Abaküs Yazılım
10. Hukuk Dairesi
Esas No: 2009/13204
Karar No: 2010/2053
Karar Tarihi: 18.02.2010

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2009/13204 Esas 2010/2053 Karar Sayılı İlamı

10. Hukuk Dairesi         2009/13204 E.  ,  2010/2053 K.

    "İçtihat Metni"

    .....

    Davacı vekili, 506 sayılı Kanun kapsamındaki zorunlu sigortalılık sürelerinin tespitini istemiştir.
    Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
    Hükmün, tüm davalı avukatları tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
    Dava; 01.08.1995 – 20.12.2007 tarihleri arasında sürekli olarak davalılara ait ticari minibüste hizmet akdine dayalı sürücü (şoför) olarak geçen ve Kuruma bildirilmeyen çalışmaların tespiti istemine ilişkindir. Davacının Kuruma bildirilmiş herhangi bir hizmeti ve işe giriş bildirgesinin bulunmadığı, vergi yükümlüsü olan davalı gerçek kişilerin dava konusu dönemde trafik sicilinde adlarına kayıtlı ortak ticari minibüsünün olduğu, anılan davalılar vekilince, aracın 01.01.1997 – 01.01.2008 tarihleri arasında davacı tarafından kira sözleşmesine dayanılarak kendi adına ve hesabına çalıştırıldığı ileri sürülerek bu döneme ilişkin taraflar arasında imzalanmış 01.01.2008 günlü kira sözleşmesinin kanıt olarak sunulduğu, davacı dışında farklı kişiler adına çeşitli tarihlerde, söz konusu araç yönünden trafik ceza tutanaklarının düzenlendiği anlaşılmakta olup, mahkemece yürütülen yargılama sonunda, 06.01.1998 – 20.12.2007 tarihleri arasındaki sigortalılık süreleri hüküm altına alınmıştır.
    5510 sayılı Sosyal Sigortalar Ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 01.10.2008 günü yürürlüğe giren geçici 7’nci maddesinde yer alan; bu Kanunun yürürlük tarihine kadar 506 sayılı, 1479 sayılı, 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 2926 sayılı, 5434 sayılı kanunlar ile 506 sayılı Kanunun geçici 20’nci maddesine göre sandıklara tâbi sigortalılık başlangıçları ile hizmet sürelerinin, fiilî hizmet süresi zammının, itibarî hizmet sürelerinin, borçlandırılan ve ihya edilen süreler ve sigortalılık sürelerinin tabi oldukları kanun hükümlerine göre değerlendirileceği yönündeki düzenleme ve genel olarak kanunların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması) kuralı karşısında davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79’uncu maddesinin onuncu fıkrasıdır. Anılan Kanunun 6’ncı maddesinde yer alan, sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamayacağı ve vazgeçilemeyeceği yönündeki düzenleme ile anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi göz önünde bulundurulduğunda, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin bu tür davaların kamu düzeni ile ilgili olduğu ve özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmeleri gerektiği açıktır. Bu bağlamda, hak kayıpları ile gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi ve
    ./...
    -2-

    Temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde kendiliğinden araştırma yapılarak delil toplanabileceği dikkate alınmalıdır.
    Davanın diğer bir yasal dayanağı olan 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 2’nci maddesinde genel bir tanım yapılarak, bir hizmet akdine (iş sözleşmesine) dayanarak bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılanların bu Kanuna göre “sigortalı” sayılacağı belirtildikten sonra, 3’üncü maddesinde kimlerin bu Kanunun uygulanmasında sigortalı sayılmayacakları ve hangi kişiler hakkında da bazı sigorta kollarının uygulanmayacağı açıklanmış, 4’üncü maddesinde ise, bu Kanunun uygulanmasında 2’nci maddede belirtilen sigortalıları çalıştıran gerçek veya tüzel kişiler “işveren” olarak tarif edilmiştir. 3’üncü maddeye göre, kanunla kurulu emekli sandıklarına aidat ödemekte olanlar veya herhangi bir işverene hizmet akdiyle bağlı olmaksızın kendi nam ve hesabına çalışanlar sigortalı kabul edilmemektedir. Diğer taraftan; 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununun kaza tarihi itibarıyla yürürlükte olan 24’üncü maddesinde; kanunla ve kanunların verdiği yetkiye dayanılarak kurulu (diğer) sosyal güvenlik kuruluşları kapsamı dışında kalan, herhangi bir işverene hizmet akdi ile bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan gerçek veya götürü usulde gelir vergisi yükümlüsü olanlar (vergi kaydı bulunanlar) veya esnaf ve sanatkâr siciline kayıtlı bulunanlar ya da kanunla kurulu meslek kuruluşunda usulüne uygun kaydı olanların sigortalı kabul edileceği, sözü edilen diğer sosyal güvenlik kuruluşlarına prim ödeyenlerin sigortalı sayılmayacağı açıklanmıştır. Belirtilmelidir ki, anılan düzenlemelerde yer alan “emekli sandıklarına aidat ödemekte olanlar” ibareleri, “başka sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi olanlar” şeklinde anlaşılmalı, “sosyal güvenlik kuruluşları” ibarelerinin de aynı zamanda “sosyal güvenlik kanunları” terimlerini içerdiği kabul edilmelidir. 506 sayılı Kanun kapsamında sigortalı sayılmanın koşulları; iş sözleşmesine göre çalışma, sözleşmede öngörülen edimin (hizmetin) işverene ait işyerinde veya işyerinden sayılan yerlerde görülmesi, 3’üncü maddede belirtilen “sigortalı sayılmayan” kişilerden olunmamasıdır.
    İş sözleşmesi (hizmet akdi), pozitif hukukumuzda Borçlar Kanununun 313 – 354. maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre, sözleşme; işçinin belirli veya belirsiz bir zaman süresince hizmet görmeyi, iş sahibinin de kendisine ücret ödemeyi taahhüt ettiği bir akit olarak tanımlanmış, aksine hüküm bulunmadıkça, sözleşmenin özel şekle tabi olmadığı belirtilmiş, ücretin, zaman itibarıyla olmayıp yapılan işe göre verilmesi durumunda da işçinin belirli veya belirsiz bir zaman için alınmış veya çalışmış olduğu sürece akdin “parça üzerine hizmet” veya “götürü hizmet” adı altında varlığını koruduğu açıklanmıştır. Belirtilmelidir ki, “ücret” unsuruna her ne kadar tanımda ve iş sahibinin borçları belirtilirken yer verilmiş ise de, 506 sayılı Kanunun sistematiği ve diğer maddelerinin düzenleniş şekline göre, anılan unsurun sigortalı niteliğini kazanabilmek için zorunlu olmadığının kabulü gerekir. Baskın olan bilimsel ve yargısal görüşlere göre, iş sözleşmesinin ayırt edici ve belirleyici özelliği, “zaman” ile “bağımlılık” unsurlarıdır. Zaman unsuru, çalışanın iş gücünü belirli veya belirsiz bir süre içinde işveren veya vekilinin buyruğunda bulundurmasını kapsamaktadır ve anılan sürede buyruk ve denetim altında (bağımlılık) edim yerine getirilmektedir. Bağımlılık ise, her an ve durumda çalışanı denetleme veya buyruğuna göre edimini yaptırma olanağını işverene tanıyan, çalışanın edimi ile ilgili buyruklar dışında çalışma olanağı bulamayacağı nitelikte bir bağımlılıktır. İş sözleşmesinde çalışan, emeğini iş sahibinin emrine hazır bulundurmaktadır ve ücret, yapılan faaliyetin
    ../...
    -3-

    karşılığı olarak ödenmektedir. Diğer taraftan; anılan Kanununun 248 – 269. maddelerinde düzenlenen adi kira akdi, 248’inci maddede, kiraya verenin (kiralayanın), onunla kiracıya ücret karşılığında bir şeyin kullanılmasını bırakma borcu altına girdiği sözleşme olarak tanımlanmış, 257’nci maddede; kiracının, kira parasını sözleşme ile veya yerel âdete göre belirli olan zamanda ödemekle yükümlü bulunduğu, 258’inci maddede; kiralananın yüküm ve vergileri ile onarım giderlerinin kiraya verene, olağan kullanılması için gerekli temizlik ve düzeltme giderlerinin ise kiracıya ait olduğu ve bu konuda yerel âdete bakılacağı hüküm altına alınmıştır.
    Yukarıdaki açıklamalar ışığı altında inceleme konusu dava değerlendirildiğinde; davalılar vekilinin cevap ve savunması ile yargılamada delil olarak sunulan kira sözleşmesi dikkate alındığında, davacının 506 sayılı Kanun kapsamında zorunlu sigortalı kabul edilip edilmeyeceği konusunda saptama yapılabilmesi için kanıtların yeterince toplanmadığı belirgindir. Bu bakımdan; davacının vergi, meslek kuruluşu veya esnaf ve sanatkâr sicil kaydının, 1479 sayılı Kanun kapsamında zorunlu sigortalı olarak tescilinin bulunup bulunmadığı araştırılmalı, varsa süreleri belirlenmeli, davalılardan varlığı ileri sürülen tüm kira sözleşmeleri ile diğer yazılı belge ve kayıtlar istenilmeli, hizmetin geçtiği iddia edilen minibüs hattında araç çalıştıran, sürücülük yapan, farklı faaliyet yürüten kimseler ...................aracılığıyla yöntemince saptanarak dinlenilmeli, davalılara ait minibüse ilişkin haklarında trafik ceza tutanağı düzenlenenlerin de mutlaka tanık sıfatıyla bilgi ve görgülerine başvurulmalı, belirdiği takdirde tüm tanık anlatımları arasındaki çelişkiler giderilmeli, tarafların kurdukları ilişkinin hukuki niteliği, aralarında “iş sözleşmesi” mi, “kira sözleşmesi“ mi olduğu veya davacının “herhangi bir işverene hizmet akdi ile bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışan kişi” konumunda mı yer aldığı belirlenmeli, hizmet akdinin varlığı saptandığı takdirde çalışmanın süresi açıklıkla ortaya konularak elde edilecek sonuca göre karar verilmelidir.
    Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
    O halde, davalı vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    S O N U Ç : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının isteği durumunda davalı ... ve ...’a geri verilmesine, 18.02.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.


    ...................

    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi