Abaküs Yazılım
Ceza Genel Kurulu
Esas No: 2017/1097
Karar No: 2018/477

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2017/1097 Esas 2018/477 Karar Sayılı İlamı

Ceza Genel Kurulu         2017/1097 E.  ,  2018/477 K.

    "İçtihat Metni"


    Kararı veren
    Yargıtay Dairesi : Ceza Genel Kurulu
    Mahkemesi :Ceza Dairesi
    Sayısı : 4-10

    Sanık ..."in görevi kötüye kullanma suçundan beraatine ilişkin ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay 5. Ceza Dairesince verilen 05.07.2017 tarihli ve 4-10 sayılı hükmün, katılan tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı"nın “onama” istemli 06.11.2017 tarihli ve 10 sayılı tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
    TÜRK MİLLETİ ADINA
    CEZA GENEL KURULU KARARI
    Temyiz incelemesi yapan Ceza Genel Kurulunca dosya incelenip görüşülerek gereği düşünüldü:
    25.03.2016 tarihi itibarıyla iç hukukumuzun bir parçası hâline gelen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi"nin (AİHS) Ek 7 No.lu Protokolü"nün 2. maddesinde; ilgili kişinin, hakkında kurulan hükmü daha yüksek bir mahkemeye inceletme hakkının bulunduğunun belirtilmesi, CMK"nın 304. maddesinin dördüncü fıkrasının; ilk derece mahkemesi tarafından verilen ve doğrudan temyiz yolu açık bulunan hükümlere ilişkin usul kurallarını ihtiva etmesi ve 2797 sayılı Yargıtay Kanunu"nun 41. maddesinin ikinci fıkrası ile aynı Kanun"un 15. maddesinin üçüncü fıkrasında, ilk derece mahkemesi olarak Özel Dairelerce verilen hükümlerin Ceza Genel Kurulunca temyiz yoluyla inceleneceğinin belirtilmesi karşısında; sanık hakkında kurulan beraat hükmünün "temyiz" kanun yoluna tabi olduğu ve inceleme konusu olayda Bölge Adliye Mahkemesi denetiminden geçen bir hüküm bulunmaması da gözetildiğinde; temyiz incelemesinin hukuki denetim ile sınırlı olmadığı kabul edilmiştir.
    Yargıtay Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa yüklenen görevi kötüye kullanma suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.
    İncelenen dosya kapsamına göre;
    Sanık ..."in suç tarihinde Antalya 3. Asliye Hukuk Mahkemesi Hâkimi olarak görev yaptığı ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Sekreterliğinin 31.05.2017 tarihli ve 86618733-622.03-8153/19215 sayılı yazısına göre; sanığın 31.12.2005 tarihinde birinci sınıfa ayrıldığı, 5435 sayılı Kanun ile birinci sınıfa ayrılma tarihinin 31.12.2004 tarihine çekildiği,
    Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 3. Dairesinin 16.10.2015 tarihli ve 2858-11507 sayılı kararına göre; katılan ..."ın davalı sıfatı ile yer aldığı Antalya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/520 esas sayısı üzerinden görülen davanın 17.03.2015 tarihli duruşma tutanağını 18.03.2015 tarihinde mahkeme kaleminden alan katılan vekilinin, 24.03.2015 tarihinde UYAP sisteminden gerekçeli karara baktığında duruşma tutanağının içeriğinin değiştirildiğini görmesi üzerine aynı gün 14.32-14.54 saatleri arasında durumu görüşmek amacıyla Antalya 3. Asliye Hukuk Mahkemesi Hâkimi olarak görev yapan sanığın odasına geldiği, sanığın konuyla ilgili olarak katılan ve avukatına "Sonradan değişiklik yapma hakkımı kullandım, temyizde artık çözünüz, tavzih talebinizi de gerekçeli kararda değerlendireceğim" dediği iddiası ve inceleme sırasında ortaya çıkabilecek sair hususlar ile ilgili keyfiyetin muhakkik tarafından incelenmesine karar verildiği,
    Muhakkik tarafından düzenlenen 16.11.2015 tarihli fezlekeye göre; Antalya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/520 esas sayılı dosyasında verilen kısa karar tutanağının 2. bölümünde yer alan "Birleşen Antalya 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/123 Esas sayılı dosyasında açılan menfi tespit davasının reddine, davalı lehine kötü niyet tazminatına hükmedilmesine takdiren yer olmadığına" şeklindeki ibarenin iki gün sonra sanık tarafından onaylanıp imzalanmadan "Birleşen Antalya 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/123 Esas sayılı dosyasında açılan menfi tespit davasının kısmen kabulü ile Antalya 5. İcra Müdürlüğünün 2010/3095 esas ve 2011/3096 esas sayılı dosyalarındaki borcun protokol tarihi olan 26.05.2015 tarihi itibarıyla vekâlet ücreti dâhil olmak üzere 86.000 TL olarak protokol kapsamında yapılan ve tahsil edilen toplam 14.000 TL’nin mahsubu ile 30.08.2011 tarihi itibari ile 72.000 TL olduğunun tespitine (bu tarihten sonra bankaya yapılan ve kısmen iade edilmesine rağmen kısmen icra dosyalarına ödenen miktarlar yönünden icra müdürlüğünde değerlendirme yapılmak sureti ile), fazlaya dair talebin reddine, mevcut sonuca yargılama ile ulaşıldığından icra inkâr tazminatına yönelik talebin reddine" şeklinde değiştirildiği, ilk kararın onaylanıp imzalanmaması nedeniyle resmî belge niteliğini kazanmadığı, bu nedenle eylemin resmî belgede sahtecilik suçunu oluşturmadığı, ancak davalı veya vekiline bilgi verilmeden kısa kararın değiştirilmesi nedeniyle sanık hakkında soruşturma açılması gerektiği kanaat ve sonucuna varıldığı,
    Muhakkik tarafından düzenlenen 08.03.2016 tarihli fezlekeye göre; savunma ve dosya safahat bilgileri göz önünde bulundurulduğunda, sanığın başkaca suç işleme düşünce ve kastının bulunmadığı, ancak dosyanın davalısına veya davalı vekiline bilgi verilmeden kısa kararın değiştirilmesi nedeniyle sanığın kayıtsızlık ve dikkatsizliğinden bahsedilebileceği, gereğinin Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca takdir edilmesi gerektiği neticesine varıldığı,
    Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 2. Dairesince 23.06.2016 tarih ve 57-337 sayı ile; soruşturma dosyasındaki tüm bilgi ve belgeler birlikte değerlendirildiğinde, ilgiliye isnat olunan eylem nedeniyle takdiri mahkemeye ait olmak üzere kovuşturma izni verilerek, düzenlenecek iddianame ile birlikte Manavgat Ağır Ceza Mahkemesine verilmek üzere soruşturma evrakının 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu"nun 89. maddesi uyarınca, Manavgat Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verildiği,
    Manavgat Cumhuriyet Başsavcılığının 04.11.2016 tarihli ve 4347-453 sayılı iddianamesi ile; sanık tarafından 17.03.2015 tarihinde yapılan duruşmada şablon olarak hazırlanan duruşma tutanağı üzerinde duruşma icrasından sonra yapılan değişikliklerin ıslak imzalı olarak dava dosyasına konulduğu, duruşmaya katılan davacı vekiline bir örneğinin elden verildiği, ancak şablon olarak hazırlanan ve icrası yapılan duruşma bilgilerini içeren duruşma tutanağının sehven UYAP ortamına değişiklik yapılmadan önceki hâliyle yüklendiği, bu yanlışlığın sanık tarafından duruşma tutanağının onaylanması sırasında fark edildiği, bu şekilde UYAP sistemine sehven kaydedilen kararın sanık tarafından onaylanıp imzalanmadan değiştirildiği, sehven düzenlenen duruşma tutanağının onaylanıp imzalanmaması nedeniyle resmî belge niteliğini kazanmadığı, bu nedenle eylemin resmî belgede sahtecilik suçunu oluşturmadığı, eylemin görevin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle kişi mağduriyetine neden olacak şekilde görevi kötüye kullanma kapsamında değerlendirilebileceği anlaşıldığından, 2802 sayılı Kanun’un 89. maddesi hükmü gereğince, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Sekreterliğinin 28.10.2016 tarihli ve 5306-52047 sayılı yazısı ile ekli dosya kapsamına göre sanık hakkında son soruşturmanın açılmasına veya son soruşturmanın açılmasına yer olmadığına karar verilmesinin kamu adına talep olunduğu,
    Manavgat 2. Ağır Ceza Mahkemesince 20.01.2017 tarih ve 358-14 sayı ile; sanığın Antalya 3. Asliye Hukuk Mahkemesi Hâkimi olarak görev yaptığı, Antalya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/520 esas sayılı dava dosyasında karar duruşmasının 17.03.2015 tarihinde sadece davacı vekili gelmek suretiyle yapıldığı, davalı vekilinin mahkeme kalemine gelerek 18.03.2015 tarihinde karar duruşma tutanağını aldığı ve aldığı bu kısa kararın iki bölümden ibaret olduğu, kısa kararın ikinci bölümünde "Birleşen Antalya 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/123 Esas sayılı dava dosyasında açılan menfi tespit davasının reddine, davalı lehine kötü niyet tazminatına hükmedilmesine takdiren yer olmadığına" ibaresinin bulunduğu, bu kararın, hâkim ve zabıt kâtibi tarafından imzalanmadığı ve imzasız olarak katılan vekiline verildiği, 19.03.2015 tarihinde ise tutanakta yer alan ilgili bölümün "Birleşen Antalya 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/123 Esas sayılı dosyasında açılan menfi tespit davasının kısmen kabulü ile Antalya 5. İcra Müdürlüğünün 2010/3095 Esas ve 2011/3096 Esas sayılı dosyalarındaki borcun protokol tarihi olan 26.05.2015 tarihi itibarıyla vekâlet ücreti dâhil olmak üzere 86.000,00 TL olarak protokol kapsamında yapılan ve tahsil edilen toplam 14.000,00 TL"nin mahsubu ile 30.08.2011 tarihi itibarıyla 72.000,00 TL olduğunun tespitine (bu tarihten sonra bankaya yapılan ve kısmen iade edilmesine rağmen kısmen icra dosyalarına ödenen miktarlar yönünden İcra Müdürlüğünde değerlendirme yapılmak suretiyle) fazlaya dahil talebin reddine, mevcut sonuca yargılama ile ulaşıldığından icra inkar tazminatına yönelik talebin reddine" şeklinde değiştirildiği, kısa kararın 20.03.2015 tarihinde zabıt kâtibi tanık ..... .... tarafından imzalandığı, aynı gün saat 14.15"te de sanık tarafından onaylanarak imzalandığı iddiasına ilişkin sanığın atılı görevi kötüye kullanma suçunu işlediğine dair son soruşturma açılması hususunda yeterli delil mevcut olduğundan, 5237 sayılı TCK"nın 257/1 ve 53. maddeleri gereğince cezalandırılması istemiyle, 2802 sayılı Kanun’un 89 ve 90. maddeleri uyarınca son soruşturmanın Yargıtay ilgili Ceza Dairesinde açılıp yapılmasına karar verildiği,
    Antalya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/520 esas sayılı dosyasına göre; davacıların Kamaç Turizm İnşaat Taahhüt Ticaret A.Ş. ve ...., vekillerinin ...., davalının ..., davalı vekilinin ....., davanın maddi ve manevi tazminat ile menfi tespit davası, dava tarihlerinin 01.11.2011 ve 15.03.2012 olduğu, dosyanın 17.03.2015 tarihinde karara çıkartıldığı, bu dosya ile birleştirilen Antalya 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/123 esas sayılı dosyasının davalı aleyhine açılan menfi tespit davası olduğu, hükmün iki bölümden oluştuğu, birinci bölümde; 3. Asliye Hukuk Mahkemesine doğrudan açılan bu davanın kısmen kabulüne, ikinci bölümde ise; birleşen 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/123 esas sayılı dosyasında açılan menfi tespit davasının kısmen kabulüne karar verildiği, kararın davacı vekilinin yüzüne karşı, davalının ve davalı vekilinin yokluğunda verildiği, dosyanın tarafların temyizi üzerine 07.07.2015 tarihinde Yargıtaya gönderildiği,
    Yargıtay 4. Hukuk Dairesince 23.06.2016 tarih ve 426-8259 sayı ile; davacılar Kamaç Tur. İnş. Taah. Tic. A.Ş. ve .... vekilleri .... tarafından davalı ... vekili ..... aleyhine açılan haksız haciz nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin davanın yapılan yargılaması neticesinde asıl ve birleşen davaların kısmen kabulüne dair Antalya 3. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 17.03.2015 tarihli ve 520-184 sayılı kararın davacılar ve davalı vekilleri tarafından temyizi üzerine onanmasına karar verildiği,
    Antalya Cumhuriyet Başsavcılığının 2015/18942 sayılı dosyasına göre; katılan ..."ın; Antalya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/520 Esas sayılı dava dosyasında .... ve.... ile aralarında tazminat ve menfi tespit davası bulunduğunu, 17.03.2015 tarihli duruşmada dosyanın karara çıktığını, karar duruşmasına katılmadığını, 18.03.2015 tarihinde avukatı .....’in kısa karara ilişkin duruşma tutanağını mahkeme kaleminden aldığını, 24.03.2015 tarihinde gerekçeli kararın yazıldığını, gerekçeli karara baktıklarında 17.03.2015 tarihli kısa kararın değiştirildiğini gördüklerini, tanık ..... ile tutanağın değiştirilmesinde etkili olduklarını düşündüğü .... ve.... hakkında şikâyetçi olduğunu, yapılan soruşturma neticesinde 29.05.2015 tarihli ve 22226 sayılı karar ile şüpheliler .... ve...."ın suçlama ile bir ilgilerinin olmadığı, kısa karar imzalanmadan ve onaylanmadan iki gün sonra hükme ilave yapıldığı, bir gün sonra ise yapılan düzeltmenin tanık ..... ve sanık tarafından imzalandığı ve onaylandığı, tanık ....."ın herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığı anlaşıldığından, şüpheliler hakkında kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına, şikâyetçi vekilinin karara vaki itirazının ise Antalya 3. Sulh Ceza Hakimliğinin 05.10.2015 tarihli ve 3783 D. İş sayılı kararı ile reddine karar verildiği,
    Adalet Bakanlığı Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığının 08.05.2017 tarihli ve E.249/4275 sayılı yazısına göre; UYAP sisteminde kayıtlı Antalya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/520 esas sayılı dosyasının 17.03.2015 tarihinde yapılan 11. oturumunda duruşma tutanağının mevcut tek versiyonu ile evrakın safahat işlemlerinin yazı ekinde gönderildiği, UYAP sisteminde ilk defa oluşturulan evrak için sistemin erişim kodu ürettiği, bu kodun değişmeden sistem üzerinde kaldığı, ancak evrakın onay işlemleri sırasında içeriği hazırlayacak veya onaylanacak kullanıcılar tarafından değiştirilebildiği, her bir içerik değişikliğinde sistemin ilgili evrak için yeni bir versiyon oluşturduğu, onay işlemleri tamamlanıp evrak dosyasına girdikten sonra sistemin evrak içerisinde değişikliğe izin vermediği,
    Anlaşılmıştır.
