10. Hukuk Dairesi 2015/17682 E. , 2017/5739 K.
"İçtihat Metni"Mahkemesi :İş Mahkemesi
Dava, rücuan alacak davasıdır.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davalılardan ... İnş. San. Tic. A.Ş. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Kazanın meydana geldiği tarih itibari ile yürürlükte bulunan 5510 sayılı Kanun kapsamında davanın yasal dayanağı olan 5510 sayılı Yasanın 21/1 ve 21/4. maddesidir.
Davalılardan ..."in davalı şirket çalışanı olduğu dosya kapsamı ile sabit olduğundan sorumluluğunun yasal dayanağı 5510 sayılı Kanunun 21/4 maddesidir. Davalı işveren şirketin sorumluluğunun yasal dayanağının 5510 sayılı Kanunun 21/1 maddesi olduğu gözetildiğinde davalıların sorumlu olduğu miktarın hesaplanmasında yanılgıya düşüldüğü davalıların kusur toplamlarına göre müşterek müteselsil sorumluluklarına karar verildiği görülmektedir.
İşveren veya üçüncü kişiye karşı birlikte açılan davalarda 5510 sayılı Yasanın 21. maddesine göre rücu alacağından sorumluluk belirlenirken kural olarak, işveren yönünden 1. fıkraya göre gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri ile yargılamada yöntemince hesaplanacak gerçek (maddi) zarar karşılaştırması yapılıp düşük (az) olan tutar esas alınmalı, üçüncü kişi bakımından 4. fıkra gereğince gerçek zarar gözetilmeksizin gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı benimsenmeli ve bunlara kusur oranları uygulanmalı ise de işveren ve üçüncü kişinin birlikte taraf olarak yer aldığı, başka anlatımla aynı anda 1. ve 4. fıkralara dayalı uyuşmazlıklarda, fıkralarda yer alan hükümlerin nasıl anlaşılması ve giderek ne şekilde uygulama yapılması gerektiği önem arz etmektedir.
Sigortalının iş kazası veya meslek hastalığına uğramasına birden çok kişinin birlikte kusurlarıyla neden olmaları durumunda, anılan 50. ve 51. maddeler (6098 sayılı Yasanın 61. ve 62. maddeleri) gereğince teselsül hükümleri kapsamında bu kişilerin birlikte sorumlulukları vardır ve 146. maddeye (6098 sayılı Yasanın 62.
maddesine) göre, kendi payından fazlasını ödeyenin diğer müteselsil borçlulara karşı rücu hakkı saklı kalmak kaydıyla, her bir borçlu yönünden kusurlarına karşılık gelen miktar ayrılmaksızın teselsül kurallarına göre sorumluluklarına karar verilmelidir. İş kazası veya meslek hastalığına birlikte sebebiyet veren sorumluların işveren ve üçüncü kişi olması durumunda ise, işverenden istenebilecek gerçek zararı aşmayan gelirin ilk peşin sermaye değerinin işveren(ler) kusuru karşılığı ile ilk peşin değerli gelirin yarısının üçüncü kişi kusuru karşılığını oluşturan tutar toplamından işveren, gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısının müteselsil sorumluların toplam kusuruna karşılık gelen tutarından da üçüncü kişi sorumlu tutulmalıdır.
Daha açık anlatımla, işverenin müteselsilen sorumlu olacağı tutar, 1. fıkra gereğince kendi kusur payı gözetilerek sorumlu tutulacağı miktarın (gelirin ilk peşin sermaye değeri X işverenin kusur oranı), üçüncü kişinin 4. fıkraya göre sorumlu olacağı tutar (gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı X üçüncü kişinin kusur oranı) ile toplamı kadar olmalı, kanun koyucunun getirdiği “gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı” sınırlaması karşısında üçüncü kişinin müteselsilen sorumlu tutulacağı miktarın ise, gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı ile işveren de dahil olmak üzere tüm davalıların kusurları toplamının çarpımı sonucu elde edilecek tutar kadar olması gerekmektedir. Bu yaklaşım ve uygulama, işvereni, iç ilişkide üçüncü kişiye rücu edemeyeceği miktarı Kuruma ödemek zorunda bırakmadığından da hakkaniyete uygundur. Yukarıda belirtilen açıklamalar ışığında, mahkemece davalıların sorumlu olacağı miktar belirlenmelidir.
Mahkeme ilk peşin sermaye değerini hükme esas almış ancak artışlı miktar üzerinde hesaplama yapılmak suretiyle hüküm kurulmuştur.5510 Sayılı Kanunun 21 mad. göre gelirin ilk peşin değerinin esas alınması gerektiği göz ardı edilmiştir.
Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki ilkeler gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
Şüphesiz, bozma sonrası yürütülecek yargılamada hükmü temyiz etmeyen davacı kurum ve davalı ... yönünden oluşan usuli kazanılmış hak durumu gözetilmelidir.
O hâlde, davalı şirket vekilinin bu yönleri amaçlayan itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalılardan ... İnş. San. Tic. Ltd. Şti."ne iadesine, 13.09.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.