7. Hukuk Dairesi 2015/40396 E. , 2016/1118 K.
"İçtihat Metni"Mahkemesi :İş Mahkemesi
Dava Türü : Alacak
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda; hüküm süresi içinde duruşmalı olarak davalı Karşı davacı vekili tarafından temyiz edilmiş ise de; HUMK"nun 438.maddesi gereğince duruşma isteğinin masraftan reddine ve incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
1- Davacı vekili, davacının davalı şirkette 01.04.2001 tarihinde işe girdiğini, son görevinin Operasyon Başkan Yardımcısı olduğunu, son aylık ücretinin 16.000,00 TL net+öğlen yemek + işe geliş ve gidiş araç ve aracın yakıt giderleri+ 4 Cep Telefonu faturasının ödenmesi olduğunu, 02.04.2012 tarihinde iş akdinin feshedildiğini, davacının 2001 yılından bu yana kullanmadığı yıllık izinleri ile dini bayramlarda çalıştıkları dönemlere ait ücretlerinin ödenmediğini iddia ederek kıdem tazminatı ile bazı işçilik alacaklarının davalıdan tahsilini talep etmiş; birleşen davaya karşı cevabında ise, davacının (davalının) davacı (davalı) şirkette azınlık payı ile ortak olduğunu, bu şirkette bağlı ve bağımlı olarak işçi sıfatı ile çalıştığını, gönderilen ihtarnamede de davacının işine son verildiğinin belirtildiğini, birleşen davanın ve takas talebinin kötü niyetli olduğunu, zira davalı-davacı şirketin davacı-davalıdan alacağı olmadığını, var olduğu iddia edilen alacakların dava dışı bir şirkete ait olduğunu beyanla davanın reddini istemiştir.
Davalı (davacı) şirket vekili, görevsizlik kararı verilmesi gerektiğini, zira davacının şirketin ortağı olduğunu, bu nedenle davanın Asliye Hukuk Mahkemelerinin grev alanına girdiğini, davacının şirketin %20 hissesine sahip yönetici ortağı ve işveren durumunda olduğunu, hem işveren hem işçi olunamayacağından husumet yönünden de davanın reddi gerektiğini, davacının kötü niyetli olduğunu, çalıştığı döneme ait hak ettiği alacaklarının tamamının ödendiğini, şirketten aldığı avansları kapatmadığını ve kapatılmayan avanslardan dolayı şirkete borçlu olduğunu beyanla davanın reddi gerektiğini savunmuş; birleşen dava ile de, davalı (davacı)nın davacı (davalı) şirkette 06.02.2011-09.01.2012 tarihleri arasında çalıştığını, şirketin ortağı ve yöneticisi olması nedeni ile kendi isteği ile iş avansları ve kredi kartı borçlarının ödenmesi için gerekli bedellerin hesabına gönderildiğini, herhangi bir hak ve alacağının olmadığını, aksine şirkete borçlu olduğunu, bu nedenle davalıya yapılan iş avansı bedellerinin tespiti ile kabul anlamına gelmemek kaydı ile davalının talep ettiği alacaklardan takas ve mahsubunu talep etmiştir.
Mahkemece davacının hissesinin sembolik olması nedeni ile işçi sayılması gerektiği, iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiği, kıdem ve ihbar tazminatına hak kazandığı, yıllık izin ücretinin bulunduğu; birleşen davada ise davacının .............. nezdinde çalıştığı dönemde herhangi bir maaş ödemesi yapılmaması karşısında söz konusu avansların maaş karşılığı olarak verildiği gerekçesi ile asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
Uyuşmazlık, taraflar arasındaki ilişkinin 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği ve bu bağlamda İş Mahkemesinin görevi noktasında toplanmaktadır.
4857 sayılı İş Kanununun 1"inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince, 4"üncü maddedeki istisnalar dışında kalan bütün işyerlerine, işverenler ile işveren vekillerine ve işçilerine, çalışma konularına bakılmaksızın bu Kanunun uygulanacağı belirtilmiştir.
Kanunun 2"nci maddesinde bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişi işçi, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişi ile tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlar işveren olarak tanımlanmıştır. İşçi ve işveren sıfatları aynı kişide birleşemez.
Yasanın 8"inci maddesinin birinci fıkrasına göre iş sözleşmesi, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir. Ücret, iş görme ve bağımlılık iş sözleşmesinin belirleyici öğeleridir.
İş sözleşmesini belirleyen ölçüt hukukî-kişisel bağımlılıktır. Gerçek anlamda hukukî bağımlılık işçinin işin yürütümüne ve işyerindeki talimatlara uyma yükümlülüğünü içerir. İşçi edimini işverenin karar ve talimatları çerçevesinde yerine getirir. İşçinin işverene karşı kişisel bağımlılığı ön plana çıkmaktadır. İş sözleşmesinde bağımlılık unsurunun içeriğini, işçinin işverenin talimatlarına göre hareket etmesi ve iş sürecinin ve sonuçlarının işveren tarafından denetlenmesi oluşturmaktadır. İşin işverene ait işyerinde görülmesi, malzemenin işveren tarafından sağlanması, işgörenin işin görülme tarzı bakımından iş sahibinden talimat alması, işin iş sahibi veya bir yardımcısı tarafından kontrol edilmesi, işçinin bir sermaye koymadan ve kendine ait bir organizasyonu olmadan faaliyet göstermesi, ücretin ödenme şekli, kişisel bağımlılığın tespitinde dikkate alınacak yardımcı olgulardır. Bu belirtilerin hiçbiri tek başına kesin ölçüt teşkil etmez. İşçinin işverenin belirlediği koşullarda çalışırken kendi yaratıcı gücünü kullanması ve işverenin isteği doğrultusunda işin yapılması için serbest hareket etmesi bağımlılık ilişkisini ortadan kaldırmaz. Çalışanın işyerinde kullanılan üretim araçlarına sahip olup olmaması, kâr ve zarara katılıp katılmaması, karar verme özgürlüğüne sahip bulunup bulunmaması bağımlılık unsuru açısından önemlidir.
Tüzel kişilerde yönetim hakkı ile emir ve talimat verme yetkisi organlarını oluşturan kişiler aracılığıyla kullanılır. Tüzel kişiler yönünden tüzel kişinin kendisi soyut işveren, tüzel kişinin organını oluşturan kişiler ise somut işveren sıfatını haizdir.
Ticaret şirketleriyle tüzel kişilerde somut işveren sıfatını taşıyan organ bir kurul olabileceği gibi tek başına bir kişiye verilen yetki çerçevesinde gerçek kişinin de organ sıfatını kazanması mümkündür.
Limitet, hisseli komandit ve kolektif şirketlerde yönetim yetkisi şirket ortaklarından birine bırakıldığında, bu kişi müdür sıfatıyla kişi-organ sayılır. Türk Ticaret Kanununun 319"uncu maddesine göre, anonim şirketler yönünden yönetim ve temsil yetkisinin yönetim kurulu üyelerine bırakılması halinde, bu kişi veya kişiler kişi-organ sıfatını kazanır. Şirketi temsil ve yönetime yetkili kişi-organ sıfatını taşıyan kişiler işveren konumunda bulunduklarından işçi sayılmazlar.
5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 1"inci maddesine göre, İş Mahkemelerinin görevi “İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya iş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi”dir. İşçi sıfatını taşımayan kişinin talepleriyle ilgili davanın, iş mahkemesi yerine genel görevli mahkemelerde görülmesi gerekir.
Somut olayda; davacının ............., ............... ve ................ isimli şirketlerin kurucu ve hakim ortaklarından olduğu, yönetim kurulu üyesi olarak birinci derece imza yetkisi ile şirketi temsil ve ilzam yetkisinin bulunduğu, hizmet cetveline göre 01.04.2001-09.02.2010 tarihleri arasında ..............nden sigortalı çalışmalarının bildirildiği ancak bu şirkette 28.07.2010 tarih ve 69 sayılı karar ile şirketi temsil ve ilzamla yönetim kurulu başkanı........yetkilendirilmesine kadar temsil yetkisinin devam ettiği; 10.02.2010-05.02.2011 tarihleri arasında ............... işçisi olarak göründüğü ancak şirketin büyük hissedarlarından biri olarak yönetim kurulu üyesi olarak 2011 yılı Eylül ayına kadar şirketin 1. derece imza yetkililerinden biri olduğu; 06.02.2011-09.01.2012 tarihleri arasında ........ Şirketi üzerinden sigorta primlerinin yatırıldığı, ancak bu şirkette de 23.07.2010 tarihinde şirket müdürlüğünün sona erdirilmesine kadar yine büyük ortaklardan biri olarak ve müdür sıfatı ile yönetimde yer aldığı anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca davacının hizmet cetveline göre çalıştığı süreler ve şirketler dikkate alındığında temsil yetkilerinin kaldırılarak hisselerinin dönemler halinde azaltıldığı 23.07.2010 tarihine kadar kişi-organ sıfatı ile görev yaptığı, işçi sayılamayacağı dosya içeriği ve getirtilen ticaret sicil kayıtlarından anlaşıldığından 01.04.2001-23.07.2010 tarihine kadar olan çalışma süresine ilişkin davaya bakmaya İş Mahkemesi değil Ticaret Mahkemesinin görevli olduğundan bu döneme ilişkin dava eldeki davadan tefrik edilerek davanın görev yönünden reddine karar verilmeli; davacının 23.07.2010 tarihinden sonrasında işçi olarak çalıştığı kabul edilerek varsa işçilik alacakları hüküm altına alınmalıdır. Tüm dönemde işçi olarak çalıştığının kabulü hatalı olmuştur.
2- Birleşen dava yönünden ise, mahkemece 2011 yılında yapılan ödemeler aylık ücret ödemesi kabul edilerek talebin reddine karar verilmiş ise de, bu kabul eksik incelemeye dayanmaktadır. Şirkete ait muhasebe kayıtları, cari hesaplar ile ilgili bilgi ve belgeler uzman bilirkişiye incelettirilerek yapılan ödemelerin niteliği saptanıp sonuca göre talep hakkında karar verilmelidir.
O halde davalı (davacı) şirket vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı nedenlerle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalı - karşı davacı şirkete iadesine, 26/01/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.