3. Hukuk Dairesi 2014/7809 E. , 2014/17157 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen tazminat davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Y A R G I T A Y K A R A R I
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin, göğsündeki simetri bozukluğu nedeniyle, davalı doktor tarafından 07.02.2006 tarihinde ameliyat edildiğini; ameliyattan sonra, davacıda mevcut sorunlar giderilemediği gibi dikişlerin açılarak davacının acı ve sıkıntı çekmeye başladığını, 6-7 aylık süreçte yaraların iyileşeceğinin belirtilmesine rağmen yaraların iyileşmediğini; bunun üzerine, davalı tarafından, 13.09.2006 tarihinde anestezi ve hafif sedasyon uygulanmak suretiyle yeni bir operasyon gerçekleştirildiğini; ancak, yaraların iyileşmediğini, daha da kötüleştiğini, dikişlerin açılmaya başladığını, davalı ile görüşmek istemesine rağmen davalı doktorun görüşmekten kaçındığını; bunun üzerine, başka bir doktor tarafından 23.09.2006 tarihinde gerçekleştirilen operasyon sonucu 1 hafta içinde dikişlerinin kapandığını, yaralarının iyileştiğini; davalı tarafından yapılan operasyon nedeniyle göğsünde his kaybı yaşadığını ve izler kaldığını, estetik operasyonun amacına ulaşmadığını belirterek; operasyon nedeniyle, davalıya elden ödenen 4.000 TL, hastane için 1.000 TL ve operasyon öncesi ve operasyon sırasında tedavide kullanmak üzere 400 TL ilaç ve sarf malzemeleri olmak üzere; toplam 5.400 TL masraf ile davacının bu dönemde işletmecisi olduğu estetik merkezindeki bazı randevularını iptal ederek 7.000 TL"lik maddi kayba uğraması nedeniyle, toplam 12.400 TL zararından şimdilik 1.000 TL maddi tazminat ile 50.000 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı-karşı davacı vekili cevap ve karşı dava dilekçesi ile; davacının, müvekkiline gelmeden önce Marmara Üniversitesinde başarısız bir operasyon geçirdiğini, müvekkilinin 04.02.2006 tarihinde davacıya göğüs ve burun ameliyatını yaptığını, ameliyat öncesi iyileşme sürecinin davacıya ayrıntılı olarak anlatılarak 6 ay ile 1 yıl içinde izlerin büyük oranda geçeceğinin belirtildiğini, 05.09.2006 tarihinde yapılan son kontrolde her iki operasyona ilişkin sonuçların mükemmel olduğunun gözlendiğini, davacının da bunu ifade ettiğini; ancak, memedeki olağan ameliyat izlerinin 6 ay ile 1 yıl arasında azalarak geçeceğinin bildirilmesine rağmen, davacının ısrarları üzerine artı bir iyileşme olması için 12.09.2006 tarihinde küçük basit bir operasyonun da başarı ile yapıldığını; davacının beyanlarının tamamen gerçek dışı olduğunu, davacının kendisinin de hemşire olduğunu, evinin uzaklığı, trafik vs gibi nedenlerle pansumanlarını kendisini yapabileceğini bildirdiğinden ısrarlara rağmen bazı pansumanlara gelmeyerek kendisinin yaptığını, davacının bugüne kadar 10.000 TL hekimlik ücretini ödemediğini, davanın reddi ile her türlü talep ve hakları saklı kalmak kaydı ile müvekkilinin hak etmiş olduğu 10.000 TL hekimlik ücretinin, dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davacı ve karşı davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Mahkemece; Bilirkişi raporlarıyla, davacının göğsünde mevcut yara izlerinin ve göğüslerinin görünümünün günümüz estetik cerrahi uygulamaları açısından estetik olarak kabul edilebilir bir durumda olduğunun belirtildiği, davalı doktor tarafından yapılan ikinci operasyon ve dinlenen tanık beyanları karşısında davacının yeterince bilgilendirilmediğine dair itirazlarının kabul edilemeyeceği gerekçesiyle; davacının davasının reddine; karşı davanın ise kısmen kabulü ile 4000 TL "nin 04.12.2006 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
Davaya dayanak yapılan maddi olgu, göğüsteki simetri bozukluğunun giderilerek, estetik ameliyat yapılmak suretiyle, istenilen ve kararlaştırılan biçime uygun güzel bir görünüm kazandırılmasıdır. Varılmak istenilen sonucun ve buna dayalı olguların hukuki nitelendirilmesi yapıldığında ise, yanlar arasında TBK. nun 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesi ilişkisinin bulunduğu açıklıkla ortadadır. Eser sözleşmelerini diğer iş görme sözleşmelerinden ayıran önemli hususlardan birisi de sonuç sorumluluğu, yani tarafların iradeleri doğrultusunda yüklenici tarafından bir sonucun meydana getirilmesi taahhüdüdür. Burada vekâlet akdindeki gibi sonuç taahhüt edilmeksizin sadece bir işin görülmesi taahhüdü bulunmamakta, bir eserin-sonucun yaratılıp teslim edilmesi borcu altına girilmektedir. Bu borcun altına giren taraf, yani yüklenici; TBK.nun 471/1. maddesi ve işin mahiyeti gereği işi sadakat ve özenle yerine getirmek zorundadır. Sadakat borcu; yüklenicinin, iş sahibinin yararına olacak şeyleri yapma ve ona zarar verecek her türlü eylemden kaçınma anlamını taşır.
Meydana getirilen eserin, iş sahibinin beklentisini karşılamaması halinde, sözleşmedeki yarar dengesi iş sahibi aleyhine bozulur. Bu bakımdan, eserin, fen ve sanat kurallarına uygun, iş sahibinin beklentilerini karşılar özelliği taşıması gerekir. Aksi halde, ayıplı olduğu kabul edilir. Yüklenici, meydana getirdiği eserde, ortaya çıkan ayıp ve eksikliklerden, ayıba karşı tekeffül borcu gereğince sorumludur.
Yüklenici, sadakat ve özen borcu gereğince eseri iş sahibinin yararına olacak şekilde meydana getirmek zorundadır. Akdin gereği gibi veya zamanında ifasını tehlikeye koyan tüm halleri de zamanında iş sahibine haber vermek zorundadır. Yüklenicinin, genel ihbar yükümlülüğünden doğan çeşitli özel açıklama ve yol gösterme yükümlülükleri vardır. Yüklenici, ihbar mükellefiyetini zamanında yerine getirmezse bundan, doğacak tüm zarardan da sorumludur (BK.md.96-TBK.md.112)
Somut olayda; davacının, göğsündeki simetri bozukluğunun giderilmesi amacıyla 07.02.2006 tarihinde ameliyat olduğu; ancak, ameliyat sonrasında davacının göğsünde mevcut yara izlerinin kapanmaması nedeniyle yaklaşık 7 ay sonra davalı doktor tarafından 13.09.2006 tarihinde yeni bir operasyon gerçekleştirildiği dosya kapsamıyla sabittir.Bundan ayrı olarak, İstanbul Adli Tıp Kurumu 3.İhtisas Kurulunun 06.06.2012 tarihli raporunda “ameliyattan sonra çekildiği iddia edilen fotoğraflara bakıldığında ameliyat bülteninde bildirilen ameliyat ile resimlerdeki izlerin uygun olduğu, bu tip ameliyatlarda bir miktar asimetrinin kalmasının komplikasyonlar dahilinde olduğu,13.9.2006 tarihli müdahaleye ait dosyada tıbbi belge bulunmadığı, adli belgelerden anlaşılacağı üzere yara izi revizyonu yapıldığı,bu revizyondan sonra yara yerinde doku ayrılmasının meydana gelmesinin yara iyileşmesinin bir komplikasyonu olarak kabul edildiği, meme ucunda hissizlik oluşmasının bu ameliyatların bilinen bir sonucu olduğu” belirtilirken, İstanbul Tıp Fakültesi Dekanlığı Plastik,Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Anabilim Dalı Başkanlığında görevli doktor bilirkişilerin tanzim ettiği 02.07.2013 tarihli raporda ise “hastaya uygulanan burun estetiği operasyonunun sonuçları kabul edilebilir bir operasyon olarak değerlendirilirken; meme estetiği operasyonunda simetri ve şeklin kabul edilebilir olduğu,mevcut yara izlerinin ise yapılabilecek 1 veya 2 seanslı nedbe düzeltme operasyonları ile daha iyi bir hale getirilebileceği”kanısına varıldığı belirtilmektedir.
Dosya kapsamı, Adli Tıp Kurumu raporu ve 02.07.2013 tarihli bilirkişi raporu birlikte değerlendirildiğinde; davacının ilk ameliyattan sonra yaralarının kapanmaması ve yara ayrışması olması nedeniyle ikinci bir operasyon daha geçirdiği, ameliyattan sonra göğüste bir miktar asimetrinin kaldığı, meme ucunda hissizlik oluştuğu, ayrıca ameliyat izlerinin yok olmadığı anlaşılmaktadır.
Davalının, ameliyat öncesi, muhtemelen hasıl olabilecek sonuç ve komplikasyonlar hakkında hastasını bilgilendirmesi TBK.md.472.maddesine göre bir zorunluluktur.
Bu nedenle; davalının, davacıyı ilk ameliyattan sonra göğüste yara ayrışmasının olabileceği ve ikinci bir operasyonun yapılabileceği; ayrıca, göğüste his kaybı olacağı, ameliyat izlerinin tamamen yok olmayacağı ve göğüste bir miktar asimetrinin kalabileceği konusunda davacıyı bilgilendirdiği ve gerekli açıklamaları yaparak davacıyı uyardığı dosya kapsamıyla ispatlanamamıştır.
Şu durumda; davalı yüklenicinin, davacı iş sahibini, eser sözleşmesinin ifasından sonra ortaya çıkabilecek komplikasyonlar hakkında bilgilendirmediği; dolayısıyla, özen ve sadakat borcunu gereğince yerine getirmeyen davalı yüklenicinin ortaya çıkan zarardan sorumlu bulunduğu ortadadır.
O halde, mahkemece;davalı karşı davacının alacak davası ve davacı karşı davalının davaya konu teşkil eden alacak ve maddi ve manevi tazminat istemleri hakkında yukarıda belirtilen ilke ve esaslar gözetilerek, bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucu, yazılı şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 24.12.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.