Abaküs Yazılım
Ceza Genel Kurulu
Esas No: 2018/216
Karar No: 2018/456

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2018/216 Esas 2018/456 Karar Sayılı İlamı

Ceza Genel Kurulu         2018/216 E.  ,  2018/456 K.

    "İçtihat Metni"



    Kararı veren
    Yargıtay Dairesi : 15. Ceza Dairesi
    Mahkemesi :Ağır Ceza
    Sayısı : 491-459

    Resmî belgede sahtecilik suçundan sanık ..."ün TCK"nın 204/1 ve 53/1. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 27.12.2012 tarihli ve 491-459 sayılı hükmün, sanık müdafisi ve mağdur vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 15. Ceza Dairesince 13.11.2017 tarih ve 2019-23036 sayı ile; mağdur vekilinin şikâyetinden ve katılma talebinden vazgeçmesi nedeniyle temyiz isteminin reddine, sanık ... hakkındaki mahkûmiyet hükmünün onanmasına karar verilmiştir.
    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 22.03.2018 tarih ve 16964 sayı ile;
    "...İtiraza konu olayda sanığın, mağdur Rulo şirketi yetkilisi olan ..."e karşı Haksu Şirketine ait sahte çek vermek suretiyle resmî belgede sahtecilik suçunu işlediğinden bahisle cezalandırıldığı, ancak sanık hakkında daha önceden aynı mağdura farklı bir zamanda bu kez Selma Bostancıoğlu adına sahte çek vermek suretiyle resmi belgede sahtecilik suçunu işlediğinden bahisle hakkında kamu davası açıldığı ve yargılandığı İstanbul 31. Asliye Ceza (Eski Şişli 8. Asliye Ceza) Mahkemenin 02.12.2010 tarihli ve 472-1415 sayılı kararı ile, TCK"nın 204/1 ve 53. maddeleri uyarınca 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
    Temyiz itirazı üzerine, Yargıtay 11. CD."nin 09.04.2015 tarih ve 7849 - 25280 sayılı kararı ile mahkûmiyet hükmü onanarak kesinleşmiştir.
    Sanığın, yargılandığı İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesi ve İstanbul 31. Asliye Ceza (Eski Şişli 8. Asliye Ceza) Mahkemesindeki yargılamaya konu edilen eyleminin mağdurun 25.11.2011 tarihli duruşmadaki ifadesinde de açıkca belirttiği gibi farklı zamanlarda aynı kişiye karşı işlemesi nedeniyle zincirleme suç kapsamında tek suç olduğu, bu eylemden dolayı sanık hakkında İstanbul 31. Asliye Ceza (Eski Şişli 8. Asliye Ceza) Mahkemesinin resmî belgede sahtecilik suçundan kesinleşmiş mahkûmiyet hükmünün bulunması nedeniyle, sanık hakkında aynı suçtan yargılandığı İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesinin, İstanbul 31. Asliye Ceza (Eski Şişli 8. Asliye Ceza) Mahkemesi tarafından verilip kesinleşen hükmün esas alınıp sanık hakkında TCK"nın 43. maddesi gereğince kesinleşen ceza üzerinden arttırım yapması yerine ayrı suç kabul edilip cezalandırılmasına karar verildiği açıklanan bu nedenlerle İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 27.12.2012 tarih ve 491-459 sayılı kararının bozulmasına karar verilmesi gerektiği" görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
    CMK"nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece, 09.04.2018 tarih ve 2791-2397 sayı ile itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
    TÜRK MİLLETİ ADINA
    CEZA GENEL KURULU KARARI
    Sanık hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan verilen mâhkumiyet kararı Özel Dairece bozulmuş olup itirazın kapsamına göre inceleme, resmî belgede sahtecilik suçundan kurulan mahkûmiyet hüküm ile sınırlı olarak yapılmıştır.
    Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında resmî belgede sahtecilik suçundan yapılan başka bir yargılama sonucunda verilen ve kesinleşen mahkûmiyet hükmünden dolayı sanık hakkında zincirleme suç hükmünün uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkin ise de; Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca öncelikle, eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.
    İncelenen dosya kapsamından;
    Şişli Cumhuriyet Başsavcılığınca 20.02.2007 tarihinde, sanık hakkında, mağdur ..."ün yetkilisi olduğu Rulo Tekstil Sanayi ve Ticaret Limited Şirketin"den satın aldığı mallar karşılığında 31.10.2006 keşide tarihli, keşidecisi Selma Bostancıoğlu olarak görünen ve 20.000 TL bedelli sahte çeki adı geçen şirkete verdiği iddiasıyla resmî belgede sahtecilik suçundan açılan kamu davası sonucunda Şişli (Kapatılan) 8. Asliye Ceza Mahkemesinin 02.12.2010 tarihli ve 472-1415 sayılı kararı ile; sanığın TCK"nın 204/1 ve 53. maddeleri uyarınca 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna, mağdur şirkete yönelik eyleminin dolandırıcılık suçunu oluşturması ihtimaline binaen hakkında bu suçtan suç duyurusunda bulunulmasına karar verildiği, hükmün sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine anılan kararın Yargıtay 11. Ceza Dairesince 09.04.2015 tarihli 7849-25280 sayılı kararı ile onanarak kesinleştiği,
    İtiraza konu olan bu dosyaya ilişkin olarak, Şişli Cumhuriyet Başsavcılığınca 31.05.2010 tarihinde, sanık hakkında, mağdur ..."ün yetkilisi olduğu Rulo Tekstil Sanayi ve Ticaret Limited Şirketin"den satın aldığı mallar karşılığında 31.12.2006 keşide tarihli, keşidecisi Haksu Otomotiv İnşaat ve Tekstil Sanayi Ticaret Limited Şirketi olan ve 25.000 TL bedelli suça konu sahte çeki adı geçen mağdura verdiği iddiasıyla resmî belgede sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarından kamu davası açıldığı, Şişli 5. Asliye Ceza Mahkemesince 04.11.2010 tarih ve 440-1607 sayı ile, sanığın dolandırıcılık eyleminin nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturabileceği gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmesi üzerine dosyanın gönderildiği İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda 27.12.2012 tarih ve 491-459 sayı ile; sanığın resmî belgede sahtecilik suçundan TCK"nın 204/1 ve 53. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verildiği,
    İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesince yukarıda sözü edilen kesinleşmiş dava dosyasının getirtilip incelenmediği, itiraz kanun yoluna müracaat eden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kesinleşen dava dosyasının onaylı örneğinin gönderilmesini istemesi üzerine bu dosyaya ilişkin ilgili belgelerin Şişli (Kapatılan) 8. Asliye Ceza Mahkemesince itiraza konu dosyaya ilişkin olarak gönderildiği, ancak gönderilen belgeler içerisinde davaya konu edilen çek örneğinin ve mağdur vekili tarafından dosyaya sunulan dilekçelerin bulunmadığı,
    Anlaşılmaktadır.
    Kesinleşen dava dosyasında tanık olarak dinlenilen Ali Cengiz Tokdemir; mağdurun yetkilisi olduğu şirkette muhasebe sorumlusu olarak çalıştığını, sanığın aldığı ürünler karşılığında 31.10.2006 keşide tarihli, keşidecisi Selma Bostancıoğlu olarak görünen ve 20.000 TL bedelli çeki ciro edilmiş bir şekilde verdiğini, vadesi henüz gelmemiş olan bu çeki sanıktan kendisinin aldığını, söz konusu çekin alınan ürünler karşılığında başka şirketlere verdiğini, sanık ile daha önce de ticari alışverişlerinin olduğunu ve bir problem çıkmadığını, sanığın bu çekten sonra da başka birine ait müşteri çekini cirolayarak kendilerine verdiğini sonradan verilen çekin de sahte olduğunu,
    Kesinleşen dava dosyasında dinlenilen şikâyetçi Selma Bostancıoğlu; keşidecisinin kendisi olarak göründüğü suça konu 20.000 TL bedelli çekin tahsile konulması sırasında imzanın kendisine ait olmadığının banka görevlileri tarafından fark edilmesi neticesinde bankanın durumu bildirdiğini, çekin fotokopi olduğunu,
    İtiraza konu olan bu dosyaya ilişkin olarak şikayetinden vazgeçen ... vekili tarafından 21.03.2007 tarihinde Şişli Cumhuriyet Başsavcılığına verilen şikâyet dilekçesinde özetle; sanığın, 31.12.2006 keşide tarihli, keşidecisi Haksu Otomotiv İnşaat ve Tekstil Sanayi Ticaret Limited Şirketi olan ve 25.000 TL bedelli çeki sahte olduğunu bilerek verdiğini, ayrıca 20.000 TL bedelli sahte bir çekin daha verildiğini, bu çek için de sanık hakkında şikâyette bulunulduğunu ve 2006/61229 sayılı soruşturma numarası üzerinden tahkikat yürütüldüğünü,
    İtiraza konu olan bu dosyaya ilişkin olarak şikayetinden vazgeçen ... savcılıkta; sanığın yetkilisi olduğu şirket ile kendi şirketleri arasında alışverişlerin olduğunu, sanığın biriken borçları nedeniyle iki adet çek verdiğini,
    Mahkemede; sanığın kendi şirketlerinden aldığı mal karşılığında suça konu 31.12.2006 keşide tarihli ve 25.000 TL bedelli sahte çeki verdiğini, çeki sanıktan kendisinin aldığını, daha sonra bu çeki ciranta olarak görünen Akay isimli şirkete verdiklerini, sahte olduğunun kendilerine bildirilmesi üzerine şikâyette bulunduklarını, savcılıkta verdiği ifadesi okunarak sorulduğunda; sanıktan birisi suça konu çek olmak üzere iki ayrı çek alındığını, ancak her iki çekin aynı tarihte değil, ayrı ayrı tarihlerde alındığını, farklı tarihlerde verilmesi nedeniyle çekleri ayrı ayrı şikayet konusu yaptıklarını,
    İtiraza konu olan bu dosyaya ilişkin olarak dinlenilen tanık ...; Haksu Otomotiv İnşaat ve Tekstil Sanayi Ticaret Limited Şirketi ile bir bağlantısının olmadığını, kaybettiği kimliğini bulan kişi yada kişiler tarafından adına bu şirketin kurulduğunu ve buna bağlı olarak çek karnesi alındığını, bu durumu sonradan öğrendiğini, bu nedenle bir çok dava açıldığını, yargılandığı mahkemelerce hakkında beraat kararları verildiğini,
    İfade etmişlerdir.
    Kesinleşen dava dosyasına ilişkin olarak sanık; Hacı isimli tanımadığı bir pazarcıya mal sattığını, bu malın karşılığı olarak bir miktar peşin para aldığını kalan miktar için söz konusu 31.10.2006 keşide tarihli, keşidecisi Selma Bostancıoğlu olarak görünen ve 20.000 TL bedelli çekin bu şahıs tarafından kendisine verildiğini, çeki aldıktan sonra bir ay içinde satın aldığı ürünler karşılığında mağdurun yetkilisi olduğu şirkete verdiğini,
    İtiraza konu olan bu dosyaya ilişkin olarak ise; Pano Hazır Giyim Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi yetkilisi olduğunu, 2006 yılında bu şirketin iflas ettiğini, bu nedenle ellerindeki malları satıp devretmek istediklerini, isimlerinin Hayrullah Çelik ve Hacı olduğunu söyleyen iki kişinin iş yerine gelerek Haksu Otomotiv İnşaat ve Tekstil Sanayi Ticaret Limited Şirketi yetkilisi olduklarını söylediklerini, alışveriş sonucu bu şahıslardan dört adet çek aldığını, bu çeklerden birisinin 25.000 TL bedelli olan suça konu çek olduğunu, verilen üç adet çekin keşidecisi olarak Haksu Otomotiv İnşaat ve Tekstil Sanayi Ticaret Limited Şirketi"nin göründüğünü, suça konu çeki Musta Tekin"e kendisinin verdiğini, aldığı çeklerden birisini de Selma Bostancıoğlu"na verdiğini ve bu çekle ilgili de hakkında dava açıldığını savunmuştur.
    Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözülebilmesi için "zincirleme suç" hükümleri üzerinde durulmalıdır.
    5237 sayılı TCK’na hâkim olan ilke gerçek içtima olduğundan, bunun sonucu olarak, "kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza" söz konusu olacaktır. Nitekim bu husus Adalet Komisyonu raporunda da; "Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, ‘kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır" şeklinde ifade edilmektedir. Bunun istisnaları, suçların içtimaı bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar dışında, işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza, bağımsızlığını koruyacaktır" şeklinde ifade edilmiştir. Bu kuralın istisnalarına ise, 5237 sayılı TCK’nun "suçların içtimaı" bölümünde, 42 (bileşik suç), 43 (zincirleme suç) ve 44. (fikri içtima) maddelerinde yer verilmiştir.
    5237 sayılı TCK.nın 43. maddesinin ilk fıkrasında; "Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır" biçiminde zincirleme suç düzenlemesine yer verilmiş, ikinci fıkrasında; "Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır" denilmek suretiyle aynı neviden fikri içtima kurumu hüküm altına alınmış, üçüncü fıkrasında ise; "Kasten öldürme, kasten yaralama, işkence, ... ve yağma suçlarında bu madde hükümleri uygulanmaz" düzenlemesi ile zincirleme suç ve aynı neviden fikri içtima hükümlerinin uygulanamayacağı suçlar belirtilmiştir.
    5237 sayılı TCK"nın 43/1. maddesi uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için;
    a- Aynı suçun değişik zamanlarda birden fazla işlenmesi,
    b- İşlenen suçların mağdurlarının aynı kişi olması,
    c- Bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlenmesi gerekmektedir.
    Zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için gerekli olan unsurların üzerinde ayrıntılı olarak durulmasında yarar bulunmaktadır.
    a) Aynı suçun değişik zamanlarda birden fazla işlenmesi;
    Aynı suç 5237 sayılı TCK’nın 43. maddesinde; “Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır” denmek suretiyle açıklığa kavuşturulmuştur. Öğretide de “aynı suçtan anlaşılması gerekenin, aynı suç tipi olduğu” kabul edilmektedir. Örneğin dolandırıcılık ile nitelikli dolandırıcılık eylemleri aynı suç sayılır iken, dolandırıcılık ile güveni kötüye kullanma, hırsızlık ile dolandırıcılık, hırsızlık ile suç eşyasını satın alma aynı suç kavramı içerisinde değerlendirilemeyecektir. Aynı suç kavramına, suçun teşebbüs aşamasında kalmış hali de dâhildir. (Nevzat Toroslu, Ceza Hukuku Genel Kısım, Savaş Yayınevi, Ankara, 2008. s.316; Osman Yaşar - Hasan Tahsin Gökcan - Mustafa Artuç, Türk Ceza Kanunu, 1. cilt, Ankara, 2014, s.1241-1242; Mahmut Koca - İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümleri, 8. bası, Ankara, 2015, s. 489-490; Türkan Sancar Yalçın-Yeni Türk Ceza Kanununda “Zincirleme Suç”, TBB Dergisi, sayı 70, Mayıs/Haziran 2007, s. 253)
    5237 sayılı TCK"nın 43/1. maddesinde bulunan “değişik zamanlarda” ifadesinin açıklığı karşısında, zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için suçların farklı zamanlarda işlenmesi gerektiği konusunda öğreti ve uygulamada tam bir görüş birliği bulunmaktadır. Bunun sonucu olarak, aynı mağdura, aynı zamanda, aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda tek suçun oluşacağı kabul edilmiştir. Bu halde zincirleme suç hükümleri uygulanarak artırım yapılamayacak, ancak bu husus TCK"nın 61. maddesi uyarınca temel cezanın belirlenmesinde göz önünde bulundurulacaktır.
    b) İşlenen suçların mağdurlarının aynı kişi olması;
    Mağdur; Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğünde, “haksızlığa uğramış kişi” olarak tanımlanmaktadır. Ceza hukukunda ise mağdur kavramı, suçun konusunun ait olduğu kişi ya da kişilerdir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde suçun maddi unsurları arasında yer alan mağdur, ancak gerçek bir kişi olabilecek, tüzel kişilerin suçtan zarar görmeleri mümkün ise de bunlar mağdur olamayacaklardır. Suçtan zarar gören ile mağdur kavramları da aynı şeyi ifade etmemektedir. Mağdur suçun işlenmesiyle her zaman zarar görmekte ise de, suçtan zarar gören kişi her zaman suçun mağduru olmayabilir. Bazı suçlarda mağdur belirli bir kişi olmayıp; toplumu oluşturan herkes (geniş anlamda mağdur) olabilecektir. (Mehmet Emin Artuk - Ahmet Gökcen - A.Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 9. bası, Ankara, 2015, s.289; İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 11. bası, Ankara, 2015, s. 214-216; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 8. bası, Ankara, 2015, s.106-107; Osman Yaşar - Hasan Tahsin Gökcan-Mustafa Artuç, Türk Ceza Kanunu, 6. cilt, Ankara, 2014, s.7958-7959)
    Mağdurun kim olduğunun belirlenmesinde öncelikle madde metnine bakılmalı, madde metninin yeterli olmadığı durumlarda hükmün konuluş amacı, kanun içerisinde suçun düzenlendiği yer gibi hususlar birlikte değerlendirilerek sonuca ulaşılmaya çalışılmalıdır.
    c) Bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlenmesi;
    Ceza Genel Kurulunun 14.01.2014 gün ve 384-2, 03.12.2013 gün ve 1475-577, 30.05.2006 gün ve 173-145, 08.07.2003 gün ve 189-207, 13.10.1998 gün ve 205-304, 20.03.1995 gün ve 48-68 ile 02.03.1987 gün ve 341-84 sayılı kararlarında "aynı suç işleme kararı" kavramından, kanunun aynı hükmünü birçok kez ihlal etme hususunda önceden kurulan bir plan, genel bir niyetin anlaşılması gerektiği, bu bağlamda failin suçu işlemeden önce bir plan yapmasının veya bu suça niyet etmesinin, fakat fiili bir defada yapmak yerine, kısımlara bölmeyi ve o surette gerçekleştirmeyi daha uygun görmesinin, her hareketinin birbirinin devamı olmasının ve tüm hareketleri arasında sübjektif bir bağlantı bulunmasının anlaşılması gerektiği kabul edilmiş, ilk eylemle ikinci eylem arasında makul sayılamayacak uzunca bir sürenin geçmesinin, sanığın aynı suç işleme kararıyla değil, çıkan fırsatlardan yararlanmak suretiyle suçu işlediğini gösterdiği belirtilmiştir.
    Öğretide ise aynı suç işleme kararının, kanunun aynı hükmünü birden fazla ihlal etmek hususunda önceden kurulan bir plan ve genel bir niyet anlamında bulunduğu (Sulhi Dönmezer-Sahir Erman, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku cilt 1, Beta Basım Yayım, 14. bası, İstanbul, 1999, s.398 vd), çok genel bir birliğin, genel bir saik birliği sonucuna götüreceği, saik birliğinin, kararda birliği meydana getiremeyeceği, suç saiki, niyeti, amacı ile kararının karıştırılmaması gerektiği, yine fırsat çıktığı zaman suç işlemek için verilen genel bir kararın, müteselsil suçun bu sübjektif şartını oluşturmayacağı (Türkan Yalçın Sancar, Müteselsil Suç, Seçkin Yayınevi, Ankara, 1995, s.70 vd), failin çıkacak her fırsattan yararlanmak hususunda genel ve soyut bir kararının varlığının aynı suç işleme kararının kabulünü gerektirmeyeceği (Kayıhan İçel, Suçların İçtimaı, İstanbul, 1972, s. 136-137; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 8. bası, Ankara, 2015, s. 497), kanunda kullanılan karar tabirinden anlaşılması gerekenin, failin daha baştan itibaren birden fazla suçu kısım kısım işlemeye yönelik tasavvuru olduğu, önceden bir plan yapmış, niyetini oluşturmuş, fakat bunu bir defada gerçekleştireceği yerde, kısımlara bölmeyi ve o suretle gerçekleştirmeyi daha uygun görmüş ve bu plana göre hareket etmiş olduğu için zincirleme suçun kabul edildiği (Hakan Hakeri, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 18. Baskı, Ankara, 2015, s.612-613), zincirleme suç halinde failin somut fiiline ve fiillerin bütününe yönelik olmak üzere iki iradesinden söz edilebileceği, zincirleme suç işlemeye yönelik iradenin, yani bir suç işleme kararının her bir suça ilişkin kasıttan önce geldiği (Hamide Zafer, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayımcılık, 4. bası, İstanbul, 2015, s. 456), zincirleme suçun sübjektif şartının bir suç işleme kararının icrası kapsamında işlenen suçlar arasında manevi bir bağ bulunması olduğu (İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 11. bası, Ankara, 2015, s. 564), suçların işleniş biçimindeki benzerlik, aynı türden fırsatları değerlendirme, suçla korunan hukuki değer, hareketin yöneldiği maddi konunun nitelik ve başkalıkları ve suçlar arasındaki zaman aralığı gibi dışa yansıyan veri ve davranışlardan yararlanılarak tespit edilecek olan bir suç işleme kararının kanunun aynı hükmünü ihlal etmek hususundaki failin genel planı olduğu (Mehmet Emin Artuk-Ahmet Gökçen-Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 9. bası, Ankara, 2015, s. 697-698) görüşleri ileri sürülmüştür.
    Suç kastından daha geniş bir anlamı içeren suç işleme kararı, suç kastından daha önce gelen genel bir karar ve niyeti ifade etmektedir. Önce suç işleme kararı verilmekte ve bundan sonra bu genel kararın icrası farklı zamanlardaki suçlarla gerçekleştirilmektedir. Kararın gerçekleştirilmesi için gerekli suçların her birinde ayrı suç kastları, bir başka deyişle bir suç için gerekli olan maddi ve manevi unsurlar ayrı ayrı yer almaktadır. Böylece suç işleme kararı denilen genel plân, niyet veya karar, zinciri oluşturan ve her biri birbirinden bağımsız olan suçları birbirine bağlayan ortak bir zemini oluşturur.
    Suç işleme kararının yenilenip yenilenmediği, birden çok suçun aynı karara dayanıp dayanmadığı, aynı zamanda suçlar arasındaki süre ile de ilgilidir. İşlenen suçların arasında kısa zaman aralıklarının olması suç işleme kararında birlik olduğuna; uzun zaman aralıklarının olması ise suç işleme kararında birlik olmadığına karine teşkil edebilecektir. Yine de çeşitli suçlar arasında az veya çok uzun zaman aralığının var olması, bu suçların aynı suç işleme kararının etkisi altında işlendiğini ya da işlenmediğini her zaman göstermeyecektir. Diğer bir anlatımla, sürenin uzunluğu kararın yenilendiğini düşündürebileceği gibi, kısalığı da her zaman kararın yürürlükte olduğunu göstermeyebilecektir. Diğer taraftan, hukuki veya fiili kesintiler olduğunda farklı değerlendirmeler yapılması mümkündür. Ancak bu değerlendirme her olayda ayrı ayrı ve diğer şartlar da dikkate alınarak yapılmalıdır. Bu nedenle, başlangıçta belirli bir süre geçince suç işleme kararı yenilenmiş ya da değişmiş olur demek, soyut ve delillerden kopuk bir değerlendirme olacaktır. Failin iç dünyasını ilgilendiren bu kararın varlığının her olayın özelliğine göre suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesindeki özellikler, fiillerin işlendikleri yer ve işlenme zamanı, fiiller arasında geçen süre, korunan değer ve yarar, hareketin yöneldiği maddi konunun niteliği, olayların oluşum ve gelişimi ile dış dünyaya yansıyan diğer tüm özellikler değerlendirilerek belirlenmesi gerekecektir.
    Yapılan açıklamalara göre, zincirleme suçun oluşumu için işlenen suçlar arasında ne kadar zaman geçmesi gerektiği konusunda genel ve mutlak bir kural koymak mümkün olmadığından, hangi süre içerisinde işlenirse işlensin, işlenen suç başlangıçtaki genel niyete veya suç işleme konusundaki tek karara dayanıyor ise zincirleme suç hükümleri uygulanacak, ancak işlenen suç failin yeni bir suç işleme kararına dayanıyorsa artık zincirleme suç söz konusu olmayacaktır.
    Zincirleme suça ilişkin bu genel açıklamalardan sonra uyuşmazlığın çözümüne katkısı bakımından "hukuki kesinti" kavramı üzerinde durulması gerekmektedir.
    Yapılmakta olan soruşturma sonucunda toplanan delillerin failin suçu işlediği yönünde yeterli şüphe oluşturması üzerine Cumhuriyet savcısınca şüpheli hakkında CMK"nun 170. maddesi uyarınca iddianamenin düzenlenmesiyle hukuki kesinti oluşmaktadır. İddianamenin düzenlenmesiyle olaylar arasında hukuki kesinti oluştuğundan iddianamenin düzenlenmesinden sonra devam eden eylemler ise başka bir ceza soruşturmasının konusunu oluşturacaktır. Başka bir anlatımla sanık hakkında iddianame düzenlendikten sonra, sanık tarafından aynı suçun tekrar işlenmesi durumda, yeni ve ayrı bir suç söz konusu olacaktır.
    Buna karşın işlemiş olduğu suçtan dolayı henüz hakkında iddianame düzenlenmeden, sanığın aynı suç işleme kararıyla ve aynı mağdura karşı yeniden suç işlemesi durumunda, hukuki kesinti gerçekleşmeden aynı suçun işlenmesi söz konusu olduğundan sanık hakkında zincirleme suç hükümleri uygulanacaktır. Bu ahvalde sanığın her suçtan ayrı ayrı cezalandırılması yoluna gidilmeyecek, sanığa bir suçtan ceza verildikten sonra hakkında zincirleme suç hükümleri uygulanmak suretiyle cezasından artırım yapılacaktır.
    Buna göre, soruşturma aşamasında sanığın aynı suç işleme kararıyla, aynı mağdura karşı değişik zamanlarda aynı suçu işlediğinin tespit edilmesi durumda, soruşturma dosyalarının birleştirilerek kamu davası açılması, bu hususa riayet edilmeden kamu davalarının açılması halinde ise hukuki kesintinin oluşmasından önce sanığın aynı mağdura karşı bir suç işleme kararıyla aynı suçu değişik zamanlarda işlediğinin anlaşılması durumunda dava dosyalarının birleştirilerek sanık hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının değerlendirilmesi isabetli bir uygulama olacaktır.
    Bu aşamadan sonra uyuşmazlığın çözümü için zincirleme suç hükümlerinin uygulanma şartlarının mevcudiyeti halinde cezanın nasıl belirlenmesi gerektiği üzerinde durulmalıdır.
    Bir suçun zincirleme biçimde işlendiğinin kabulü halinde, faile her bir suç için ayrı ayrı ceza verilmeyecek, tek bir ceza verilip bu ceza üzerinden TCK"nın 43/1. maddesi gereğince artırım yapılacaktır.
    Failin işlediği suçlar aynı nitelikte ise, örneğin her biri suçun basit veya nitelikli hali ise burada ceza bu basit veya nitelikli hal üzerinden belirlenecektir. Failin işlediği suçlardan bir kısmı suçun basit bir kısmı da nitelikli hali ise, nitelikli hal daha fazla ceza verilmesini gerektiren bir nitelikli hal ise ceza bunun üzerinden belirlenmeli, ancak nitelikli hal suçun basit şekline göre daha az ceza verilmesini gerektiren bir nitelikli hal ise ceza suçun basit şekli üzerinden belirlenmelidir.
    Suçlardan birinin tamamlanmış diğerinin teşebbüs aşamasında kalması durumunda, şayet suçlar aynı nitelikte ise, örneğin ikisi de suçun basit şekli ise tamamlanmış suçtan hüküm kurulmalıdır. Tamamlanmış olan eylem suçun basit halini, teşebbüs aşamasında kalmış eylem ise suçun nitelikli halini oluşturuyorsa, bu durumda her bir suç için ayrı ayrı uygulama yapılarak sonucuna göre hangi suç daha ağır cezayı gerektiriyor ise o suç üzerinden zincirleme suç hükümleri uygulanmalıdır. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 20.03.1973 gün ve 388-265; 21.05.2013 gün ve 1543-257 sayılı kararlarında da aynı sonuca ulaşılmıştır.
    Zincirleme suçlardan biri hakkında açılan kamu davası sonucunda zincirleme suç hükümleri uygulanmadan hüküm kurulmuş ve kesinleşmiş ise, henüz sonuca bağlanmayan zincirleme suça tabi diğer suç hakkında nasıl hüküm kurulması gerektiği meselesine gelince;
    Zincirleme suça dâhil olan suçlardan biri hakkında beraat kararı verilmiş ya da zamanaşımı, genel af, şikâyetten vazgeçme gibi ceza ilişkisini ortadan kaldıran bir sebebe dayalı olarak hüküm kurulmuşsa artık o suç bakımından zincirleme suç ilişkisi kalkacağından henüz sonuca bağlanmayan suçla ilgili kesinleşen hükme konu fiil gözetilmeksizin bağımsız hüküm kurulmalıdır.
    Zincirleme suça dâhil olan bir suçtan bu durum gözetilmeksizin mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar kesinleşmiş ise, zincirleme suça konu ikinci suçla ilgili olarak mahkemece; kesinleşen hükme konu eylem de göz önüne alınarak zincirleme suç hükümlerinin uygulanması suretiyle hüküm kurulmalı, kesinleşen hükümdeki ceza sonuç cezadan indirilmeli, böylece yargılaması devam eden suça ilişkin ceza belirlenmelidir.
    Nitekim Ceza Genel Kurulunun 20.04.1999 gün ve 61-74 sayılı kararında bu şekilde yapılan uygulamanın isabetli olduğu belirtildiği gibi, Yargıtay Ceza Dairelerinin süre gelen uygulamalarının aynı şekilde olduğu anlaşılmaktadır (Örneğin; 11. Ceza Dairesinin 10.06.2015 gün ve 3690-26932; 23.11.2015 gün ve 23925-31124; 10. Ceza Dairesinin 12.06.2015 gün ve 2258-31755; 2. Ceza Dairesinin 13.04.2015 gün ve 5306-7580; 28.04.2010 gün ve 12228-14136; 5. Ceza Dairesinin 26.3.2012 gün ve 8459-2592; 14.3.2012 gün ve 9041-2042; 21. Ceza Dairesinin 30.09.2015 gün ve 10828-3351; 02.12.2015 gün ve 12921-5763 sayılı kararları)
    Öte yandan, ceza muhakemesinin amacı, her somut olayda kanuna ve usulüne uygun olarak toplanan delilerle maddi gerçeğe ulaşıp adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasının önüne geçebilmek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmektir. Gerek 1412 sayılı CMUK, gerekse 5271 sayılı CMK; adil, etkin ve hukuka uygun bir yargılama yapılması suretiyle maddi gerçeğe ulaşmayı amaç edinmiştir. Bu nedenle ulaşılma imkanı bulunan bütün delillerin ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir. Diğer bir deyişle adaletin tam olarak gerçekleşebilmesi için, maddi gerçeğe ulaşma amacına hizmet edebilecek tüm kanuni delillerin toplanması ve tartışılması zorunludur.
    Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
    Sanık hakkında, 31.10.2006 keşide tarihli, keşidecisi Selma Bostancıoğlu olarak görünen 20.000 TL bedelli sahte çeki mal aldığı şirkete verdiğinden bahisle resmî belgede sahtecilik suçundan açılan kamu davası sonucunda, Şişli (Kapatılan) 8. Asliye Ceza Mahkemesince resmî belgede sahtecilik suçundan mahkûmiyet kararı verildiği ve bu kararın Yargıtay 11. Ceza Dairesince onanarak kesinleştiği; itiraza konu bu dosyaya ilişkin olarak da sanık hakkında, 31.12.2006 keşide tarihli, keşidecisi Haksu Otomotiv İnşaat ve Tekstil Sanayi Ticaret Limited Şirketi olarak görünen 25.000 TL bedelli sahte çeki aynı şirkete satın aldığı mallar karşılığında verilen iddiasıyla resmî belgede sahtecilik suçundan açılan kamu davası sonucunda mahkûmiyet kararı verilen olayda; suça konu çeklerin farklı zamanlarda verildiğinin tespiti hâlinde bu suç yönünden TCK"nın 43/1. maddesi uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasının mümkün olduğu, aynı anda verildiğinin tespit edilmesi hâlinde ise eylemin tek bir resmî belgede sahtecilik suçunu oluşturacağı dikkate alındığında; kesinleşen dava dosyasında tanık sıfatıyla dinlenen Ali Cengiz Tokdemir"in, sanığın şirketten aldığı ürünler karşılığında bu dosyadaki yargılamaya konu olan 31.10.2006 keşide tarihli, 20.000 TL bedelli sahte çeki cirolayarak verdiğini, bu çekin haricinde, sonradan başka birine ait müşteri çekini de cirolayarak kendilerine verdiğini, sonradan verilen bu çekin de sahte olduğunu öğrendiklerini ifade etmesi; şikayetten vazgeçen şirket yetkilisinin ise itiraza konu olan bu dosyaya ilişkin olarak savcılıkta, sanığın biriken borçları nedeniyle söz konusu 31.12.2006 keşide tarihli olan 25.000 TL ve 20.000 TL bedelli çekleri verdiğini beyan etmesine rağmen mahkemede, söz konusu iki adet çekin aynı tarihte değil, ayrı ayrı tarihlerde alındığını ve bu nedenle çekleri ayrı ayrı şikâyet konusu yaptıklarını ifade etmesi karşısında; maddi gerçeğin hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde tespiti ve sanığın eylemlerinin tek bir suçu mu, her biri yenilenen kasıtla işlenmiş ayrı suçları mı, yoksa bir suç işleme kararıyla kanunun aynı hükmünün değişik zamanlarda, birkaç kez ihlal etmek suretiyle zincirleme biçimde işlenmiş suçu mu oluşturduğunun değerlendirilmesi açısından, kesinleşen Şişli (Kapatılan) 8. Asliye Ceza Mahkemesi"nin 02.12.2010 tarihli ve 472-1415 sayılı dava dosyasının getirtilerek incelenmesi, sanığın, suça konu çekleri aynı anda mı yoksa farklı tarihlerde mi suçtan zarar görene verdiği hususunun ilgililerin beyanlarına yeniden başvurularak kesin olarak belirlenmesi ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayini gerekirken eksik araştırma ile hüküm kurulması usul ve kanuna aykırıdır.
    Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle kabulüne, Özel Daire onama kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme kararının sanık hakkında resmî belgede sahtecilik suçundan TCK"nın 43. maddesinin uygulanması bakımından eksik araştırma ile hüküm kurulması isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.

    SONUÇ:
    Açıklanan nedenlerle;
    1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle KABULÜNE,
    2- Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 13.11.2017 tarihli ve 2019-23036 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,
    3- İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 27.12.2012 tarihli ve 491-459 sayılı kararının, sanık hakkında resmî belgede sahtecilik suçundan TCK"nın 43. maddesinin uygulanması bakımından eksik araştırma ile hüküm kurulması isabetsizliğinden BOZULMASINA,
    4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 18.10.2018 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.

    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi