2007 yılının ilk altı ayında bankaya ıslak imzalı olarak gönderildiği anlaşılan listelerin İş Bankasından istenildiğinde listelerin bulunamadığının bildirildiği,
    2007 yılınının altıncı ayından itibaren ödeme listelerinin sanık ..."a ait ....@hotmail.com uzantılı e-posta adresinden bankaya gönderildiği ve bu elektronik postaya ait bilgisayar çıktılarının dosya içerisinde bulunduğu,
    2007-2010 yılları arasında maliyeye ıslak imzalı gönderilen tüm evrak asıllarının dosya içerisinde yer aldığı,
    Yerel mahkemece "Sanıklar, 2007 yılının ilk 6 ayından sonra düzenledikleri listeleri e-mail yoluyla göndermiş olsalar da, görevleri gereği gönderdikleri ilgili banka tarafından bilinip bu e-mailler esas alınmak suretiyle işlem yapıldığından, e-maillerin de resmi belge gibi sonuç doğurması nedeniyle resmi belge mahiyetinde kabul edilmesinin gerektiği” gerekçesiyle, bankaya gönderilen e-postalar resmi belge niteliğinde kabul edilip sanıkların resmi belgede sahtecilik suçundan mahkûmiyetlerine karar verildiği,
    Anlaşılmaktadır.
    Resmi belgede sahtecilik suçu 5237 sayılı TCK’nun 204. maddesinde;
    “(1) Bir resmî belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmî belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmî belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
    (2) Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmi belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
    (3) Resmi belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması halinde, verilecek ceza yarısı oranında artırılır” şeklinde düzenlenmiştir.
    Söz konusu suç, maddenin birinci fıkrasında seçimlik hareketli bir suç olarak tanımlanmış olup, resmi belgenin sahte olarak düzenlenmesi, gerçek bir resmi belgenin başkalarını aldatacak şekilde değiştirilmesi veya sahte resmi belgenin kullanılması durumunda suç oluşacaktır.
    Maddenin ikinci fıkrasında, resmi belgede sahtecilik suçunun kamu görevlisi tarafından işlenmesi ayrı bir suç olarak tanımlanarak daha ağır bir yaptırıma bağlanmış, maddenin üçüncü fıkrasında ise, suçun konusunu oluşturan resmi belgenin, kanunun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan bir belge niteliğinde olması halinde cezanın yarı oranında artırılması hüküm altına alınmıştır.
    Uyuşmazlığın isabetli bir şekilde çözümlenebilmesi için elektronik imzasız olarak e-posta yoluyla gönderilen ödeme listelerinin, resmi belgede sahtecilik suçunun konusunu oluşturan "belge" niteliğinde kabul edilip edilemeyeceğinin belirlenmesi gerekmektedir.
    Elektronik belge, elektronik ortamda sayısal olarak kodlanmış bulunan elektronik verileri ifade etmektedir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 199. maddesinde de uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli elektronik ortamdaki verilerin belge olduğu belirtilmiştir.
    Elektronik imza ise, fiziki ortamda bulunmayan dolayısıyla el yazısı ile imza atmanın fiilen imkânsız olduğu durumlarda, sanal (elektronik) ortamda bulunan belgenin doğruluğunu, bütünlüğünü koruyan ve beyan sahibinin bu belgenin içeriğini kabul edip onayladığını belirtmesine, diğer bir ifade ile imzalamasına imkân tanıyan bir teknik terim olup el yazısı ile imzanın elektronik ortamdaki karşılığıdır. Bu anlamda elektronik imza, ıslak imzanın istisnası olmayıp alternatifidir.
    E-imza sahibinin imza doğrulama verisinin ve kimlik bilgilerini birbirine bağlayan elektronik kayıt yani elektronik sertifikanın da yer almasıyla e-belge hukuken sonuç doğurmaya elverişli belge niteliğini kazanacaktır. (Belgelerde Sahtecilik Suçları, Kubilay Taşdemir, Ankara, 2013, s.294-295)
    Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
    Sanıkların görevleri kapsamında gerçeğe uygun şekilde düzenledikleri maaş ödeme listelerini ıslak imzalı olarak maliyeye gönderdikleri, maliyece listeler kontrol edildikten sonra personel ücretlerinin toplu olarak bankaya yatırılıp listelerin tekrar milli eğitim müdürlüğüne gönderildiği, bu listelerin aynı şekilde bankaya iletilmesi gerekirken sanıkların gerçek hak sahiplerinden 1-2 Lira tutarında kesinti yapıp kendilerini ve sanık ..."ı kardeşi ...."ı hak sahibi gösterecek şekilde listeye eklemek suretiyle gerçeğe aykırı şekilde oluşturdukları ödeme listelerini elektronik imza ile imzalamaksızın sanık ..."a ait e-posta adresinden bankaya gönderdikleri olayda; sanıkların maliyeye ıslak imzalı olarak gönderdikleri ödeme listelerinin gerçeğe uygun şekilde düzenlenmesi, gerçeğe aykırı şekilde düzenlenip sanık ..."ın e-posta adresinden bankaya gönderilen ödeme listelerinin ise elektronik imza ile imzalanmamış olması nedeniyle resmi belge niteliğinin bulunmaması karşısında, sanıklara atılı kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçunun unsurlarının oluşmadığının, yine gerçeğe aykırı olarak düzenlenen ödeme listelerinin elektronik imza ile imzalanmamış olması nedeniyle bu belgelerin gerçeğe uygun şekilde düzenlenerek maliyeye gönderilen ödeme listelerinin içeriğini sahteleştirecek nitelikte bulunmadığının kabulü gerekmektedir.
    Yerel mahkemece, sanıkların eylemlerinin dolandırıcılık suçunu oluşturabileeeği gerekçesiyle hükümle birlikte Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmasına karar verilmiş ise de; bir kısım Ceza Genel Kurulu Üyelerince, iddianamede dolandırıcılık suçuna ilişkin bir anlatım olup olmadığının belirlenmesi gerektiğinin belirtilmesi üzerine bu konunun değerlendirilmesi gerekmiştir.
    Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığınca sanıklar hakkında; "Yukarıda açık kimliği yazılı bulunan şüphelilerin dosya içerisinde bulunan ek 8, 8-2, 8-3, 8-9, 8-10, 8-11, 8-12 görev belgelerinden anlaşıldığı üzere ...."nun Melikgazi İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünde muhasebe bölümünden sorumlu şube müdürü olarak görev yaptığı, ..."in Melikgazi İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünde muhasebe şefi olarak, ....."ın ise Melikgazi İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünde Ocak 2007 tarihinden itibaren Muhasebe bölümünde çalışmak üzere görevlendirildiği, ..."ın İl Milli Eğitim Müdürlüğünde memur olarak çalıştığı ancak 2007 yılı Ocak ayı içerisinde Melikgazi İlçe Emniyet Müdürlüğünde muhasebe bölümünde ... ve Kürşat Umay"a yardımcı olmak üzere görevlendirildiği,
    Görev belgelerinden anlaşıldığı üzere şüphelililerin sözleşmeli öğretmen ek ders karşılığı ücreti, usta öğreticilerin ve sözleşmeli personelin maaş ve ek derslerinin taahhuku, aylık bildirge ve işe giriş bildirgelerinin SSK Müdürlüğüne bildirilmesi ile görevli oldukları, ..."ın kollukta ve C.Başsavcılığımızda verdiği ifadelerden anlaşıldığı üzere 2007 yılı Ocak ayı içerisinde ücretli ve sözleşmeli öğretmenlerin ücret listeleri yapıldığında ... ve ...."nun ..."a öğretmenlik ücretlerinden 1,60 TL gibi kesinti yapılarak paylaşılmasını söyledikleri, bu kesintisinin yapılmasını ... ve Kürşat Umay"ın sürekli olarak dile getirdiği, bunun üzerine ..."ın, Melikgazi İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı olarak çalışan tüm kadrolu personelin ve ücretli öğretmenlerin bütün ücret ve ek ders ödemelerinin İş Bankası ....Cad. şubesinden ödenmesine dair müdürlük ile banka müdürlüğü arasında yapılan protokol gereğince öğretmenlerin ek ders ücretlerinin yatırıldığı ve hesaplarının bulunduğu İş Bankası Kayseri ....caddesi şubesi nezdinde kendi adına 5304477955 numaralı hesabı açtırdığı,
    ... ve Kürşat Umay"ın 2007 yılı Ocak ayından itibaren sözleşmeli ve ücretli öğretmenlerin ücretlerinden herhangi bir kesinti yapmadan adli emanetin 2011/859 sırasıda kayıtlı bordro asıllarını Kayseri Defterdarlığı"na (Maliye) gönderdikleri Maliyeden bordrolar üzerinde görünen alacak miktarı kadar paranın İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü"nün İş Bankası ....cad. Kayseri şubesine doğru miktarda aktarıldığı, bu defa hak sahiplerine dağıtılmak üzere yine adli emanetin 2001/859 sıra numarasında kayıtlı ikinci bir liste hazırlayıp İş Bankası ....cad. şubesine gönderdikleri, her bir hak sahibinin ücretinden 1-2 TL kesinti yapmak suretiyle elde edilen parayı Maliyeye giden listede bulunmayan üçüncü bir kişiyi bankaya gönderdikleri tahakkuk evrakına eklemek suretiyle ..."ın kendisi adına açtırdığı hesaba aktarttığı, 2007 yılı içerisinde 12.532,60 TL, 2008 yılı içerisinde 16.426,18 TL, 2009 yılı içinde 13.086,06 TL olmak üzre toplam 42.044,84 TL yi kendi hesabına aktarttığı, 01/04/2008 tarihinde de ....."ın adına aynı banka şubesinden 5304-496876 nolu hesap açtırıldığı, bu hesaba da ek ders ücreti adı altında Kürşat Umay adına aynı şekilde kesinti yapılarak 155,34 TL paranın yatırıldığı, ve yine ..."ın istemi üzerine kardeşi ..."ın aynı banka şubesine 5304536990 nolu hesap açtırdığı, bu hesaba ilişkin bankamatik kartını da ..."a, ..."ın elden verdiği, henüz bankamatik kartı gelmeden dekontla çekmiş bulunduğu parayı ..."a ..."ın elden verdiği, daha sonra gelen bankamatik kartını da hesaba yatırılan parayı ..."ın çekmesi için ..."a verdiği, ..."ın hesabına 2009 yılı içerisinde 8.564,42 TL, 2010 yılı içerisinde 972,45 TL olmak üzere toplam 9.536,87 TL paranın yatırıldığı, ..., Kürşat Umay ve ..."ın hesaplarına bu şekilde toplan 51.737,05 TL para aktarıldığı, hesaplarında bulunan parayı çeken ... ve Kürşat Umay"ın bu parayı getirerek Yusuf Merti ile paylaştıkları, Yusuf Mert"in ...."ya da vereceğini söyleyerek ..."dan ...."nun hissesini de aldığı; bu şekilde şüphelilerin ücretli öğretmenlerin ek derslerinden yaptıkları kesintiyi kendi aralarında paylaştıkları,
    Şüpheliler ... ve Kürşat Umay"ın hazırladıkları ve asılları adli emanette bulunan ücret tahakkuk bordrolarından herhangi bir uygunsuzluk yapmadan Maliyeye gönderdikten sonra 2007 yılı ilk 6 ayında fiziki olarak hazırladıkları ve ... ve ...."nun imzaladıkları resmi evrak niteliğinde belgeyi hak sahiplerine dağıtılmak üzere İş Bankası ....caddesi şubesine verdikleri, sonraki hazırladıkları evrakları ise bankaya ....."ın, ....@hotmail.com e-posta adresi üzerinden bankaya gönderdikleri, Maliyeye gönderilen tahakkuk evraklarıyla bankaya gönderilen tahakkuk evraklarının aynı olması gerekirken bankaya gönderdikleri evraklar üzerinde gerçekte hak sahibi olmayan ..., ..... veya ..."ı hak sahibiymiş gibi gösterip iki belge arasında uyumsuzluk meydana getirerek resmi belgede sahtecilik yapmak suretiyle menfaat temin ettikleri, ..."ın da söz konusu banka şubesine hesap açtırarak bankamatik kartını da ağabeyi şüpheli ..."a vermek suretiyle atılı suçun işlenmesine yardımda bulunduğu,
    ..."ın 2010 yılı Ocak ayı ücretli derse giren öğretmenlerin ücretlerinden değişik miktarlarda kesinti yaparak kardeşi ..."ın hesabına yatırmak istediği sırada sehven kesinti toplamı olan 1.331,20 TL"yi 31/12/2009 tarihinde görevden ayrılan ücretli öğretmen Emine Özlem Özmen"in hesabına aktardığı, daha sonra Emine Özlem Özmen"e aktarılan paranın yanlışlıkla yatırıldığı gerekçesiyle ... tarafından İş Bankası ....Caddesi şubesine yazılan yazıda ilk önce paranın ... adına açılan hesaba aktarmasını istediği, belgenin imzası sırasında muhasebeden sorumlu şube müdürü ...."nun izinli olması nedeniyle vekaleten görevi yürüten Ali Coşkun tarafından meblağın yüksek olmasına ve ilsis evrak kayıt sisteminden verilen sayının el yazısıyla yazılmış olmasından şüphelenilerek kontrol edilmesi amacıyla imzalanmadan iade edildiği, 1 gün sonra ... tarafından imzaya getirilen yazıda sehven yatırılan paranın İlçe Emniyet Müdürlüğü hesabına aktarılması istenildiği, bir önceki yazıyla mevcut yazının farklı olmasından ve ilsis evrak kayıt sisteminde olmayan sayı kullanıldığının tespit edilmesi üzerine Emine Özlem Özmen"in adına yatırılan 1.331,20 TL"nin bloke edilerek başlatılan inceleme sonucunda şüphelilerin yukarıda belirtilen suçları işledikleri" açıklamasına yer verilen iddianame ile kamu davası açılırken, sevk maddelerinin "5237 sayılı TCK"nun 204/2, 43/1 ve 53" olarak gösterildiği ve suçun kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği olarak adlandırıldığı, yerel mahkemece bu suçtan mahkûmiyet hükmü kurulduğu, ayrıca sanıkların eylemlerinin dolandırıcılık suçunu oluşturabileeeği gerekçesiyle hükümle birlikte Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.
    Ceza muhakemesi hukukumuzda mahkemelerce bir yargılama faaliyetinin yapılabilmesi ve hüküm kurulabilmesi için, yargılamaya konu edilecek eylemle ilgili, usulüne uygun olarak açılmış bir ceza davası bulunması gerekmektedir. 5271 sayılı CMK’nun 170/1. maddesi uyarınca ceza davası, dava açan belge niteliğindeki icra ceza mahkemesine verilen şikâyet dilekçesi, son soruşturmanın açılması kararı gibi istisnai hükümler dışında kural olarak Cumhuriyet savcısı tarafından düzenlenecek bir iddianame ile açılır. Anılan kanunun 170. maddesinin 4. fıkrasında da; “iddianamede, yüklenen suçu oluşturan olaylar, mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanır” düzenlemesine yer verilmiştir.
    CMK’nun 225. maddesi uyarınca ise; “Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir. Mahkeme, fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı değildir.” Bu madde gereğince hangi fail ve fiili hakkında dava açılmış ise, ancak o fail ve fiili hakkında yargılama yapılarak hüküm verilebilecektir.
    Açıklanan hükümlere göre, hükmün konusu iddianamede gösterilen eylemdir. İddianamede açıklanan ve suç oluşturduğu ileri sürülen fiilin dışına çıkılması, diğer bir ifadeyle, davaya konu edilmeyen bir eylemden dolayı yargılama yapılması ve açılmayan davadan hüküm kurulması kanuna aykırıdır. Soruşturma evresinde elde ettiği kanıtlardan ulaştığı sonuca göre iddianameyi hazırlamakla görevli iddia makamı, düzenlenen iddianame ile CMK’nun 225/1 maddesi uyarınca kovuşturma aşamasının sınırlarını belirlemektedir.
    Ceza Muhakemesi Kanununun 226. maddesinde; “Sanık, suçun hukukî niteliğinin değişmesinden önce haber verilip de savunmasını yapabilecek bir hâlde bulundurulmadıkça, iddianamede kanunî unsurları gösterilen suçun değindiği kanun hükmünden başkasıyla mahkûm edilemez.
    Cezanın artırılmasını veya cezaya ek olarak güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını gerektirecek hâller, ilk defa duruşma sırasında ortaya çıktığında aynı hüküm uygulanır.
    Ek savunma verilmesini gerektiren hâllerde istem üzerine sanığa ek savunmasını hazırlaması için süre verilir.
    Yukarıdaki fıkralarda yazılı bildirimler, varsa müdafie yapılır. Müdafii sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanır” hükmü getirilmiştir.
    Bu düzenlemeyle; iddianamede anlatılan eylemin değişmeyip, o eylemin hukuki niteliğinde değişiklik olmasını kanun koyucu anılan ilkeye aykırı görmemiş, bu gibi hallerde sanığa ek savunma hakkı verilerek değişen suç niteliğine göre bir hüküm kurulmasına imkan sağlamıştır. Bunun sonucu olarak mahkeme, eylemin hangi suçu oluşturacağına ilişkin nitelendirmede iddia ve savunmayla bağlı değildir. Örneğin iddianamede kasten öldürmeye teşebbüs olarak nitelendirilen eylemin, kasten yaralama suçunu oluşturacağı görüşünde olan mahkeme, sanığa ek savunma hakkı da vermek suretiyle anılan suçtan hüküm kurabilecektir. Öte yandan iddianameye konu edilen eylem bakımından iddianamede gösterilen suçtan beraat kararı verildikten sonra, aynı eyleme ilişkin olarak değişen suç vasfı doğrultusunda sanığa ek savunma hakkı tanınıp mahkûmiyet hükmü verilmesi de mümkün olmayacaktır. İddianamede anlatılan ve kapsamı belirlenen olayın dışında bir fail ve fiilin yargılanması söz konusu olduğunda, suç duyurusunda bulunulması ve iddianame ile dava açılması halinde gerekli görülürse her iki iddianame ile açılan davaların birleştirilmesi yoluna gidilebilecektir.
    Bu açıklamalar ışığında; sanıklar hakkında düzenlenen iddianame ile kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçundan dava açılıp iddianamedeki anlatım ve suç adı ile uyumlu olacak şekilde sevk maddelerinin gösterildiği göz önüne alındığında, mahkemece iddianameye konu edilmeyen ve anlatımda yer verilmeyen nitelikli dolandırıcılık suçundan sanıklar hakkında suç duyurusunda bulunulmasına karar verilmesi yerinde bir uygulamadır.
    Sonuç olarak; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Dairenin düzeltilerek onama kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükümlerinin, sanıklara atılı kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden, beraatleri yerine mahkûmiyetlerine karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
    Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ile Dairemiz arasındaki uyuşmazlık sanıklar ... ve ..."ın üzerlerine atılı "Kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği" suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığı hususunda gibi görünmekte ise de Dairemizin kabulüne göre, bizce asıl uyuşmazlık suç delili olarak kabul edilen belge hususundadır.
    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz yazısındaki açıklamalarında sanki dairemizce sahte belge olarak sanıkların E-Mail üzerinden bankaya gönderdikleri ödeme yazıları kabul edilmiş ve bu ödeme yazılarında da ıslak imza ve E-İmza olmadığı için resmi belgenin şekil şartlarını taşımadığından bahisle resmi belge olarak kabul edilemeyeceği belirtilmiş ise de Dairemizce sahte olduğu kabul edilen belgeler Maliye"ye gönderilen ve tüm şekil şartlarını taşıyan fiziki belgelerdir. Dairemizce bu belgelerin içeriği sahte olarak kabul edilmiştir. Şöyle ki;
    Sanıkların suç tarihlerinde Kayseri Melikgazi İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü muhasebe bölümünde görevli oldukları, görev belgelerinden anlaşılmaktadır.
    Kayseri Melikgazi İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ile İşbankası Kayseri ....Caddesi Şubesi arasında 2006 yılında yapılan protokol ile maaş ve ek ders ücretlerine ilişkin ödemelerin adı geçen banka şubesi üzerinden yapılması hususunda anlaşma yapılmıştır.
    Protokole göre maaş ve ek ders ödemelerine ilişkin belgelerin hem fiziki evrak olarak hemde E-Ortam üzerinde hazırlanarak bankaya gönderilmesi kararlaştırılmıştır. Yapılan protokol çerçevesinde Ocak 2007 tarihinden itibaren maaş ve ek ders ödemelerine ilişkin belgelerin asıllarının bir nüshası Kuruma bir nüshası da bankaya gönderilmeye başlanmıştır. Ancak banka şubesine gönderilen belgeler hem E-mail üzerinden hem de fiziki evrak üzerinden gönderilmiştir. Banka tarafından 2007 yılının 6. ayında kuruma hitaben kendilerine gönderilecek yazıların E-mail üzerinden gönderilmesi halinde işlemlerin daha kolay yapılacağı bildirilince sanıkların adına E-mail hesabı açılarak bu E-mail adresi üzerinden maaş ödemesine ilişkin listeler E-Ortamda banka şubesine gönderilmeye başlamıştır. Bu tarihten sonra bankaya ayrıca fiziki evrak gönderilmediği anlaşılmıştır.
    2007 yılının Ocak ayından itibaren sanıkların Maliye"ye gönderdikleri maaş ödemelerine ilişkin listelerde fiziki evrakın tüm şekil şartlarını taşıyacak şekilde personel listesi ve hak sahiplerine ödenecek ücretleri doğru olarak düzenleyip gönderdikleri ancak bankaya gönderilen E-mail ortamındaki listelerde hak sahibi sayısını fazla gösterdikleri ayrıca her bir gerçek hak sahibinin ücretinden de 1-2 TL haksız kesinti yapmak suretiyle elde edilen paranın Maliye"ye giden listede bulunmayan ancak bankaya giden listelerde görünen 3. bir kişiye eklendiği tespit edilmiştir. Böylece sanıklar ... ve ..."ın görev yaptıkları Ocak 2007 – Ocak 2010 yılları arasında 3 yıl içerisinde toplam 51,737.05 TL"yi kendi hesaplarına aktardıkları anlaşılmıştır. Sanıkların Ocak 2010 tarihinde hataen listeye başka birini eklemeleri ve bunu düzeltmeye çalışmaları üzerine yapılan inceleme ve soruşturma sonucunda yaptıkları usulsüzlük ve sahtecilik ortaya çıkartılmıştır.
    2007 yılının 6. ayına kadar fiziki olarak da bankaya gönderilen belgelerin banka arşivinde bulunmadığı, bankanın 23.02.2012 tarihli yazısından anlaşılmıştır. Sanıkların bankaya gönderdikleri ödeme belgelerine ilişkin kendi bilgisayarlarında bulunan tüm E-mail kayıtlarını da yok ettikleri tespit edilmiştir. Bu nedenle ödemelere ilişkin E-mail kayıtları ancak bankadan temin edilebilmiştir. Bankadan temin edilen E-Mail kayıtlarına göre hak sahibi kişilere ödenmesi gereken miktardan daha az ödeme yapıldığı ve bu kişilerden yapılan kesintilerin de hak sahibi olmayan kişiler adına açılan hesaplara aktarıldığı belirlenmiştir. Buna rağmen Maliye"ye gönderilen belgelerde gerçek hak sahiplerine tam ödeme yapılmış gibi gösterilmiştir. Her ne kadar Maliye"ye gönderilen belgelerdeki toplam ödenen miktar ile bankadaki toplam ödeme miktarı aynı görünmekte ise de hak sahiplerine yapılan ödemeler ve ödenecek hak sahibi sayısı gerçeği yansıtmadığından Maliye"ye gönderilen belgelerin içeriği kısmen değiştirilerek sahteleştirilmiştir. Yani E-mail kayıtlarından anlaşıldığı üzere sanıklar ödeme yapılacak kişi sayısı ve bu kişilere ödenecek miktar yönünden değişiklik yapmak sureti ile Maliye"ye gönderdikleri belgelerin içeriğini sahteleştirmişlerdir.
    Yeri gelmişken kısaca resmi evrakta içerik sahteciliği yani fikri sahtecilik suçuyla ilgili bir açıklama yapmakta fayda vardır. "Belgenin gerçeğe uygun olmayan beyanları veya olayları içermesi durumunda gerçeğe aykırı belge düzenlemekten söz edilir. Burada belge dış görünüş olarak sahte olmamakla birlikte içeriği gerçeği yansıtmamaktadır."
    Buna göre fikri olarak gerçeğe aykırı belge düzenleme; ünvan, şekil ve imza gibi resmi belgeye ilişkin diğer unsurlar gerçek olduğu halde, içerik olarak gerçeğe uygun olmayan beyan ve olayları kapsamaktadır. Başka deyişle kamu görevlisi failin görevi ve yetkisi çerçevesinde gerçek olmayan beyan veya olay içeren belge düzenlemesi halinde gerçeğe aykırı belge düzenlendiğinden söz edilmelidir. Bu anlamda görevilinin bir tanık ifadesini gerçeğe aykırı olarak yazması veya maddi bir olayın varlığı ya da yokluğunun tespit edildiği tutanağın gerçeğe aykırı olarak düzenlenmesi ya da gerçek olarak düzenlenen bir belgenin sonradan içeriğinin sahteleştirilmesi halinde bu suç oluşmaktadır.
    Dairemiz ve aynı işlere bakan Yargıtay Yüksek 11. Ceza Dairesinin yerleşik uygulamalarında da içerik sahteliği durumunda sahte belge düzenleme suçunun oluştuğu kabul edilmektedir.
    Yukarıda açıklandığı üzere somut olayda da böyle bir durum söz konusudur. Sanıkların Melikgazi İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünde çalışan personel ve sözleşmeli öğretmenlerin maaş ve ücretlerine ilişkin olarak Maliye"ye gönderdikleri belgeleri gerçeğe uygun olarak düzenledikleri halde Maliye"ye bildirilen listede bulunmayan kesintilerin yine o listede bulunmayan kişiler adına açtıkları hesap numaralarını bankaya gönderilen ödemelere ilişkin E-Mail listesine yazarak bankaya bildirdikleri ve bu şekilde ilgili banka şubesi tarafından hak sahiplerinin maaşından kesilen miktarın bu hesaplara yatırılmasını sağlamak suretiyle Maliye"ye gönderdikleri belgeyi içerik olarak sahteleştirdikleri kabul edilmiştir. Yani Maliye"ye gönderilen belgeler hak sahiplerine ödenen ücretleri bankaya gönderilen E-mail kayıtlarına göre gerçeğe aykırı olarak 1-2 TL fazla gösterdiğinden ve bankada ödeme yapılmış görünen kişilerin tamamı Maliye kayıtlarında görünmediğinden Maliye"ye gönderilen belgeler içerik olarak sahteleştirilmiştir. Sanıkların bu şekilde belgeleri sonradan içerik olarak sahteleştirme eylemine yoğunlaşmış bir kasıtla 3 yıl boyunca devam ettikleri tespit edilmiştir. Açıklanan gerekçelerle Yargıtay Ceza Genel Kurul"unun sayın çoğunluğunun Maliye"ye gönderilen belgelerin önceden düzenlediği ve tüm şekil şartlarını taşıdığından sahte olmadıkları, bankadan temin edilen E-mail kayıtlarının ise ıslak imza veya E-imza içermediğinden resmi belge şartlarını taşımadığından sanıkların üzerlerine atılı suçun unsurlarının oluşmadığına ilişkin görüş ve düşüncelerine katılmadığından" bahisle karşı oy kullanmıştır.
    SONUÇ:
    Açıklanan nedenlerle;
    1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
    2- Yargıtay 21. Ceza Dairesinin 17.03.2016 gün ve 7033-2542 sayılı düzeltilerek onama kararının KALDIRILMASINA,
    3- Kayseri 2. Ağır Ceza Mahkemesince 11.05.2012 gün ve 244-170 sayı ile, sanıklar ... ve ... hakkında kurulan mahkûmiyet hükümlerinin, sanıklara atılı kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden, beraatleri yerine mahkûmiyetlerine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
    4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 24.01.2017 tarihinde yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.


    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi