20. Hukuk Dairesi 2018/1969 E. , 2019/1611 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava dilekçesinde; davalının apartmanın yapımı aşamasında apartman ortak alanı olan damda güneş enerjileri için ayrılan yere 6 adet bağımsız bölüm yaptığı, bu kısımlarla beraber, sığınağı "oto yıkamacı" olarak kiraya verdiğini ileri sürerek davalının ortak alana el atmasının önlenmesi, eski hale hale getirilmesi ile haksız el atma nedeniyle 1.000 TL ecrimisil bedelinin davalıdan tahsili istenilmiştir.
... 1. Sulh Hukuk Mahkemesi 2014/989 Esas, 2014/1705 Karar sayılı kararıyla davanın kabulüne, davalı tarafça dava konusu ... ili, ...mahallesi 4121 ada 68 parselde sayılı taşınmaz üzerinde bulunan yapının ortak alanlarına yapılan el atmanın önlenmesine, yapının projeye uygun hale getirilmesine karar verilmiş, hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 18. Hukuk Dairesi 2016/1391 Esas - 2016/5084 Karar sayılı ilamıyla "...Ortak alana müdahalenin önlenmesi talebi yönünden; dosyanın incelenmesinde, dava konusu taşınmazda ilave olarak yapılan bağımsız bölümlerde kiracıların bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu tür davalarda yargılama sonucu verilecek karar, bağımsız bölümlerde fiilen oturan kiracıların da hukukunu yakından ilgilendirdiğinden mahkemece usul ekonomisi de gözetilerek bağımsız bölümleri fiilen kullanan kimselerin de davaya dahil edilip, taraf teşkili sağlandıktan sonra tüm deliller toplanıp oluşacak sonuç doğrultusunda bir karar verilmesi gerektiğinin düşünülmemesi, ecrimisil talebi yönünden; 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanununun Ek 1. maddesinde, bu Kanunun uygulanmasından doğacak her türlü anlaşmazlığın sulh hukuk mahkemesinde çözümleneceği hükme bağlanmıştır. Ecrimisil davası Kat Mülkiyeti Kanununun uygulanmasından kaynaklanmayıp, anılan yasa maddesi hükmünün bu istem yönünden uygulama olanağı bulunmamaktadır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 2. maddesine göre dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir. Ecrimisil istemi de malvarlığı haklarına ilişkin olduğundan davanın bu niteliğine ve genel hükümlere göre davaya asliye hukuk mahkemesinde bakılmak üzere ecrimisil davasının tefriki ile görevsizlik kararı verilmesi gerekirken mahkemece, davanın kabulüne karar verildiği halde ecrimisil talebi yönünden olumlu veya olumsuz bir hüküm kurulmamış olması,
Doğru görülmemiştir..." denilerek hükmün bozulmasına hükmetmiştir.
Mahkemece; Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin 28/03/2016 tarih, 2016/1391 Esas- 2016/5084 Karar sayılı bozma ilamına uyulmasına karar verilerek yapılan yargılama
neticesinde; ecrimisil talebinin, bu dosyadan tefriki ile mahkemenin 2017/365 Esasına kaydedilmiş olup ortak alana müdahalenin önlenmesi davasının kabulüne, davalı tarafça dava konusu ... ili, ... mahallesi, 4121 ada 68 parsel sayılı taşınmaza ait ortak alanlarına yapılan el atmanın önlenmesine, taşınmazın projeye uygun olarak eski hale getirilmesine karar verilmiş, hüküm davalı İbrahim Polat vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, müdahalenin önlenmesi istemine ilişkindir.
Dosya içerisindeki belgelerin incelenmesinde; ... 1. Sulh Hukuk Mahkemesi 17/10/2017 tarihli 2016/1220 Esas- 2017/1172 Karar sayılı ilamında tebliğden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay temiz yolu açık olmak üzere karar vermiş olup aynı mahkemece daha önce 30.09.2014 tarihinde verilen 2014/989 Esas - 2014/1705 Karar sayılı kararın Yargıtay 18. Hukuk Dairesince incelenerek 28/03/2016 tarihli 2016/1391 Esas - 2016/5084 Karar sayılı ilamıyla bozulmasına karar verildiği görülmekle; 1086 sayılı HUMK"nın uygulanması gerektiğinden ilgili kararın iki hafta değil 8 günlük temyiz yoluna tabi olduğu açıktır,
... 1. Sulh Hukuk Mahkemesi 17/10/2017 tarihli 2016/1220 Esas - 2017/1172 karar sayılı kararı, davalı vekiline 27.12.2017 tarihinde tebliğ edilmiş, ancak yasal 8 günlük süreden sonra 09.01.2018 tarihinde karar temyiz edilmiştir. Bu durumda HUMK"nın 437. maddesi hükmünde öngörülen 8 günlük temyiz süresi geçmiş bulunduğundan, 1.6.1990 gün ve 1989/3 Esas 1990/4 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca temyiz dilekçesinin süreden REDDİNE, temyiz harcının istek halinde iadesine 11/03/2019 günü oy çokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Temyiz incelemesinde 1086 sayılı HUMK"nın uygulanması gerektiği, sulh mahkemesi kararlarının temyiz süresinin tebliğden itibaren 8 gün olduğu açıktır.
Ne varki; sulh hukuk mahkemesi, kısa ve gerekçeli kararında, temyiz süresi "8 gün" olmasına rağmen "iki hafta" olarak belirlemiş, bu hüküm kararı temyiz eden davalı vekiline 27.12.2017 tarihinde tebliğ edilmiş, mahkemenin belirlediği iki haftalık sürede ancak yasal 8 günlük süreden sonra 09.01.2018 tarihinde karar temyiz edilmiştir.
Somut uyuşmazlıkta, kanun yolu başvurusunda, mahkemece hatalı belirlenen sürenin mi, kanunda belirlenen sürenin mi uygulanması gerektiği, mahkeme kararında belirtilen sürenin kabul edilmemesi halinde adil yargılanma hakkı kapsamında yer alan mahkemeye erişim hakkının engellenip engellenmediğinin incelenmesi gerekir.
Anayasa"nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş, yine taraf olduğumuz, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde de, herkesin kişisel hak ve yükümlülükleriyle ilgili her türlü iddiasını mahkeme önüne getirme hakkı güvence altına alınmış olup, bu madde kapsamında, mahkeme kararlarına karşı kanun yolu başvurusunda bulunma hakkı, adil yargılanma hakkı kapsamındadır.
Yasal düzenlemeler ve belirtilen olgular ışığında değerlendirildiğinde; davalı vekili, mahkemenin kısa ve gerekçeli kararında belirtilen süreye uyarak, bu süre içinde temyiz başvurusunda bulunmuştur. Hakim, uyuşmazlıkta uygulanacak kanun hükmünü tespit edip uygulamakla yükümlüdür (1086 sayılı HUMK.m.76, 6100 sayılı HMK 33. maddesi). Mahkemenin, kanun yolunu ve süresini taraflara doğru gösterme yükümlülüğü gözönüne alındığında, mahkeme tarafından kanun yolu süresinin hatalı gösterilmesi sonucu davanın taraflarının kanun yolu başvuru talebinin süreden reddedilmesi, hatanın tüm sonuçlarının davanın taraflarına yüklenmesi, adil yargılanma hakkı kapsamında adalete erişim hakkının sınırlandırılmasıdır.
Anayasanın 40. maddesinin ikinci fıkrası ve 6100 sayılı Kanunun 297. maddesinin “ç” bendi uyarınca, hükümde, kanun yolları ve süresinin gösterilmesi bir zorunluluk olduğu gibi HMK"nın 297/2. fıkrasında “Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” vurgusu yapılmıştır. Yargı kararlarına karşı başvurulacak kanun yolu ile süresinin hükümde açıkça ve doğru olarak gösterilmemiş olması bu hakkın etkin bir şekilde kullanılmasını doğrudan engelleyecek ve hak arama hürriyetinin ihlal edilmesine sebep olacaktır.
Her ne kadar kanun yolu ve süresi, ilgili kanun maddelerinde açıkça belirtilmiş ise de yargı organlarının yanlış yönlendirmesi sonucunda ilgililerin hak kaybına uğramayacağının kabul edilmesi gereklidir.
Karardaki yanlış yönlendirmenin hak kaybına yol açacağı açıktır, temyiz yoluna başvurma süresinin yanlış gösterilmesi bozma sebebi olmalıdır. Hakimin lehe verdiği karar hak sahibinin hak kaybına yol açacak şekilde yorumlanamaz. Kararın hüküm kısmı bir bütün olarak temyize tabidir.
Bu gibi hallerde, usul kurallarının mahkemeye erişim hakkını kısıtlayacak şekilde katı uygulanmaması, mahkemenin kanun yolu ve süresini hatalı belirlemesi halinde, kararda belirtilen süreye uyularak yapılan kanun yolu başvurusunun, adil yargılanma hakkı ve mahkemeye erişim hakkı kapsamında süresinde yapıldığının kabul edilmesi gerektiği görüşünde olduğumdan, temyiz başvurusu süresinde kabul edilerek, temyiz incelemesinin yapılması gerektiğini düşündüğümden, sayın çoğunluğun kararına katılamıyorum.