    Katılan ...; Antalya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/520 esas sayılı dosyasında davalı konumunda olduğunu, vekilliğini tanık .....’in üstlendiğini, tanık .... ile birlikte dosyanın 10. oturumuna katıldığını, bu oturumda karşı tarafın avukatı olan tanık .... ile sanık arasında bir samimiyet olduğunu hissettiğini, tanık ...’in sanığın sözlerine gülümsemesi nedeniyle kendisinde bir şüphe oluştuğunu, bu oturumda duruşmanın 17.03.2015 tarihine ertelendiğini, tanık .... ile konuşarak sanık ile tanık ...’i, vicdanları ile baş başa bırakmak amacıyla 11. oturuma katılmama kararı aldıklarını, 11. oturumun ardından tanık ...."in UYAP sisteminden karara bakarak kendisini aradığını ve "Hayırlı olsun, karar kısmen lehimize çıkmış" dediğini, bir hafta sonra tanık ...."in mahkeme kalemine giderek gerekçeli kararı istediğini, karara baktığında önceki duruşma zaptıyla kararın farklı olduğunu ve aleyhine çevrildiğini gördüğünü, bunun üzerine kendisini arayarak sanık ile görüşmek amacıyla adliyeye çağırdığını, mahkeme kalemine giderek sanığı sorduklarını, yerinde olmadığı söylenmesine karşın odasına baktıklarında misafiri ile çay içtiğini gördüklerini, daha sonra kapıyı çalıp içeri girdiklerini, tanık ...."in sanığa durumu anlatarak değişikliğin sebebini sorduğunu, sanığın da duruşmada o şekilde karar verdiğini, ancak daha sonra tanık ...’i aradığını, konuştuktan sonra kararı değiştirdiğini, kendisini de arayacağını, ancak sonradan aramaktan vazgeçtiğini, hata ettiğini, bu nedenle özür dilediğini söylediğini, tanık ...."in tavzih dilekçesi yazacağını belirtmesi üzerine sanığın "İsterseniz yazabilirsiniz" diyerek temyiz haklarının olduğunu hatırlattığını, odadan çıkmalarını isteyince de çıktıklarını, sonrasında izin isteyip sanığın odasına yeniden girdiğini, bu davalılarla başka dosyaları olduğunu, davalıların kuvvetli olduğunu ve onlar karşısında ezildiğini, hakkını istediğini söylediğini, bu olayın karşı tarafla olan ticari ilişkisini zedelemesi nedeniyle yaklaşık 1.000.000 TL zararının olduğunu, olay günü davacı vekilinin son oturuma katıldığını, UYAP sisteminin arızalı olması nedeniyle davacı vekiline duruşma tutanağının verilmediğini ve duruşmadan ayrılıp gittiğini davacı vekilinin kendisinin söylediğini, o gün 20-25 arasında dosyanın duruşmasının yapıldığını, hepsinde UYAP sisteminin arızalı olmasının mümkün olmadığını,
    Tanık ....; Antalya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/520 esas sayılı dosyasında davacı vekili olarak görev yaptığını, bu dosyanın karar duruşmasına davacı vekili olarak yalnızca kendisinin katıldığını, müvekkili ve karşı tarafın duruşmaya katılmadığını, duruşmanın kısa sürede sona erdiğini, sanığın "Zaptı sonra alırsınız" demesi üzerine zaptı almadan duruşmadan çıktığını, duruşma sonrasında zabıtta değişiklik yapılıp yapılmadığı hususunda bilgisinin bulunmadığını, Antalya 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin birleşen dosyasının reddine karar verilip, diğer davanın kısmen de olsa kabulüne karar verilmesinin zaten çelişkili olduğunu, kararı kendilerinin de temyiz ettiğini, değiştirildiği iddia edilen kararın işlerine yaramadığını, katılanın her konuda şikâyette bulunan biri olduğunu, öncesinde de birçok şikâyeti olması nedeniyle kendisini tanıdığını, bu dosya ile ilgili karşı tarafın avukatı ile koridorda konuştuğu için kendisini de şikâyet ettiğini,
    Tanık ..... soruşturma evresinde; Antalya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/520 esas sayılı dosyasında davalının avukatı olduğunu, 17.03.2015 tarihli duruşmaya katılmadığını, ertesi gün kısa kararı içeren duruşma tutanağını aldığını, 24.03.2015 tarihinde, gerekçeli kararın yazılıp yazılmadığını ve UYAP sistemine işlenip işlenmediğini kontrol ettiğinde hüküm kısmının tamamen değiştirilmiş olduğunu gördüğünü, bunun üzerine müvekkili olan katılanı çağırıp durumu anlattığını ve katılan ile birlikte sanığın odasına gittiklerini, yanında kim olduğunu bilemediği bir kişi ile çay veya kahve içtiklerini, durumu izah ettiğini ve karar verilip tefhim edildikten sonra değiştirilmesinin usulen doğru olmadığını söylediğini, ayrıca bu durumu müvekkiline nasıl anlatacağını sorduğunu, bu sırada müvekkilinin de yanında olduğunu, sanığın kendisine "Avukat bey dosyayı yeteri kadar incelememişiz, eksik karar vermişiz, davacı vekilini çağırdım doğru karar verdim, aslında sizi de çağırıp karar vermem gerekirdi, hata yaptım, özür dilerim, kusura bakmayın" dediğini, bunun üzerine katılanın sanığı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna şikâyet ettiğini, kovuşturma evresinde ise; Antalya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/520 esas sayılı dosyasında katılanın vekilliğini üstlendiğini, söz konusu dosyanın duruşmalarında karşı tarafın avukatı tanık ... ile sanığın birbirlerine samimi şekilde davrandıklarını sezdiğini, bu nedenle tepki olarak 17.03.2015 tarihli karar duruşmasına katılmama kararı aldıklarını, karar duruşmasından önce dosya ile ilgili bilgi almak için mahkeme kalemine gittiğinde sanığın odasından çıkıp kalemin kapısına gelerek uzun süre kendisine doğru baktığını, ancak neden baktığını anlayamadığını, duruşmadan bir gün sonra kaleme giderek duruşma zaptını aldığını ve menfi tespit davasının reddedildiğini, yani davayı kazanmış olduklarını gördüğünü, müvekkilini arayarak "Hayırlı olsun" dediğini, duruşma tutanağını da kendisine verdiğini, daha sonra ayın 23 veya 24"ünde gerekçeli karara bakmak için UYAP sistemine girdiğinde zabıtta menfi tespit davasının “Kısmen reddine kısmen kabulüne” yazdığını gördüğünü, ancak tazminat hükmünde bir değişiklik olmadığını, bunun üzerine müvekkilini arayarak çağırdığını, zabıtları bir de onun karşılaştırmasını istediğini, onun da farklı olduğunu görmesi üzerine birlikte adliyeye gittiklerini, konuyla alakalı bir de tavzih dilekçesi yazdığını, sanığın odasının kapısını çaldıklarını, içeriye girdiklerinde bir arkadaşı ile birlikte çay içtiğini gördüklerini, duruşma zabıtlarını kendisine göstererek "Ben bu durumu müvekkilime açıklayamıyorum, siz izah eder misiniz?" dediğini, sanığın da "Avukat bey sizden özür dilerim, ben karşı tarafın avukatını çağırarak duruşma zaptında değişiklik yaptım, ancak size haber vermedim, kusura bakmayın" dediğini, bunun üzerine sanığa "Beni çağırıp çağırmamanızın hiçbir önemi yoktur, karar duruşmada taraflara tefhim edilince artık bunda hiç kimse değişiklik yapılamaz, tek yetki Yargıtayındır" dediğini, müvekkili olan katılanla sanığın odasında yaklaşık 5-6 dakika konuştuklarını, sanığın “Kararı temyiz edebilirsiniz” diyerek odadan çıkmalarını istediğini, bunun üzerine oradan ayrıldıklarını, katılana "İş tamamen sana kalmış eğer şikâyet etmek istiyorsan şikâyet et" dediğini, katılanın da sanık hakkında şikâyetçi olduğunu,
    Tanık ....; Antalya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde zabıt kâtibi olarak görev yaptığını, söz konusu olayın duruşma salonunda gerçekleştiğini, birkaç gün sonra avukatın şikâyet dilekçesiyle birlikte kaleme gelmesi nedeniyle olaydan haberdar olduğunu, kalemdeki arkadaşlarının konuşmalarından anladığı kadarıyla duruşmanın UYAP sistemi dışında yapıldıktan sonra sisteme aktarılması nedeniyle zabıtlar arasında bir farklılık meydana geldiğini, o gün duruşmaya çıkmadığı için söz konusu dosya ile ilgili olarak herhangi bir işlem yapmadığını,
    Tanık ..... .... soruşturma evresinde; olay tarihinde Antalya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde duruşma kâtibi olarak görev yaptığını, duruşma günü UYAP sistemi olmadığından UYAP dışı hazırlanan duruşma zaptını davacı vekiline duruşma salonunda verdiklerini, davalı vekilinin zaptı duruşma bittikten sonra mahkeme kaleminden aldığını, duruşma sırasında sanığın "Dosya incelendi, duruşmanın bittiği bildirildi" dediği anda hemen oluşturduğu karar şablonunu duruşma tutanağının sayfasına yapıştırdığını, sanığın kısa kararı yazdırırken kararın bittiğini düşünerek onaya sunduğunu, onaya sunulan bu kararın henüz onaylanmadan, ıslak ve elektronik imza ile de imzalanmadan sanığın hatayı fark etmesi nedeniyle reddedildiğini, reddedildikten sonra gerekli düzeltmenin yapılarak hem elektronik imza ile hem de ıslak imza ile imzalandığını, duruşmada sözlü olarak verilen hükmün hatırladığı kadarıyla kısmen kabul ve başka bir hususta da ret şeklinde olduğunu, kararın ilk hâlini duruşmadan sonra kalemden alan davalı vekili ve müvekkili olan katılanın, duruşmada verilen hükümle UYAP sistemindeki hüküm arasındaki farklılığı görüşmek amacıyla sanığın odasına geldiklerini bildiğini, ıslak imzalı olan duruşma zaptının geçerli olan duruşma zaptı olduğunu, dosya üzerinde ıslak imzalı herhangi bir belgede değişiklik yapılmadığını, davacı vekili ile sanık arasındaki görüşmeyi bilmediğini, davalı vekilinin iddia ettiği gibi, sanığın "Sonradan değişiklik yapma hakkımı kullandım" şeklinde bir cümlesini duymadığını, kovuşturma evresinde; UYAP sisteminde sorunlar olduğunda mahkemelerinde UYAP dışı duruşma yaptıklarını, söz konusu duruşmanın karar duruşması olduğunu, duruşmada sanığın karar şablonu hazırlamasını istemesi üzerine kendisinin de önceki şablonlardan bir örnek bulup ekrana yapıştırdığını, daha sonra sanığın gerekli düzenlemeyi yaptırdığını, çıktı alıp taraflara verdiklerini, sonrasında sanığın kendi ekranından bahse konu zaptı kontrol ederken çıktıdan farklı olduğunu tespit edince hemen UYAP üzerinden düzeltme yaparak sistemde düzeltilmiş hâlini onayladıklarını, duruşma sırasında hazırlayıp, çıktısını alarak taraflara verdikleri ve hâkimin ıslak imzalı olarak imzaladığı duruşma tutanağının asıl tutanak olduğunu, yaptıkları işlemin sadece UYAP sistemindeki hatalı tutanağı ıslak imzalı tutanaktaki gibi düzeltmek olduğunu, duruşma sonrasında avukatın sanığın odasına gelip, kendisinin UYAP üzerinden yanlışlıkla onaya sunduğu hatalı tutanağı sanığa göstererek bu tutanağın duruşma bitiminde taraflara verilen ıslak imzalı tutanakla farklılık içerdiğini söylediğini, bunun dışında sanık ile ne konuştuklarını bilmediğini, avukatın o gün duruşmaya girip girmediğini de hatırlamadığını, tahmin ettiği kadarıyla avukatın onaya yanlış sunulan tutanağı kalemden aldığını, 12.11.2015 havale tarihli UYAP safahat bilgileri gösterilerek kendisinden sorulduğunda ise; zapta şablonu yapıştırdığını ve düzenleme yaptığını, adının karşısında bulunan döküman düzenleme işlemlerinin zabıt üzerinde yaptığı düzenlemelere ilişkin olduğunu, o gün duruşmalarının öğleden önce bittiğini, UYAP safahat bilgilerinin ikinci sayfasında yer alan 19.03.2015 tarihli ve 14.07 saatli işlemin duruşma sonrasında yapılmış olan düzenlemeyi gösterdiğini, yine aynı sayfada yer alan sanığın yaptığı 20.03.2015 tarihli ve 14.15 saatli döküman imzalama işleminin ise sanığın doğru şekilde değiştirdikten sonra UYAP sistemine aktardıkları zaptı onaylama işlemi olduğunu,
    Tanık ....; olay tarihinde Antalya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde görev yapmaya yeni başladığını, iddiaya konu olayla ilgili dosyanın duruşmasında bulunmadığı için o sırada ne olduğu ile ilgili ayrıntılı bilgiye sahip olmadığını, hatırladığı kadarıyla duruşmadan birkaç gün sonra avukatın kaleme gelerek söz konusu duruşma zaptını almak istediğini söylediğini, kendisinin de UYAP sisteminden duruşma zaptını çıkartarak avukata verdiğini, daha sonra bu olaylar gündeme gelince söz konusu zaptın onaylanmamış olduğunu öğrendiğini, zaptı verirken onaylanmamış olduğunu bilmediğini, zaten o zamanlarda kâtiplik görevine de yeni başladığını, o dönemde duruşmaya giren kâtiplerin duruşmaları UYAP dışında yapıp sonrasında sisteme aktardıklarını bildiğini, söz konusu farklılığın muhtemelen bu aşamada meydana geldiğini, safahat bilgilerinden de anlaşılacağı üzere yaptığı işlemin avukatın kaleme gelerek duruşma zaptını istemesi üzerine çıktı alıp kendisine vermesi olduğunu,
    Beyan etmişlerdir.
    Sanık ...; UYAP sistemi arıza yaptığından genelde duruşmalarını UYAP dışı olarak yaptığını, 17.03.2015 tarihli duruşmayı da Antalya 3. Asliye Hukuk Hâkimi olarak kendisinin yönettiğini, davacı vekilinin duruşmaya katıldığını, davacı vekilinin esasa ilişkin son beyanlarını aldıktan sonra hüküm verip söz konusu duruşma tutanağını yazıcıdan çıkartarak ıslak imzayla imzalayıp dosya arasına koyduğunu, bir örneğini de oturuma katılan davacı vekiline verdiğini, daha sonraki günlerde bu karar onaya sunulduğunda kısa karara ilişkin tutanağın farklı olduğunu gördüğünü, zabıt kâtibinden bu durumu sorduğunu, onun da kısa kararın ikinci bölümü uzun sürdüğünden ve duruşmada yapılan değişiklikleri önceki karara “kaydet” tuşuna basıp kaydetmediğinden önceki kısa kararın onaya yanlışlıkla gönderildiğini söylediğini, bunun üzerine yanlış gönderilen kısa karara ilişkin tutanağı reddettiğini, düzeltilmiş ve doğru olan kısa karara ilişkin tutanağı onayladığını, karar yazıldıktan sonra davalı avukatının elindeki bir tutanakla odasına geldiğini, kısa kararın değiştirildiğini söyleyerek kendisinden kararın tavzih edilmesini istediğini, kendisinin de bu talebi reddettiğini, gerek esas gerek ek kararın temyiz edildiğini ve Yargıtay 4. Hukuk Dairesi tarafından verdiği kararın onandığını, iddia edildiği şekilde duruşma tutanağının değiştirilmiş olmasının söz konusu olmadığını, mevcut durumun verdiği kararın hüküm kısmı oldukça ayrıntılı olduğundan tamamı yazılırken bilgisayara ve UYAP sistemine eksik kaydedilmesinden kaynaklandığını, bu durumun kendisince tespit edilip düzeltildiğini, kimseden özür dilemediğini, atılı suçun hem maddi hem de manevi unsurlar yönünden oluşmadığını, beraatine karar verilmesini istediğini, hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması müessesesinin uygulanmasını talep etmediğini savunmuştur.
    5237 sayılı Türk Ceza Kanununun ikinci kitabının "Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler" başlıklı dördüncü kısmının "Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar" başlıklı birinci bölümünde yer alan suçlardan TCK"nın 257. maddesinde tanımlanan "Görevi kötüye kullanma" suçu;
    "(1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
    (2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
    (3) (Mülga: 2/7/2012-6352/105 md.)" şeklinde düzenlenmiştir.
    Maddenin, uyuşmazlıkla ilgili birinci fıkrasında düzenlenen icrai davranışlarla görevi kötüye kullanma suçu, kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmesi ve bu aykırı davranış nedeniyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olunması ya da kişilere haksız menfaat sağlanması ile oluşmaktadır.
    Buna göre ilk şart, kamu görevlisi olan failin yaptığı işle ilgili olarak kanundan veya diğer idari düzenlemelerden doğan bir görevinin olması ve bu görevinin gereklerine aykırı davranmasıdır. Suçun oluşabilmesi için, norma aykırı davranış yetmemekte, fiil nedeniyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olunması ya da suç tarihi itibarıyla kişilere haksız kazanç sağlanması gerekmektedir.
    Anılan maddenin gerekçesinde, suçun oluşmasına ilişkin genel koşullar;
    “Kamu görevinin gereklerine aykırı olan her fiili cezai yaptırım altına almak, suç ve ceza siyasetinin esaslarıyla bağdaşmamaktadır. Bu nedenle, görevin gereklerine aykırı davranışın belli koşulları taşıması hâlinde, görevi kötüye kullanma suçunu oluşturabileceği kabul edilmiştir. Buna göre, kamu görevinin gereklerine aykırı davranışın, kişilerin mağduriyetiyle sonuçlanmış olması veya kamunun ekonomik bakımdan zararına neden olması ya da kişilere haksız bir kazanç sağlamış olması hâlinde, görevi kötüye kullanma suçu oluşabilecektir” şeklinde vurgulanmış, gerekçede yer verilen "kazanç" kavramı 6352 sayılı Kanun"la yapılan değişiklikle sonradan "menfaat" olarak değiştirilmiştir. Öğretide de; TCK’nın 257. maddesindeki suçun oluşmasının, kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmesi sonucunda kişilerin mağdur olması veya kamunun zarar görmesi ya da kişilere haksız menfaat sağlanması şartlarına bağlı olduğu, bu sonuçları doğurmayan norma aykırı davranışların, suç kapsamında değerlendirilemeyeceği açıklanmıştır (Mehmet Emin Artuk-Ahmet Gökçen-Ahmet Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Turhan Kitapevi, 11. Bası, Ankara, 2011, s. 913 vd.; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013, s. 769; Veli Özer Özbek-Mehmet Nihat Kanbur-Koray Doğan-Pınar Bacaksız-İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2011, s. 974).
    Görevin gereklerine aykırı hareket etmekten, kamu görevlisinin görevini kanun, idari düzenlemeler veya talimatların öngördüğü usul ve esaslardan başka surette ifa etmesi anlaşılmaktadır. Bu anlamda kamu görevlisinin herhangi bir şekilde kanuni yetkisini aşması, kanunun aradığı şekil şartlarına uymaması, takdir yetkisini amacı dışında kullanması, kanunun emir ve müsaade ettiği hareketinin gerektirdiği ön şartlara aykırı hareket etmesi, kendisine teslim edilen ve görevi sebebiyle kullanması gerekli eşyayı usulsüz kullanması gibi fiiller görevin gereklerine aykırılık kapsamında kalmaktadır.
    Norma aykırı davranışın maddede belirtilen sonuçları doğurup doğurmadığının saptanabilmesi için öncelikle “mağduriyet, kamunun zarara uğraması ve haksız menfaat” kavramlarının açıklanması ve somut olayda bunların gerçekleşip gerçekleşmediklerinin belirlenmesi gerekmektedir.
    Mağduriyet kavramının, sadece ekonomik bakımdan uğranılan zararla sınırlı olmayıp bireysel hakların ihlali sonucunu doğuran her türlü davranışı ifade ettiği kabul edilmelidir. Bu husus madde gerekçesinde; "Görevin gereklerine aykırı davranışın, kişinin mağduriyetine neden olunması gerekir. Bu mağduriyet, sadece ekonomik bakımdan uğranılan zararı ifade etmez. Mağduriyet kavramı, zarar kavramından daha geniş bir anlama sahiptir" şeklinde vurgulanmış, öğretide de; mağduriyetin sadece ekonomik bakımdan ortaya çıkan zararı ifade etmeyip daha geniş bir anlama sahip olduğu, bireyin, sosyal, siyasi, medeni her türlü haklarının ihlâli sonucunu doğuran hareketlerin ve herhangi bir çıkarının zedelenmesine neden olmanın da bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiğine işaret edilmiştir (Mehmet Emin Artuk-Ahmet Gökçen-Ahmet Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Turhan Kitapevi, 11. Bası, Ankara, 2011, s. 911 vd.; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013, s. 772; Veli Özer Özbek-Mehmet Nihat Kanbur-Koray Doğan-Pınar Bacaksız-İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2011, s. 974).
    Kişilere haksız menfaat sağlanması, bir başkasına hukuka aykırı şekilde her türlü maddi ya da manevi yarar sağlanması anlamına gelmektedir.
    Kamunun zarara uğraması hususuna gelince; madde gerekçesinde "ekonomik bir zarar" olduğu vurgulanan anılan kavramla ilgili olarak kanuni düzenleme içeren 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu"nun 71. maddesinde; kamu görevlilerinin kast, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunması şeklinde tanımlanan kamu zararı, her olayda hâkim tarafından, iş, mal veya hizmetin rayiç bedelinden daha yüksek bir fiyatla alınıp alınmadığı veya aynı şekilde yaptırılıp yaptırılmadığı, somut olayın kendine özgü özellikleri de dikkate alınarak belirlenmelidir. Bu belirleme; uğranılan kamu zararının miktarının kesin bir biçimde saptanması anlamında olmayıp miktarı saptanamasa dahi, işin veya hizmetin niteliği nazara alınarak, rayiç bedelden daha yüksek bir bedelle alım veya yapımın gerçekleştirildiğinin anlaşılması hâlinde de kamu zararının varlığı kabul edilmelidir. Ancak bu belirleme yapılırken, norma aykırı her davranışın, kamuya duyulan güveni sarstığı, dolayısıyla, kamu zararına yol açtığı veya zarara uğrama ihtimalini ortaya çıkardığı şeklindeki bir düşünceyle de hareket edilmemelidir.
    Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
    Sanığın olay tarihinde Antalya 3. Asliye Hukuk Mahkemesi Hâkimi olarak görev yaptığı, katılanın davalı sıfatı ile yer aldığı Antalya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/520 esas sayılı dosyasının 17.03.2015 tarihli karar duruşmasının sanık tarafından yönetildiği, bu duruşmaya yalnızca davacı vekilinin katıldığı, 18.03.2015 tarihinde katılanın anılan dosyada vekilliğini üstlenen tanık ....’in mahkeme kalemine giderek kısa kararı içeren duruşma tutanağını aldığı, UYAP sisteminden yazdırılarak alınan ve hâkim ve zabıt kâtibi tarafından imzalanmayan bu duruşma tutanağında "Birleşen Antalya 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/123 Esas sayılı dava dosyasında açılan menfi tespit davasının reddine, davalı lehine kötü niyet tazminatına hükmedilmesine takdiren yer olmadığına" ibaresine yer verildiği, 19.03.2015 tarihinde ise duruşma tutanağında yer alan ilgili bölümün "Birleşen Antalya 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/123 Esas sayılı dosyasında açılan menfi tespit davasının kısmen kabulü ile Antalya 5. İcra Müdürlüğünün 2010/3095 Esas ve 2011/3096 Esas sayılı dosyalarındaki borcun protokol tarihi olan 26.05.2015 tarihi itibarıyla vekâlet ücreti dâhil olmak üzere 86.000,00 TL olarak protokol kapsamında yapılan ve tahsil edilen toplam 14.000,00 TL"nin mahsubu ile 30.08.2011 tarihi itibarıyla 72.000,00 TL olduğunun tespitine (bu tarihten sonra bankaya yapılan ve kısmen iade edilmesine rağmen kısmen icra dosyalarına ödenen miktarlar yönünden İcra Müdürlüğünde değerlendirme yapılmak suretiyle) fazlaya dahil talebin reddine, mevcut sonuca yargılama ile ulaşıldığından icra inkâr tazminatına yönelik talebin reddine" şeklinde değiştirildiği ve tutanağın 20.03.2015 tarihinde zabıt kâtibi olarak tanık ..... ve sanık tarafından elektronik imza ile imzalandığı, söz konusu değişikliğin tanık .... tarafından 24.03.2017 tarihinde UYAP sistemi üzerinden fark edildiği olayda;
    Sanık tarafından sonradan değiştirilen hüküm fıkrasını içeren Antalya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 17.03.2011 tarihli ve 520-184 sayılı kararının, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 23.06.2016 tarihli ve 426-8259 sayılı kararı ile onanması gözetildiğinde dosya kapsamına uygun yapıldığı anlaşılan değişikliğin katılanın mağduriyetine yol açmadığı gibi, sanığın eylemi sebebiyle kamunun zarara uğradığına ya da kişilere haksız menfaat sağlandığına ilişkin dosyaya yansıyan bir iddianın veya delilin de bulunmadığı, bu nedenle sanığa atılı görevi kötüye kullanma suçunun unsurlarının oluşmadığı kabul edilmelidir.
    Öte yandan, yüklenen görevi kötüye kullanma suçunun unsurlarının oluşmaması nedeniyle sanığın CMK’nın 223/2-a gereğince beraatine karar verilmesi gerekirken kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle CMK"nın 223/2-c maddesi gereğince beraat kararı verilmesi suretiyle CMK"nın 232. maddesinin altıncı fıkrasındaki, hüküm fıkrasında uygulanan kanun maddelerinin tereddüte yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerektiğine ilişkin düzenlemeye aykırı davranılmış ise de, bu husus sonuca etkili görülmemiştir.
    CMK"nın 302. maddesinin birinci fıkrasının "Bölge adliye mahkemesinin temyiz olunan hükmünün Yargıtayca hukuka uygun bulunması hâlinde temyiz isteminin esastan reddine karar verilir" şeklinde düzenlenmesi ve inceleme konusu olayda Bölge Adliye Mahkemesi denetiminden geçen bir hüküm bulunmaması, Yargıtay Ceza Genel Kurulu ile Özel Dairelerce de istikrarlı şekilde benimsenen hükmün "onanması" şeklindeki uygulama da birlikte değerlendirildiğinde; "onanması" ibaresinin kullanılması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
    Bu itibarla, katılanın temyiz itirazlarının reddi ile sanık hakkında görevi kötüye kullanma suçundan verilen beraat hükmünün onanmasına karar verilmelidir.
    SONUÇ:
    Açıklanan nedenlerle;
    1- Usul ve kanuna uygun olan Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 05.07.2017 tarihli ve 4-10 sayılı beraat hükmünün, "Yüklenen görevi kötüye kullanma suçunun unsurlarının oluşmaması nedeniyle sanığın CMK’nın 223/2-a gereğince beraatine karar verilmesi gerekirken kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle CMK"nın 223/2-c maddesi gereğince beraat kararı verilmesi suretiyle CMK"nın 232. maddesinin altıncı fıkrasındaki, hüküm fıkrasında uygulanan kanun maddelerinin tereddüte yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerektiğine ilişkin düzenlemeye aykırı davranılmış ise de, bu husus sonuca etkili görülmemiştir" eleştirisiyle ONANMASINA,
    2- Dosyanın, Yargıtay 5. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 25.10.2018 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.

    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi