Abaküs Yazılım
Ceza Genel Kurulu
Esas No: 2017/986
Karar No: 2018/464

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2017/986 Esas 2018/464 Karar Sayılı İlamı

Ceza Genel Kurulu         2017/986 E.  ,  2018/464 K.

    "İçtihat Metni"


    Kararı Veren
    Yargıtay Dairesi : 6. Ceza Dairesi
    Mahkemesi :Ağır Ceza
    Sayısı :159-163

    Nitelikli yağma suçundan sanık ..."un lehine olan 5237 sayılı TCK"nın 149/1-a, c, h, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Bakırköy 4. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 05.06.2006 tarihli ve 159-163 sayılı hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine Yerel Mahkemece 27.11.2006 tarihli ve 909 sayılı ek karar ile temyiz talebinin süresinde olmadığı gerekçesiyle temyiz isteminin reddine,
    Bu kararın da sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 12.07.2007 tarih ve 10982-8790 sayı ile ek kararın onanmasına karar verilmiştir.
    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 08.06.2007 tarih ve 33726 sayı ile;
    “...Sanığa atanan zorunlu müdafi yasal süresi içerisinde hükmü temyiz etmediğinden sanığın şikâyeti üzerine Bakırköy 7. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanarak TCK"nın 257/2. maddesi gereğince mahkûmiyetine karar verilmiştir. Sanığın 13.11.2006 tarihli ve daha sonraki dilekçeleri ile yapmış olduğu temyiz istemi üzerine de hüküm müdafisine bizzat tefhim edildiği için ret kararı verilmiş ise de kendisine zorunlu müdafi atandığından haberdar olmayan sanığın bu müdafisine yapılan tebligata göre temyiz isteminin reddi usul ve yasaya uygun değildir. Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Yüksek Dairelerin istikrarlı uygulamaları da bu yöndedir. Bu sebeplerle sanık hakkındaki temyiz isteminin reddinin onanmasına dair kararın kaldırılarak hükmün esastan incelenmesi ve onanması gerektiği" görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
    CMK"nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 6. Ceza Dairesince 03.07.2017 tarih ve 2329-2493 sayı ile; yerinde görülmeyen itirazın reddine karar verilerek Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
    TÜRK MİLLETİ ADINA
    CEZA GENEL KURULU KARARI
    İtirazın kapsamına göre inceleme sanık ... hakkındaki temyiz isteminin reddine ilişkin ek karar ile sınırlı olarak yapılmıştır.
    Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; temyizin süresinde olup olmadığının belirlenmesine yöneliktir.
    İncelenen dosya kapsamından;
    Yağma suçundan yargılaması yapılan sanığa, hazır bulunduğu 23.06.2005 tarihli oturumda 5271 sayılı CMK"nın yürürlüğe girmesi ve ilgili Kanun"un 150. maddesinin 3. fıkrasının yollaması nedeniyle aynı maddenin 2. fıkrası gereğince zorunlu müdafi atanmasına karar verildiği, İstanbul Barosunun 25.12.2005 tarihli ve bilâ sayılı yazısı ile sanık müdafisi olarak Avukat Mustafa Bıyık"ın görevlendirildiği, bundan sonraki oturumlara sanık müdafisinin katılmasına rağmen sanığın hazır bulunmadığı, kısa kararın sanığın yokluğunda fakat müdafisinin yüzüne karşı tefhim edilmesine rağmen sanık müdafisinin mahkûmiyet hükmünü temyiz etmediği, cezaevinde bulunan sanığın söz konusu yargılama neticesinde mahkûm olduğunu haricen öğrenmesi üzerine 13.11.2006 havale tarihli dilekçesi ile mahkûmiyet hükmünü temyiz ettiği, dosya içerisindeki Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne hitaben yazdığı 23.02.2012 tarihli kanun yararına bozma talebinin reddine ilişkin yazıda sanık müdafisinin temyiz süresini kaçırması nedeni ile Bakırköy 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 2009/326 karar sayılı dosyasında yargılanarak TCK"nın 257/2 ve 62. maddeleri gereğince mahkûm edilip hükmün açıklanmasının geri bırakıldığının bildirildiği,
    Anlaşılmaktadır.
    5271 sayılı CMK’nın 150. maddesinin 1, 2 ve 3. fıkraları birlikte değerlendirildiğinde; gerek sanığın mahkemeden talep etmesi ile baroca görevlendirilen müdafi ile zorunlu olarak atanan müdafi arasında, gerekse aynı Kanun"un 2. maddesindeki “şüpheli veya sanığın ceza muhakemesinde savunmasını yapan avukatı” şeklindeki tanıma bakıldığında, Ceza Muhakemesi Kanunu anlamında zorunlu olarak atanan veya istek üzerine görevlendirilen müdafi ile vekâletnameli müdafi arasında her hangi bir fark bulunmamaktadır. Bununla birlikte, 5271 sayılı Kanun"da ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu"nda baroca atanmış müdafilikle ilgili ayrıntılı bir düzenlemeye yer verilmemiş olup, 5271 sayılı CMK’nın 150/4. maddesi ile bu konudaki ayrıntıların çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği belirtilmiş, bu bağlamda Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Müdafi ve Vekillerin Görevlendirilmeleri ile Yapılacak Ödemelerin Usul ve Esaslarına İlişkin Yönetmelik 02.03.2007 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
    Zorunlu müdafinin atanmış ve sanığın bunu kabul etmiş ya da atamaya karşı herhangi bir itirazda bulunmamış olduğu durumlarda vekâletnameli müdafiye yapılan tefhim ve tebliğde olduğu gibi, zorunlu müdafiye yapılan tefhim ve tebliğin de kendisine bağlanan tüm hukuksal sonuçları doğuracağını kabul etmek gerekir. Başka bir deyişle, böyle bir durumda ayrıca asıla tebligat yapılmasına gerek olmayacaktır.
    Olaya başka bir açıdan bakıldığında;
    Anayasanın 36. maddesinde yer alan; “herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir” şeklindeki hüküm, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin, “Adil Yargılanma Hakkı”nı düzenleyen 6. maddesinin 3. fıkrasında;
    “Her sanık en azından aşağıdaki haklara sahiptir:
    a) …
    b) Savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olmak,
    c) Kendi kendini savunmak veya kendi seçeceği avukatın yardımından yararlanmak ve eğer avukat tutmak için mali olanaklardan yoksunsa ve adaletin selameti gerektiriyorsa mahkemece görevlendirilecek bir avukatın para ödemeksizin yardımından yararlanabilmek” biçimindeki düzenleme ile birlikte değerlendirildiğinde varılması gereken sonuç; savunma hakkının temel insan hakları arasında yer alan hak arama hürriyetinin gereği olduğu, avukat tutma hakkının da savunma hakkından ayrı düşünülemeyeceği gerçeğidir. Bu durumda mevzuatımızda zorunlu müdafilik sistemini öngören yasanın amacı, kendisini savunmak için yeterli maddi olanağı bulunmayanların bu hakkı kullanamamalarından kaynaklanabilecek olası hak kayıplarının önlenmesi, dolayısıyla savunma hakkının etkin kullanılabilmesinin sağlanması suretiyle, adil yargılanmanın gerçekleştirilmesidir. Bunun doğal sonucu olarak, maddi olanağı bulunan sanık nasıl ki vekâletname verdiği avukatı serbestçe tayin edebiliyorsa, maddi olanağı olmayan sanığın da aynı şekilde avukatını serbestçe belirleyebilmesi, en azından kendisine tayin edilen avukatı değiştirme hakkının bulunması, daha da ötesi; görülmeye başlayacak davada, kendisine bir avukat atandığının sanığa bildirilmesi gereklidir. Kendisine bir müdafi atandığını bilmeyen ya da müdafi atanmakla birlikte bu avukatın değiştirilmesini isteme hakkına sahip olmayan bir sanığın, bu avukatın tüm tasarruflarından sorumlu tutulması gerektiğini veya bu avukatın yaptığı tüm işlemleri peşinen kabul etmiş sayılacağını söylemek nasıl olanaklı değil ise, böyle bir durumda savunma hakkının tam anlamıyla kullanılabileceğini düşünmek de olası değildir.
    Şu halde, kendisine zorunlu müdafi atandığının sanığa bildirilmediği ve bu konudaki iradesine değer verilmediği ya da bu konudaki görüşünün dosya kapsamından anlaşılamadığı durumlarda, hükmün müdafi yanında sanığın kendisine de tebliğinin adil yargılanma hakkının gereği olduğu kabul edilmelidir. Özellikle vurgulamak gerekirse, bu durum tebligat hukuku ile değil, münhasıran vazgeçilemez ve göz ardı edilemez nitelikteki savunma hakkı ve daha geniş anlamda da adil yargılanma hakkı ile ilgilidir. Bu nedenle çözümün tebligata ilişkin hükümler yerine, savunma hakkına ilişkin düzenlemelerde aranması gerekir.
    Kendisine zorunlu müdafi atandığının sanığa bildirildiği ve sanığın da buna itiraz etmediği durumlarda, zorunlu müdafiye yapılmış bulunan tefhim veya tebliğ işlemlerinin, aynen vekâletnameli müdafide olduğu gibi geçerli olacağı ve gerek tefhime, gerekse tebliğe bağlı olan sürelerin işlemeye başlayacağı hususunda duraksama bulunmamaktadır. Bu durumda Tebligat Kanunu"nun 11. maddesi uyarınca işlem yapılması gerekeceğinden, tebligat asile değil müdafiye yapılmalıdır. Aksi halde, zorunlu müdafiliğe yasanın arzu etmediği ölçüde simgesel bir anlam yüklenmiş olur ki, bu kabul birçok karmaşayı da birlikte getirecektir.
    Konuya bu açıklamalar ışığında bakıldığında şu sonuçlara varılmaktadır:
    1- Atamanın yapıldığı tarih itibarıyla yürürlükte bulunan usul hükümlerine göre tayin edilmiş zorunlu müdafiye yapılan tefhim ve tebliğ, aynen vekâletnameli müdafiye yapıldığında olduğu gibi hukuksal sonuç doğurur. Ancak bunun ön koşulu, kendisine zorunlu müdafi atandığından sanığın haberdar edilmiş olmasıdır.
    2- Kendisine zorunlu müdafi atandığından haberdar olan sanık buna itiraz etmez ise, zorunlu müdafinin yapmış bulunduğu ve kendisinin de açıkça karşı çıkmadığı tüm tasarrufların sonuçlarına katlanmak durumundadır.
    3- Kendisine zorunlu müdafi atandığından sanığın haberdar edilmediği durumlarda ise, zorunlu müdafiye yapılan tefhim ve tebliğ, kendisine bağlanan hukuksal sonuçları doğurmaz.
    Nitekim Ceza Genel Kurulunun 18.03.2008 tarihli 7–56, 24.11.2009 tarihli 164–275 ve 12.07.2011 tarihli 155–172 sayılı kararları başta olmak üzere birçok kararı da bu doğrultudadır.
    Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
    İnfaz sürecinde sanığın, kendisine tebligat yapılmaması nedeniyle hükümden haberdar olmadığını belirterek temyiz talebinde bulunduğu olayda; hüküm, baroca sanık için görevlendirilen ancak, sanığın hiçbir oturuma birlikte katılmadığı ve atandığından haberdar da olmadığı müdafinin yüzüne tefhim edilmiş olup, baro tarafından görevlendirilen müdafiye yapılan tefhimin, kendisine müdafi atandığından haberi olmayan, dolayısıyla varsa müdafiye ilişkin çekincelerini ileri süremeyen ve seçme hakkını kullanamayan sanık açısından hukuksal bir sonuç doğurmayacağı gibi, sanığın temyiz hakkının elinden alınmasının da adil yargılanma hakkının ihlâline sebep olacağı gözetildiğinde temyiz talebinin öğrenme üzerine ve süresinde olduğunun kabul edilmesi gerekmektedir.
    Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne Özel Dairenin temyiz isteminin reddine dair onama kararının kaldırılmasına karar verilmelidir.
    SONUÇ:
    Açıklanan nedenlerle,
    1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
    2- Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 12.07.2007 tarih ve 10982-8790 sayılı temyiz isteminin reddine ilişkin ek kararın onanmasına ilişkin kararının KALDIRILMASINA,
    3- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabul edilerek Özel Dairenin temyiz isteminin reddine dair onama kararının kaldırılıp sanığın temyiz isteminin süresinde olduğuna, dosyanın temyiz incelemesi yapılmak üzere dairesine gönderilmesine karar verilmesi nedeniyle sanık ..."un yağma suçundan cezasının infazına başlanmış ve cezaevine alınmış ise İNFAZININ DURDURULMASINA ve TAHLİYESİNE, başka bir suçtan hükümlü veya tutuklu olmadığı takdirde derhal salıverilmesi için YAZI YAZILMASINA,
    4- Sanık ... hakkında temyiz incelemesinin yapılması için dosyanın Yargıtay 6. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 23.10.2018 tarihinde yapılan müzakerede oy birliği ile karar verildi.



    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi